ZAMAN ATLAMASI (2 HAFTA SONRA)
Kaan’ın yokluğu ilk defa bu kadar uzun sürdü.
Ama asıl mesele süreden çok, sessizlikti.
Bir “dikkat et kendine” bile dememişti giderken. Sadece “görev” demişti.
Ben onun için bir görevden ibaret değildim ama…
Bazen öyle hissettiriyordu.
Üsse döndüğümde etrafımdaki herkes onun liderliğiyle övünüyordu.
Kaan şöyleymiş, böyle strateji kurmuş…
Ben de sadece başımı sallayıp gülümsedim. Gülümsedim ama içim başka şeyler söylüyordu:
"Ben senin gölgen değilim Kaan. Yanında yürüyordum, ardında değil."
Kaan’ın Görevi
Onun gözünden görmedim, ama anlatılanları duydum.
Kaan ilk kez ekibin başında bir operasyona liderlik etmişti.
Hedef, tarikatın yeni üslerinden biriymiş. Girmesi zor, çıkması imkânsız denilen yerlerden.
Ama başarmış. Hem de sıfır kayıpla.
Patron, onu tüm üs önünde tebrik etmiş.
Ama o sırada… beni aramamış bile.
Üssün Gece Sessizliği
Saat gece 02.17.
Uyumuyordum. Uyuyamazdım zaten.
Odamın ışıkları kapalıydı ama gözlerim açıktı.
Ve sonra... kapı tıklatıldı.
Açmadım. Zaten kimin olduğunu biliyordum.
“Deniz... ben geldim.”
Sesi hâlâ aynıydı. Dingin. Suçsuz.
Ama sessizliğim, artık sözcüklerden daha çok şey anlatıyordu.
Kapıyı araladım, yüzüne bile bakmadan arkamı döndüm. Sessizce yatağa geçtim.
O ise içeri adım attı.
“Beni dinler misin?”
Konuşmadım.
Oturdu.
Ve devam etti:
“Görev... düşündüğümden yoğundu. Ekibin başında olmak sorumluluk istiyor. Herkes bana bakıyordu. Onları sağ salim geri getirmeliydim.”
Yutkundum. Onun için endişeliydim ama bu, beni görmemesini haklı kılmazdı.
Sonunda cevap verdim:
“Geri getirdiğin o ekip… arasında ben yoktum. O yüzden fark etmedin galiba.”
Bir anlık sessizlik oldu. O an içimin kırıldığını ilk kez hissetti, eminim.
“Seni fark etmemem imkânsız. Ama bazı şeyler... seni korumak için yapılır. Bilerek uzak durmadım Deniz. Ama bilmeden uzak kaldım. Özür dilerim.”
Bana doğru bir adım attı, ama ben o adımı geri verdim.
Kırgınlık duvardan yapılmaz. Sessizlikten yapılır.
“Ben özür değil, öncelik olmak istiyorum. Anlamıyor musun?”
Bakışlarımız buluştu.
Bu ilk kez kavga etmek değil, gerçekten kırılmaktı.
Kaan sustu. Gözlerini benden çekmedi ama bir şey demedi.
Belli ki cevap arıyordu ama kelime bulamıyordu.
Sonra... kapıya yöneldi.
Ama çıkmadı.
Elini kapıya koydu.
Ve sırtı dönükken sadece şunu fısıldadı:
“Bu kadar önemli olduğunu daha önce fark edemediysem, hata bende. Ama seni bir daha gözden kaçırmayacağım.”
Kapıyı kapatmadı.
Gitti.
Ve ben... ilk kez gözyaşı dökmedim.
Çünkü bu defa, onun da içinin acıdığını hissediyordum.
Kaan’ın gidişiyle birlikte odada bir sessizlik kaldı.
Ama içimdeki sesler bağırıyordu.
Yüzüme yerleşen ifade ne öfkeydi, ne de özlem.
Sadece boşluk.
Kaan’ın söyledikleri içime dokunmuştu.
Ama kalbim, birkaç kelimeyle iyileşebilecek kadar basit değildi.
Bir süre yatağımda öylece oturdum. Sonra kalktım, camı açtım.
Soğuk gece havası yüzüme vurdu.
O sırada alttan üs bahçesindeki yürüyen silueti gördüm.
Kaan.
Yavaş, düşünceli adımlarla yürüyordu.
O hâlini daha önce görmemiştim.
Kazanmayı bilen ama kaybetmeyi öğrenmeye çalışan bir adam gibiydi.
Ve bu beni… olduğumdan daha çok etkiledi.
Ertesi Gün – Toplantı Salonu
Sabah erkenden bir toplantıya çağrıldım.
Salonda herkes toplanmıştı. Patron konuşuyordu:
“Tarikatın Doğu Şubesiyle ilgili istihbarat sızdı. Kaan yeni göreve çıkacak. Ama bu kez yanında özel biri olacak. Yan kolu. Aynı zamanda kalbi...”
Sözlerinin sonu yankılandı içimde.
Birkaç kişi bana baktı.
Ama Kaan, doğrudan bana döndü ve gözümün içine bakarak başını eğdi.
Sessizce ama anlamlıca.
Sanki “senin kararın” der gibiydi.
Göreve Hazırlık
Kaan silahlarını kontrol ederken ben de çantamı hazırlıyordum.
Aramızda hâlâ konuşulmamış şeyler vardı, ama bu görev… belki de o duvarı aşmamız için son şanstı.
Ben:
“Bu kez beni gerçekten yanında mı istiyorsun, yoksa patron öyle dediği için mi?”
Kaan çantayı kapattı, sonra bana döndü.
“Seni bu göreve ben seçtim. Çünkü sana güveniyorum. Çünkü orası benim gözüm değil, kalbimle karar vermem gereken bir yer. Ve kalbim... seni çağırıyor.”
Bakışlarımı kaçırmadım bu defa.
Kalbimin içinde bir şey çözülmeye başlamıştı.
Belki hâlâ bir "biz" vardı.
Yola çıkmadan önce üs dışında kısa bir mola verdik.
Birlikte çimenlere oturduk.
Kaan sustu, ama elleri ceplerinde bir şeyler arıyordu.
Sonra küçük bir kutu çıkardı.
“Bunu... Sana aldım. Görevdeyken seni düşünmediğimi sanma. Her gördüğümde içimden geçtin. Bu da, o anların kanıtı.”
Kutuyu açtım.
İçinde minik bir gümüş kolye vardı.
Üzerinde tek bir kelime yazılıydı:
“Fark ediyorum.”
Kaan:
“Bu sadece bir özür değil. Aynı zamanda bir söz.”
Kolye elimde titriyordu.
Sözler ağzıma geldi, ama söylemek yerine... gülümsedim.
İlk defa gerçekten.
Göreve Gidiş – Ve Belirsiz Bir Gelecek
Arabaya bindik.
Sessizlik bu kez kırıcı değil, huzur vericiydi.
Her şey hâlâ karmaşıktı.
Ama aramızda bir başlangıç vardı.
Yeni bir sayfa.
Ve belki bu defa…
Sayfa birlikte yazılacaktı.