İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 27 · 6 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 27

Asaletin Sonu: Küller Ve Kan

Vespera, tahtında sanki zamanın başlangıcından beri oradaymış gibi bir asaletle oturuyordu. Gözlerindeki gümüş ışık o kadar parlaktı ki, yüz hatlarını seçmek imkansızdı. O sadece bir kraliçe değildi; o, Ashen’in vücut bulmuş gazabıydı.

"Sonunda," dedi Vespera. Sesi sarayın tavanındaki devasa avizeleri titreten bir nabız gibiydi. "Hatalarım, kapıma kadar gelme cüretini gösterdi."

Valtor ve Edward kılıçlarını çekti, Elara ise annesine bakarken aurasını en yüksek seviyeye çıkardı. Ama Vespera sadece parmağını şıklattı. Bir anda hepimiz olduğumuz yere görünmez, gümüş zincirlerle mıhlandık. Hareket edemiyorduk.

Zincirlere karşı en çok direnen Tylor’du. Dişlerini sıkarak, kasları zorlanmaktan titreyerek bir adım öne çıktı. Zincirlerin tenini kestiğini, gümüş kanın (veya kendi kanının) sızdığını görebiliyordum.

"Bırak... onu," diye hırıldadı Tylor.

Vespera, tahtından kalkıp yavaşça merdivenlerden aşağı indi. "Bir hırsız... Benim kızıma dokunma cüretini gösteren bir ölümlü," dedi Vespera, Tylor’un önünde durarak. "Onun içindeki karanlığı körükleyen sensin, değil mi?"

Vespera elini havaya kaldırdı, havada asılı duran kılıçlardan biri Tylor’un boğazına dayandı. Kalbim duracak gibi oldu. "Tylor, hayır!" diye bağırdım ama zincirler boğazımı sıkıyordu.

Tylor, boğazındaki keskin kılıca rağmen geri adım atmadı. O kan donduran sessizlikte, Tylor’un sesi bir kralınkinden daha güçlü çıktı:

"Onun içindeki karanlığı ben körüklemedim Kraliçe. Ben sadece o karanlığın içindeki o güzel kadını sevdim. Ve senin o buzdan kalbin bunu asla anlayamayacak."

Vespera tam kılıcı savuracakken, Tylor bana baktı. O an öleceğini bilse bile gözlerindeki o serseri, o aşık parıltı sönmedi. Bana göz kırptı ve o kısa, yakıcı cümlesini kurdu:

"Alisa... Beni izle. Ve bu kadını nasıl devireceğini hatırla. Çünkü bir hırsız, en çok imkansızı çalmayı sever."

Tylor aniden ileri atıldı. Kılıcın omzunu deşip geçmesine izin vererek Vespera’nın savunmasını bir saniyeliğine bozdu. O bir saniyelik boşluk, zincirlerimizin zayıflamasına yetti.

"ŞİMDİ!" diye bağırdı Tylor, kanlar içinde yere diz çökerken.

Zincirlerimden kurtulduğum an, içimdeki tüm o bastırılmış, kararmış gümüş gücü serbest bıraktım. Artık ne Vespera’nın kızıydım ne de bir prenses. Tylor’un aşkı ve Elara’nın öfkesiyle harmanlanmış bir yıkımdım.

"Tylor!" diye haykırarak yanına koştum ama o eliyle beni durdurdu.

"Bana bakma," dedi Tylor, nefes nefese. "Ona bak. Ve işini bitir."

Ayağa kalktım. Gözlerimden taşan siyah ve gümüş karışımı ışık, taht odasındaki tüm kılıçları birer birer yere düşürdü. Vespera, ilk kez şaşkınlıkla geri adım attı.

"Seni ben yarattım Alisa!" diye haykırdı kraliçe.

"Hayır anne," dedim, sesim tüm Ashen’i titreterek. "Sen beni sadece doğurdun. Beni Tylor, Elara ve bu ekip var etti. Ve şimdi, senin yarattığın o dünyayı yıkmaya geliyorum."

Vespera’nın gümüşten tacı, başındaki bir aksesuar olmaktan çıkmış, etrafındaki tüm ışığı emen bir kara deliğe dönüşmüştü. Tylor’un omzundan sızan kan, taht odasının beyaz mermerlerini kirletirken, annem o kanın üzerine bastı. Hiçbir pişmanlık duymadan, sadece bir piyonu saf dışı bırakmış gibi...

"Sevgi," dedi Vespera, sesi ruhumu tırmalayan bir metal sürtünmesi gibiydi. "Seni bu kadar zayıflatan şeyin bu basit duygu olması ne kadar ironik. Onu öldürmeme gerek yok Alisa. Onu, senin gözlerinin önünde yavaş yavaş solarken izlemek, sana vereceğim en büyük ders olacak."

Tylor, yarasını eliyle bastırarak doğrulmaya çalıştı. Acıdan yüzü bembeyaz olmuştu ama o bakışlar... O bakışlar hala bana meydan okuyordu. Sanki bana "Pes edersen seni asla affetmem" diyordu.

"Dersin... batsın... Kraliçe," diye fısıldadı Tylor. Kan öksürmesine rağmen bana bakıp o çarpık gülümsemesini takındı.

"Alisa, bakma bana öyle... Hala çok güzelim, değil mi?"

Bu durumda bile cilve yapabiliyordu. Bu adam delinin tekiydi ve bu delilik, benim hayatta kalma sebebimmiş gibi hissettim.

İçimdeki o siyah volkan sonunda patladı. Elimi havaya kaldırdığımda, sarayın tavanındaki devasa avizeler tuz buz oldu. Vespera ile aramdaki mesafe bir saniyede kapandı. Gümüş kılıçlar havada çarpışırken, metalin metale vuruş sesi tüm Ashen’i ayağa kaldıracak kadar güçlüydü.

Elara, zincirlerinden tamamen kurtulmuş bir şekilde yanımda belirdi. Kılıcını bir ışık hızıyla savururken, aurası odanın diğer yarısını kapladı.

"Birlikte," dedi Elara, sesi o asaletli ve sarsılmaz tonuyla.

İki kardeş, Ashen’in iki varisi olarak annemize karşı tek bir beden gibi hareket ettik. Vespera, gümüş bir fırtınanın merkezinde durmuş, her iki yandan gelen saldırıları tek bir parmak hareketiyle savuşturuyordu. Ama bizim gücümüz artık sadece gümüş kan değildi; bizim gücümüz, onun asla sahip olamayacağı o bağdı.

Vespera, saldırılarımız karşısında ilk kez sendeleyince yüzündeki o asil maske çatladı. "Bu kadar yeter!" diye haykırdı.

Tüm odayı kaplayan bir parlama oldu. Gümüş ışık o kadar yoğunlaştı ki, etrafımızdaki mermer sütunlar erimeye başladı. Vespera, son bir hamleyle Tylor’u havaya kaldırdı ve onu sarayın açık balkonundan aşağı, Ashen’in uçurumuna doğru savurmak için gümüş bir el yarattı.

"SEÇİMİNİ YAP ALİSA!" diye bağırdı annem. "Ya tahtı alırsın, ya da o hırsızı!"

Dünya o an durdu. Taht tam karşımdaydı, Vespera’nın savunması düşmüştü. Tek bir vuruşla Ashen’in kraliçesi olabilirdim. Ama Tylor... Tylor uçurumun kenarında, annemin gümüş pençeleri arasındaydı.

Tylor bana baktı. Gözlerinde hiçbir korku yoktu. Sadece bir veda ve o sonsuz güven... Dudaklarını oynattı, sesi duyulmasa da ne dediğini biliyordum:

"Tacını al, Kraliçem."

Hayır. Tylor yanılıyordu. Ben bir kraliçe olmak istemiyordum. Ben sadece onunla olmak istiyordum.

Karanlığımı tahta değil, Tylor’u tutan gümüş ellere yönelttim. Vespera’nın şaşkın çığlığı eşliğinde karanlığım o eli parçaladı. Tylor yere düştüğünde, ben de onun yanına atıldım.

Vespera, planının işe yaramadığını gördüğünde ilk kez gerçekten yenildiğini anladı. Çünkü o, gücün her zaman sevgiye galip geleceğini sanmıştı.

Vespera’nın yüzündeki o sarsılmaz ifade, planının boşa çıkmasıyla yerini saf bir nefretle karışık şaşkınlığa bıraktı. O, tahtı her şeyin üstünde tutan bir kadındı ve benim bu "basit" seçimi yapmamı zihni kabullenemiyordu.

Tylor’un yanına diz çöktüğümde, ellerim kanına bulandı. O dondurucu gümüş fırtınanın ortasında, onun vücut ısısı tutunabileceğim tek gerçeklikti.

"Tylor... Tylor bak bana!" diye bağırdım, sesim hıçkırıklarla bölünüp taht odasında yankılanırken.

Tylor, ağırlaşan göz kapaklarını zorlukla araladı. O her zamanki serseri gülüşü bu kez biraz soluktu ama hala oradaydı. Elini titreyerek yanağıma uzattı, parmak uçlarıyla yüzümdeki gümüş tozları sildi.

"Sana... tacını al demiştim," diye fısıldadı, sesi rüzgarda kaybolmak üzere olan bir yaprak gibiydi. "İnatçılığın... bazen gerçekten çekilmez oluyor, Kül Kraliçem."

"Kapa çeneni Tylor," dedim, gözyaşlarım onun yarasına damlarken. "Senin gitmene izin vermeyeceğim."

Vespera, ağır adımlarla bize doğru yaklaşırken etrafındaki gümüş kılıçlar birer birer yere düşüp parçalanıyordu. Aurası sönmeye, o görkemli ışığı grileşmeye başlamıştı.

"Büyük bir hata yaptın Alisa," dedi Vespera. Sesi artık bir tanrıçanınki gibi değil, yenilmiş bir kadınınki gibi titriyordu. "Onu seçerek sadece kendini değil, Ashen’i de bitirdin. Taht sahipsiz kalacak."

Elara, kılıcını annemizin boğazına dayayarak araya girdi. "Taht sahipsiz kalmayacak anne," dedi Elara, sesi o buzdan asaletle çınlayarak. "Sadece senin kanlı ellerinden kurtulacak. Biz Ashen'i senin gibi korkuyla değil, küllerimizden yarattığımız bu yeni bağla yöneteceğiz."

Vespera, Elara’nın gözlerindeki o kararlılığı görünce ilk kez dizlerinin üzerine çöktü. Tacı, mermer zemine çarparak tiz bir sesle yuvarlandı. O devasa güç, o mutlak hüküm... Hepsi birer illüzyon gibi dağılıyordu.

Tylor, başını dizime yasladı. Kan kaybından dolayı bilinci bulanıklaşıyordu ama hala benimle uğraşmaktan vazgeçmiyordu.

"Hey Alisa... Eğer şimdi ölürsem... cennetteki en yakışıklı hırsız ben olacağım, değil mi?"

"Ölmüyorsun Tylor!" diye çıkıştım, Iris’e "Gel ve ona yardım et!" diye işaret ederek.

Tylor hafifçe kıkırdadı, sonra acıyla yüzünü buruşturdu. Gözlerimin içine o kadar derin baktı ki, ruhumun en ücra köşelerini gördüğünü hissettim.

"Biliyorum... gitmeme izin vermezsin. Sen fazla... sahiplenicisin."

Elimi sıkıca tuttu. O an, Ashen Sarayı’nın tavanı gümüş bir parıltıyla çatlamaya başladı. Vespera’nın yenilgisi, sarayın büyüyle örülmüş temellerini sarsıyordu.

Valtor, Edward’la birlikte yanımıza geldi. "Burası başımıza yıkılmadan gitmeliyiz," dedi Valtor, Tylor’u omzuna alırken. "Aşk hikayenizi daha güvenli bir yerde devam ettirirsiniz."

Tylor, Valtor’un omzunda sallanırken bile bana göz kırpmayı ihmal etmedi:

"Daha bitmedi Alisa. Borcun birikiyor... Bana bir hayat borçlusun."

Gülümsedim, belki de hayatımda ilk kez bu kadar içten. Ashen Krallığı arkamızda yıkılırken, gümüşün soğukluğu gitmiş, yerini Tylor’un o bitmek bilmeyen ateşine bırakmıştı.

Bölüm sonu

1 yorum