İçeriğe geç

Küller Üstünde

Bölüm 25 · 4 dk okuma

Küller Üstünde

Bölüm 25

25. Bölüm- Maskelerin Ardında

.Kıyafetimi düzelttim. Aynada kendime son kez baktım.

Siyah, yere kadar uzanan elbisem vücuduma tam oturuyordu.

Omuzdan ince bir zincir detayı, elbiseyi şık bir siluete dönüştürüyordu.

Maskem ise gözlerimi gizliyor, bana yabancı ama güçlü biri gibi hissettiriyordu.

Kaan, arabada sessizdi.

Takım elbisesi içinde fazla “profesyonel” görünüyordu ama onu tanıyorsam… bu gece tetikte olacaktı.

Görev basitti.

Bir bağış gecesi.

Ama her şeyin göründüğü kadar sade olmadığını çok iyi biliyordum.

Özellikle hedefimiz, antika bir mühürdü: Orion Mührü.

Kadim bir sır. Ve birçok karanlık el ona ulaşmak istiyordu.

Malikâne gösterişliydi.

Kristal avizeler, keman ezgileri ve gülümseyen maskeler…

Hepsi yapaydı.

Hepsi… geçici.

Kaan birkaç adım arkamda duruyordu.

Ben bir tabloya göz gezdirirken bir adam yanıma yaklaştı.

40’larında, pahalı parfüm kullanan, fazlaca kendinden emin biriydi.

“Sanatla ilgileniyorsunuz demek... Ama sanırım bu geceki en güzel tablo sizsiniz.”

İçimden göz devirdim.

Geri çekilmek istedim ama adam ısrarcıydı.

Tam ağzımı açacaktım ki bir gölge aramıza girdi.

Kaan.

Sert bir bakışla adamın önünde durdu.

Hiçbir şey demeden beni kendine çekti…

Ve aniden…

Beni öpüverdi.

Kalbim bir anlığına yerinden fırlayacak gibi oldu.

Yüzüm ateş gibi yandı.

Şaşırmıştım ama… nedenini sormadım.

Adam sersemlemişti.

“Ah... Özür dilerim. Gerçekten bilmiyordum…”

Birkaç adım geri çekildi ve hızla uzaklaştı.

Kaan’ın gözleri benimkilerle buluştu.

Derin ama bir şey söylemeyen bakışlardı.

“Kıskandın mı?” diye sordum sessizce.

“Taktiksel öpücüktü,” dedi. “Kimliğimizi korumak için.”

Elbette.

Ama gülümsemesini yakaladım.

Ve o an, ikimiz de her şeyin taktiksellikten öte olduğunu biliyorduk.

Partinin ortasında, Orion Mührü cam fanus içinde sergileniyordu.

Gecenin en büyük bağışçısına verilecekti ama tabii ki bu sadece bir bahane.

Sunum başladığında ışıklar gitti.

Saniyelik bir sessizlik oldu.

İnsanlar panikledi.

Ama ben… tavanı fark ettim.

İnce bir ip…

Ve karanlıkta süzülen bir gölge.

Hedefi biliyordum.

Arka merdivenlere yöneldim.

Önce topuklarımı çıkardım, sonra kıyafetimin içinden hazırladığım siyah tırmanış giysisini giydim.

Servis geçidinden tavana ulaştım.

Oraya ilk çıkan o olmadı.

İpimi bağladım.

Ve yavaşça, hırsızın hemen arkasına sarkmaya başladım.

Ellerimle tavana tutunurken, ayaklarımı serbest bıraktım.

Süzülerek arkasına indim.

Kıpırdayacak olursa onu doğrudan düşürecek bir konumdaydım.

“Kıpırdarsan düşersin. Kıpırdamazsan da zaten bittin,” dedim sessizce, silahımı ense köküne yaslayarak.

Işıklar yandığında, ben hâlâ tavanda asılıydım.

Altımda yere yatırılmış bir hırsız…

Ve hayranlıkla bakan gözler.

Ama ben sadece Kaan’a baktım.

Kalabalıkta duruyordu.

Kollarını kavuşturmuştu.

Gülümsüyordu.

Gururla.

Görev başarıyla tamamlanmıştı.

Arabaya bindiğimizde ilk başta konuşmadık.

Yorgunduk, evet. Ama bir şey daha vardı aramızda.

Kaan başını bana çevirdi.

“Taktiksel öpücük, ha?” dedim bu kez.

O da gülümsedi.

“İstersen tekrarlarım. Bu kez tamamen profesyonel olmayan sebeplerle.”

Gözlerimi devirdim ama istemsizce tebessüm ettim.

Bu gece sadece bir görev değildi.

Bu gece... bazı duvarlar çatlamıştı.

Üsse dönüş yolunda arabanın camından dışarı baktım.

Gece hâlâ uyumamıştı.

Şehir ışıkları bulanıktı ama içimdeki düşünceler onlardan bile daha karışıktı.

Kaan sessizdi.

Ama bu kez sessizliği tanıyordum.

Bu; "Bir şeyler değişti ama henüz adını koyamıyorum" sessizliğiydi.

Parmak uçlarımı dizlerimde gezdirdim.

Dudaklarımda hâlâ o öpücüğün izi vardı.

Bir görevdi, belki…

Ama kalbim onun görev olmadığını çok iyi biliyordu.

“Mühür…” dedim, sessizliği bozarak.

“Sence gerçekten sadece bir sembol müydü?”

Kaan başını çevirmeden konuştu.

“Hayır. O mühür bir çağrıydı. Kimin elinde olursa, onun yönettiği bir ağ aktifleşiyor. Veri toplama, manipülasyon, şantaj… Gecenin kazananı sadece bir bağışçı değil, geleceği gözetleyen bir sistemin anahtarına sahip olacaktı.”

Tüylerim diken diken oldu.

Yani bu sadece bir görev değildi…

Bu bir savaş ilanının başlangıcıydı.

Geri döndüğümüzde üs sessizdi.

Koridorlar loş ışıklıydı ama her zamankinden daha gergin bir hava vardı.

Kaan, patronun odasına yönelmeden önce bana döndü.

“Duş al, biraz dinlen. Yarın konuşuruz.”

Başımı salladım.

Ama içim içime sığmıyordu.

Odaya girdiğimde, elbisemi çıkardım.

Maskeyi masaya bıraktım.

Ve aynaya baktım.

Orada hâlâ o adam vardı.

Beni öpen.

Beni sahiplenen.

Ama sonra… hiçbir şey demeden uzaklaşan.

Duştan çıktığımda kapım çaldı.

Kapıyı açtım.

Kaan’dı.

Üzerinde hâlâ siyah gömleği vardı ama kravatını gevşetmişti.

Saçları dağınıktı, gözleri yorgun.

“Konuşmamız lazım,” dedi.

“Benim değil,” dedim. “Senin bana anlatman gereken şeyler var.”

İçeri girdi.

Oturmadı.

Sadece bana baktı.

“O öpücük...” dedim. “Sadece dikkat dağıtmak için miydi?”

Sustu.

Bu suskunluk bile aslında cevaptı ama yetmiyordu.

“Deniz,” dedi sonunda. “Sana bir şey olsaydı... Dayanamazdım. Adam sana dokunduğunda gözüm karardı. Bu... sadece görev değil artık. Ama zamanlama da berbat.”

Kollarımı kavuşturdum.

Trip atmak istemiyordum ama içimdeki kırgınlık hâlâ oradaydı.

“Görevdeyken beni unuttun Kaan. İplerde sallanmasam hatırlamayacaktın bile yanındayım.”

Yaklaştı.

Ama geri çekildim.

Artık yakınlık yetmiyordu.

Açıklık gerekiyordu.

“Ben sadece yanında savaşmak istemiyorum. Yanında yaşamak da istiyorum,” dedim.

O an... Gözleri yumuşadı.

Kaan’ı ilk kez bu kadar savunmasız gördüm.

“Ben... nasıl yapılacağını bilmiyorum,” dedi fısıltıyla.

“Ama sen öğretirsen... denemek isterim.”

Gözlerim doldu.

Belki hâlâ yolun başındaydık.

Belki hâlâ eksik çok şey vardı.

Ama o gece… kalbimizin aynı ritimde attığını ilk kez bu kadar net duydum.

Karanlık Uyanıyor

Ertesi sabah rapor tesliminde patron Orion Mührü’nün üzerindeki işareti fark etti.

“Bu… sadece bir sembol değilmiş,” dedi.

“Bir GPS sinyali gibi. Şu an biri mühür üzerinden bizi izliyor olabilir.”

Kaan’la göz göze geldik.

Savaş başlamıştı.

Ama bu kez sadece düşmanlarla değil…

İlişkimizdeki çatlaklarla da yüzleşecektik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.