İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 37 · 6 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 37

Gümüşün İhaneti

BİANCA VALERİAN

Aynadaki yansımama baktığımda, arkamda duran o gümüş gözlü heykelin ruhsuzluğunu görebiliyordum. Elara’yı o gece öldürebilirdim. Ama birini öldürmek, onun acısını sonlandırmaktır. Ben ise Vespera’nın acısının sonsuza kadar sürmesini istiyordum.

Vespera, o sözde "karanlık kraliçe", kızını koruyabileceğini sanıyordu. Oysa Elara artık benim için sadece bir kız çocuğu değil; Vespera’nın kalbine sapladığım bir kanca. Elara’nın zihnine ektiğim o gümüş tohumlar filizlendiğinde, Vespera kendi kızının elleriyle yok oluşunu izleyecek.

"Geri çekil," diye fısıldadım gümüş gözlü makineye. "Sarayın her köşesini, her korkusunu ezberledin. Vespera’nın intikam sırası yaklaşıyor ama önce, onun en büyük hatasını temizlemesine izin vermeliyim."

VESPERA ASHEN

Sarayımın soğuk zemininde yankılanan ayak sesleri, yaklaşan ölümün habercisiydi. Tahtımın önünde diz çökmüş, titreyen o adam... Benim en iyi suikastçım olduğu iddia edilen o zavallı.

"Sana Elara’ya dokunmamanı söylemiştim," dedim, sesimdeki sakinlik fırtına öncesi sessizlikten daha tehlikeliydi. "Sana sadece Alisa’yı ve yanındakileri huzursuz etmeni, kütüphaneyi yakmanı emretmiştim. Ama sen... Sen benim kanımı, benim kızımı yaraladın."

"Kraliçem... Bir kazaydı, karanlıkta seçemedim..."

Sözünü bitirmesine izin vermedim. Elimi hafifçe havaya kaldırdığımda, gölgeler adamın boğazına birer urgan gibi dolandı. Onu havaya kaldırdım, gözlerindeki o son korku kırıntısını izlemek bana zevk veriyordu.

"Kaza, senin gibi bir gölge için kabul edilemez bir bahanedir," diye gürledim. "Kızımın canını yakan her kimse, ister düşmanım olsun ister kulum... Bedelini canıyla öder."

Gölgeler tek bir hamleyle sıkıştı. Kemiklerin kırılma sesi boş salonda yankılandı. Adamın cansız bedeni yere düştüğünde, yanımda bekleyen muhafıza işaret ettim.

"Kellesini alın. Gümüş bir tepsiye koyun ve Arven sarayının kapısına bırakın. Cedric ve yanındaki o küçük yazar kız görsün... Vespera’nın adaletinin ne kadar keskin olduğunu anlasınlar. Ve Bianca’ya söyleyin; kızımın etrafında dolaşan o gümüş gözlü oyuncağını bir sonraki görüşümde, onu parçalarına ayırıp sarayının bahçesine ekeceğim."

ALİSA ASHEN

Sabahın ilk ışıkları Arven sarayının kapılarına vurduğunda, nöbetçilerin dehşet dolu bağırışlarıyla uyandık. Tylor ve Alex ile birlikte avluya fırladığımızda, ana kapının önündeki gümüş tepside duran o şeyi gördük.

Vespera’nın o meşhur suikastçısının kesik başı, sanki bize bakıyordu. Yanında ise kanla yazılmış tek bir not vardı:

"Benim olanı yaralayanın sonu budur. Bianca, sıradaki kelle senin gümüş gözlü kölenin olacak."

"Tanrım," diye mırıldandı Alex, yüzünü yana çevirerek. "Vespera ve Bianca birbirini yemeye başladı."

"Bu bizim için iyi bir şey mi?" diye sordu Tylor, elimi sıkıca tutarak.

Edward, kesik başa soğuk bir ifadeyle baktı. "Hayır," dedi. "İki canavar birbirine girdiğinde, arada kalan tek şey biz oluruz. Ve görünen o ki, Elara bu savaşın tam merkezinde duruyor."

Gümüş tepsideki kesik baş, güneşin altında parlıyordu. Vespera’nın gönderdiği o dehşet verici "hediye", sarayın bahçesindeki tüm kuşları bile susturmuştu. Nöbetçiler geri çekilmiş, Alex ve Edward ise tepsinin başında birer cellat gibi dikilmişlerdi.

"Vespera suikastçısını kurban ederek Bianca’ya meydan okuyor," dedi Edward, sesi buz gibiydi. "Ama bu bir barış ilanı değil. Bu, 'Kızım için dünyayı yakarım' demenin en kanlı yolu."

Tylor, Elara’yı odasına geri götürmüştü ama bahçedeki o ağır metalik koku hala burnumuzdaydı. Alex, botunun ucuyla tepsiyi itti ve yanımıza geldi.

"Bianca Valerian..." diye mırıldandı Alex. "O gümüş gözlü makineyi neden doğrudan Elara'ya saldırtmadı dersiniz? Odaya girdi, baktı ve gitti. Bianca gibi bir kadın bir yere sadece 'bakmak' için gitmez."

Tam o sırada, sarayın alt katlarından gelen bir çığlık, avludaki sessizliği bıçak gibi kesti. Ses mutfakların olduğu taraftan geliyordu. Edward ve Jaxen aynı anda kılıçlarını çekip o yöne koştular. Biz de hemen peşlerindeydik.

Mutfağa girdiğimizde manzara korkunçtu. Bianca’nın o gümüş gözlü makinesi orada değildi ama bıraktığı iz oradaydı. Tüm gümüş çatal bıçaklar, tabaklar ve tepsiler... Hepsi sanki devasa bir güç tarafından bükülmüş, mutfağın ortasında dev bir heykel gibi birleştirilmişti.

Heykelin en tepesinde ise, Elara’nın en sevdiği gümüş kolyesi asılıydı.

"Bu imkansız," dedi Cyrilla, ellerini bükülmüş metallerin üzerinde gezdirerek. "Burada büyü izi yok. Bu, saf bir fiziksel güç. O şey... gümüşü bir hamur gibi yoğurmuş."

Yukarıdan gelen bir başka gürültüyle hepimiz tekrar Elara’nın odasına fırladık. İçeri girdiğimizde Elara yatağında dik oturmuş, gözleri tamamen gümüş rengine bürünmüş bir halde boşluğa bakıyordu.

"O geliyor..." dedi Elara, sesi sanki binlerce metal parçası birbirine sürtünüyormuş gibi mekanikti. "Gümüşün efendisi, Valerian'ın son celladı... Kapıları kilitlediğinizi sanıyorsunuz ama o kapıların anahtarı zaten benim içimde."

Alex, Elara’nın omuzlarından tutup onu sarsmaya çalıştı. "Elara! Kendine gel! Kimden bahsediyorsun?"

Elara aniden durdu, gözleri eski rengine döndü ve Alex’in kucağına bayıldı. O sırada odanın duvarlarındaki aynalar çatlamaya, gümüş çerçeveler eğilmeye başladı.

Sarayın her köşesinde, sanki duvarlar konuşuyormuş gibi bir fısıltı yayıldı. Bu, Bianca Valerian’ın sesiydi:

"Vespera suikastçılarını öldürebilir, Cedric kapıları kapatabilir... Ama gümüş, Arven’in her yerindedir. Duvarlarınızda, sofranızda, takılarınızda... Ve şimdi, kızınızın kanında."

Jaxen kılıcıyla duvardaki bir gümüş şamdanı yere fırlattı. "Bu kadın kafayı yemiş!" diye bağırdı.

Ama hepimiz biliyorduk; Bianca kafayı yememişti. Bianca, Arven’i kendi lüksüyle, kendi gümüşüyle boğmaya başlamıştı

Sarayın her köşesinde yankılanan Bianca’nın sesi kesildiğinde, geriye sadece çatlayan aynaların ve bükülen gümüşlerin çıkardığı o kulak tırmalayıcı gıcırtı kaldı. Herkes olduğu yerde donup kalmıştı; saray artık güvenli bir sığınak değil, Bianca’nın parmaklarının ucunda oynattığı dev bir metal yığınıydı.

Alex, bayılan Elara’yı yatağa yatırırken elleri titriyordu. Az önceki o alaycı Prens’ten eser kalmamıştı. Bakışlarını Elara’nın solgun yüzünden çekip Cyrilla’ya dikti.

"Bunu durdurmanın bir yolu olmalı," dedi Alex, sesi bir emir gibi değil, bir yalvarış gibi çıkmıştı. "Sarayın her yerinde gümüş var. Eğer Bianca her gümüş parçasına hükmedebiliyorsa, burada nefes bile alamayız."

Cyrilla, odanın ortasında eğilmiş duran gümüş bir şamdanın üzerine elini koydu. "Bu büyü değil Alex," dedi nefes nefese. "Bu, Valerian hanedanının o unutulmuş, kan bağına dayalı kadim metali bükme yeteneği. Bianca bunu bir virüs gibi sarayın damarlarına salmış. Elara'nın gözlerindeki o parıltı... Bianca onun kanındaki mineralleri bile kontrol ediyor olabilir."

Edward, kılıcını kınına soktu ama eli hala kabzasındaydı. "Vespera’nın o suikastçıyı öldürüp kellesini göndermesi Bianca’yı sadece eğlendirmiş," dedi. "Vespera etten ve kemikten bir intikam bekliyor ama Bianca çoktan metalden bir cehennem kurmuş."

Jaxen mutfaktaki o bükülmüş heykelin yanından geliyordu, yüzü is ve öfke içindeydi. "Nöbetçiler panik halinde. Bazılarının zırhları üzerlerinde daralmaya başlamış. Bianca bizi kendi zırhlarımızın içine hapsetmeye çalışıyor!"

Lena, elinde ağır bir bez çantayla odaya daldı. "Herkes üzerindeki tüm takıları, gümüş işlemeli pelerinleri ve silahları çıkarsın!" diye bağırdı. "Hemen! Edward, o zırhın tokaları gümüş mü?"

Edward duraksadı, göğsündeki armaya baktı. "Evet."

"Çıkar onu! Yoksa Bianca o armayı kalbine saplayacak!"

Oda bir anda kargaşaya boğuldu. Prens Alex, ceketindeki gümüş düğmeleri tek tek koparıp yere fırlatırken, Edward zırhının parçalarını gürültüyle zemine bıraktı. Arven’in o görkemli zenginliği, bir anda ölümcül birer tuzağa dönüşmüştü.

VESPERA ASHEN

Sarayımın balkonundan Arven Sarayı’na doğru baktım. Uzaktan bile, o devasa yapının etrafında dönen gümüşümsü enerjiyi görebiliyordum. Bianca Valerian... Demek kartlarını bu kadar erken oynamaya karar verdin.

"Kızımın kanıyla oynamanın bedeli ağır olacak Bianca," diye mırıldandım. Elimdeki kadehi sıktım, içindeki şarap parmaklarıma bulaştı. "Sen metali bükebilirsin, ama ben ruhları bükerim."

Karanlığın içinden en sadık korumalarıma seslendim. "Hazırlanın. Arven Sarayı’na gidiyoruz. Ama kapıdan girmeyeceğiz. Bianca gümüşü kontrol ediyorsa, biz de gölgelerin arasından sızacağız. Elara'yı o kadının ellerine bırakmayacağım, gerekirse sarayı yerle bir ederim ama Valerian soyadını bu topraklardan sonsuza dek silerim."

ALİSA ASHEN

Tylor yanıma gelip elimi tuttuğunda, avucunun içindeki soğukluğu hissettim. Elinde tuttuğu o küçük gümüş kalem... Bianca’nın etkisiyle ucu sivrilmiş, Tylor’un parmağını kanatmıştı.

"Canın yanıyor mu?" diye sordum aceleyle.

"Önemli değil Alisa," dedi Tylor, gözlerini Elara’dan ayırmadan. "Ama Bianca bizi silahsız ve savunmasız bıraktı. Elimizde sadece çelik ve irade kaldı. Bu bir savaş değil Alisa... Bu bir av. Ve avcı biz değiliz."

Sarayın duvarlarından bir kez daha o metalik fısıltı yükseldi:

"Gümüşün bittiği yerde, Valerian başlar."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.