İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 4 · 9 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 4

Ayna kırıldığında

Sarayın duvarları sanki üzerime geliyordu. Yemekteki o gerginlikten sonra odama sığındığımda, ciğerlerimdeki oksijenin tükendiğini hissettim. Ama kapım hafifçe tıklandığında, gelenlerin kim olduğunu bilmenin verdiği o huzurla nefes alabildim.

Lena ve Iris içeri geldiklerinde, odadaki o ağır, kasvetli hava bir anda dağılır gibi oldu. Lena, üzerindeki o ağır, işlemeli pelerini savurarak kendini yatağımın üzerine attı.

"Yarabbi! Sonunda o buzdan heykelin, yani annenin yanından kaçabildik," dedi Lena, ayaklarını uzatarak. "Alisa, tatlım, yüzün bembeyaz. Bak bana, eğer o Taht meselesi seni bu kadar yıpratacaksa, Veyl Krallığı’na kaçıralım seni. Orada en fazla çiçek festivallerinde yorulursun."

Iris, masadaki sürahiden bana su doldurup uzatırken gülümsedi. "Lena, Alisa bir çiçek değil, o bir Ashen. Ama haklısın, bugün omuzlarındaki yükü görebiliyordum. Alisa, o mühür... canını çok yakıyor mu?"

Elimdeki yanma hissini saklamaya çalışarak gülümsedim. "Sadece fiziksel bir acı olsa keşke Iris. Annemin bakışları, Tylor’un gidişi ve geri dönüşü... Sanki her şey bir planın parçası ve ben sadece o planda sırasını bekleyen bir kurbanım."

Lena yanıma gelip elimi tuttu. "Saçmalama. Biz buradayız. Bak, Iris senin için Moren kütüphanelerinden gizli şifa duaları getirdi. Ben ise... Ben sadece senin yanındayım. Eğer o taht seni yutmaya kalkarsa, inan bana o tahtı odun yapıp yakarım."

Kıkırdadım. Lena’nın bu deli dolu hali, Iris’in ise sarsılmaz sakinliği olmasa bu sarayda çoktan aklımı yitirirdim. Kızlarla o an saray protokolünü, krallıkların geleceğini unutup sadece üç genç kız gibi dertleştik. Onlar benim bu dünyadaki tek gerçek aynamdı.

Tam o sırada balkon kapısı gürültüyle açıldı. Hepimiz yerimizden sıçradık. İçeriye, pelerini rüzgârda uçuşan ve elinde kocaman, tozlu bir rulo tutan Edward daldı.

"Hanımlar, bu gizli cemiyet toplantısını böldüğüm için üzgünüm ama elimde sabaha kadar bekleyemeyecek kadar önemli bir şey var," dedi Edward, hiçbir şey olmamış gibi masaya ilerledi ve rulo halindeki perşomeni, kızların şaşkın bakışları arasında açtı. Lenaya bakıp çarpıkça gülümsedi. "Bu arada Lena, az önce içeriden geçerken tahtı yakmaktan bahsettiğini duydum. Fikir güzel ama o antik taşları cehennem ateşiyle bile eritemezsin. Yine de o saray yobazlarına karşı bu öfkeni görmek güzel."

"Edward! Ne işin var burada?" diye çıkıştı Iris. Sesini alçatmaya çalışarak. "Balkondan mi girdin sen? "

Edward pencereden dışarı, karanlık koridora doğru bakış attı. "Valtor aşağıda, nöbetçilerin başında duruyordu. Koridordan geçmek intihar olurdu. Balkon hem daha güvenli... hem de kabul edin, gelişim çok daha havalı oldu." Göz kırparak doğrudan bana döndü ve sesindeki o dalga geçen ton anında kayboldu. Yerini ciddi, hatta biraz da endişeli bir sessizlik aldı.

Ardından Lena sessizliği bozmak ister gibi, "İşin gücün şov," dedi. Dudaklarında alaycı bir gülümseme belirmişti.

Edward afallamışa benziyordu. Hemen kafasını şaşkınca Lena’ya çevirdi ve dudaklarında hafif, sempatik bir gülümseme yer aldı.

Ben de parşömende ne olduğunu merak ederek sabırsızca ekledim: "Evet Edward? Ne söyleyeceksin bize?"

Alisa, bak buna. Morvath arşivlerinde saatlerce bu parşömeni aradım. Yıllardır inandığımız o lanetli kehanette çok büyük, çok kritik bir hata yapmışız." Parmağıyla parşömenin üzerindeki silik, kadim sembolleri işaret etti. "Taht sadece kanından bir varis istemiyor Alisa. Taht, varisin 'tamamlanmasını' bekliyor."

Nefesimi tuttum. Edward masaya doğru biraz daha eğildi ve sesini neredeyse bir fısıltıya indirdi: "O zihninde duyduğun, seni delirttiğini sandığın karanlık fısıltılar var ya... Onlar bir hastalık ya da delilik değil. Onlar senin diğer yarın. Tahtı istiyorsan, o karanlığı bastırmak değil, onunla birleşmek zorundasın."

ִֶָ. .. ..𓂃 ࣪ ִֶָ🪽་༘࿐

Edward ve kızlar, aşağıda bir hareketlilik duyunca sessizce ayrıldılar. Valtor, kapının önünde bekliyordu. İçeri girmesi için işaret ettim. O odaya girdiğinde, odadaki tüm ışık sanki onun karanlık karizmasıyla emiliyor gibiydi.

"Hâlâ uyumadın," dedi Valtor. Sesi her zamanki gibi derin ama bu sefer içinde bir şefkat kırıntısı vardı.

"Uyuyamıyorum Valtor. Annem... o bugün bana öyle bir baktı ki, sanki kendi kızı değilmişim gibi."

Valtor yanıma geldi. O devasa cüssesiyle önümde durduğunda, odadaki o klostrofobik hava anında dağıldı. Sadece sessizce yanımda durması bile bana yetiyordu. "O bir kraliçe Alisa," dedi, sesi duvarlarda yankılanan boğuk bir fısıltı gibiydi. "Kraliçelerin gözü tacın parıltısından başka bir şeyi görmez. Kendi kızlarını bile." Duraksadı. Ağır eli omzuma indiğinde, omuzlarımdaki o mühürün sızısı bir anlığına hafifler gibi oldu. "Ama buradayım. Koridorun sonunda, kapının arkasında... Annene karşı bile olsa, nereye gidersen arkanda olacağım."

"Çok teşekkür ederim," dedim.

"Üzülme küçük prenses, bunlar da elbet bir gün geçecek."

Ona sarıldım. Başımı göğsüne yasladığımda, sarayın tüm entrikalarından uzakta, aşılmaz bir surun arkasına sığınmış gibi hissettim.

ִֶָ. . ..𓂃 ࣪ ִֶָ🪽་༘࿐

Gecenin en kör saatinde, kapım sanki bir fırtınayla açıldı. Annem Vespera, elinde gümüş bir iğne ve gözlerinde delilikle içeri girdi. Valtor’u bir şekilde uzaklaştırmıştı.

"Diz çök!" diye bağırdı. Sesi odanın her köşesinde yankılandı.

Acıyla diz çöktüm. Saçlarımdan kavrayıp başımı geriye çekti. "Duyuyor musun?" diye fısıldadı kulağıma. "Taht aç, Alisa. Ve sen hâlâ o aptal arkadaşlarınla, o köylü Tylor’la hayaller kuruyorsun!" İğneyi avucumdaki mühürlü yere sertçe batırdı. Acıdan nefesim kesildi, gözlerim karardı. "Acı senin tek gerçeğin! Acı çek ki, o tahtın ruhunu taşıyabilesin!"

Beni yere fırlatıp gittiğinde, avucumdan akan kan mermeri kirletiyordu. Gözyaşlarım kanıma karıştı. O an annemden sadece nefret etmedim; ondan vazgeçtim.

Karanlık tünelde duvarlara tutunarak, her adımda avucumdaki mühürün zonklayan acısıyla inleyerek ilerledim. Tylor beni buraya sadece konuşmak, saraydaki o gergin yemekten sonra nasıl olduğumu görmek için çağırmıştı. Gizli geçidin sonundaki şapelin ağır ahşap kapısını aralayıp kendimi rutubetli havaya bıraktığımda, beni gölgelerin arasında bekleyen siluetini gördüm.

Beni görür görmez adımları hızlandı, ama yaklaştıkça üzerimdeki kan kokusunu almış gibi aniden duraksadı. Gözleri önce titreyen dizlerime, ardından mermere damlayan kanlara ve avucumu sımsıkı tutan yaralı parmaklarıma kaydı.

O an, Tylor’ın yüzündeki o her zamanki sakin, sabırlı adam tamamen yok oldu. Göz bebekleri dehşetle büyüdü. Boğazından vahşi, neredeyse nefes alamayan yırtıcı bir hırıltı koptu. İncitmekten korkar gibi titreyen ellerini omuzlarıma koydu, ardından beni hızla göğsüne çekip kucağına aldı.

"Alisa..." Sesi hem saf bir öfkeden hem de korkudan paramparça çıkmıştı. Çenesi kasılıyor, bakışları delirmiş gibi şapelin kapısında geziniyordu. "Gidiyoruz. Hemen, şimdi. Bu sarayda seni bir saniye bile daha bırakmam."

"Tylor, dur... Muhafızlar..." diye fısıldayabildim, sesim dudaklarımdan dökülürken bile canım yanıyordu."Umrumda değil!" diye kesti sözümü, gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir kararlılık vardı. "Atları surların arkasındaki patikaya gizlemiştim. Kimseye yakalanmadan güney surlarından sızacağız. Tamamen kendi başımızayız Alisa ama ne pahasına olursa olsun seni buradan çıkaracağım."

"Sakin ol, ben iyiyim tamam mı? Sadece biraz dinlenmem gerekiyor," diye acıyla tısladım.

"Sana kimse zarar veremez! Hem de hiç kimse güzelim. Her kim buna cüret ederse karşısında beni bulur," diye fısıldadı.

Gözlerimi devirdim ama acı şakaklarıma vurdu.

"Delisin Tylor."

sesi göğsümde yankılanan boğuk ve tehlikeli bir fısıltıya dönüştü. "Yemin ederim tüm dünyayı ateşe verecek kadar deliyim ben. Gerekirse o sarayı kafalarına yıkarım ama seni yine de onlara bırakmam."

"Delirme Tylor," dedim gülümseyerek.

Flörtöz bakışlarımla gözlerimiz o an birbirine kenetlendi. Tylor gözlerimi pürdikkat inceliyordu.

"Delinim." Dedi

Ben de gözlerimi kıstım. Uzun bir süre sonra cevap verdim: "Karşına alacağın kişi, diyarın ve krallıkların en güçlülerinden biri. O, Vespera Ashen. Onu bunca zaman kimse karşısına alamadı. Onu karşına alırsan büyük bir aptallık yaparsın ve..."

"Ve o kraliçe, senin kılına dahi zarar vermeye devam edecekse," diyerek sözümü hoyratça kesti Tylor

Sesindeki o boğuk ve tehlikeli tını, şapelin rutubetli taş duvarlarında yankılandı. Beni kucağında hafifçe yukarı kaldırıp yüzünü yüzüme öyle bir yaklaştırdı ki, dudaklarıma çarpan sıcak nefesi kelimelerini tenime kazıyor gibiydi. O an gözlerindeki o kapkara, tavizsiz delilikle doğrudan ruhumun en derin köşesine baktı.

"Yemin ederim o krallığı da, o kraliçeyi de senin ayaklarının altına sererim Alisa. Umrumda değil. Ben bu dünyaya bir kraliçeye diz çökmeye gelmedim; ben sadece senin önünde eğilirim. Şimdi kapat o güzel çeneni ve sadece bana güven."

Tam bir aptaldı. Ama bu, uğruna ölünecek o deli aşktı.

Yüzlerimiz birbirine çok yakındı. Tylor'ın nefesini iliklerime kadar hissediyor, yüzüme çarpışını duyuyordum. Çok sessizdik. Gittikçe yakınlaşıyorduk.

Birden Tylor'ın göğsüne hafifçe vurdum: "Şşşt... Karşında bir Ashen prensesi var."

Tylor kurnazca gülümsedi. Bakışları dudaklarıma kayıyordu gözleri parıldıyordu ve beni kucağında daha sıkı kavradı.

"Şuan benim kucağımdasın, " diye fısıldadı sesi pürüzsüz ve derindi. "Ve seni hiç bir unvan benden almaya yetmeyecek."

"Dikkat et prens. Bu, Kraliçe Vespera Ashen'in kulağına gitmesin."

"Ya öyle mi?" Dedi kurnazca

"Öyle. Ve bir Ashen prensesini böyle alıkoyamazsın," dedim kocaman, bir o kadar da kurnazca bir gülümsemeyle.

"Yalnız ben alıkoymuyorum kaçırıyorum." diye fısıldadı gözlerimin içine pürdikkat bakarak.

"Her neyse Tylor," dedim yorgunca.

Cidden çok yorulmuştum, kafam uyuşuyordu; ama bir taraftan da yanımda Tylor olduğu için kendimi güvende hissediyordum.

Tylor tek kelime etmeden yüzüme baktı. Gözlerini bir an bile kaçırmıyordu. Kaşımı kaldırdım.

"Yine mi gözlerim."

"Hep gözlerin"

"Ne var gözlerimde?"

"Evim."

Gülümsememi gizlemeye çalıştım.

"Ne kadar eminsin?"

"Senden değil, kendimden hiç şüphe etmedim."

ִֶָ. . ..𓂃 ࣪ ִֶָ🪽་༘࿐

Odaya döndüğümde Edward, Valtor ve kızlar oradaydı. Ama Valtor’un elinde Astra adında, tıpatıp bana benzeyen ama simsiyah gözlü bir kadının eli vardı.

"Üzgünüm Alisa," dedi Valtor buz gibi bir sesle. "Ama gerçek kraliçe uyandı."

Şok içinde onlara bakarken, Edward parşömeni titreyerek bana uzattı. "Alisa... bir şeyi yeni fark ettim. Kehanet iki varis var demiyor. Kehanet diyor ki: 'Taht, varisin içindeki karanlığı dışarı kusacak ve o karanlık, varisin en sevdiği kişiyle birleşecek.'"

Başımı kaldırdığımda gördüğüm şeyle ruhum çekildi. Astra, Valtor’un elini tutmuyordu. Astra, yavaş yavaş Valtor’un bedenine sızıyordu. Valtor’un gözleri siyaha dönerken bana gülümsedi ama bu Valtor’un gülüşü değildi.

"Artık hazır mısın Alisa?" dedi Valtor’un sesindeki o karanlık varlık. "Çünkü senin en büyük dostun, artık senin en büyük celladın."

Valtor, yani o karanlık, kılıcını çekti ve ilk hamlesini... bana değil, hemen arkamda duran Tylor’a yaptı.

Edward’ın elindeki parşömen titrerken, odanın ortasında beliren o karanlık silüet—Astra—pençelerini bana doğru uzatmıştı. Annem Vespera’nın odaya girmesiyle karanlık daha da yoğunlaştı. Annem zafer kazanmış bir edayla gülümsedi.

"Zamanı geldi," dedi annem. "Karanlık kendisine bir yuva bulmalı. Alisa, içindeki bu yükü o taşısın, sen sadece tahtın anahtarı olarak kal."

Astra, o soğuk ve ruhsuz yüzüyle üzerime atılmak üzereyken, Valtor bir aslan gibi öne fırladı. Ama beklediğim gibi kılıcını Astra’ya çekmedi; kılıcını yere bırakıp ellerini iki yana açtı.

"Hayır!" diye kükredi Valtor. "Onun ruhunu alamazsın. Eğer bir yuva arıyorsan, işte buradayım! Benim karanlığım seninkine eşittir."

O an her şey ağır çekimde gerçekleşti. Astra, bir duman gibi Valtor’un göğsüne süzülürken Valtor’un acıyla haykırışı sarayın surlarını titretti. Tylor, hemen yanımda bitip beni kucağına aldı ve Valtor’a doğru hamle yaptı. "Valtor! Hayır, dostum ne yaptın?"

Valtor dizlerinin üzerine çöktü, damarları simsiyah parlamaya başladı ama bilincini yitirmemek için direniyordu. Bakışlarını bize çevirdi; o her zamanki sert ama korumacı bakışları... "Gidin..." diye inledi Valtor. "Tylor, onu buradan çıkar! Onu koruyacağına dair yemin etmiştin. Şimdi sırası!"

Tylor’un gözleri dolmuştu, en yakın arkadaşının bu feda edişi karşısında paramparça olmuştu. "Seni burada bırakamam!"

"GİDİN!" dedi Valtor son bir güçle. "Ben onu tutarım... Ben... Alisa için... kardeşim için..."

Bölüm sonu

3 yorum