İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 40 · 13 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 40

Tahtın Zehirli Fısıltısı

Gölge Kalesi’nin kapıları, rüzgarın uğultusuyla titrerken içerideki hava buz kesmişti. Alex, sırtındaki pelerini sıkıca bağlamış, kılıcını kınına sertçe sokmuştu. Bakışları Elara’nın odasının olduğu koridorda bir süre asılı kaldı, sonra bana döndü.

"Burada daha fazla kalamam Alisa," dedi Alex. Sesi, dışarıdaki kül fırtınası kadar kuruydu. "Arven’in sınırları düşüyor. Bianca’nın gümüşü sadece Elara’yı değil, tüm krallığı bir mezara çeviriyor. Halkımı, kendi askerlerimi orada bir başlarına ölüme terk edemem."

"Alex, gidersen Bianca seni yolda avlar," dedim, sesimdeki endişeyi gizleyemeyerek.

"Avlasın," dedi Alex, dudaklarında acı bir gülümsemeyle. "En azından kendi toprağımda, kılıcım elimde ölürüm. Burada, bu gölgelerin arasında bir fare gibi bekleyerek değil."

Edward, Alex’in omzuna elini koydu. İki eski dostun bakışları arasında binlerce kelimelik bir sessizlik geçti. Edward burada kalıyordu; Elara’yı korumak onun için krallıktan bile önce geliyordu. Ama Alex için sadakat, doğduğu topraklara aitti.

Alex, kaleden ayrılmadan önce bana son kez baktı. "Alisa, sen hâlâ burada kalacak mısın? Bu kadınla, bu zifiri karanlığın ortasında?"

Yutkundum. Bakışlarım Elara’nın acı çektiği odaya, sonra da kütüphanedeki eski kitaplara kaydı. "Gitmem mümkün değil Alex. Elara’nın hikayesi bitmedi. Eğer ben gidersem, onu Bianca’nın o gümüş kabusunda kim uyandıracak?"

Alex bir şey demedi. Atını zifiri karanlığın içine sürdü ve küllerin arasında kaybolup gitti. Artık bir kişi daha eksilmiştik.

Alex gittikten sonra kale daha da ıssızlaşmıştı. Lena, strateji masasının üzerindeki haritayı sertçe katladı. "Duygusallığı bir kenara bırakın," dedi Lena. "Alex kendi seçimini yaptı. Şimdi bizim asıl sorunumuz, Bianca’nın kapıya dayandığı gerçeği."

Valtor, kapının önünde devasa bir kaya gibi durmaya devam ediyordu. Alex’in gidişi onu sarsmamıştı; o sadece düşmanı bekliyordu. Iris ise Elara’nın başucunda, doğanın son nefesini taşıyan o nadir kökleri hazırlıyordu.

Tam o sırada, üst kattan öyle bir çığlık yükseldi ki kalenin taşları yerinden oynadı. Bu bir acı çığlığı değil, sanki bir metalin yırtılma sesiydi.

Hızla yukarı çıktık. Tylor, Elara’yı zapt etmeye çalışıyordu ama Elara’nın vücudundan yayılan o gümüş ışık Tylor’un ellerini yakıyordu. Elara’nın gözleri tamamen açılmıştı; ama irisleri yoktu, sadece erimiş gümüş akıyordu.

"Alisa!" diye bağırdı Tylor. "Bana yardım et! Durmuyor!"

Vespera içeri girdi, ellerinden çıkan siyah dumanlarla Elara’yı yatağa bastırmaya çalıştı. "Zihin oyunları bitti demiştim!" diye gürledi Vespera. "Bianca artık Elara’nın içindeki gümüşü bir patlayıcı gibi kullanıyor. Eğer onu şimdi durduramazsak, bu kale havaya uçar!"

Lena hemen yanıma geldi. "Alisa, yaz!" dedi. "Ona gerçek bir anıyı hatırlat! Bianca’nın gümüş köprüsünü sadece seninle kurduğu o gerçek, insani bağ kırabilir. Alex gitti, biz buradayız. Bu senin savaşın!"

Elimdeki kalemi sıktım. Kağıtlarım kül fırtınasında uçuşuyordu ama umurumda değildi. Elara’nın gümüşten buz kesmiş elini tuttum. Tenim yanıyordu ama bırakmadım.

"Elara, beni duy!" diye fısıldadım, sesimi Bianca’nın zihnimdeki o metalik yankısının üzerine çıkardım. "Gümüşün altında hâlâ sen varsın. Bu hikayeyi Bianca yazmıyor, biz yazıyoruz!"

Elara’nın vücudundan yayılan o gümüş parıltı odayı kör edici bir ışığa boğarken, Bianca’nın zihnimdeki o alaycı gülüşünü duydum. "Onu kurtaramazsın Alisa. O artık benim."

"Hayır," dedim dişlerimi sıkarak. "O senin oyuncağın değil."

Elara’nın yanan ellerini bırakmadım. Tenim gümüşün sıcaklığıyla kavruluyordu ama bırakmadım. O an anladım; Bianca’nın en büyük gücü olan gümüş, aynı zamanda onun en büyük zayıflığıydı. Gümüş iletkendi; sadece büyüyü değil, acıyı ve iradeyi de taşıyordu.

"Lena!" diye bağırdım. "Şimdi! O siyah tozu Elara’nın üzerine savur!"

Lena tereddüt etmedi. Valtor’un ezdiği o mat, siyah taşların tozunu Elara’nın üzerine serpti. O siyah toz gümüş parıltıyla temas ettiği anda, oda korkunç bir cızırtıyla sarsıldı. Bianca’nın o kusursuz gümüşü, siyah tozun etkisiyle oksitlenmeye, kararmaya ve dökülmeye başladı.

İşte o an oldu. İlk kez Bianca’nın o kibirli sesinde bir korku, bir acı duyuldu. Zihnimin içindeki o metalik yankı, tiz bir çığlığa dönüştü. Elara’nın damarlarındaki gümüş parıltı sönerken, Bianca’nın uzaklardaki varlığının sarsıldığını hissettim.

"Gördün mü?" diye bağırdım boşluğa doğru. "Senin gümüşün bu zifiri karanlıkta parlayamaz!"

Vespera, Elara’nın üzerine siyah bir duman tabakası örterek gümüşün geri çekilmesini hızlandırdı. Elara’nın gözlerindeki o metalik perde dağıldı, irisleri yavaş yavaş eski rengine dönmeye başladı. Derin bir nefes alarak yatağa düştü. Bianca’nın Elara üzerindeki o kopmaz sanılan bağı, ilk kez ağır bir hasar almıştı.

Kalenin dışından gelen o metalik uğultu aniden kesildi. Valtor ve Edward balkonlardan baktıklarında, Bianca’nın kaleye sızmaya çalışan gümüş iğnelerinin paslanıp kuma dönüştüğünü gördüler.

Valtor, kapıyı yumruklayarak kükredi. Bianca’nın en güvendiği silahı, Lena’nın zekası ve Alisa’nın inadı karşısında etkisiz kalmıştı. Bianca artık uzaktan kumandası bozulan bir kuklacı gibiydi; ya geri çekilecek ya da bizzat gelip savaşmak zorunda kalacaktı.

"Gidiyorlar," dedi Edward, sesi zaferle doluydu. "Bianca’nın gümüş ışığı ufukta soluyor. Geri çekilmek zorunda kaldılar."

Parmaklarımın arasındaki yanık hissi umursamadan Elara’nın yüzüne süzülen bir tutam saçı kenara çektim. Teni artık o korkunç gümüş grisi değil, mermer kadar solgun ama canlıydı. Tylor, Elara’nın elini göğsüne bastırmış, sanki bıraksa her şey bir hayalmiş gibi kaybolacakmışçasına sıkıyordu.

"Uyandı mı?" diye fısıldadı Tylor. Sesi, harabeye dönmüş bir şehrin kalıntıları gibi dökülüyordu ağzından.

"Henüz değil," dedi Iris, Elara’nın nabzını kontrol ederken. "Ama o gümüş pranga kırıldı. Bianca’nın damarlarında dolaşan zehri dondurduk. Şimdilik... Elara sadece Elara."

Lena, masanın üzerindeki o simsiyah toz kalıntılarını parmağıyla ezdi. "Bianca, kusursuzluğa aşıktır," dedi Lena, bakışlarını pencereye, Bianca'nın geri çekildiği o karanlık ufka dikerek. "Kusursuz olmayan her şeyden nefret eder. Bu siyah kül, onun o saf gümüşünü kirletti. İlk kez yenildi Alisa. Ve emin ol, şu an öfkesinden tüm Arven’i gümüşten bir mezara çevirmek istiyordur."

Odanın köşesinde bir gölge kımıldadı. Vespera, kollarını göğsünde kavuşturmuş, zaferimizi izliyordu ama yüzünde en ufak bir memnuniyet belirtisi yoktu.

"Sevinmek için çok erken," dedi Vespera, sesi odadaki sıcaklığı alıp götürerek. "Bianca sadece bir köprüyü kaybetti. Ama hala o köprünün diğer ucunda, Arven'in en güçlü ordusu ve elinde tuttuğu o gümüş asası var. Alex gitti... Kendi krallığını kurtarmaya gitti ama muhtemelen Bianca’nın gazabının ilk kurbanı o olacak."

"Sus!" diye bağırdım. "Onu kurtardık işte. Bianca’nın o zihin oyunlarını bozduk. Artık bize o fısıltılarla hükmedemez."

Vespera bana doğru bir adım attı. Gözlerindeki o zifiri karanlık, Lena’nın siyah tozundan bile daha yoğundu. "Hükmedemez mi? Bak ona..." Eliyle yatakta yatan Elara’yı işaret etti. "Gümüş gitmiş olabilir ama bıraktığı izler hala orada. Elara uyandığında, senin o sevdiğin saf kız olmayacak Alisa. Bianca onun içinden geçerken bazı şeyleri de beraberinde götürdü."

O an, odadaki herkes nefesini tuttu. Elara’nın parmakları Tylor’un avucunda hafifçe kıpırdadı. Dudakları kuruluktan çatlamış gibi yavaşça aralandı. Gözlerini açtığında, o gümüş parlaklık gitmişti ama yerinde garip, derin bir boşluk vardı.

Doğrudan bana baktı. Beni tanımıyor gibiydi. Ya da belki de, Bianca’nın bıraktığı o boşluğun içinde kim olduğumu hatırlamaya çalışıyordu.

"Alisa?" diye fısıldadı. Sesi o kadar cılızdı ki, duymak için eğilmek zorunda kaldım.

"Buradayım Elara," dedim, gözyaşlarımı saklamaya çalışarak.

Elara, yatağın kenarında duran Tylor’a, sonra da kılıcına yaslanmış bekleyen Valtor’a baktı. En son bakışları Vespera’da durdu. Yüzünde, daha önce hiç görmediğim kadar soğuk ve sert bir ifade belirdi.

"O..." dedi Elara, eliyle uzakları işaret ederek. "Bianca... Hala orada. Onu hissedebiliyorum. Gitmedi. Sadece... kapının önünde bekliyor."

Lena ve Valtor birbirlerine baktılar. Bianca’nın fiziksel saldırısı bitmiş olabilirdi ama Elara’nın içinde bıraktığı o "kapı" hala aralıktı.

O gece, Gölge Kalesi'nin burçlarına çıktım. Alex'in gittiği yöne, Arven'e doğru baktım. Bianca bir şey yapamamıştı; Elara’yı bizden koparamamıştı. Ama Elara’nın o bakışındaki boşluk, kazandığımız bu zaferin ne kadar pahalıya patladığının kanıtıydı.

"Yazacak mısın?" diye sordu bir ses arkamdan. Tylor’du.

"Neyi?" dedim.

"Bu geceyi. Gümüşün karardığı, bizim ise hala zifiri karanlıkta kaldığımız bu anı."

"Yazacağım Tylor," dedim, kalemi sımsıkı tutarak. "Ama bu sefer sonu mutlu bitsin diye değil, Bianca Valerian’ın nasıl devrileceğini tüm dünyaya anlatmak için."

Birden Elara "Alex tehlikede" diyerek bağırdı

"Alex’in tehlikede olduğunu nereden biliyorsun?" diye sordu Lena, gözlerini kısarak. "Daha yeni uyandın Elara, dışarıda ne olup bittiğini görmen imkansız."

Elara durdu, elini başına götürdü. Gözlerinde bir anlık bir acı parladı, sanki beyninin içinde bir şeyler hala gıcırdıyordu. "Gördüm," dedi Elara, sesi derinden geliyordu. "Gümüş damarlarımdan çekilirken Bianca’nın o iğrenç tatminini hissettim. Alex’i izliyordu... Onu bir fare gibi kapana kıstırmasını bekliyordu. Bianca’nın zihni bir ağ gibi, Alisa. Ben o ağdan koparken, örümceğin nerede beklediğini gördüm."

Vespera onaylarcasına başını salladı. "Gümüş sadece bir silah değildir, aynı zamanda bir iletişim kanalıdır. Elara, Bianca’nın o anki en büyük 'av heyecanını' kopyaladı. Alex, Arven sınırındaki o dar geçide, Gümüş Boğaz’a doğru gidiyor. Bianca’nın cellatları orada pusuda."

Valtor, miğferini kapattı. "O zaman burada çene çalmayı bırakıyoruz. Alex o geçide varmadan yetişmemiz lazım."

Tylor, Elara’nın yanına gidip onu atına binmesi için desteklemek istedi ama Elara onu yine reddetti. Kendi atına, sanki hiç yorgun değilmiş gibi çevik bir hareketle bindi. "Acele edin," dedi Elara. "Bianca onu sadece öldürmeyecek. Onu bize karşı kullanmak için gümüşten bir canavara dönüştürecek."

Kalenin kapılarından bir fırtına gibi çıktık. Zifiri karanlıkta sadece atlarımızın nalları ve nefes alışlarımız duyuluyordu. Alex, krallığını kurtarmaya gittiğini sanıyordu ama aslında Bianca’nın onun için hazırladığı o en büyük "ihanet" sahnesine doğru koşuyordu.

Lena yanımda at sürerken bağırdı: "Alisa! Eğer yetişemezsek ve Alex dönüşmüş olursa... Ne yapacağını biliyorsun, değil mi?"

Kılıcıma baktım. Kelimelerim artık beni koruyamazdı. "Biliyorum Lena," dedim rüzgara karşı. "Onu Bianca’nın kölesi olarak bırakmayacağım."

BIANCA VALERIAN

Gümüş kadehimdeki şarabı yavaşça çevirirken, Arven’in puslu sınırlarını izliyordum. Elara’yı elimden kaçırmış olabilirim ama Alex... O sadık, aptal muhafız tam da kurduğum tuzağa, Gümüş Boğaz’a doğru geliyordu. Onu ele geçirdiğimde, Arven’in kapıları bana kendiliğinden açılacaktı.

Birden, odanın gölgeleri kımıldadı. Zifiri karanlığın içinden bir silüet belirdi. En sadık ve en tehlikeli suikastçım; Kaelis.

Kaelis’in nefes nefese olduğunu görmek beni şaşırttı. "Hanımım," dedi sesi titreyerek. "Planı durdurmalıyız. Geri çekilmek zorundayız."

Kaşlarımı çattım. "Ne diyorsun sen Kaelis? Alex avucumuzun içinde."

"Sadece Alex değil," dedi Kaelis, maskesinin altından korku dolu bir sesle. "Geliyorlar... Elara, Alisa, Valtor ve diğerleri. Ama yanlarında biri daha var. Vespera. Ashen’in Kraliçesi bizzat kalesinden çıktı. Şu an bir ölüm fırtınası gibi sınıra yaklaşıyorlar."

Kadehim elimden düşüp gümüş zeminde paramparça oldu. "Vespera mı? O asla kalesini terk etmezdi!"

"Şu an çok güçlü, hanımım," diye devam etti Kaelis. "Karanlığı bizzat yanında taşıyor. Eğer Alex’i bu halde ele geçirmeye kalkarsak, sadece Vespera ile savaşmakla kalmayız. Alex Arven’in simgesidir. Onu bu şekilde mühürlersek, Arven halkı ayağa kalkar. Diğer krallıklar bunu bir savaş ilanı sayar ve hepsi birleşip bize savaş açar. Tüm dünya üzerimize çöker!"

Sessizlik odayı bir sis gibi kapladı. Vespera’nın o zifiri öfkesiyle yüzleşmek... Ve tüm krallıkları karşıma almak... Gümüşümün parlaklığı bile bu ihtimal karşısında soldu. İlk kez, içimde o buz gibi korkuyu hissettim.

"Kaelis..." dedim, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. "Emri iptal et. Tüm birimleri geri çek. Onlarla bu açık alanda, Vespera yanlarındayken yüzleşemeyiz."

ALISA ASHEN

Gümüş Boğaz’ın girişine vardığımızda, tuhaf bir sessizlikle karşılaştık. Pusu bekliyorduk, gümüş oklar bekliyorduk ama karşımızda sadece boş bir geçit vardı.

Vespera, atının üzerinde devasa bir gölge gibi duruyordu. Ellerinden yayılan o siyah duman, geçidin her köşesini bir örümcek ağı gibi sarmıştı. "Korktular," dedi Vespera, sesi bir gök gürültüsü kadar derindi. "Bianca, benim burada olduğumu biliyor. Gölgenin olduğu yerde gümüş saklanacak delik arar."

Alex, geçidin ortasında atını durdurmuş, şaşkınlıkla bize bakıyordu. Az önce ölümü beklerken, şimdi karşısında bizi ve yanımızdaki o karanlık kraliçeyi görüyordu.

Tylor atını Alex’in yanına sürdü. "Alex! Dur! Geri dönüyoruz. Bianca çekildi ama savaş bitmedi."

Elara, Vespera’nın yanına geldi. Gözlerindeki o yeni, soğuk ışıkla Alex’e baktı. "Gitmene izin veremezdik Alex. Bianca seni bir savaş başlatmak için kullanacaktı. Ama şimdi... savaşın kurallarını biz koyacağız."

Lena haritasını kapattı ve ufuktaki gümüş ışığın sönüşünü izledi. "Bianca ilk kez gerçekten korktu," dedi Lena. "Vespera’nın gücü onu sindirdi. Ama unutmayın, köşeye sıkışan bir yılan daha tehlikelidir."

Gümüş Boğaz’ın girişindeki o ölümcül sessizlik, Bianca’nın geri çekilmesiyle bozulmuştu ama atmosfer hala boğucuydu. Alex, atının üzerinde dimdik duruyordu; zırhı çizilmiş, yüzü külden grileşmişti ama gözlerinde hala o Arven inadı vardı. Biz ona ulaşmıştık ama o, ruhunu çoktan Arven’in o yıkık surlarına fırlatmıştı.

Tylor, Alex’in yanına gidip elini dizine koydu. "Alex, neyse ki yetiştik. Bianca’nın cellatları seni parça parça edecekti. Hadi, kaleye geri dönüyoruz."

Alex, Tylor’un eline baktı, sonra bakışlarını yavaşça Tylor’un gözlerine çevirdi. Dudaklarında o her zamanki dostane gülümseme yoktu; yerine soğuk, kışkırtıcı bir ifade gelmişti.

"Dönmek mi?" dedi Alex, sesi sadece Tylor’un duyabileceği kadar kısık ama bir o kadar da keskin. "Benim dönmem gereken bir krallığım var Tylor. Bianca çekildi diye Arven kurtulmadı. Orada halkım ölüyor ve başlarında onları koruyacak gerçek bir varis yok."

Tylor kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun? Biz hepimiz Arven için savaşıyoruz."

Alex, atını Tylor’a biraz daha yaklaştırdı. Eğilerek, adeta bir yılan gibi Tylor’un kulağına fısıldadı:

"Gerçekten mi Tylor? Bak kendine... Sen burada, Ashen’in Kraliçesi Vespera’nın gölgesinde, bir yazarın ve bir avuç kaçağın yanında sığınmacı gibi yaşıyorsun. Ama damarlarında akan kan... O kan Arven’in gerçek gücü. Sen buradasın, Elara’nın peşinde bir gölge gibi dolanıyorsun; peki ya krallığın? Halkın, senin onları kurtarmanı beklerken sen bir sürgün hayatı yaşıyorsun. Gerçek bir Arven varisi, halkını bu zifiri karanlıkta yalnız bırakmazdı."

Tylor’un bakışları donuklaştı. Alex’in sözleri, Tylor’un içindeki o bastırılmış suçluluk duygusunu bir bıçak gibi deşiyordu. Alex devam etti, sesi şimdi daha da manipülatifti:

"Ben gidiyorum çünkü birinin o tahtı koruması gerek. Ama sen... Sen burada kalıp Vespera’nın emirlerini mi bekleyeceksin? Yoksa gerçek bir kral gibi halkının başına mı geçeceksin? Arven seni bekliyor Tylor, Elara’yı değil."

Aralarında ne konuştuklarını duyamıyordum ama Tylor’un yüzündeki ifadenin nasıl değiştiğini görebiliyordum. Yumruklarını sıkmış, bakışlarını Elara’dan kaçırmaya başlamıştı. Alex’in o sinsi kışkırtması, Bianca’nın gümüşünden daha hızlı bir zehir gibi Tylor’un zihnine yayılıyordu.

Vespera, uzaktan bu sahneyi izlerken hafifçe gülümsedi. O da biliyordu; bir krallığı yıkmak için ordulara gerek yoktu, bazen sadece bir dostun fısıltısı yeterliydi.

"Alex!" diye seslendim. "Ne diyorsun ona? Vakit kaybediyoruz!"

Alex atını şaha kaldırdı, son bir kez Tylor’a baktı ve "Karar senin, 'Arven' varisi," dedi. "Ben vatanımı korumaya gidiyorum. Umarım sen de bir gün kim olduğunu hatırlarsın."

Alex, zifiri karanlığın içinde Arven sınırına doğru hızla uzaklaşırken, Tylor öylece durdu. Elara yanına gidip elini tutmak istediğinde, Tylor elini yavaşça geri çekti. Gözlerindeki o sadık ışık sönmüş, yerine karanlık bir hırs ve şüphe gelmişti.

Lena yanıma gelip fısıldadı: "Bianca fiziksel olarak çekildi ama Alex üzerinden grubu içeriden patlattı. Tylor’u kaybettik Alisa. Henüz farkında değil ama Alex onun ruhuna gümüşten daha ağır bir zincir vurdu."

Tylor’un bakışları Arven’in o karanlık ufkuna kilitlenmişti. Alex’in fısıldadığı her kelime, Tylor’un içindeki o asil gururu bir kamçı gibi dövüyordu. Elara’nın yanından uzaklaşıp bana doğru bir adım attı; elleri titriyordu.

"Ben cidden kötü bir varis miyim Alisa?" dedi. Sesi o kadar güçsüz çıkmıştı ki, sanki tüm o heybetli duruşu bir anda yerle bir olmuştu. "Alex haklı sanırım... O haklı. Gerçek bir Arven varisi krallığını korumalı. Halkım Bianca’nın o soğuk gümüşü altında can verirken, ben burada senin yanında, bir hayalin peşinde sürükleniyorum."

"Tylor, saçmalama!" dedim yanına gidip ellerini tutarak. "Sen halkını terk etmedin, sen onları kurtarmanın tek yolunu arıyorsun."

"Hayır," dedi Tylor, gözlerimin içine derin bir acıyla bakarak. "Alex bana ne dedi biliyor musun? 'Sen Alisa’ya olan aşkının arkasına sığınıp görevlerinden kaçıyorsun' dedi. Sana olan bu hislerimin beni zayıflattığını, krallığımı senin için feda ettiğimi söyledi. Bir Arven prensi böyle yapmaz Alisa. Bir kral, halkı yanarken sadece kendi kalbinin sesini dinlemez."

Vespera ve Lena uzaktan bizi izliyordu ama o an dünya sadece ikimizin arasındaydı. Tylor’un omuzlarındaki o ağır suçluluk yükünü ellerimle almak istedim. Yaklaşıp yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Bakışlarını benden kaçırmasına izin vermedim.

"Bana bak Tylor," dedim, sesimi en şefkatli ama en kararlı tonuna çekerek. "Sana olan aşkım seni zayıflatmıyor, aksine seni bu karanlıkta insan tutan tek şey bu. Alex bir askerin gözüyle bakıyor ama sen bir liderin yüreğine sahipsin. Bianca’yı devirmediğimiz sürece Arven’e dönsen bile sadece bir esir olursun. Ben senin zayıflığın değil, senin gücünüm."

Tylor’un çenesi kasıldı, gözlerinden bir damla yaş süzülüp başparmağımın üzerine düştü. "Ya başaramazsak? Ya sana olan bu bağlılığım yüzünden krallığımı tamamen kaybedersem?"

"Kaybetmeyeceksin," diye fısıldadım. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım. "Çünkü biz birlikteyiz. Sen kötü bir varis değilsin Tylor. Sen, sevdiği kadınla birlikte krallığını ayağa kaldıracak olan o tek kişisin. Alex’in zehri senin kalbini karartmasın."

Tylor bir an duraksadı. Alex’in ektiği o şüphe tohumları hala oradaydı ama benim dokunuşumla bir anlığına nefes alabildiğini hissettim. Alnını alnıma yasladı. Zifiri karanlığın ortasında, birbirimizin nefesiyle ısındık.

"Eğer yanımda olmasaydın," dedi Tylor, ellerini belime sarıp beni kendine mühürleyerek. "Çoktan o karanlığın içinde kaybolmuştum Alisa. Bana kim olduğumu, neden savaştığımı hatırlatan tek şey senin sevgin. Alex ne derse desin... Ben sensiz bir krallığı bile istemiyorum."

"Ben de seni asla bırakmayacağım," dedim. Dudakları dudaklarıma değdiğinde, Alex’in tüm o sinsi fısıltıları, Bianca’nın gümüş orduları ve Vespera’nın soğukluğu bir anlığına yok oldu. Bu zifiri karanlıkta tutunabildiğimiz tek gerçek, birbirimize duyduğumuz bu aşktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.