İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 49 · 8 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 49

Fermanlar Gölgesinde Son Veda

Ziyafetin neşesi, sabahın gri ışıklarıyla birlikte yerini buz gibi bir sessizliğe bırakmıştı. Sarayın ana avlusuna aynı anda beş farklı krallığın ulağı giriş yaptı. Atların nallarından çıkan sesler, artık vedanın ve sorumluluğun habercisiydi.

Annem Vespera, taht odasında her bir ulağı tek tek kabul ederken yanında duruyordum. Masanın üzeri, üzerindeki balmumu mühürlerle her birinin ağırlığını belli eden fermanlarla doluydu.

"İşler değişti Alisa," dedi annem, elindeki altın işlemeli bir mektubu bana uzatırken. "Tylor’ın babası Kral, oğlunun derhal ordunun başına dönmesini emrediyor. Lena ve Iris için kendi krallıklarında törenler hazırlanmış. Edward ise... Eh, babası o seyis skandalından sonra onu bizzat görmeyi talep ediyor."

Tam o sırada Tylor içeri girdi. Üzerinde dün geceki o rahat halinden eser yoktu; prens unvanına yakışan ağır zırhını kuşanmış, pelerini omuzlarına her zamankinden daha ağır bir yük bindirmişti.

"Mektubu aldım," dedi Tylor, sesi odanın taş duvarlarında yankılanarak. "Babamın emri kesin. Sınır boylarındaki huzursuzluk bahane ediliyor ama biliyorum ki asıl sebep benim burada, senin yanında fazla vakit geçirmem."

"Gitmen gerekiyor," diye fısıldadım. Boğazıma bir yumru oturdu. Artık o gizli geçitler, mahzen yeminleri ve avcı kulübesi çok uzakta kalmıştı.

"Sadece ben değil," dedi Tylor, yanıma gelip ellerimi tutarak. "Lena ve Iris de sabah güneşinden önce yola çıkmak için hazırlanıyorlar. Valtor bile kütüphanesine dönmek zorunda."

Sarayın avlusuna çıktığımızda Lena'yı gördüm; her zamanki şuh halinden sıyrılmış, ciddi bir ifadeyle atının eyerini kontrol ediyordu. Iris ise yanında, elindeki fermanı buruşturup kemerine sıkıştırıyordu.

"Alisa!" dedi Lena, bana doğru yürüyerek. "Eğlence buraya kadarmış. Varis olmanın en berbat yanı bu; canın ne zaman isterse o zaman gidemiyorsun, sadece gitmen istendiğinde gidiyorsun. Babam 'Kendi krallığının sınırlarını korumak bir seyisle uğraşmaktan daha mühimdir' diye not düşmüş."

Iris yanıma gelip sımsıkı sarıldı. "Bizi unutma kraliçem. O mühür sadece Tylor ile aranda değil; bu ekip dağılsa da biz hep senin arkandayız."

Edward ise biraz ileride, muhtemelen zindandan yeni çıkarılmış olan seyisiyle birlikte atına biniyordu. "Gidiyoruz Alisa," dedi Edward hüzünlü bir gülümsemeyle. "Babamın yanına gidip kargaların neden yanlış uçtuğunu açıklamam gerekecek."

Veda vakti gelmişti. Sarayımın kapıları müttefiklerime açılmıştı ama şimdi onları uğurluyordum. Tylor atına binmeden önce bana yaklaştı. Herkesin içinde mesafeli durmak zorundaydı ama gözlerindeki o zifiri ateş her şeyi anlatıyordu.

"Bu bir son değil Alisa," diye fısıldadı. "Bu sadece kendi tahtlarımıza giden zorunlu bir ayrılık. Boynumdaki o 'enerji' belki geçer ama ruhumdaki imzanı kimse silemez."

Atların toynak sesleri avludan uzaklaşırken, saray hiç olmadığı kadar boş ve sessiz hissettirdi. Artık ne Lena’nın kahkahası ne de Tylor’ın o güven veren varlığı vardı. Krallığımın devasa duvarları arasında, geleceğin kraliçesi olarak tek başıma kalmıştım.

Şimdi gerçek görev başlıyordu. Kendi krallığımın sorumluluğu omuzlarımdaydı ve bu sefer beni koruyacak bir prens arkamda değil, ancak kendi krallığında bir müttefik olarak yanımdaydı.

Sarayın avlusundaki hava, giden atların kaldırdığı tozla ağırlaşmıştı. Lena ve Iris’in kahkahaları uzaklaştıkça, sarayın o alışık olduğum devasa sessizliği geri geliyordu. Edward, kapıdan çıkarken son kez el salladı. Şimdi avluda, sabahın soğuk rüzgarında sadece iki kişi kalmıştık.

Tylor, atının dizginlerini sıkıca kavramış bir halde karşımda duruyordu. Üzerindeki pelerin rüzgarda dalgalanırken, bir prensten ziyade, krallığını savunmaya giden bir fatih gibi görünüyordu. Diğerleri gitmişti. Lena’nın şakaları, Iris’in muziplikleri, Edward’ın hüzünlü bakışları... Hepsi sarayın yüksek surlarının ardında kaybolmuştu.

Tylor dizginleri bıraktı ve aramızdaki o son birkaç adımı kapattı. Annem Vespera, balkonun gölgesinden bizi izliyordu; bakışları üzerimizde bir kılıç gibi asılıydı ama bu sefer umurumuzda değildi.

"Gidiyorsun," dedim, sesim beklediğimden daha titrek çıkarak. "Kendi krallığına, kendi tahtına..."

Tylor, elini yavaşça yüzüme uzatıp parmak uçlarıyla yanağımı okşadı. Dokunuşu, dün geceki o ateşli mühürleme anından daha ağır, daha anlamlıydı. "Gitmek zorundayım Alisa. Babamın fermanı sadece bir emir değil, bir zorunluluk. Ama şunu bil; bedenim o sınırlara gitse de, kalbim bu sarayın mahzenlerinde, o avcı kulübesinde kaldı."

Eğilip alnımı alnına dayadı. O zifiri karanlık gözleri, şimdi sabah güneşinin altında daha da derin görünüyordu. "Herkes bizi sadece 'mühürlendi' sanıyor. Ama biz birbirimize mahkum olduk. Aramızdaki mesafeler ne kadar uzarsa uzasın, boynumdaki o sızıyı her hissettiğinde beni hatırla."

"Seni unutmak mümkün mü?" diye fısıldadım. "Sarayın her koridorunda senin gölgeni arayacağım."

Tylor acı bir gülümsemeyle geri çekildi ve atına çevik bir hareketle bindi. Atı huysuzca kişnerken, Tylor yukarıdan bana baktı. O an, omuzlarındaki o ağır veraset yükünü ilk kez bu kadar net gördüm. Artık sadece benim Tylor’ım değil, krallığının umudu olan Prens Tylor’dı.

"Sana bir söz vermiştim Alisa’m," dedi, sesini sadece benim duyabileceğim bir tona indirerek. "Bu bir son değil. Kendi tahtıma oturduğumda yapacağım ilk iş, müttefiklik anlaşmalarını değil, bizim birleşmemizi imzalayacak olan fermanı yazmak olacak. O zamana kadar kraliçen gibi dik dur. Kimsenin seni ezmesine, kimsenin bizi ayırmasına izin verme."

Atını mahmuzlamadan hemen önce, elini kalbinin üzerine götürdü. Son bir kez göz göze geldik. O bakışta binlerce kelime, binlerce yemin vardı.

"Zifiri karanlıkta buluşana dek, Alisa..."

Atı bir fırlayışla avludan çıkarken, pelerini arkasında kara bir bayrak gibi dalgalandı. Kapıların ağır gürültüyle kapanışını izledim. Tylor gitmişti. En sona o kalmıştı ve gidişi, diğer hepsinin toplamından daha büyük bir boşluk bırakmıştı.

Arkamı dönüp saraya doğru yürüdüğümde, annem Vespera’nın balkondan bana doğru baktığını gördüm. Artık yalnızdım. Ama bu yalnızlık beni korkutmuyordu. Boynumdaki o hafif sızı, Tylor’ın hala yanımda olduğunun, bu vedanın aslında büyük bir başlangıcın habercisi olduğunun kanıtıydı.

Arkamı dönüp sarayın o bitmek bilmeyen, devasa koridorlarına doğru ilk adımımı attım. Artık her adımım yankılanıyordu. Eskiden bu yankı bana güç verirdi; şimdiyse sadece Tylor’ın eksikliğini yüzüme vuruyordu.

Taht odasına giden merdivenleri tırmanırken annem Vespera’nın beni yukarıda, o meşhur soğukkanlılığıyla beklediğini gördüm. Balkondan inmiş, ellerini önünde birleştirmişti. Gözleri, bir annenin şefkatinden ziyade, bir kraliçenin stratejik keskinliğiyle parlıyordu.

"Gittiler," dedi annem, sesi boş koridorda bir kamçı gibi şakladı. "Dostların, müttefiklerin ve o mühürlü prensin... Hepsi kendi sorumluluklarına döndü Alisa. Şimdi sıra sende."

"Biliyorum anne," dedim, sesimi dik tutmaya çalışarak. "Görevimin başındayım."

Annem yanıma gelip ağır, ipek kumaşlı elini omzuma koydu. "Duygusallık, bir varisin en büyük lüksüdür ve senin lüksün az önce o kapıdan çıkıp gitti. Tylor kendi topraklarında babasının hırslarıyla savaşacak. Sen ise burada, benim yanımda, Kül Taht’ın ağırlığını taşımayı öğreneceksin. İlk işin, sınır boylarındaki hasar raporlarını incelemek ve halka zaferi müjdelemek. Ama bu müjdeyi verirken, boynundaki o 'enerji mühürlerini' saklamayı unutma. Halk büyüden korkar, ama zayıflıktan daha çok korkar."

Onu başımla onaylayıp odama doğru ilerledim. Odaya girdiğimde içerisi dün geceki o şamatalı halinden çok uzaktı. Lena’nın fırlattığı yastık hala yerdeki halının üzerindeydi, Iris’in unuttuğu küçük bir saç tokası masada duruyordu. Ama en çok Tylor’ın kokusu... O zifiri karanlık mahzen kokusuyla karışık deri ve kar kokusu hala odanın havasındaydı.

Pencerenin kenarına gidip Tylor’ın gittiği yöne, ufka baktım. Uzakta, küçük bir toz bulutu hala seçilebiliyordu.

Kendi kendime fısıldadım: "Kendi tahtıma oturduğumda, ilk fermanım bizim için olacak demiştin Tylor. O güne kadar ben bu tahtı senin için, bizim için koruyacağım."

Masamın üzerine bırakılmış olan devasa parşömen rulosuna baktım. Üzerinde mühürler, rakamlar ve halkın talepleri vardı. Bir kalem aldım ve ilk imzamı attım. Bu imza, Alisa’nın sadece bir aşık değil, bir kraliçe olduğunun ilk resmi kanıtıydı.

Dostlarımın kahkahaları kulaklarımda, Tylor’ın veda öpücüğü ruhumda... Ama ellerim artık sadece krallığımın geleceğini tutuyordu.

Zifiri karanlık geçmişti. Şimdi, şafağın o soğuk ve gerçek ışığı altında, Kül Taht’ın gerçek varisi uyanıyordu.

Sarayın o kalabalık ve gürültülü hali yerini derin bir sessizliğe bırakırken, koridorların soğukluğu tenime işlemeye başlamıştı. Tylor’ın gidişiyle içimde açılan boşluğu bastırmaya çalışarak odama doğru yürürken, kapımın önünde beni bekleyen bir silüet gördüm.

Elara, ellerini önünde birleştirmiş, her zamanki o sakin ama her şeyi gören bakışlarıyla beni bekliyordu. Beni görünce hafifçe eğilerek selam verdi ama gözlerindeki o hınzır parıltıyı saklayamadı.

"Gittiler demek," dedi Elara, kapıyı arkamızdan kapatırken. "Saray bir anda o kadar sessizleşti ki, kendi nefesimi duyar oldum. Özellikle de o Prens’in gidişi... Sanki sarayın tüm ağır havasını da yanında götürmüş gibi."

Yatağımın kenarına çöktüm, omuzlarımdaki yükün ağırlığını ilk kez bu kadar net hissediyordum. "Herkes gitti Elara. Lena, Iris, Edward... Ve Tylor. Bir gecede hem dünyayı kurtarmış hem de yapayalnız kalmış gibi hissediyorum."

Elara yanıma gelip şefkatle elini omzuma koydu. "Yalnız değilsin Alisa. Ama artık 'varis' Alisa olarak uyanma vaktin geldi. Boynundaki o mühür izi... Tylor’ın sana veda hediyesi mi yoksa Valtor’un uydurduğu o meşhur enerji patlamasının bir kalıntısı mı?"

Hafifçe gülümsedim, parmaklarım istemsizce o sızlayan ize gitti. "Valtor’un hikayesi herkesi uyuttu belki ama gerçek olan tek şey, Tylor’ın bana verdiği söz. Kendi krallığına döndü ama ruhu burada kaldı."

"Dönmek zorundaydı," dedi Elara ciddileşerek. "Babası Kral, Tylor’ı sadece bir asker olarak değil, krallığının geleceği olarak görüyor. Senin için de aynısı geçerli. Bak, annen koridorda bekliyor; birazdan seni gerçek bir kraliçe adayı olarak sorguya çekecektir. Hazır mısın?"

"Hiçbir zaman tam hazır olunmaz ama gitmek zorundayım," dedim ayağa kalkarak.

Vespera ile Yüzleşme

Odadan çıkıp annem Vespera’nın çalışma odasına girdiğimde, onu devasa bir haritanın başında, elinde bir tüy kalemle gördüm. Başını kaldırmadan işaret etti.

"Gel Alisa. Otur."

Karşısına oturduğumda annem kalemi bıraktı ve keskin gözlerini bana dikti. "Tylor’ı uğurlarken yüzündeki o ifadeyi gördüm. Bir kraliçe, kalbini avucunda taşımaz Alisa. Kalbin göğüs kafesinin içinde saklı kalmalı, yoksa düşmanların oraya saldırır."

"Kalbim beni daha güçlü kılıyor anne," dedim dik bir sesle. "Tylor bir düşman değil, en sadık müttefikimiz."

"Şimdilik öyle," dedi Vespera, haritadaki sınır çizgilerini göstererek. "Ama yarın babası daha fazla toprak talep ettiğinde veya bir evlilik anlaşması masaya geldiğinde, o 'mühürlü' aşkınız diplomatik bir krize dönüşebilir. Edward’ın o sakar seyisi kadar şanslı olmayabiliriz. Gerçek dünya, Lena’nın şakalarından ya da mahzen gizemlerinden çok daha acımasızdır."

Ayağa kalkıp yanıma geldi, çenemi hafifçe kaldırıp gözlerimin içine baktı. "Ona güveniyor musun? Gerçekten o fermanı yazıp senin için döneceğine inanıyor musun?"

"İnanıyorum," dedim tereddüt etmeden. "Çünkü o sadece bir prens değil, o benim zifiri karanlığımda yanımda duran tek kişiydi."

Vespera derin bir iç çekti, bakışları bir anlığına yumuşar gibi oldu. "Umarım haklısındır. Ama o gün gelene kadar, bu krallığı tek başına yönetmeyi öğreneceksin. Yarın meclis toplanıyor. Herkes zaferi konuşacak ama ben senin kararlılığını görmelerini istiyorum. Artık Tylor’ın arkasına saklanamazsın."

"Saklanmayacağım anne. Ben Alisa’yım, Ashen'in varisiyim. Ve bu krallığı, müttefiklerim geri döndüğünde onur duyacakları bir yer haline getireceğim."

Vespera başıyla onayladı. "Güzel. Git şimdi. Dinlen... Eğer o mühür sızlatıyorsa, üzerine biraz şifalı merhem sür. Enerji patlaması sonuçta, değil mi?"

Annemin bu son iğneleyici ama kabullenmiş cümlesiyle odadan çıktım. Gece yine çöküyordu ama bu sefer yalnızlığın içinde bir güç bulmuştum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.