İçeriğe geç

Kül ve ayna

Bölüm 7 · 2 dk okuma

Kül ve ayna

Bölüm 7

7. Bölüm yer altındaki gölgeler

Binanın bodrum katına inen dar, nemli merdivenler, karanlığı bıçak gibi kesen fenerimizin cılız ışığıyla aydınlanıyordu. Dışarıdaki patlama sesleri, beton duvarların arkasında boğuk birer gürültüye dönüşmüştü.

​Atlas, feneri sağ eliyle tutarken sol eliyle parmaklarımı sıkıca kavramıştı. Dokunuşu sert ama koruyucuydu. Her adımımızda topuklarımızın ıslak zeminde çıkardığı sesler yankılanıyordu.

​"Nereye gidiyoruz?" diye fısıldadım, nefesim soğuk havada buharlaşırken.

​"Tünellere," dedi Atlas, başını arkaya çevirmeden. "Karaköy'ün altı, eski bankerlerin ve tüccarların kullandığı gizli geçitlerle doludur. Deden bu tünellerin haritasını ezbere bilen tek kişiyi tanıyordu."

​"Kimi?"

​Atlas durdu. Fenerin ışığını paslı, devasa bir demir kapağa tuttu. Kapağın üzerinde karmaşık dişliler ve üç haneli bir kilit mekanizması vardı.

​"Kendini," dedi Atlas bana dönerek. "Deden bu kilidi sadece senin açabileceğin şekilde tasarladı Alara. Çünkü şifre bir sayı değil... senin geçmişindeki bir tarih."

​Işığı yüzüme doğru hafifçe eğdi. Gözlerindeki o karanlık, yakıcı ifade yine oradaydı. Sakinliği, etrafımızı saran tehlikeyle tezat oluşturuyordu.

​"Hangi tarih?" dedim, kalbim ritmini şaşırırken. "Atlas, bana hafızamın olmadığını söyledim. Hiçbir şeyi hatırlamıyorum!"

​Atlas bir adım attı. Arayı kapatıp sırtımı soğuk beton duvara yaslamama neden oldu. Feneri yere bıraktı. İki eliyle yüzümü kavradığında tenindeki sıcaklık vücudumdan içeri yayıldı.

​"Hatırlıyorsun," diye fısıldadı. Dudakları kulağımın hemen yanındaydı. "Zihnin o geceyi kilitledi çünkü canın çok yandı. Ama ben oradaydım Alara. O yangından önce bana verdiğin o sözü ve bana söylediğin o tarihi biliyorum. Sadece senin kendi sesinle söylemeni bekliyorum."

​"Bana oyunu bırak!" dedim, ellerimi göğsüne koyup onu itmeye çalışarak. Ama göğsü bir kaya gibi sertti. İtmeme izin vermedi, aksine daha da yakınlaştı.

​"Oyun değil bu," dedi, sesi ilk kez kırılgan bir ton aldı. "Seni üç yıl boyunca uzaktan izledim. Her gün o kahretsin hafızan yerine gelsin diye dua ettim ama bir yandan da hatırlarsan benden nefret etmenden korktum."

​Nefesim kesildi. "Senden nefret etmek mi? Neden?"

​"Çünkü..." Atlas duraksadı. Gözlerinde derin bir keder dalgası geçti. "O gecenin şifresi, her şeyin mahvolduğu o günün tarihi. 14 Kasım. Annene ve babana veda ettiğin gün."

​Zihnimde devasa bir cam tablo yere düşüp bin parçaya bölündü.

​14... 11...

​Gözlerimi kapattım. Ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Zihnimdeki karanlık perdenin arkasından bir çocuk çığlığı, fırtınalı bir gece ve gümüş bir kilidin kapanma sesi geldi.

​"1411..." diye fısıldadım. Gözlerimi açtığımda yanaklarımdan aşağı yaşlar süzülüyordu.

​Atlas elimi bıraktı, hızla kilit mekanizmasına uzandı. Metal dişlileri çevirdi: 1 - 4 - 1 - 1.

​Ağır demir kapı büyük bir gürültüyle ve toz bulutuyla geriye doğru açıldı. Kapının arkasında, aşağıya doğru inen ve sonu görünmeyen taş merdivenler vardı. Ama daha da önemlisi... merdivenlerin en altından, loş bir ışık ve bir müzik sesi geliyordu.

​Eski bir plak cızırtısı... Ve çalınan melodi, rüyalarımda her gece duyduğum o ninniydi.

​Atlas bana döndü, elini uzattı. "Artık geri dönüş yok Alara. Gerçekle yüzleşmeye hazır mısın?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.