İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 26 · 4 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 26

Ruhun İnfadı

ALİSA ASHEN

Şehrin içine adım attığımızda, Ashen’in o meşhur gümüş tozları havada asılı kalmış gibiydi. Sokaklar boştu ama her köşede annemin aurasını, o dondurucu baskıyı hissedebiliyordum.

"Bu fazla kolay oldu," dedi Valtor, kılıcını kınından çıkarırken. Gözleri her bir pencereyi, her bir çatıyı tarıyordu. "Vespera bizi içeri davet etti çünkü dışarı çıkamayacağımızdan emin."

Edward, ekibi sıkı bir düzende tutuyordu. Iris ve Lena elleri tetikte, büyü enerjilerini parmak uçlarında topluyorlardı. Elara ise en önde, bir zamanlar evi olan bu sokaklara nefretle bakarak ilerliyordu.

Tylor, yanımda yürürken kolunu hafifçe belime doladı. Bu kadar tehlikeli bir atmosferde bile o rahat tavrından ödün vermiyordu ama gözlerindeki o keskinlik, bir kaplanın pusuya yatmış halini andırıyordu.

"Korkuyor musun, Kül Prensesi?" diye fısıldadı Tylor.

"Korkmuyorum dersem yalan olur Tylor," dedim, titreyen ellerimi gizlemeye çalışarak. "Bu sessizlik beni boğuyor."

Tylor durdu ve beni kendine çekip sırtımı bir sütuna yasladı. Ekip birkaç adım ileride durup bize "Yine mi?" der gibi baksa da o aldırmadı. Elini yanağıma koydu, baş parmağıyla dudağımın kenarını hafifçe okşadı.

"Korkma. Sen korkarsan bu şehir seni yutar. Bana bak... Sadece bana."

Gözlerinin içine baktım. O serseri gülümseme yine oradaydı.

"Eğer bu gümüş delikten sağ çıkarsak," dedi sesi iyice kısılarak, "Sana Ashen’in tüm tahtlarından daha rahat bir yer vaat ediyorum. Benim kollarımı."

Hafifçe kıkırdadım, burnuna dokundum. "Sen tam bir delisin Tylor. Ölümün ağzındayız, sen hala pazarlık yapıyorsun."

Tylor sırıttı ve alnımı öptü. "Pazarlık değil Alisa, bu bir söz."

Tam o sırada, sarayın ana meydanına ulaştığımızda yer sarsılmaya başladı. Meydandaki devasa heykel yarılıp içinden yüzlerce gümüş ayna yükseldi. Aynalar öyle bir açıyla dizilmişti ki, güneşin ışığını doğrudan üzerimize yansıtıp gözlerimizi kör ediyordu.

"Gözlerinizi kapatın!" diye bağırdı Edward.

Aynalardan bir anda annem Vespera’nın yüzlerce sureti belirdi. Hepsi aynı anda, ruhu donduran o asaletle konuşmaya başladı:

"Zayıflığınızı yanınızda getirmeniz ne kadar acı... Alisa, bir hırsızın kollarına sığınarak mı beni devireceğini sandın? Elara, bir grubun arkasına saklanarak mı tahtımı isteyeceksin?"

VESPERA’NIN GAZABI

Aynalardan birinden devasa bir gümüş el fırladı ve Lena’yı ayağından yakalayıp havaya kaldırdı.

"Bırak onu!" diye haykırdı Iris, ateş toplarını aynaya fırlatarak ama ateş gümüş yüzeyde sadece sönüp gitti.

Vespera’nın sesi meydanda yankılandı: "Ashen’de sadece benim ışığım yanar. Ve bu ışık, sizin karanlığınızı yakıp kül edecek!"

Tylor, kılıcını çekip gümüş ele doğru atıldı. Havada asaletli bir takla atıp elin bilek kısmına sert bir darbe indirdi. El parçalanırken Lena’yı havada yakaladı ve güvenle yere bıraktı.

Tylor, aynalardaki yüzlerce Vespera suretine bakıp tükürdü.

"Işığın çok parlak Kraliçe," dedi Tylor, kılıcını omzuna yaslayarak. "Ama karanlıkta görmeye alışık olanları kör edemezsin."

Vespera’nın kahkahası Ashen’in surlarında yankılanırken, aynalar çatlamaya ve her bir parçası üzerimize ölümcül birer ok gibi yağmaya başladı.

Gümüş ayna parçaları havada bir fırtına gibi dönerken, her bir parça üzerimize binlerce jilet gibi yağıyordu. Edward kalkanıyla bizi korumaya çalışıyor, Iris ise rüzgar büyüleriyle parçaların yönünü değiştirmeye uğraşıyordu. Ama Vespera’nın gücü sadece fiziksel değildi; aynalara baktıkça kendi korkularımı, Tylor’un cansız bedenini ve Elara’nın ihanetini görüyordum.

"Gözlerinizi aynalardan çekin!" diye haykırdı Elara. "Onlar sadece cam değil, ruhunuzun zayıflığı!"

Tylor, bir yandan üzerimize gelen devasa bir ayna kütlesini kılıcıyla savuştururken, diğer eliyle beni belimden kavrayıp kendine çekti. Sırtımı göğsüne yasladığında, o aynalardaki korkunç yansımalar bir anlığına silindi.

"Bana bak demiştim Alisa. Başka hiçbir yere değil."

Tylor, bu ölümcül yağmurun altında bile eğilmeyi reddediyordu. Bir elini çeneme koyup yüzümü ona çevirdi. Etrafımızda gümüş parçalar yeri delip geçerken, o sanki bir balodaymışız gibi sakindi.

"Tylor, şimdi sırası mı?" dedim nefes nefese. "Öleceğiz!"

Tylor hafifçe sırıttı, gözlerindeki o hırçın ateş Ashen’in gümüş ışığını bastırıyordu.

"Öleceksek de, senin o güzel gözlerinde kendimi görerek ölmek isterim. Ama planım bu değil."

Beni hafifçe döndürüp dudaklarıma tüy kadar hafif ama yakıcı bir öpücük bıraktı. O an, etrafımızdaki zaman yavaşladı. Vespera’nın aynaları bu aşkın ve cesaretin sıcaklığı karşısında çatlamaya, gerçeklik kırılmaya başladı.

"Şimdi," dedi Tylor, beni serbest bırakıp kılıcını iki eliyle kavrayarak. "Şu cam kırıklarını temizleme vakti."

Tylor’un o güven veren duruşundan aldığım güçle, içimdeki o bastırılmış karanlığı serbest bıraktım. Artık sadece Vespera’nın kızı değildim; ben Ashen’in küllerinden doğan o yeni yıkımdım. Ellerimi yere vurduğumda, gümüş rengi siyah bir dumanla kaplandı.

"Yeter!" diye bağırdım.

Benim karanlığım, annemin aynalarını birer birer patlatmaya başladı. Meydan büyük bir gürültüyle sarsılırken, yüzlerce Vespera sureti çığlıklar atarak yok oldu. Aynalar tuz buz olup yere döküldüğünde, sarayın kapılarına giden yol nihayet açılmıştı.

Valtor, üzerindeki tozları silkeleyerek yanımıza geldi. "Vay be... Prensesimiz sonunda dişlerini gösterdi," dedi, Tylor’a bakıp göz kırparak. "Senin bu 'eğitim' işe yarıyor gibi, çakal."

Tylor omuz silkti, kılıcını kınına sokarken bana o gururlu bakışını attı.

"Ben sadece kıvılcımı çaktım. Yangın zaten onun içindeydi."

Edward ve Iris toparlanırken, Elara sarayın devasa kapılarına doğru yürüdü. Kapılar artık açık değildi; bizi bekleyen o sessizlik, yerini içeriden gelen ağır, ritmik bir gümüş nabza bırakmıştı. Vespera bizi tam kalbinde bekliyordu.

"Hazır mısınız?" dedi Elara, sesi o asaletli tınısıyla yankılanarak.

Tylor yanıma gelip elimi tuttu, parmaklarımızı birbirine kenetledi.

"Sen yanımda olduğun sürece, cehenneme bile hazır ederim kendimi."

Ashen Sarayı’nın kapılarını hep birlikte omuzlayıp açtığımızda, karşımızdaki manzara kanımızı donduracak türdendi. Vespera, havada süzülen binlerce gümüş kılıcın ortasında, tahtında bir tanrıça gibi oturuyordu.

Bölüm sonu

2 yorum