Tylor ve diğerlerinin gidişinin üzerinden tam bir hafta geçmişti. Saray hiç bu kadar büyük, tavanlar hiç bu kadar yüksek görünmemişti. Lena’nın koridorda yankılanan kahkahası ya da Iris’in muzip sataşmaları olmadan, her koridor sadece bir taş yığını gibi hissettiriyordu. Ama en zoru... En zoru sabahları uyandığımda penceremden ufka bakıp, o zifiri gözlerin artık kilometrelerce uzakta olduğunu bilmekti.
Bugün, Kül Taht’ın varisi olarak ilk resmi meclis toplantıma katılacaktım. Üzerimde krallığımın renklerini taşıyan, ağır işlemeli ve omuzlarımı dik tutmaya zorlayan bir elbise vardı. Boynumdaki o "mühür" izi hafifçe solmuştu ama her aynaya baktığımda Tylor’ın parmak uçlarını orada hissediyordum.
Meclis salonunun kapıları gürültüyle açıldığında, içerideki tüm soylular ayağa kalktı. Annem Vespera tahtında oturmuş, gözleriyle beni süzüyordu. Yanına, varis koltuğuna oturduğumda buz gibi bir sessizlik hakim oldu.
"Kraliçem," dedi meclis üyelerinden biri, elindeki parşömeni açarak. "Müttefiklerimizin gidişinden sonra sınır boylarında sükunet hakim. Ancak... Prens Tylor’ın krallığından bir haberci geldi."
Kalbim bir anlığına göğüs kafesimi delip çıkacakmış gibi çarptı. Anneme baktım; o ise ifadesiz bir yüzle haberciyi içeri davet etti.
İçeri giren haberci toz toprak içindeydi, belli ki günlerdir at koşturuyordu. Önümde diz çöktü ve üzerinde gümüş mühür olan bir rulo uzattı. "Prens Tylor’dan Kraliçe Vespera’ya ve Varis Alisa’ya..."
Annem mektubu alıp hızla okudu. Yüzündeki kasların hafifçe gerildiğini gördüm. "Tylor babası tarafından krallığın en kuzeyindeki garnizona atanmış," dedi annem, sesi tüm salonda buz kesti. "Babası, oğlunun buradaki 'enerji patlamasından' pek memnun kalmamış gibi görünüyor. Onu bizden, özellikle de Alisa’dan uzaklaştırmak için en ücra köşeye göndermiş."
Meclis üyeleri fısıldaşmaya başlarken, içimde bir yerlerde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Onu benden koparmaya çalışıyorlardı. Ama Tylor’ın vedalaşırken kulağıma fısıldadığı o sözler kulaklarımda çınladı: "Kimsenin bizi ayırmasına izin verme."
Yavaşça ayağa kalktım. Tüm meclisin gözü üzerimdeydi. "Prens Tylor’ın nerede olduğu, müttefikliğimizin gücünü değiştirmez," dedim, sesim her zamankinden daha sert ve vakurdu. "Kuzeyde ya da güneyde olması fark etmez. O mühür sadece boynumda değil, bu krallığın geleceğinde. Haberciye söyleyin; Alisa cevabını bizzat fermanla gönderecek. Ve o ferman, sadece bir dostluk mesajı olmayacak."
Vespera bana bakıp hafifçe gülümsedi. İlk kez gözlerinde "Evet, işte benim kızım" der gibi bir gurur vardı.
Toplantı bittikten sonra odama döndüğümde Elara beni bekliyordu. "Zor olacak, değil mi?" diye sordu Elara sessizce.
"Zor olacak," dedim, masamın üzerindeki boş parşömeni açarak. "Ama bu krallığı öyle bir yöneteceğim ki, Tylor döndüğünde karşılaştığı şey sadece bir prenses değil, gerçek bir hükümdar olacak. Ve babası... Babası o mesafelerin bizi ayırmaya yetmeyeceğini çok yakında anlayacak."
Elimdeki tüy kalemi mürekkebe daldırdım. İlk kelimem belliydi: Zifiri.
TYLOR ARVEN
Elimdeki raporu hırsla masaya fırlattım. "Hala mı aynı saçmalık?" diye gürledim karşımda duran yavere. "Babamın her mektubunda, her askerin raporunda 'enerji patlaması' yazıyor. Sanki biz o mahzende el ele tutuşup havai fişek patlattık!"
Yaver korkuyla geri çekildi. "Efendim, Kraliçe Vespera’nın resmi açıklaması bu yönde olduğu için..."
"Açıklaması batsın!" dedim, hınçla zırhımın yakasını çekiştirerek. "Alisa ile aramızda olan şey bir doğa olayı değil, bir kaderdi. Kimse çıkıp da 'Bu iki varis birbirine mühürlendi' diyemediği için bu uyduruk terime sığınıyorlar. Ama buradaki buzlar bile o mahzendeki ateşi biliyor."
ALISA ASHEN
Kendi sarayımda, meclis üyelerinin ağzından "enerji patlaması" lafını her duyduğumda çığlık atmamak için tırnaklarımı avucuma bastırıyordum. Lena bile gönderdiği son mektupta "Ee, enerji patlamanızın dumanı söndü mü?" diye dalga geçmişti.
"Anne," dedim, çalışma odasına girerken. "Şu enerji patlaması yalanını artık rafa kaldıralım mı? Kime sorsak patlama diyor. Sarayın mutfağındaki aşçı bile tencereyi düşürünce 'enerji patlaması oldu' diye espri yapıyor. Bu iş komediye döndü."
Vespera şarap kadehini masaya bıraktı, bakışları her zamanki gibi keskindi. "Gerçekleri söylersek savaş çıkar Alisa. İki büyük krallığın varisinin gizlice mühürlenmesi, diğer krallıkları korkutur. Enerji patlaması demeye devam edeceğiz... Ta ki siz tahta oturup 'Evet, mühürlendik, ne var?' diyene kadar."
Derin bir nefes aldım. Tylor binlerce kilometre uzaktaydı, ben burada siyasetin içinde boğuluyordu ve her ikimiz de aynı yalanın gölgesinde saklanıyorduk. Ama artık bu sahte isimlere ihtiyacımız yoktu.
Masamdaki tüy kalemi aldım ve Tylor’a gidecek olan o gizli nota sadece şunu yazdım:
"Patlamalar uydurma, mühür gerçek. Bırak onlar yalanlarla oyalansın, biz zifiri karanlıkta gerçeği inşa edeceğiz."
"Yeter!" diye bağırdım boş koridorda. Sesim yankılandı ama kimse duymadı. Elara köşeyi dönüp yanıma geldiğinde yüzümdeki öfkeyi görmüş olmalı ki duraksadı.
"Yine mi o meşhur 'patlama' muhabbeti?" diye sordu, sesinde ince bir alay vardı.
"Elara, şaka yapmıyorum. Eğer bir soylu daha gelip bana 'Efendim, patlamanın etkisiyle saçlarınız ne kadar da parlak duruyor' derse, gerçekten bir patlama çıkaracağım! Valtor’un bu uyduruk yalanı sarayın resmi dini haline geldi resmen. Annem bile bu yalanın arkasına sığınmaktan zevk alıyor."
Elara ciddileşerek yanıma yaklaştı. "Çünkü gerçeklerden korkuyorlar Alisa. Senin ve Tylor’ın arasındaki o bağ, onların bin yıllık siyasi dengelerini yerle bir edebilir. 'Enerji patlaması' demek, 'Kontrol edilebilir bir kaza' demek. Ama 'Mühür' demek... 'Durdurulamaz bir güç' demek."
"Tylor kuzeyde, ben buradayım," dedim, sesim kısılarak. "Mühür sızlıyor Elara. Bu bir enerji artığı falan değil. O orada üşüdükçe ben burada donuyorum. O orada öfkelendikçe ben burada masaları devirmek istiyorum."
TYLOR ARVEN
Kuzeyin o lanet olası rüzgarı surların tepesinde ıslık çalarken, elimdeki askeri raporu paramparça edip kara fırlattım. Raporda, babamın danışmanlarından biri utanmadan şöyle yazmıştı: "Garnizondaki askerler, prensin bakışlarındaki sertliği enerji patlamasının yan etkisine bağlıyor."
"Yan etkisi batsın!" diye kükredim. Yanımdaki muhafızlar korkuyla irkildi.
Kendi kendime, o buz gibi karanlığın içinde mırıldandım: "Alisa... Duyuyor musun? Bu yalanlar, bu sahte maskeler... Hepsi üzerime yıkılıyor. Bana enerji patlaması demeyi kesin! Ben o mahzende ölümü gördüm, hayatı buldum. Ben bir kadına mühürlendim ve babamın buzulları bile bu ateşi söndürmeye yetmiyor."
Cebimden Alisa’nın son gönderdiği o kısa notu çıkardım. 'Patlamalar uydurma, mühür gerçek.' yazıyordu. Parmaklarım yazının üzerinde gezindi. Kuzey ışıkları gökyüzünde yeşil birer hayalet gibi dans ederken, Alisa’nın öfkesini ve özlemini tam şuramda, göğsümün ortasında hissettim.
"Beni buraya sürgün ederek susturabileceğinizi sandınız," dedim ufka bakarak. "Ama Alisa ve ben, bu uyduruk yalanların küllerinden yepyeni bir dünya kuracağız. Ve o gün geldiğinde, kimse bize 'patlama' demeye cesaret edemeyecek."
ALISA ASHEN
Masamın üzerindeki o ağır, mühürlü parşömene bakıyordum. "Enerji Patlaması Sonrası Rehabilitasyon ve Diplomasi Protokolü." Adı bile mide bulandırıcıydı. Valtor'un bizi kurtarmak için attığı o küçük yalan, şimdi krallığın üzerine çökmüş devasa bir leş kargası gibiydi.
"Alisa," dedi annem Vespera, odanın diğer ucundan. "Meclis, bu patlamanın halk üzerindeki korkusunu yatıştırmak için senin halka hitap etmeni bekliyor. Onlara her şeyin kontrol altında olduğunu söyleyeceksin."
Kalemi elimde öyle bir sıktım ki, kemiğin çıtırtısını duydum. "Kontrol altında olan hiçbir şey yok anne," dedim buz gibi bir sesle. "Tylor'ı kuzeye, buzların arasına sürgün ettiler. Onu benden kopardılar ve adına 'güvenlik önlemi' dediler. Bana ise bu yalanı ezberletip halkın karşısına bir kukla gibi çıkarmak istiyorsun."
Ayağa kalktım. Adımlarım odanın içinde yankılanırken annemin gözlerindeki o sarsılmaz otoriteyle çarpıştı bakışlarım.
"Dışarıda herkes 'patlama' diyor. Mutfaktaki hizmetliden, en kıdemli generale kadar herkes bu kelimenin arkasına sığınıyor. Çünkü gerçeği duymaya yürekleri yetmiyor. Tylor ve benim aramdaki o bağ bir kaza değil, bir 'arıza' değil. O bir mühür! Ve bu mühür, sizin o kağıttan kalelerinizden daha gerçek."
Annem tam ağzını açacaktı ki, masanın üzerindeki o "Protokol" kağıdını elime alıp tek hamlede yırttım. Parçaları havaya savrulurken annemin yüzündeki şaşkınlığı izledim.
"Bitti," dedim. "Artık kimseye yalan söylemeyeceğim. Tylor kuzeyin ayazında bu yalanı kara gömdü, ben de burada, Kül Taht'ın gölgesinde yakıyorum. Eğer meclis bir açıklama bekliyorsa, onlara şunu söyle: Alisa Ashen artık oyun oynamıyor. Mühürlendiğim adam kuzeyde üşürken, ben burada sahte gülümsemeler dağıtmayacağım."
Boynumdaki o mühür, Tylor'ın kuzeydeki öfkesiyle senkronize bir şekilde zonkladı. Oraya, o buzun içine hapsedilmeye çalışılan adama, ruhumun en derininden bir mesaj gönderdim. Dayan Tylor. Onlar bizi yalanlarla susturmaya çalıştıkça, biz gerçeğin çığlığı olacağız.
Odadan çıkarken arkama bile bakmadım. Elara koridorda beni bekliyordu, yüzümdeki o yıkıcı kararlılığı görünce gülümsedi. "Sonunda," diye fısıldadı. "Kendi ateşini buldun."
Evet, bulmuştum. Ve o ateş, bu sarayı yöneten tüm o sahte yalanları kül edene kadar sönmeyecekti.
Annemin odasından fırtına gibi çıkıp koridorun köşesini döndüğümde, Elara’yı duvara yaslanmış, elindeki elmayı havaya atıp tutarken buldum. Yüzümdeki o "sarayı yakmaya hazırım" ifadesini görünce elmayı havada yakalayıp kıkırdadı.
"Vay vay vay," dedi Elara, peşimden yetişmek için adımlarını hızlandırarak. "Ashen'in varisi az önce içeride protokol kağıtlarını konfetiye çevirdi herhalde? Annene bakılırsa, içeride bir 'enerji patlaması' daha yaşanmış!"
"Elara, yemin ederim o kelimeyi bir kez daha duyarsam seni şu pencereden aşağı enerjiyle fırlatırım," dedim hırsla soluyarak. Ama Elara’nın o her zamanki rahat tavrı, sinirlerimin üzerindeki o ağır perdeyi biraz olsun araladı.
"Tamam tamam, sustum," dedi Elara, elmasından koca bir ısırık alarak. "Ama dürüst ol Alisa; Tylor kuzeye sürgün edildiğinden beri sarayın tadı tuzu kaçtı. Dün gece Edward’ın o meşhur seyisini rüyamda gördüm. Adam zindanda kargalara bale yaptırmaya çalışıyordu. 'Efendim, kargalar aslında Bianca’nın casus kuğularıymış' diyordu garibim."
Durdum ve istemsizce bir kahkaha attım. "Kargalara bale mi? Edward o adamı nasıl hala kapının önüne koymadı, hayret ediyorum."
"Eee, efendisi neyse seyisi de o," dedi Elara göz kırparak. "Edward da az değil, saraydan giderken Tylor’a 'Kuzeyde ayılara dikkat et, Alisa onları mühürlediğin enerjiyle yaktığını sanmasın' diye bağırıyordu. Tylor’ın o anki bakışını görmeliydin; sanki Edward’ı oracıkta dondurup heykel yapacaktı."
"Tylor’ın o bakışı meşhurdur," dedim iç çekerek. "Şu an kuzeyde buz tutmuş bir kalenin tepesinde, muhtemelen önüne gelene 'Bana enerji patlaması demeyin' diye bağırıyordur. Düşünsene, askerlerden biri gelip 'Efendim çorbam soğuk' dese, Tylor 'Enerji patlamasıyla ısıt o zaman!' diye kükrer kesin."
Elara kahkahalarla gülmeye başladı. "Kesinlikle! Hatta bence şu an o dondurucu soğukta zırhının içine yünlü içlik giymeye çalışırken, 'Bir prens olarak karizmamı mı korusam yoksa donmasam mı?' diye büyük bir varoluş krizi yaşıyordur."
"Yünlü içlik ve Prens Tylor mı?" Gözümde canlanan görüntüyle kendimi tutamadım, koridoru inleten bir kahkaha attım. "O zifiri bakışların altına yünlü içlik... Karizması tam o noktada biterdi işte."
"Bak, gülüyorsun işte," dedi Elara, elini omzuma koyarak. "Yalanlar, sürgünler, fermanlar... Hepsi bir şekilde geçer Alisa. Ama bu sarayda aklımızı kaçırmadan durabilmemizin tek yolu, o kaskatı ciddiyetle dalga geçmek. Tylor orada ayılarla boks yapsa da, senin mühürlü aşkın burada yünlü içlik şakalarıyla yaşıyor."
Gülümsemem yavaşça yüzüme yayıldı. "Haklısın Elara. Tylor orada donarken benim burada yas tutmam ona hakaret olur. Madem herkes bu yalanlara inanmak istiyor, bırakalım inansınlar. Biz kendi gerçeğimizi kahkahalarımızın arkasına saklarız."
Tam o sırada karşıdan gelen yaşlı bir meclis üyesi bizi görünce duraksadı. "Efendim," dedi ciddiyetle, "yaşanan o büyük patlamanın şokunu hala atlatamadığınızı sanıyorduk, neşeli olmanız bizi şaşırttı."
Elara hemen öne atıldı, yüzünde en ciddi ifadesiyle: "Sormayın efendim, Alisa Hanım’ın kahkahası aslında bir tür ses patlaması... Enerjinin dışa vurumu yani, bilirsiniz..."
Adam şaşkınlıkla kafasını sallayıp uzaklaşırken, Elara ile birbirimize bakıp kendimizi yere bırakırcasına gülmeye başladık. Sarayın o soğuk koridorları, ilk kez gerçekten ısınmış gibiydi.