İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 6

Külün ikinci doğuşu

Mahzenin soğuk mermerleri üzerinde diz çökmüş haldeyken, zamanın durduğunu hissettim. Avucumdaki mühür artık sadece yanmıyordu; sanki damarlarımda akan kanı bir lav nehrine çeviriyordu. Valtor’un göğsündeki elim, onun kalbinin o düzensiz, zayıf atışlarını duyuyordu. Ama o kalbin derinliklerinde, Astra adını verdiğimiz o karanlık varlık, bir zehir gibi yayılıyordu.

Valtor’un fısıltısı kulağımda bir idam hükmü gibi yankılandı: "Eğer onu benden çekersen, gerçek Alisa uyanacak ve şu an tanıdığın Alisa yok olacak."

Nefesim boğazımda düğümlendi. Kimdim ben? Eğer bin yıldır bu bedende hapsolmuş bir ruh varsa ve ben sadece onun hapishanesiysem, bugüne kadar döktüğüm gözyaşları, Tylor’a duyduğum aşk, Valtor’a olan güvenim... Bunlar kime aitti?

Arkamdaki gölge büyüdü. Dev bir kül yığını, benim silüetimi taşıyan ama benden bin kat daha kadim görünen o varlık, mahzenin tavanına kadar yükseldi. Annem Vespera’nın diz çöküşü, hayatım boyunca gördüğüm en korkunç manzaraydı. O mağrur, sarsılmaz kraliçe, şimdi bir kuluçka makinesi gibi yarattığı canavarın önünde eğiliyordu.

“Hoş geldin asıl kraliçe,” dedi annem. Sesi huşu doluydu. “Yüzyıllardır kanımla beslediğim, bu bedende olgunlaştırdığım intikamım... Sonunda uyandın.”

Tylor, elinde kılıcıyla donup kalmıştı. Lena ve Iris, büyüsel kalkanlarını bu yeni ve bilinmez güce karşı doğrultmuşlardı ama ellerinin titrediğini görebiliyordum. Edward ise elindeki parşömeni öyle sıkı tutuyordu ki, kağıt parmaklarının arasında ezilmişti.

“Bu...” dedi Edward, sesi ilk kez bir çocuk kadar çaresiz çıkıyordu. “Bu bir kehanet hatası değil. Bu bir varoluş faciası. Alisa, o şey senin ruhunun asıl sahibi. Sen... sen sadece onun dünyada yürüyebilmesi için yaratılmış bir kabuksun.”

“Kapa çeneni Edward!” diye bağırdı Lena. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “O bizim Alisa’mız! O şey her neyse, arkadaşımızı ondan geri alacağız!”

Iris sessizce yanıma yaklaştı. Meşale ışığında bile solgun görünen yüzüyle bana baktı. “Alisa, içindeki o sıcaklığı hatırla. Bizimle yediğin yemekleri, fısıldaşmalarımızı hatırla. O küle teslim olma. Sen o bedenden fazlasısın.”

Tylor, annemin üzerine doğru bir hamle yaptı. “Onu bu hale sen getirdin!” diye kükredi. “Kendi kızını bir canavarın yuvası yaptın!”

Vespera, başını bile çevirmeden elini havaya kaldırdı. Tylor, görünmez bir güçle duvara savruldu. Sırtının taşa çarpma sesi tüm mahzende yankılandı. “Tylor!” diye çığlık attım. Yerden kalkmaya çalışırken ağzından kan sızıyordu.

“Ona dokunma!” dedim anneme dönerek. Sesim, benim sesim değildi. Daha derinden, daha yankılı geliyordu.

Annem ayağa kalktı ve bana doğru bir adım attı. “Hâlâ o basit insani duygulara tutunuyorsun. Bak, Valtor senin için kendini feda etti ama o bile gerçeği gördü. O karanlık, senin asıl doğan. Valtor’u kurtarmak mı istiyorsun? O zaman içindeki o kadim ruhla birleş. Taht’a otur ve dünyayı küle boğ.”

Valtor’un gözleri bir anlığına tamamen griye döndü. Astra’nın kontrolünden saniyeler içinde sıyrıldı. Elim hala kalbinin üzerindeydi. “Alisa...” dedi, sesi bir fısıltıdan farksızdı. “Onu benden alma. Eğer alırsan... o ruh seni yutacak. Bırak ben bu karanlıkla öleyim. Tylor ile git. Kaç. Şimdi reddetme, sadece git.”

“Seni bırakamam abi,” dedim hıçkırarak. Alnımı onun terli alnına dayadım. “Sen benim için canını verdin. Ben senin için kendimden vazgeçerim.”

Valtor gülümsedi. Bu, bir vedanın en acı haliydi. “Sen... sen benim gördüğüm en gerçek şeysin Alisa. O küller senin kalbini değiştiremez.”

Edward aniden aramıza daldı. “Tamam, dramatik veda sahneleri bittiyse, bir dâhinin müdahale etme vakti geldi,” dedi. Yüzünde o eski, sinir bozucu ama güven veren gülümseme vardı. “Analizlerime göre, bu kül kraliçesi henüz tamamen stabilize değil. Alisa, mühürlü elini Valtor’dan çekme, ama diğer elinle Tylor’u tut!”

“Ne yapacaksın?” diye sordu Iris.

“Bir köprü kuracağım,” dedi Edward. “Alisa’nın ruhunu üç parçaya böleceğiz. Karanlık Valtor’da kalacak, ışık Tylor’da, ruh ise Alisa’da. Bu fiziksel olarak imkansız ama... hey, ben Edward Morvath’ım. İmkansız benim göbek adım.”

Edward, ellerini Alisa ve Valtor’un üzerinde birleştirdi. Lena ve Iris de onun omuzlarına dokunarak güçlerini birleştirdiler. Mahzenin içi bembeyaz bir ışıkla doldu.

Annem Vespera, Edward’ın planını fark edince çıldırdı. “Hayır! O benim eserim! Onu bölemezsiniz!” Elindeki gümüş asayı yere vurdu. Mahzenin tavanı çökmeye başladı. Dev taş bloklar üzerimize düşerken, Valtor son bir güçle zincirlerini kopardı.

O karanlık güçle—Astra’nın gücüyle—tavanı havada tuttu. “GİDİN!” diye bağırdı Valtor. Vücudu simsiyah dumanlarla kaplanmıştı. “ŞİMDİ!”

Tylor beni belimden kavradı ve geçide doğru koşmaya başladı. “Valtor!” diye bağırdım arkama bakarak. Valtor, çöken tavanın altında, annem Vespera ile karşı karşıya kalmıştı.

Geçidin sonundaki çıkışa vardığımızda, Ashen Sarayı’nın bahçesine çıktık. Ama gökyüzü artık gri değildi; kan kırmızıydı. Saray arkamızda gürültüyle çökerken, kendimi bir su birikintisinin başında buldum.

Eğilip yüzüme baktım.

Yüzüm artık benim değildi. Gözlerim Valtor’un grisi, saçlarım Astra’nın siyahı, tenim ise Tylor’un sıcaklığıyla harmanlanmıştı. Ama asıl şok edici olan bu değildi.

Elimi kalbime koydum. Kalbim atmıyordu.

Edward yanıma geldi, yüzü dehşet içindeydi. “Alisa... başardık mı bilmiyorum.”

“Neden Edward?” dedim.

Edward arkamı işaret etti. Sarayın yıkıntılarının arasından iki figür çıkıyordu. Biri annem Vespera’ydı; ama artık bir insan değil, tamamen taştan bir heykel gibi görünüyordu. Diğeri ise... Valtor’du.

Ama Valtor’un elinde bir bebek vardı. Külden yapılmış, ağlayan bir bebek.

Valtor bize yaklaştı, gözleri bomboştu. Bebeği bana uzattı. “Alisa,” dedi Valtor, sesi binlerce kişinin aynı anda konuşması gibiydi. “Taht uyandı. Ve senden bir çocuk doğurdu. Bu bebek... yedi krallığın sonu olacak.”

O an anladım. Taht bir koltuk değildi. Taht, benim içimde büyüyen ve şimdi dışarı çıkan bu yeni nesildi.

Ve o külden bebeğin gözleri açıldığında, Tylor’un gözleriyle aynı renkte olduğunu gördüm.

Bu bebek kimin? Ruhum nereye gitti? ve valtor, Astra'nın yeni babası mı oldu? Gizem, Ashen surların ötesine, tüm dünyaya yayılmak üzere...

Bölüm sonu

4 yorum