İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 32 · 5 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 32

Gümüşün sessizliği

Tylor’un kolunu omzuma daha sıkı doladım. Her adımımızda tapınağın zeminindeki rünler altın ve siyah bir ışıkla uyanıyordu. Salonun tam ortasında, devasa bir kristal sütun duruyordu. Sütunun içinden geçen kızıl bir damar, adeta bir kalp gibi atıyordu.

"İşte burada," diye fısıldadı Ellias, asasını yere vurarak. Sesi tapınağın kubbesinde yankılandı. "Ruh Bağlama Sunağı. Ama dikkatli olun; bu ritüel sadece güç vermez, kalbinizdeki en derin korkuları da birbirinize açar. Birbirinizden sakladığınız hiçbir şey kalmayacak."

Jaxen ve Valtor, kapının hemen arkasında savunma pozisyonu almışlardı. Cyrilla, hançerini bileğindeki bir taşa sürterek kıvılcımlar çıkarıyordu; gözleri kapıdaydı, sanki her an gümüş bir elin içeri sızmasını bekliyordu. Iris ve Edward ise sunağın etrafındaki enerji kalkanını stabilize etmek için ellerini birleştirmişlerdi.

Tylor’u sunağın önüne bıraktığımda, dizlerinin üzerine çöktü. Terden ıslanmış saçları alnına yapışmıştı ama o serseri gülüşü hala dudaklarındaydı. Elimi tuttu, parmaklarımı dudaklarına götürüp uzunca öptü.

"Duyuyor musun Alisa? Artık sadece senin kalbinin atışını değil, ruhunun fısıltılarını da duyacağım," dedi, sesi hırıltılı ama büyüleyici bir derinlikteydi. "Yani artık o gizli bakışlarını, beni ne kadar çok istediğini benden saklayamayacaksın. Hazır mısın ruhunu benim karanlığımla kirletmeye?"

Gözyaşlarımı sildim ve yanına diz çöktüm. "Ruhum zaten seninle kirlendi Tylor. Şimdi o kirliliği bir silaha dönüştürelim."

Tylor beni kendine çekip burnunu burnuma sürttü. "Sana söz veriyorum... Eğer bu ritüelden sonra hala nefes alıyor olursak, o gökyüzündeki tahtı senin için bir yeryüzü cennetine çevireceğim. Ama şimdi... ellerini koy ve gazabını serbest bırak."

Ellerimizi aynı anda kristal sunağın üzerine koyduk. O an, beynimin içinde bir patlama oldu. Tylor’un tüm acısını, çocukluğunu, Vespera’ya olan nefretini ve bana olan o yakıcı aşkını iliklerimde hissettim. O da benim yalnızlığımı, kaybettiğim her şeyi ve ona olan tutkumu gördü.

"AHHHHH!" diye bağırdık aynı anda.

Sunağın içindeki kızıl damar çatladı ve dışarıya devasa bir enerji dalgası yayıldı. Tylor’un altın ışığı ve benim siyah dumanlarım birleşerek kan kırmızısı bir fırtınaya dönüştü. Tapınağın tavanı bu güce dayanamayıp patladı!

Gökyüzüne yükselen o kızıl sütun, Vespera’nın gümüş bulutlarını bir mızrak gibi delip geçti. Gökyüzünde süzülen o görkemli taht sarsılmaya başladı. Vespera’nın çığlığı bulutların arasından duyuluyordu.

"YAPAMAZSINIZ!" diye kükredi Vespera yukarıdan.

Ama artık çok geçti. Kızıl enerji, gümüş tahtın altındaki büyü motorlarını paramparça etti. Taht, gökyüzünden bir alev topu gibi Arven’in yıkıntılarının üzerine doğru düşmeye başladı. O kadar büyük bir gürültüyle çakıldı ki, tüm krallık sarsıldı.

Tapınağın yıkılan çatısından yukarı baktığımızda, gümüş dumanların dağıldığını ve yerini kızıl bir şafağa bıraktığını gördük. Vespera, aşağıda, yıkılan tahtının enkazı arasında, zırhı parçalanmış ama gazabı sönmemiş bir halde bizi bekliyordu.

Tylor ayağa kalktı, beni de yanına çekti. Artık ikimizin de gözlerinde aynı kızıl ateş yanıyordu. Ruhlarımız mühürlenmişti.

"Hadi ekibim!" diye bağırdı Tylor, kılıcını havaya kaldırarak. "Son perde başlıyor! Vespera’nın gazabı bittiyse, bizimkini görme vakti geldi!"

Jaxen, Cyrilla, Valtor, Ellias, Iris ve Edward... Hepsi birer gölge gibi yanımızda belirdi. Vespera’nın ordusu dağılmış, kraliçeleri yere çakılmıştı.

Toz dumanın arasından Tylor ile el ele çıktık. Ruhlarımız artık bir mühürle bağlıydı; onun her kalp atışını kendi göğsümde hissediyor, damarlarında akan o yakıcı Arven kanının hırsını duyuyordum. Karşımızda, yıkılan tahtının enkazı üzerinde Vespera duruyordu.

Gümüş zırhı çatlamış, saçları dağılmıştı ama gözlerindeki o kibirli ışık sönmemişti. Aksine, yenilgi onu daha da zehirli bir hale getirmişti. Elindeki devasa tırpanı yere vurduğunda, yerdeki küller bir anda gümüş bir fırtınaya dönüştü.

"Bitti mi sandınız?" dedi Vespera, sesi ruhlarımızı donduran bir tıslama gibiydi. "Siz sadece benim tahtımı düşürdünüz, ruhumu değil!"

"HERKES SALDIRIYA!" diye kükredi Jaxen.

Jaxen, dev baltasını Vespera’nın üzerine savururken, Valtor ve Cyrilla sağdan ve soldan birer gölge gibi sızdılar. Cyrilla’nın hançerleri Vespera’nın gümüş kalkanına çarptığında kıvılcımlar karanlığı aydınlatıyordu. Edward, ellerini yere koyup Arven’in yıkıntılarından devasa buz mızrakları çıkararak kraliçenin üzerine fırlattı.

Iris ve Ellias, arkadan mor ve altın rengi bir büyü ağı kurarak Vespera’nın kaçış yollarını kapattılar. "Dayan Alisa! Enerjisini bitiriyoruz!" diye bağırdı Iris; alnından terler boşanıyordu.

Vespera bir el hareketiyle Jaxen’i ve Valtor’u savurdu. O an Tylor kılıcını çekti ve öne atıldı. Ben ise arkasında, karanlığımla ona bir zırh oluşturuyordum. Vespera’nın gümüş tırpanı ile Tylor’un kızıl ateşle yanan kılıcı çarpıştığında çıkan ses, tüm krallıkta yankılandı.

Tylor geri çekilip beni yanına aldı. Nefes nefeseydi ama bakışları hala o serseri gururuyla doluydu. Kulağıma eğilip fısıldadı:

"Bak şuna Alisa... Annen diye demiyorum ama çok inatçı kadın. Ama unuttuğu bir şey var; senin gazabın benim aşkımla birleşince, gümüş bile çaresiz kalır. Hazır mısın onun o soğuk kalbine karanlığı ekmeye? Söz veriyorum, savaştan sonra seni o yıkılan tahtın üzerinde uzun uzun öpeceğim... Tabii eğer şu gümüş tırpan bizi ortadan bölmezse."

Hafifçe gülümsedim. "Sırf o öpücük için onu hayatta bırakabilirim Tylor."

Vespera üzerimize atıldığında ellerimi iki yana açtım. İçimdeki kızıl dumanlar, Tylor’un ışığıyla birleşerek devasa bir ejderha silüetine dönüştü. Vespera’nın tırpanını karanlığımla yakaladım ve onu dizlerinin üzerine çöktürdüm.

"Öldür beni!" diye haykırdı Vespera. "Ben bir kraliçeyim, küllerin üzerinde bir köle olmayacağım!"

Karanlığım onun boğazına sarıldı, onu yavaşça havaya kaldırdım. Gözlerimin içine baktığında, orada sadece nefret değil, sonsuz bir boşluk gördü. Tam o an Tylor kılıcını onun kalbine doğrulttu ama durdu.

"Hayır," dedim, sesim bir kraliçenin otoritesindeydi. "Ölüm senin için bir kurtuluş olur Vespera. Sen, bu yıktığın krallığın küllerini her gün tadacaksın. Seni öldürmeyeceğiz... Seni kendi gümüş hapishane mahkum edeceğiz."

Vespera’nın gözleri korkuyla açıldı. Karanlığım onu sarmalarken, gümüş zırhı kendi üzerine kapanmaya, onu bir heykel gibi dondurmaya başladı.

Vespera, Arven’in ortasında gümüşten bir heykel gibi donup kaldığında, ordu geri çekildi. Savaş durdu. Gökyüzündeki kızıl şafak, yıkılmış binaların üzerine vurdu.

Tylor yanıma geldi, elini belime doladı ve başını omzuma yasladı. "Bitti mi?" diye sordu yorgun bir sesle.

"Hayır," dedim, gümüşten heykele ve arkadaki yıkılmış tahta bakarak. "Daha yeni başlıyor. Arven’i küllerinden yeniden doğuracağız."

Tylor gülümsedi ve herkesin önünde, o büyük savaşın bittiği o tozlu meydanda beni alnımdan öptü. "O zaman önce şu külleri temizleyelim... Kraliçem."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.