İçeriğe geç

Küller Üstünde

Bölüm 19 · 3 dk okuma

Küller Üstünde

Bölüm 19

19. Bölüm- Kanla Yazılan Gerçek

Gökyüzü, çatlamış bir aynaya benziyordu. Bulutlar griydi ama içlerinden akan ışık keskin bir öfkeyi andırıyordu. Ormanın kalbine giderek yaklaştıkça, her şey ağırlaştı. Ayaklarımız yere batıyor, nefesimiz duman gibi havada asılı kalıyordu.

Kaan önde yürüyordu. Omzunda hâlâ önceki saldırının izleri vardı ama acıya aldırış etmiyordu. Onun bu halini görmek garip bir güven duygusu veriyordu. Ne zaman göz göze gelsek, birbirimize “Hazırım,” diyorduk sessizce.

Elaen, arkamızda sessizce yürüyordu. Ama ben onun sessizliğine hiç güvenmiyordum.

Bir süre sonra nihayet o yere vardık.

Gölgelerin Çemberi.

Ağaçlar burada daha sık ve kıvrıktı, sanki gökyüzünü engellemek ister gibi. Ortada devasa, daire şeklinde bir taş alan vardı. Yerde semboller… bazıları kanla çizilmişti. Diğerleri zamanla taşın üstüne oyulmuş. Havada hâlâ geçmiş kurbanların çığlıkları asılıydı sanki.

Elaen konuştu ilk defa:

“Burası, tarikatın güç aldığı noktalardan biri. Ama artık terk edildi.”

Yalan.

Her hücrem onun yalan söylediğini bağırıyordu.

Tam o anda Kaan’la göz göze geldik. O da aynı şeyi hissediyordu.

Bir adım attım, taşlara yaklaştım. Tam eğilirken, yerin altından bir tıslama sesi geldi.

Kaan bağırdı:

“DENİZ GERİ ÇEKİL!”

Ama çok geçti.

Toprak çatladı.

Altımızdan siyah, kalın zincirler fırladı!

Bir zincir bacağıma dolandı, beni yere savurdu. Kaan, bıçağını çekip zinciri kesmeye çalıştı ama o anda etraf karardı.

Tarikat geldi.

Yüzleri maskeli, gözleri simsiyah olan ondan fazla adam ormanın dört bir yanından sessizce belirdi. Ellerinde kanlı hançerler, bazıları gölgelerden oluşmuş mızraklar taşıyordu.

Elaen ise...

Arkamızda durup sadece izliyordu.

“Elaen! Yardım etsene!” diye bağırdım.

Ama o, sadece kısık bir gülümsemeyle cevap verdi:

“Ben zaten üzerime düşeni yapıyorum.”

İlk ihanet.

Kaan öfkeyle dönüp ona doğru koştu ama tarikatın bir adamı önünü kesti. Kaan’ın yumruğu adamın yüzüne çarptı—maske çatladı. Ama adam hiç ses çıkarmadı. Sadece kanla gülümsedi.

Ben ayağa kalktım. Zinciri çözmeden, enerjimi avuçlarımda toplamaya başladım.

“Artık yeter,” dedim.

İlk darbe bana geldi.

Bir hançer omzuma saplandı. Acıyla bağırdım ama geriye çekilmedim.

Kanım yere damladığında güç daha da arttı.

Ellerim alevlendi.

Gözlerim parladı.

Ben artık Deniz değildim.

Ben savaşın kendisiydim.

Avcumdan çıkan enerji, saldırganın göğsüne çarptı. Adam metrelerce uzağa savruldu. Geriye kan ve duman kaldı.

Kaan ise tam bir canavara dönmüştü.

İki tarikat üyesini aynı anda yere serdi.

Kan sıçrıyordu. Döner tekmesi birinin kafasını duvara çarptı, diğeri boğazını tutarak yere yığıldı.

Ama yeterli değildi. Her yere akın etmişlerdi.

Korkunç bir çığlık yankılandı.

Elaen'in gözleri parladı, semboller yerden yükseldi.

“Bu sadece başlangıç,” dedi. “Artık siz de bizimlesiniz.”

Ama biz kimseyle değiliz.

Kaan, bana döndü.

“Deniz. Şimdi ya savaşırız, ya da ölürüz.”

“Savaşacağız,” dedim. “Ve cehennemi buraya getireceğiz.”

İkinci dalga başladı.

Bu sefer gölgeler kendi içlerinden fırladı. Savaşın ortasında havaya sıçrayan biri, beni yakalamaya çalıştı. Onu yakaladım, yere çaktım.

Dizimle boğazına bastım.

“Siz... bizim kabusumuz değilsiniz,” dedim.

“Biz, sizin sonunuzuz.”

Kaan bir kılıç aldı, ters çevirdi, düşmanlarının içine daldı.

Kılıcın sesi çığlıklara karıştı.

Elaen bir büyü fısıldadı ama artık çok geçti. Gözlerimdeki güç onu hedef almıştı.

“Senin sıran da gelecek,” dedim.

Zemin çatladı.

Çember parçalandı.

Gölgelerin kalbi, bizimle savaşırken yandı.

Ama biz de yanmıştık.

Kaan’ın sağ kolu kan içindeydi.

Benim göğsümde derin bir çizik vardı.

Ama gözlerimizde başka bir şey parlıyordu: kararlılık.

Ve birbirimize sarıldık.

İlk defa gerçekten nefes aldık.

Tarikat yok olmamıştı.

Elaen kaçmıştı.

Ama bu savaşta biz doğmuştuk.

Ve artık...

Biz birer savaşçıydık.

Küllerin üstünden doğan iki savaşçı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.