VESPERA ASHEN'İN ZEHİRLİ ZİHNİ
Sarayın mahzenlerinden yükselen rutubet ve pas kokusu, burnuma en pahalı parfümlerden daha tatlı geliyordu. Yıkıntılar arasında yürürken ipek elbisemin etekleri yerdeki küllere sürtünüyordu ama umurumda değildi. Planım bozulmuş gibi görünebilirdi; Alisa kaçmış, mühür uyanmamış olabilirdi. Ancak aptallar sadece sonuca bakardı. Ben ise sürece hükmediyordum.
Karşımda, duvara ağır zincirlerle asılmış duran o gölgeye baktım. Valtor.
"Hala o dik başını eğmeyecek misin, Draven?" dedim, elimdeki gümüş hançerin ucunu onun çıplak ve yaralar içindeki göğsünde gezdirirken.
Valtor başını ağır ağır kaldırdı. O dumanlı gri gözleri, maruz kaldığı onca işkenceye rağmen hala bir fırtına gibi çakıyordu. Kan, dudaklarının kenarından süzülüp çenesine akıyordu ama tek bir acı nidası bile çıkarmamıştı.
"Beni... öldürebilirsin Vespera," dedi, sesi bir mezar taşının gıcırtısı kadar hırıltılıydı. "Ama onun içindeki o ışığı... asla söndüremeyeceksin. O artık senin kızın değil. O, senin sonun."
Hançeri aniden omzuna sapladım. Acıyla dişlerini sıktı, zincirler şakırdadı. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım, nefesim derisini yakıyordu. "Işık mı? Alisa’nın içindeki tek ışık, benim ona lütfettiğim karanlığın yansımasıdır. Kaçtığını sanıyor ama Tylor ile bindiği o tekne aslında onun mezarı olacak. Astra ölmedi Valtor... Astra, Alisa’nın kucağına bir tohum gibi ekildi. Onların 'aşk' dediği o zavallı duygu, benim en büyük silahımı besleyecek."
Valtor’un gözlerinde bir anlık bir korku gördüm. İşte buydu. En güçlü adam bile sevdiklerinin kaderiyle tehdit edildiğinde kırılırdı.
" Sana yapacaklarımı merak ediyor musun?" diye fısıldadım kulağına. "Önce senin o gri gözlerinin önünde Tylor’un cansız bedenini limana getirteceğim. Sonra Alisa, dizlerinin üzerine çöküp benden af dileyecek. Ve en sonunda... Astra, Alisa’nın bedenini tamamen yutacak. Bu krallık külden doğdu, küle dönecek. Ve sen Valtor... Sen sadece bu yıkımı izleyen kör bir tanık olarak kalacaksın."
Hançeri hızla geri çektim ve arkama bakmadan mahzenden çıktım. Karanlık, benim en sadık dostumdu.
Alisa Ashen
Denizin tuzu dudaklarımı yakıyor, teknenin ahşap gövdesine vuran dalgaların sesi zihnimde bir idam mangasının ayak sesleri gibi yankılanıyordu. Tylor yanımda oturuyordu, eli elimin üzerindeydi ama kalbimdeki o soğuk boşluk gitmiyordu.
"Alisa, güvendeyiz," dedi Tylor fısıltıyla. Ama gözlerindeki o endişeyi görebiliyordum. "Limanı geçtik. Kuzeye, sisli dağlara ulaştığımızda bizi bulamazlar."
Ona bakmadım. Bakamadım. Çünkü Iris’in o son sözleri zihnimde bir ur gibi büyüyordu: "Mühür artık elinde değil... Bedeninin içinde başka bir yere taşınmış."
Elimi karnıma koydum. Orada bir sıcaklık yoktu. Aksine, sanki içimde bir buz kütlesi büyüyordu. Aniden teknenin altından bir gürültü koptu. Deniz bir anda karardı, dalgalar simsiyah bir mürekkep gibi etrafımızı sardı.
"Tylor!" diye bağırdım.
Tekne şiddetle sarsıldı. Sudan çıkan simsiyah, dumandan eller tekneyi kavramaya başladı. Bu Astra’ydı. Annem bizi bırakmamıştı. Ama bu sefer Astra tekneye saldırmıyordu. Doğrudan bana, gözlerimin içine bakıyordu.
"Alisa, bırakma beni!" Tylor beni tutmaya çalıştı ama görünmez bir güç onu teknenin diğer ucuna fırlattı.
O an, bir şey oldu. İçimdeki o buz kütlesi aniden patladı. Ama bu bir acı değil, saf bir nefretti. Annemin işkenceleri, Valtor’un geride kalışı, Tylor’un çaresizliği... Hepsi birleşip boğazımda bir hıçkırık değil, bir kükreme oldu.
Mühür elime geri dönmedi. Hayır. Mühür, gözlerime taşındı.
Görüşüm bir anlığına karardı, sonra her şeyi gri ve siyah görmeye başladım. Suyun altındaki gölgeleri, annemin gönderdiği o ruh emicileri, Valtor’un acısını... Hepsini hissediyordum.
"Yeter!" diye bağırdım. Sesim denizin gürültüsünü bastırdı.
Elimi suya uzattım. O an suyun rengi değişti. Siyah dumanlar benim irademle hareket etmeye başladı. Astra’nın ellerini ben kontrol ediyordum. Onları geri ittim, denizi kendi isteğimle yardm. Tylor dehşet içinde bana bakıyordu.
"Alisa... Gözlerin..." dedi Tylor. Sesi titriyordu.
"Gözlerim ne Tylor?" diye sordum, sesimdeki o yabancı, buz gibi tonu ben bile tanıyamadım.
"Gözlerin... Valtor’un gözleri gibi oldu. Gri... ama içinde şimşekler çakıyor."
O an anladım. Valtor geride kalırken sadece bizi korumamıştı. O son dokunuşta, o son gri bakışta ruhunun bir parçasını, o sarsılmaz gardiyanlık gücünü bana aktarmıştı. Ben artık sadece kurban bir prenses değildim. Ben, Ashen’in ilk Gri Kraliçesi oluyordum.
"Tylor, rotayı değiştir," dedim kararlı bir sesle.
"Nereye gidiyoruz?"
"Kaçmıyoruz. Saraya dönüyoruz. Annem bir bebek bekliyordu, değil mi? Ona istediği canavarı götüreceğim. Ama o canavar onun kızı değil, celladı olacak."
Teknenin dümeni kendiliğinden döndü. Karanlıkta, sarayın yıkık kuleleri birer diş gibi gökyüzüne uzanıyordu. Valtor’u orada bırakmayacaktım. Vespera’nın o kanlı tahtını, kendi küllerimle yakmaya gidiyordum.


