İçeriğe geç

Kül ve ayna

Bölüm 5 · 2 dk okuma

Kül ve ayna

Bölüm 5

5. Bölüm Geceğe düşen gölgeler

Alt kattan gelen çatırtı sesleri hızla yaklaşıyordu. Duman, merdiven boşluğundan sızıp bulunduğumuz devasa salona hücum ederken genzimi yakan o tanıdık koku zihnimdeki kilitleri birer birer zorlamaya başladı. Bu koku... üç yıl önceki o kabusun kokusuydu.

​"Atlas, ne oluyor?" dedim, avucumdaki soğuk gümüş anahtarı var gücümle sıkarken.

​"Hafızanı almak yetmedi, şimdi yarım kalan işi bitirmeye geldiler," dedi Atlas. Belinden çıkardığı siyah tabancanın emniyetini kapatırken sesi buz gibiydi. Bana doğru döndü, serbest kalan eliyle ensemden tutup beni kendine çekti. Bakışları doğrudan gözlerimin içine kilitlendi. "Bana güveniyor musun?"

​"Seni daha tanımıyorum bile!" diye bağırdım, panik ve aramızdaki o garip çekim yüzünden nefesim kesilerek.

​"Tanıyorsun," dedi fısıltıyla. "Ruhun tanıyor Alara. Şimdi beni takip et."

​Salondan çıkıp koridora yöneldiğimiz an merdivenlerde iki karartı belirdi. Siyah takımlı, yüzleri maskeli iki adam. Biri elindeki silahı bize doğru kaldırdığı anda Atlas beni tek hamlede arkasındaki devasa ahşap kolonun arkasına çekti.

​PAT! PAT!

​Mermiler kolonun ahşap kaplamasını patlatıp üzerimize kıymıklar saçtı. Çığlığımı bastırmak için elimi ağzıma kapattım. Atlas bir saniye bile tereddüt etmedi. Kolonun arkasından fırlayıp iki el ateş etti. Merdivendeki adamlardan biri küfür ederek yere yığılırken, diğeri geriye doğru fırladı.

​"Hareket et!" dedi Atlas, kolumdan tutarak beni koridorun sonundaki gizli bir ahşap kapıya doğru sürüklerken.

​"Nereye gidiyoruz?"

​"Çatıya. Bu binanın altını çoktan sarmışlardır."

​Gizli kapıyı açıp dar, döner merdivenleri tırmanmaya başladık. Arkamızdan gelen ayak sesleri ve bağırışlar binayı inletiyordu. Çatı kapısına vardığımızda Atlas ağır demir sürgüyü çekti ve kendimizi Karaköy'ün soğuk, yağmurlu gecesine attık.

​Yağmur yüzüme vururken nefes nefese etrafa baktım. Tarihi binaların siyah çatıları, aşağıda karanlık bir deniz gibi uzanan Boğaz...

​Atlas çatı kapısını arkamızdan kilitleyip büyük bir demir çubukla sıkıştırdı. Kapının diğer tarafından gelen sert vurma sesleri metalik yankılar uyandırıyordu. Kapı çok dayanmazdı.

​"Buradan atlayamayız, çok yüksek!" dedim aşağıya, karanlık sokaklara bakarak.

​Atlas bana doğru yürüdü. Yağmur damlaları siyah saçlarından yüzüne süzülüyordu. Gözlerinde ne bir korku ne de bir tereddüt vardı; sadece bana odaklanmış, keskin bir kararlılık.

​"Atlamayacağız," dedi. Yan taraftaki iki bina arasına gerilmiş eski, kalın yük halatını ve üzerindeki makarayı işaret etti. "Yan binanın terasına geçeceğiz."

​"Çıldırdın mı sen? O mesafe..."

​Sözümü bitirmeme izin vermedi. Belimden tutup beni kendine doğru çekti. Vücudumuz birbirine kenetlendiğinde göğsünün ne kadar hızlı çarptığını hissettim.

​"Bana bak Alara," dedi, sesi yağmuru ve kapıya vurulan darbeleri bastıracak kadar güçlüydü. "Üç yıl önce o alevlerin arasından seni nasıl çıkardıysam, bu gece de seni buradan çıkaracağım. Yanımdan ayrılmayacaksın. Söz ver."

​Dudaklarımız arasında milimler vardı. Tehlikenin tam ortasında, genzime dolan duman ve yağmur kokusunun arasında sadece onun kokusunu alabiliyordum.

​"Söz," diye fısıldadım.

​Kapı büyük bir gürültüyle içe doğru çöktü.

​"Tutun!" diye bağırdı Atlas. Makaraya uzandı, tek koluyla belimi sıkıca sararak kendimizi boşluğa bıraktık.

​Karanlık gecenin, rüzgarın ve yağmurun içinden geçerken zihnimde bir anlığına devasa bir görüntü çaktı: Yine gece, yine yüksek bir yer ve kulağıma fısıldayan aynı ses: "Seni asla bırakmayacağım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.