İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 28 · 10 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 28

Kuzgunun Çağrısı

"TYLOR! HAYIR! AÇ GÖZLERİNİ!"

Sesim boğazımı parçalarcasına dışarı çıkıyordu ama Tylor’un başı Valtor’un omzuna cansız bir ağırlıkla düşmüştü. Gözleri kapalıydı, o her zaman parlayan bakışları sönmüştü. Ellerimle yüzünü kavradım, titreyen parmaklarım kanına bulandı.

"Uyan diyorum sana! Bu bir emir! Tylor!"

Valtor, Tylor’u sarsmamı engellemek için beni sertçe geri itti. Yüzü kireç gibiydi, elleri Tylor’un göğsündeki gümüş zehrin üzerinde baskı yapıyordu.

"ALİSA KES SESİNİ VE BENİ DİNLE!" diye kükredi Valtor. Gözlerindeki o sarsılmaz ifade ilk kez korkuyla gölgelenmişti. "Nabzı çok zayıf! Ashen’in gümüşü kalbine yürüyor, burada ölür! Onu hemen kendi topraklarına, Arven Krallığı’na götürmeliyiz! Sadece Arven’in kadim şifası bu laneti sökebilir!"

Atlarımızı ölüme sürer gibi sürdük. Arven Krallığı’nın devasa altın kapılarına ulaştığımızda, güneş batarken gökyüzünü kana buluyordu. Sarayın avlusuna daldığımızda Kral Cedric ve Kraliçe Auriel merdivenlerin başında belirdiler.

Kraliçe Auriel, oğlunun kanlar içindeki halini görünce bir feryat kopardı ki; sarayın kuşları korkuyla gökyüzüne dağıldı. "Tylor! Yavrum!"

Cedric ise bir dağ gibi sarsıldı. Bakışları Valtor’un kucağındaki oğlundan bana, üzerimdeki gümüş tozu ve kana döndü.

Şifacılar Tylor’u sedyeye alırken ben de peşlerinden koşmaya çalıştım ama muhafızlar beni kalkanlarıyla durdurdu. İşte o an kontrolümü tamamen kaybettim.

"ÇEKİLİN ÖNÜMDEN!" diye haykırdım, ellerimden çıkan siyah dumanlar muhafızların kalkanlarını eritirken. Cedric üzerime yürüdü, omuzlarımdan tutup beni sarstı.

"Dur artık Vespera’nın kızı! Onu bu hale senin o lanetli ailen getirdi!"

Cedric’in yüzüne karşı bağırdım, gözyaşlarım hıçkırıklarıma karışıyordu:

"EVET, BENİM YÜZÜMDEN! AMA O UYANMAZSA BU SARAYI DA, ASHEN’İ DE BAŞINIZA YIKARIM! ANLIYOR MUSUNUZ? ONU SEVİYORUM! O BENİM NEFESİM! EĞER O ÖLÜRSE BEN DE BURADA CANIMI VERİRİM!"

Şifacılar koluma zorla bir iğne batırdı. Ağır ağrı kesiciler damarlarıma yayılırken dizlerimin üzerine çöktüm. Dünya kararıyordu ama ben kapıya bakıp Tylor’un adını sayıklamaya devam ediyordum.

BİR HAFTA SONRA

Tam yedi gün geçti. Yedi asır... Tylor o odada beyaz çarşafların içinde solarken, ben kapının önünde beton bir heykel gibi oturdum. Şifacılar her gün bana dozlarca ağrı kesici basıyordu; ayakta duracak halim yoktu, her yerim sızlıyordu ama gitmeyi reddettim. O uyurken ben nöbet tutacaktım.

Ekip koridorun sonunda, Lena ve Iris’in hıçkırıkları eşliğinde bekliyordu. Valtor ve Edward sessiz birer gölgeye dönüşmüştü.

SEKİZİNCİ GÜN

Sekizinci günün sabahında içeriden o beklediğim zayıf ses geldi. Kapıyı tekmeleyerek içeri daldım. Tylor, gözlerini hafifçe aralamış, tavana bakıyordu. Beni görünce o serseri gülüşü, dudaklarının kenarına bir sızı gibi oturdu.

"Yine... çok bağırıyorsun Alisa," diye fısıldadı Tylor. Sesi pürüzlü ve çok derinden geliyordu. "Öteki taraf... senin sesinden kaçanlarla dolu."

Yanına çöktüm, elini sımsıkı tutup yüzüme bastırdım. "Aptal! Seni öldürürüm Tylor! Neden bu kadar bekledin?"

Tylor, titreyen parmaklarını yanağıma koydu, gözlerindeki o aşk dolu parıltı yeniden canlandı.

"Biraz... bekletmek istedim. Değerimi anla diye... Ama bakıyorum da, Arven'i şimdiden feth etmişsin."

Kral Cedric ve Kraliçe Auriel içeri daldıklarında, Tylor’un yaşadığını görüp yeniden doğdular. Auriel oğluna sarılıp ağlarken, Cedric bana bakıp başıyla ağır bir selam verdi. Bu, bir kraliçe adayına değil, bir savaşçıya verilen selamıydı.

Az sonra ekip de içeri doluştu.

Lena: "Tylor! Seni geri zekalı, bir daha bizi korkutma!"

Valtor: "Hoş geldin çakal. Alisa'nın elinden bu krallığı zor kurtardık, yatmana dua et."

Tylor bana bakıp göz kırptı, elini avcumun içine kenetledi.

"Korkma Kül Kraliçem... Ben senin için cehennemden bile kaçıp gelirim. Borcun birikiyor... uyanınca ödeşiriz."

Kraliçe Auriel, Tylor’un sağlam olan elini avuçlarının içine alıp hıçkırarak öptü. "Seni kaybettiğimi sandım Tylor... Bir daha sakın o lanetli krallığa adımını atma, sakın!"

Tylor, annesinin gözyaşlarını silecek gücü kendinde zor bulsa da hafifçe gülümsedi. "Anne... Beni biliyorsun, ben rahat yatağımda ölecek kadar uslu bir çocuk değilim. Hem bak, Arven’in toprakları beni geri kabul etti."

Kral Cedric, odanın köşesinde heybetli bir şekilde duruyordu. Bakışları yumuşamıştı ama bir kralın ağırlığı hâlâ üzerindeydi. "Gümüş zehrini yenmek her yiğidin harcı değildir evlat. Arven kanının hakkını verdin. Ama o kız..." dedi bakışlarını bana çevirerek. "Onun feryatları olmasaydı, şifacıların bu kadar acele edeceğinden emin değilim."

Tylor, babasına bakıp gururla sırıttı. "Onun feryatları sadece şifacıları değil, Azrail’i bile korkutup kaçırdı baba. O yüzden bana kızma, onu krallığımıza katmak zorunda kaldığım için şükret."

Cedric hafifçe başını salladı, Auriel’i de yanına alarak kapıya yöneldi. "Dinlen evlat. Konuşacak çok şeyimiz var ama önce nefes almayı hatırla."

Aile dışarı çıkar çıkmaz ekip odaya adeta bir sel gibi daldı. Lena hıçkırarak Tylor’un yatağının ucuna oturdu. "Seni aptal! Bir hafta boyunca Alisa'nın ağrı kesici kafasıyla uğraştık, bizi ne hale getirdin haberin var mı?"

Valtor kapıya yaslanmış, her zamanki alaycı tavrıyla bakıyordu. "Uyanmasaydın cenazende kılıcını ben alacaktım çakal, dua et Alisa beni odaya sokmadı."

Tylor halsizce güldü. "Kılıcım sana büyük gelirdi Valtor, boşuna heveslenme."

Iris ve Edward da yanına yaklaşıp elini sıktılar. Elara ise sadece kapı eşiğinden baktı ve "Gümüşü yenmen etkileyiciydi," demekle yetindi. Bu onun için en büyük iltifattı.

Tylor tek tek hepsine baktıktan sonra, gözleri odanın en uzak köşesinde, hala titreyen ellerini gizlemeye çalışan bana kilitlendi. "Tamam millet, dağılın. Kraliçemle baş başa kalmam lazım, yoksa beni bakışlarıyla tekrar bayıltacak."

Herkes dışarı çıktığında oda o kadar sessizleşti ki, ikimizin kalp atışları birbirine karıştı. Yanına yaklaştım, yatağın kenarına iliştim. Bir hafta boyunca döktüğüm gözyaşları sanki kurumuştu ama içimdeki yangın hâlâ taze idi.

"Hâlâ çok mu ağrın var?" diye fısıldadım.

Tylor, elimi yakalayıp dudaklarına götürdü. "Senin bu ıslak gözlerini görmekten daha büyük bir ağrım yok Alisa. Ne o? Beni cennette bile rahat bırakmayacak gibi bağırıyordun?"

"Bağırırım tabii! Beni öylece bırakıp gidebileceğini mi sandın?"

Tylor hafifçe doğrulmaya çalıştı ama acıyla yüzünü buruşturdu. Hemen omuzlarından tutup onu geri yatırdım. "Kımıldama! Doktorlar hareket etmemen gerektiğini söyledi."

Tylor sırıttı, o serseri ışık gözlerinde yeniden parlıyordu. "Emredersiniz Kraliçem... Ama bu kadar sert davranırsan, yaramın iyileşmesi için daha özel bakımlara ihtiyacım olacak."

"Ne gibi bakımlarmış onlar?" dedim, hafifçe gülümseyerek.

Tylor elimi kalbinin üzerine koydu. "Mesela... günde en az yüz tane öpücük. Ve her saat başı 'Seni seviyorum' itirafı. Arven kanı ancak böyle temizlenir, tıp kitaplarında öyle yazar."

"Yalancı," dedim burnuna dokunarak. "Sen tam bir fırsatçısın Tylor."

"Hırsızım demiştim ya güzelim," dedi sesi iyice kısılarak ve beni kendine doğru çekerek. "Önce kalbini çaldım, sonra Azrail’den canımı... Şimdi de bu anı çalıyorum."

Başımı göğsüne yasladım, sargıların altındaki o ritmik atışı dinledim. Tylor saçlarımı okşarken kulağıma eğildi:

"Bir hafta boyunca bana ettiğin o güzel sözleri duymadığımı mı sandın? 'Onu her şeyden çok seviyorum' diyordun... Bağıra bağıra... Babam bile duydu Alisa. Artık geri dönüşün yok, tüm Arven senin benim için delirdiğini biliyor."

Yüzüm kızardı, göğsüne hafifçe vurdum. "Sus Tylor, çok kötüsün!"

Tylor kahkaha attı, ama sonra acıyla öksürdü. "Kötüyüm ama... senin kötünüm. Şimdi gel buraya ve beni iyileştir. Yoksa şifacıları çağırıp 'Bu kız beni cilvesiyle öldürüyor' diye şikayet ederim."

Ashen yıkılmıştı, saraylar çökmüştü; ama Arven’in bu güneşli odasında, sadece ikimiz vardık. Ve Tylor’un o güven veren sıcaklığı, dünyadaki tüm gümüşlerden daha değerliydi.

Tylor, elimin üzerindeki titremeyi fark ettiğinde yüzündeki o oyuncu ifade anlık bir hüzne bıraktı yerini. Bakışları, kolumdaki o morarmış iğne izlerine ve göz altlarımdaki derin çukurlara takıldı.

"Sana ne yaptılar böyle?" diye fısıldadı Tylor, sesi bu sefer şaka yapamayacak kadar ciddileşti.

"Bana bir şey yapmadılar Tylor," dedim, sesimdeki çatlağı gizleyemeyerek. "Sadece... durmamı istediler. Dinlenmemi, uyumamı... Ama ben uyursam senin bir daha uyanmayacağından o kadar emindim ki. O yüzden o lanet olası ağrı kesicileri dayadılar bana. Bilincimi kapatmak için her şeyi yaptılar ama ruhumdaki o bağ... senin acın beni uyutmadı."

Ağzımdan kaçan bir hıçkırıkla başımı yatağın kenarına yasladım. "Ayakta duramıyordum Tylor, dizlerim titriyordu, şifacılar üzerime çöküp beni yatağa bağlamaya çalıştılar ama ben sadece senin kapına gelmek için duvarlara tutunarak yürüdüm. Her adımda canım yandı ama senin kalbinin durma ihtimali kadar acıtmadı hiçbir şey."

Tylor, büyük bir zorlukla elini kaldırıp saçlarımın arasına daldırdı. "Biliyorum," dedi derinden gelen bir sesle. "Karanlığın içindeyken o sesi duyuyordum. Birisi sürekli bağırıyordu, birisi vazgeçmiyordu. 'Uyan' diyordun... 'Beni bırakamazsın' diyordun. O ses olmasaydı Alisa, o gümüş soğukluk beni çoktan alıp götürmüştü."

Beni hafifçe kendine doğru çekti. Yarası yüzünden tam sarılamıyordu ama varlığı yetiyordu. "Gel buraya," dedi. "O ağrı kesicilerin uyuşturamadığı her yerini ben iyileştireceğim."

Başımı göğsüne, o ritmik ve güven veren kalp atışının tam üzerine koydum. "Çok korktum," diye mırıldandım göğsüne doğru. "Cedric beni saraydan atmak istediğinde, Auriel benden nefretle bahsettiğinde bile sadece sana gelmek istedim."

Tylor, havayı dağıtmak için derin bir nefes aldı ve hafifçe sırıttı. "Vay be... Babama kafa tuttun, annemi ağlattın, tüm krallığı ayağa kaldırdın... Alisa, sen gerçekten tam bir baş belasıymışsın. Ama kabul et, bu kadar dramadan sonra artık Arven’in tescilli belalısı oldun."

Gözyaşlarımın arasından hafifçe güldüm. "Senin suçun. Beni bu hale sen getirdin."

"Haklısın," dedi Tylor, çenemi tutup yüzümü ona çevirerek. "O zaman bu borcu ödemem lazım. Şifacılar o ağır ilaçları sana bastı ama en iyi ilacı unuttular."

"Neymiş o?"

Tylor yaklaştı, dudakları dudaklarıma bir nefes kadar yakındı. Gözlerindeki o serseri ve aşık ifade, bir haftalık tüm o karanlığı bir saniyede sildi.

"Arven Prensi'nin özel ilgisi... Bak, bir öpücükle tüm o ağrı kesicilerin etkisini yok edebilirim. Denemek ister misin, Kül Kraliçem?"

Hafifçe geri çekilmeye çalıştım ama eli ensemdeydi. "Tylor, yaran var..."

"Yaram seni görünce kapandı bile," dedi ve beni o şefkatli, yakıcı öpücüklere boğdu. Her bir dokunuşu, o bir haftalık sessiz çığlığımın ödülü gibiydi. "Şimdi uyu Alisa. Ama benim yanımda, benim kollarımda... Bir haftadır tuttuğun o nöbet bitti. Şimdi nöbet sırası bende."

Sarayın dışında rüzgar esiyordu, belki Vespera yeni ordular topluyordu; ama o an, o odada, sadece acının içinden süzülüp gelen bir aşkın huzuru vardı. Tylor’un sıcaklığı, Arven’in tüm şifalarından daha güçlüydü.

Tylor’un elini tutmuş, kalp atışlarının sakinleşmesini bekliyordum ki kapı sertçe açıldı. Edward, yüzü kireç gibi bembeyaz, elleri titreyerek içeri daldı. Elinde siyah kadife bir örtüye sarılmış, etrafa çiğ et ve gümüş kokusu yayan ağır bir kutu vardı.

Edward, kutuyu odanın ortasındaki masaya bıraktığında Kral Cedric ve Kraliçe Auriel de hemen arkasından içeri girdi. Tüm ekip—Valtor, Iris, Lena, Elara—masanın etrafında toplandı. Odanın havası bir anda ağırlaştı, sanki görünmez bir el boğazımızı sıkıyordu.

"Bu nedir Edward?" dedim, sesimdeki korkuyu gizleyemeyerek.

Edward yutkundu, bakışlarını Tylor’un üzerinden kaçırdı. Sesi titriyordu. "Arven sınırındaki nöbetçilerimizden biri getirdi. Vespera’nın bizzat gönderdiğini söylediler."

KUTUNUN İÇİNDEKİ DEHŞET

Edward örtüyü tek bir hamlede açtı. Kutunun içinden çıkan şey, Arven’in altın armasının işlendiği, gümüşten bir hançere saplanmış kopmuş bir kuzgun kafasıydı. Kuzgunun ağzında, benim gümüşten yapılmış ve taze kana batırılmış nişanım duruyordu. Kutunun kapağındaki o not, Vespera’nın dondurucu el yazısıyla odadaki herkesin ruhuna işledi:

"Bir haftalık yas bitti. Arven’in altınını, çocuklarımın kanıyla gümüşe boyamaya geliyorum. Ya emaneti geri verin ya da Arven’i bir mezarlığa çevirmemi izleyin."

BİR BABANIN GİZLİ DESTEĞİ

Kraliçe Auriel dehşetle ağzını kapattı, Kral Cedric’in ise boyun damarları öfkeden dışarı fırladı. "Sarayımıza kadar sızıp bize meydan okumak mı? Bu bir savaş ilanıdır!" diye kükredi Cedric.

Tylor, yatağından büyük bir acıyla doğrulmaya çalıştı. "Baba, hayır!" dedi Tylor, sesi zayıf ama iradesi demir gibiydi. "Bu benim ve Alisa'nın savaşı. Arven’in ordularını sınıra yığarsan, Vespera bunu tüm krallıkları yakmak için bir bahane olarak kullanır. Masumların kanını bu gümüş savaşına bulaştıramayız."

Cedric, oğluna doğru sert bir adım attı. "Seni bir kez daha o kadının ellerine bırakacağımı mı sanıyorsun?"

Tylor, Cedric’in gözlerinin içine bakarak elini tuttu. "Bize inan baba. Biz piyon değiliz. Bu sefer o tahtın sahipleri olarak gidiyoruz."

Auriel, Tylor’un elini sıktı ve kocasının gözlerine baktı. Sonunda Cedric derin bir nefes aldı ve pes etti. "Peki," dedi Cedric, sesi kısılarak. "Resmi olarak ordularımı göndermeyeceğim. Ama... size en seçkin elli gölge savaşçımı ve Arven’in gizli silahlarını vereceğim. Kimsenin ruhu duymadan, karanlığın içinden size destek olacaklar ve gizli tünellerden sizi krallığın dışına çıkaracaklar. Bunu reddetme Tylor, bu bir kralın değil, bir babanın ricasıdır."

Tylor hafifçe gülümsedi ve başıyla onayladı. "Kabulümdür baba."

Tam o anda, sarayın tavanı devasa bir gürültüyle sarsıldı! Dışarıdan fırlatılan dev gümüş mızraklar sarayın kulelerini birer birer devirmeye başladı. Camlar patladı, yer sarsıldı.

"GELDİLER!" diye bağırdı Valtor, kılıcını çekerek.

Pencerelerden içeri gümüş maskeli suikastçılar daldı. Tylor tekrar kalkmaya çalıştı ama yarası taze kanla sargılarını anında boyadı, inleyerek yanıma devrildi. Onu kollarından yakaladım, ağırlığı tamamen üzerime bindi. O serseri, güçlü adam şimdi kollarımda canıyla pençeleşiyordu.

"Yürüyemez!" diye haykırdım kaosun içinde.

Valtor bir yanına, ben diğer yanına girdik. Tylor, ayaklarını sürüyerek, her adımda acıyla inleyerek bizimle ilerlemeye çalışıyordu. Edward ve Iris önümüzde büyüden kalkanlar kurarken, biz Tylor’u koridordaki gizli geçide doğru sürüklemeye başladık.

Arkamıza baktığımızda Arven’in o altın sarayı alevler içindeydi. Vespera’nın gölgesi şehre düşerken, biz karanlık tünellere, yanımızda Arven’in elli gizli gölgesiyle daldık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.