İçeriğe geç

Kül Taht

Bölüm 23 · 4 dk okuma

Kül Taht

Bölüm 23

Son Şafak

Avuçlarımdan süzülen kanın gümüşten siyaha döndüğünü izlerken, içimdeki o devasa boşluğun bir canavara dönüştüğünü hissettim. Annem Vespera, dizlerinin üzerinde, kanlar içinde bana bakıyordu ama gözlerinde hala o "stratejik" soğukluk vardı. Bianca ise yarattığı yıkımın meyvesini toplamak isteyen bir sırtlan gibi gülümsüyordu.

"Bak Alisa," dedi Bianca, sesi zaferin sarhoşluğuyla titreyerek. "Gerçeğin seni özgür kılacağını söylemiştim. Sen gümüş bir kraliçe değil, bu dünyayı yutacak olan zifiri karanlıksın."

Kılıcımı bıraktım. Artık çeliğe ihtiyacım yoktu. Parmak uçlarımdan yayılan siyah dumanlar, annemin gümüş aurasını bir sis gibi yutmaya başladı. Edward’ın arkadan "Alisa, dur!" diyen sesini duydum ama o ses artık çok uzaktaydı. Ben artık bir kurban değildim.

Elara, yanıma kadar yürüdü. Bianca’nın ona "Saldır!" emri veren bakışlarını bir kenara itti. Ablam, hayatında ilk kez bir piyon gibi değil, bir imparatoriçe gibi duruyordu. Siyah zırhının üzerindeki rünler benim karanlığımla rezonansa girdiğinde, ikimizin aurası gökyüzünü ikiye bölen bir fırtına yarattı.

Elara, kılıcını Bianca’ya ve anneme doğru doğrulttu. O anki havası, asalet kelimesinin vücut bulmuş haliydi. Dudaklarından dökülen kelimeler, bir devrin kapanış ilanıydı:

"Siz bizi birbirimize kırdırarak tahtınızı koruyacağınızı sandınız; ama biz, sizin kurduğunuz o tahtı yakmaya gelen tek bir ateşiz."

"Yeter!" diye bağırdım. Sesimle birlikte yer sarsıldı, sığınak kalıntıları havaya uçtu.

Annem Vespera ayağa kalkmaya çalıştı, elindeki son gümüş ışığı bana doğrulttu. "Seni ben yarattım Alisa! Benim kurallarımla öleceksin!" dedi. Hâlâ kötüydü, hâlâ o kibirli kraliçeydi. Ama artık karşısında bir çocuk yoktu.

Elara ile aynı anda hareket ettik. Elara bir gölge gibi Bianca’nın üzerine atılırken, ben doğrudan annemin üzerine yürüdüm. Vespera’nın gümüş ışığı karanlığımı delmeye çalıştı ama nafileydi. Onun elini tuttum; gümüş kanı tenimi yakıyordu ama durmadım.

"Bana bir silah olduğumu söyledin anne," dedim, gözlerimdeki bembeyaz ışıkla onun ruhuna bakarak. "Şimdi bir silahın en iyi yaptığı şeyi izle: Yıkım."

İçimdeki tüm o bastırılmış öfkeyi, sevilmemenin getirdiği o derin yarayı annemin aurasına boşalttım. Vespera’nın o sarsılmaz buzdan kalesi saniyeler içinde un ufak oldu. O mükemmel aurası, yerini çaresiz bir solgunluğa bıraktı. Aynı anda Elara, Bianca’nın boynuna kılıcını dayamış, onu diz çöktürmüştü.

Orman aniden sessizleşti. Fırtına dindi. Bianca ve Vespera, iki mağlup kraliçe olarak önümüzde diz çökmüşlerdi. Onları öldürmedik. Ölüm, onların bu görkemli kibrine verilecek en hafif cezaydı.

"Taht sizin olsun Bianca, Vespera," dedim, sesim artık bir kraliçeninkinden daha ağır, daha asildi. "Ama o tahtın üzerinde oturacak bir halkınız, sizi sevecek bir evladınız ve hükmedeceğiniz bir ışığınız kalmadı. Siz artık sadece kendi küllerinizin kraliçesisiniz."

Elara kılıcını çekti, Bianca’yı karanlığın içinde yapayalnız bıraktı. Yanıma geldi ve elimi tuttu. İkimizin gümüş ve siyah kanı toprakta birbirine karışırken, arkamızda yıkılmış bir krallık ve iki ruhsuz anne bıraktık.

Vespera arkamızdan, o son bitmek bilmeyen gururuyla bağırdı: "Ben sizi korudum!"

Durmadım. Arkama bile bakmadan son sözümü söyledim:

"Sen bizi korumadın Vespera; sen sadece kendi karanlığından korktun. Ve o karanlık şimdi senin tek arkadaşın."

Edward ve diğerleri bize bakarken, Elara ile birlikte ormanın derinliklerine, kendi krallığımızı kuracağımız o yeni şafağa doğru yürüdük. Kül Taht artık boştu; çünkü biz tahttan daha fazlası olmuştuk.

Vespera arkamızda, o devasa enkazın ortasında diz çökmüş halde kalırken, ormanın içindeki o ağır gümüş koku yavaş yavaş dağılıyordu. Edward yanıma geldiğinde ona bakmadım bile. Gözlerim sadece Elara’nın üzerindeydi. İkimiz de kanlar içindeydik; birimiz Bianca’nın zehriyle, diğerimiz Vespera’nın buz gibi hırslarıyla yoğrulmuştuk.

"Bitti mi?" diye sordu Edward, sesi titreyerek.

"Hayır," dedi Elara, kılıcının ucundaki kanı asaletli bir hareketle toprağa silkelerken. "Yeni başlıyor."

Arkama döndüm. Annem Vespera, o sarsılmaz duruşunu kaybetmişti ama hala bize o "sahip" bakışıyla bakmaya çalışıyordu. Göğsündeki yara gümüş bir ışıkla sönmeye yüz tutmuştu. Bianca ise hemen yanında, kendi yarattığı nefretin altında ezilmiş bir haldeydi. İki kraliçe, iki eski dost ve iki berbat anne; şimdi kendi harabelerinin üzerinde birbirlerine mahkûmdular.

Vespera, titreyen bir sesle ama hala o mağrur tonuyla haykırdı: "Bunu yapamazsınız! Ben bu krallığın temeliyim! Ben olmazsam karanlık sizi yutar!"

Elara, anneme doğru bir adım attı. O anki aurası o kadar yüksekti ki, Vespera bile istemsizce geri çekildi. Ablamın sesi, bir celladın son hükmü gibi yankılandı:

"Sen karanlıktan korkuyorsun Vespera; oysa biz artık bizzat karanlığın kendisiyiz. Tacın sende kalsın, biz özgürlüğümüzü aldık."

Tam ormanı terk edecekken, Bianca’nın acı dolu kahkahası bir kez daha duyuldu. "Gidiyor musunuz?" dedi, ağzındaki kanı tükürerek. "Gidin... Ama Kül Taht'ın neden 'Kül' olduğunu sanıyorsunuz? O taht, sadece bir sahibini kabul eder ve o sahip tahta oturduğu an, sevdiği herkes küle dönüşür. Vespera bunu biliyordu. Sizi sevememesinin nedeni merhametsizliği değil, sizi küle çevirmemek için ruhunu söküp atmasıydı."

Duraksadım. Kalbim buz kesti. Anneme baktım. Vespera gözlerini kaçırdı. O an anladım; annem bizi korumak için sevgisinden vazgeçmişti ama bu fedakarlık bizi ondan daha büyük canavarlara dönüştürmüştü. Bir ters köşe daha... Ama bu sefer geç kalmış bir gerçekti.

"Yine de," dedim, sesimdeki soğukluk Vespera'nın buzunu bile gölgede bırakarak. "Sevgisiz bir hayat, kül olmaktan daha beterdir anne."

Elara ile birbirimize baktık. Artık hiçbir sır, hiçbir fedakarlık bizi geri döndüremezdi. Biz, Kül Taht'ı değil, birbirimizi seçmiştik. Edward ve ekibi yol açarken, iki kardeş, iki devasa aura olarak karanlığın kalbine doğru yürüdük.

Arkada kalan kraliçeler, kendi sessiz ve ruhsuz krallıklarında yaşarken; biz, küllerin üzerinde yükselen o yeni savaşın asıl efendileriydik.

Bölüm sonu

1 yorum