İçeriğe geç

Kül ve ayna

Bölüm 9 · 2 dk okuma

Kül ve ayna

Bölüm 9

9. Bölüm Namlunun ucundaki gerçek

​Kapıda beliren adamın yüzündeki soğuk tebessüm, tünelin nemli havasını dondurmaya yetti. Şakakları kırlaşmış, gözlerinde en ufak bir merhamet kırıntısı bile olmayan bu adam, üç yıl önce hayatımı cehenneme çeviren kişinin ta kendisiydi: Haluk Karadağ.

​"Atlas..." dedi Haluk, silahın namlusunu bir milim bile saptırmadan. "Bunca yıl seni besledim, büyüttüm. Ama sen küçük bir kızın gözyaşları için bana ihanet ettin."

​Atlas istifini bozmadı. Yavaşça öne doğru bir adım atarak beni gövdesiyle gizlemeye çalıştı.

​"Alara’nın bu işlerle bir ilgisi yok Haluk," dedi Atlas, sesi alçak ama tehditkârdı. "Aradığın her şey o kasada. Belgeler bende. Onu bırak gitsin."

​Haluk kahkaha attı. Boğuk, tüyler ürpertici bir sesti bu. "Onu bırakayım mı? Bütün bu oyunu o kızın hafızası yerine gelsin ve kasayı açsın diye oynadık Atlas! Sen gerçekten onu koruduğunu mu sanıyordun? Senin her adımını, her hamleni izledim. Beni doğrudan kasaya getirdin."

​İşittiğim kelimeler başımı döndürdü. Kasayı elinde sıkıca tuttuğum klasörle birlikte göğsüme bastırdım. Kalbim kaburgalarımı parçalayacakmış gibi vuruyordu.

​"Atlas..." diye fısıldadım arkasından. "Doğru mu bu?"

​Atlas arkasına bakmadı ama omuzlarının çöktüğünü hissettim. "Seni yem olarak kullanmalarına asla izin vermedim Alara. Yemin ederim..."

​"Yeter bu kadar duygusallık!" dedi Haluk, silahı hafifçe yukarı kaldırarak. "Klasörü bana verin. Sonra ikinizin de o yangından nasıl sağ çıkamadığını gazetelerden okuruz."

​Haluk’un arkasındaki adamlardan biri öne doğru bir adım attığı anda, odadaki gramofondan gelen cızırtılı müzik aniden kesildi.

​Atlas o saliselik duraksamayı fırsat bildi.

​"Şimdi Alara!" diye bağırdı.

​Atlas inanılmaz bir hızla Haluk’un üzerine atıldı. Silah patladı! Mermi tepemizdeki ahşap kirişlere saplanıp toz bulutu çıkarırken, Atlas adamın bileğini yakalayıp duvara çarptı.

​"Kaç!" diye kükredi Atlas. "Arka geçitten kaç!"

​Odadaki karmaşa tavan yaptı. Diğer iki adam üzerimize doğru hamle yaparken, kütüphanedeki devasa ahşap raf büyük bir gürültüyle devrildi. Kitaplar, antikalar ve toz havada uçuştu.

​Atlas iki adamla birden boğuşuyordu. Yüzüne aldığı sert bir darbeyle gerilese de pes etmedi, adamın birini masanın üzerine savurdu. Ama Haluk yerdeki silahına tekrar uzanıyordu.

​Kaçamazdım. Onu burada, bu cehennemde yalnız bırakamazdım.

​Masanın üzerindeki ağır, bronz şamdanı kaptığım gibi Haluk’a doğru koştum. Haluk silahı Atlas’a doğrulttuğu anda, bütün gücümle şamdanı eline geçirdim.

​Metalin kemiğe çarpma sesiyle birlikte Haluk acı içinde haykırdı, silah elinden fırlayıp kasanın altına yuvarlandı.

​"Alara!" Atlas beni kolumdan tutup kendine doğru çekti. Yüzü kan içindeydi ama gözlerinde sadece benim için kaygılanan bir ateş yanıyordu. "Sana kaç dedim!"

​"Seni bırakmıyorum!" diye bağırdım, sesim kütüphanenin taş duvarlarında yankılandı. "Bir daha asla!"

​Haluk yerdeki acısını unutup arkadaki adamlarına kükredi: "İkisini de vurun! Belgeleri alın!"

​Atlas elini beline attı ve kendi sakladığı silahı çıkardı. İki el ateş etti. Tavandaki eski avize büyük bir gürültüyle Haluk ve adamlarının üzerine çöktü. Cam ve demir parçaları ortalığı birbirine katarken, Atlas elimi kenetledi.

​"Şimdi!" dedi.

​Kasanın arkasındaki karanlık, dar tünel kapısına doğru koştuk. Belgeler kucağımdaydı, arkamızda patlayan silah sesleri ve çığlıklar yükselirken kendimizi yeraltının derinliklerine, son kaçış yoluna attık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.