İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 30 · 9 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 30

Gazap

"Nabız durdu" sözü zihnimde yankılanırken dünya karardı. Ama bu seferki karanlık dışarıdan gelmiyordu; ruhumun en derininden, dizginlenemez bir öfkeyle fışkırıyordu. Tylor’un cansız elini tuttum ve haykırdım. Bu bir ağlayış değildi, bu ölüme bir meydan okumaydı.

"AZRAİL! ONU BENDEN ALAMAZSIN!"

Ellerimden çıkan siyah dumanlar Tylor’un göğsüne adeta birer iğne gibi saplandı. Ruhumun yarısını ona bağladığım o bağı, kopmaması için mühürledim. Kalbinin üzerine elimi koyup içimdeki tüm yaşam ateşini ona pompaladım. Bir dakika geçti... İki dakika...

Ve sonra, o mucizevi sarsıntı gerçekleşti. Tylor’un göğsü, sanki bir savaşı kazanmışçasına sertçe şişti. Derin, hırıltılı bir nefes aldı ve gözleri fal taşı gibi açıldı.

Ellias şok içinde geriledi. "Bu... bu imkansız. Doğa kanunlarını yıktın Alisa!"

Tylor bir süre tavana baktı, sonra bakışları yavaşça bana kaydı. O altın sarısı gözlerinde hala o serseri ışık yanıyordu. Dudaklarının kenarı, o bildiğim, dünyaları yakan gülümsemesiyle kıvrıldı.

"Alisa..." diye fısıldadı, sesi pürüzlü ama sıcaktı. "Cehennemin kapısında beni bekleyen kraliçe sendin demek? Oraya kadar gelip beni geri çekmen... Biraz fazla sahiplenici değil miyiz, Kül Kraliçem?"

Gözyaşlarımın arasından güldüm. "Seni orada bile rahat bırakmam Tylor! Bir yere gidemezsin!"

Tylor, titreyen elini kaldırıp yanağımdaki yaşları sildi. "Gidemedim zaten... Kokun o kadar güzeldi ki, Azrail bile 'Git de o kızı daha fazla bekletme' dedi." Beni hafifçe kendine doğru çekti, burnunu burnuma sürttü. "Bakıyorum da, ben ölüyken bile beni öpmüşsün. Bu kadar mı özledin dudaklarımı? Ama uyanıkken olanların tadı başkaydı, hatırlat da birazdan ödeşelim."

Mağaradaki herkes; Lena, Iris, Edward sevinç çığlıklarıyla birbirine sarıldı. Jaxen dev elleriyle gözlerini silerken, Valtor bile arkasını dönüp rahatlamış bir nefes aldı. Cyrilla ise köşede, ilk kez boynu bükük ama gözlerinde saklayamadığı bir minnetle gülümsedi.

Huzur anı kısa sürdü. Dışarıdan gelen patlama sesleri, Vespera’nın Arven’i bir kül yığınına çevirmek üzere olduğunu hatırlattı. Vespera her zamankinden güçlüydü ama bizim artık gizli bir silahımız vardı.

"Onu nasıl durduracağız?" diye sordu Edward. "Ordusu bizim bin katımız!"

Tylor, Ellias’ın desteğiyle hafifçe doğruldu. Yüzü hala solgundu ama sesi bir komutanın otoritesindeydi.

"Vespera güçlü çünkü korkudan besleniyor," dedi Tylor. "Ama Arven’in altında, babamın bana bahsettiği kadim bir 'Güneş Kristali' var. Eğer Alisa’nın karanlığı ve benim Arven kanım o kristali aynı anda tetiklerse, Arven’in surları gümüşü eritecek bir ışıkla patlar. Vespera’nın ordusu kör olur, biz de o kaosun içinde onun kalbine ineriz."

Tylor bana döndü, elimi sımsıkı tuttu. "Karanlık ve ışık ilk kez birleşecek Alisa. Vespera, bir kadını ve sevdiği adamı ayırmanın bedelini, tüm ordusunun külleriyle ödeyecek."

Mağaranın ağzına doğru yürüdük. Tylor, bana yaslanarak ayakta duruyordu ama bakışları o kadar keskin ve aşık doluydu ki, o an dünyayı bile yıkabilirdi.

"Korkuyor musun?" diye sordu Tylor, kulağıma eğilerek.

"Sen yanımdayken hiçbir şeyden korkmuyorum," dedim.

Tylor belimi hafifçe sıktı, dudaklarını saçlarıma değdirdi. "O zaman gidelim... Şu kadına bir Arven düğünü nasıl olurmuş gösterelim. Ama savaştan sonra sözün var; o yarım kalan öpücüğün hesabını tek tek soracağım."

Mağaradan çıktığımızda, gökyüzü gümüş ve kızılın savaşıyla yanıyordu. Arven’in elli gölge savaşçısı arkamızda, Kül Kraliçesi ve Yaralı Prens en önde... Vespera daha güçlü olabilirdi ama biz, ölümü bile yenip gelmiştik.

Sarayın en derinindeki mühürlü kapıya ulaştığımızda, Ellias rünleri okuyarak kapıyı araladı. İçeride devasa bir Güneş Kristali duruyordu; ancak ışığı sönmüş, üzeri Vespera’nın gümüş tozuyla kaplanmıştı.

"İşte burada," dedi Tylor, bana yaslanarak. "Babam bunun sadece saf bir kalp ve gerçek bir fedakarlıkla uyandığını söylerdi. Alisa, senin karanlığın bu ışığı sarmalı ki, gümüşün soğukluğunu kıralım."

Tylor’un elini tuttum. O an, mahzenin kapısında bir gürültü koptu. Cyrilla ve Valtor arkamızı korumak için kapıya barikat kurarken, Jaxen baltasını yere vurup girişi savundu.

"Tylor, çok zayıfsın... Bu enerji seni tüketebilir," dedim endişeyle.

Tylor, diğer elini yanağıma koydu. Gözlerinin içine baktığımda, orada ne ölüm ne de korku vardı; sadece sonsuz bir hayranlık... "Ölümden döndüm Alisa. Azrail'le pazarlık yaptım. Senin bir damla gözyaşın için bin krallığı yakarım. Şimdi ellerini kristale koy ve sadece bizi düşün. Bu bizim zaferimiz olacak."

Ellerimizi kristalin üzerine aynı anda koyduk. Tylor’un altın sarısı ışığı ve benim simsiyah dumanlarım kristale akmaya başladı. Bir anda kristalden yükselen çığlık gibi bir ses sarayı sarstı. Işık ve karanlık öyle bir birleşti ki, Arven’in tüm kulelerinden gökyüzüne devasa bir sütun yükseldi.

Kristalin enerjisi patladığında, dışarıdaki gümüş ordusunun acı çığlıklarını buradan duyabiliyorduk. Vespera’nın gümüşü, bu melez güç karşısında eriyordu. Enerji çekildiğinde ikimiz de dizlerimizin üzerine çöktük. Tylor, güç bela beni kendine doğru çekti, kollarının arasına hapsoldum.

"Gördün mü?" dedi, nefes nefese ama gururla. "Küllerinden bir güneş doğurduk."

Dudaklarımı boynuna bastırdım. "Başardık Tylor... Başardın."

Tylor, o bildiğim alaycı ve yakıcı bakışıyla çenemi kaldırdı. "Başardık ama... sanki enerjim bitti gibi Alisa. Kendimi çok halsiz hissediyorum. Sanırım... acil bir takviye lazım. Şöyle dudaklarından kalbime akacak bir tür şifa?"

"Tylor! Herkes burada!" diye fısıldadım, yüzüm kızararak.

Tylor, arkadaki ekibi umursamadan hafifçe güldü ve beni daha sıkı sardı. "Herkesin canı cehenneme. Ben bir haftadır mezar provası yapıyorum, bırak da kraliçemin tadını çıkarayım. Hem bak... Jaxen bile görmezden gelmek için tavanı izliyor."

Eğildi ve bu sefer kaçmama izin vermeden, o zaferin ve hayatta kalmanın verdiği tutkuyla beni öptü. O an dışarıdaki savaş, Vespera’nın gazabı, yıkılan saraylar... Hiçbiri umurumuzda değildi.

Ancak bu huzur, sarayın üst katlarından gelen bir kahkahayla bölündü. Kristal ışığı Vespera'nın ordusunu durdurmuştu ama Vespera bizzat sarayın avlusuna inmişti.

Mahzenin tavanından aşağı, Vespera'nın buz gibi sesi döküldü:

"Tylor... Oğlumun kanıyla beslenen o küçük sürtükle ne güzel de oynuyorsun. Ama güneşin batışı yakındır. Kristaliniz sizi sadece bir gece daha koruyacak."

Tylor, bakışlarını tavana dikti; gözlerinde artık bir prensin değil, bir kralın otoritesi vardı. "Hazırlan anne," diye bağırdı yukarıya doğru. "Çünkü şafak söktüğünde, Arven'in güneşi senin gümüşten sahtekarlığını küle çevirecek!"

Vespera’nın sesindeki o sarsılmaz özgüven içimdeki karanlığı tetikledi. Tylor’un elini bırakmadan ayağa kalktık. Kristalden yayılan o melez ışık—altın ve siyahın dansı—mahzeni bir savaş alanına hazırlıyordu.

"Vespera!" diye bağırdım tavana doğru. "Bu tahtın sahibi sen olabilirsin ama bu topraklarda ölecek olan da sensin!"

Yukarıdan gelen cevap, sarayın zeminini çatlatan bir büyü dalgası oldu. Vespera’nın gümüşten zincirleri mahzenin tavanını parçalayarak içeri daldı.

"HERKES POZİSYON ALSIN!" diye kükredi Jaxen. Baltasını öyle bir hırsla yere vurdu ki, mahzenin girişine devasa bir kaya barikatı ördü.

Iris, ellerini havaya kaldırarak mor ışıklarla bezeli devasa bir koruma kalkanı oluşturdu. "Bu kalkanı gümüşle kıramazlar!" dedi Iris, dişlerini sıkarak. Ancak gümüş zincirler kalkana çarptıkça Iris’in gözlerinden kan sızmaya başladı.

Ellias, parmak uçlarındaki rünlerle Iris’in gücünü beslerken; Edward elindeki asayı yere vurdu ve mahzenin içindeki su sızıntılarını devasa buz kılıçlarına dönüştürdü. Valtor ve Cyrilla ise sisin içinden gelen gümüş suikastçıları adeta birer gölge gibi avlıyorlardı.

Tylor, sendelese de kılıcını çekti. Bir eliyle hala belimi tutuyordu, beni bırakmaya niyeti yoktu. "Alisa," dedi, sesi o kargaşanın içinde sadece benim duyabileceğim bir derinlikteydi. "Vespera tahtın sahibi olabilir ama o taht ancak senin küllerinle ısındığında gerçek bir krallık olacak. Benim kraliçem sensin."

Bana yaklaştı, kılıç seslerinin ve büyü patlamalarının ortasında alnını alnıma dayadı. Gözleri altın bir ateş gibi parlıyordu.

"Eğer bu gece buradan çıkamazsak... bil ki cehennemde bile senin için bir saray inşa ederim. Ama şu an... şu korkusuz bakışların için bir krallığı daha feda ederim. Bak bana... Korkma, o kadının gümüşü senin kalbindeki bu ateşi söndüremez."

Hafifçe gülümsedim, elimi kalbinin üzerine koydum. "Seni bir kez geri getirdim Tylor, bir daha gitmene izin vermem. Şimdi git ve o tahtı ona dar et."

Tylor sırıttı, o serseri ve aşık bakışı bir anlığına geri geldi. "Önce şu suikastçıları halledeyim, sonra o tahtın üzerinde sana vereceğim sözler var... Şimdilik bu öpücükle idare et." Hızlıca dudaklarıma bir buse kondurdu ve bir aslan gibi öne atıldı.

Tylor’un kılıcı, kristalin ışığıyla birleşince her savruluşunda gümüş suikastçıları küle çeviriyordu. Ben ise ellerimi iki yana açtım; mahzendeki tüm gölgeleri emerek devasa bir karanlık fırtınası başlattım.

Vespera’nın gümüş zincirleri karanlığımın içinde eriyordu. Cyrilla, bir gölge basamağından zıplayarak zincirlerden birinin üzerinden kaydı ve Vespera’nın bizzat gönderdiği baş suikastçının boğazını tek hamlede kesti.

Jaxen, tavanı tutan devasa sütunlardan birini kaptı ve "ARVEN İÇİN!" diyerek düşman saflarının ortasına fırlattı. Mağara değil, tüm saray sarsılıyordu.

Tam o sırada mahzenin tavanı tamamen çöktü. Toz duman dağıldığında, yukarıdaki taht odasının kalıntılarının üzerinde, gümüşten bir tahtın içinde Vespera oturuyordu. Gözleri bembeyazdı, etrafındaki gümüş hareler tüm sarayı yutacak kadar büyüktü.

"Güzel bir deneme çocuklar," dedi Vespera, sesi ruhlarımızı titreterek. "Ama kraliçeniz hala burada. Ve Alisa... senin karanlığın benim gümüşümün sadece gölgesidir."

Vespera elini kaldırdı ve tüm saray bir anda buzdan gümüş bir hapishaneye dönüşmeye başladı.

Vespera’nın parmak uçlarından çıkan devasa gümüş nehirleri, mahzenin zeminini yırtarak üzerimize aktı. Jaxen, "ARKAMA GEÇİN!" diye kükreyerek dev baltasını yere vurdu. Baltanın darbesiyle topraktan yükselen devasa kayalar gümüş nehrini bir anlığına durdurdu ama gümüş, kayaları saniyeler içinde eriterek sızmaya devam etti.

Iris, ellerini iki yana açarak hayatının en büyük kalkanını kurdu. Mor ışıklar gümüşün soğukluğuyla çarpıştığında kulakları sağır eden bir cızırtı yayıldı. "Dayanamıyorum!" diye bağırdı Iris; burnundan kan damlıyordu. Ellias hemen arkasına geçip ellerini Iris’in sırtına koydu, kendi yaşam enerjisini ona pompalarken damarları mor bir ateşle parladı.

Edward, mahzendeki suları devasa buz mızraklarına dönüştürüp yukarıdaki Vespera’ya fırlattı. Vespera mızraklara bakmadı bile; mızraklar ona ulaşamadan havada gümüş tozuna dönüştü.

Tylor, yarasının acısıyla yüzünü buruştursa da kılıcını öyle bir hırsla sıktı ki, elindeki Arven mühürü altın bir kor gibi yanmaya başladı. Diğer eliyle belimi kavradı, beni göğsüne çekti. Etrafımızda kıyamet koparken, o an sadece ikimiz vardık.

"Alisa, bak bana," dedi Tylor. Sesi, yıkılan duvarların gürültüsünü bastıran bir huzurla doluydu. "Vespera tahtın kraliçesi olabilir ama sen bu evrenin en saf karanlığısın. O gümüşü ancak senin o sınırsız, korkusuz karanlığın boğabilir. Korkma... Ben senin kalkanın olacağım, sen ise onun sonu."

Eğildi ve kulağıma fısıldadı, sesi bu sefer o bildiğim cilveli tonundaydı:

"Eğer bu gece hayatta kalırsak... o tahtı senin için bir yatağa çevireceğim Alisa. Ama şimdi... o kadına neden benim kraliçem olduğunu göster. Hadi, dünyayı karanlığa boğ."

Tylor’un sözleri içimdeki son kilidi de kırdı. Tylor’un elini bıraktım ve havaya yükseldim. Gözlerim tamamen karardı, damarlarımda akan kan artık bir nehir değil, bir uçurumdu.

"YETER!" diye haykırdım.

Avuçlarımdan fışkıran siyah dumanlar, mahzeni saniyeler içinde yuttu. Karanlığım, Vespera’nın gümüş zincirlerine sarıldı ve onları paslandırıp parçalamaya başladı. Valtor ve Cyrilla, bu karanlığın içinden birer gölge gibi fırlayarak Vespera’nın en yakın korumalarına daldılar. Cyrilla’nın hançerleri gümüşü keserken, Valtor’un kılıcı düşman hatlarını bir ekin gibi biçiyordu.

Vespera, tahtından ayağa kalktı. Yüzünde ilk kez gerçek bir öfke belirdi. "Kendi kanımla boğulmayacağım!" diye bağırdı ve ellerini birleştirdi.

O an, sarayın tepesinden devasa bir gümüş patlaması yayıldı. Işık ve karanlık sarayın ortasında çarpıştığında, mahzen tamamen çöktü. Toz duman dağılırken, kendimi Tylor’un kollarında, sarayın yıkıntılarının ortasında buldum.

Yukarıda, gökyüzünde, gümüş bir bulutun üzerinde Vespera hala tahtındaydı ama Arven’in kuleleri artık altın değil, kapkara bir dumanla kaplıydı. Savaş bitmemişti; sadece Arven’in topraklarından tüm dünyaya yayılacak olan o büyük yıkımın ilk perdesi kapanmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.