Hava artık sadece oksijen değil, saf bir nefret soluyordu. Annemin Bianca ile olan çarpışması gökyüzünü gümüş şimşeklerle yararken, önümdeki dehşetle baş başa kalmıştım. Elara, yere düşen kılıcını sanki bir parçasıymış gibi havada yakaladı. Gözlerindeki siyah rünler, teninin beyazlığına bir zehir gibi yayılıyordu.
"Bana acıman ne büyük bir hata, Alisa," dedi Elara. Sesi, kırılan buz parçalarının birbirine sürtünmesi gibi pürüzlü ve keskindi.
Üzerime öyle bir hızla atıldı ki, Edward’ın yardım çığlığını bile duyamadım. Kılıçlarımız çarpıştığında oluşan şok dalgası etrafımızdaki ağaçların yapraklarını küle çevirdi. Elara’nın her hamlesi, Bianca’nın yıllarca ruhuna ektiği o zehirli tohumların meyvesiydi. Vahşiydi, asildi ve korkutucu derecede kusursuzdu.
Onu durduramıyordum. Kılıcının ucu zırhımı parçalayıp tenime her değdiğinde, sadece fiziksel bir acı değil, ruhuna hapsolmuş o karanlık hatıraların soğukluğunu hissediyordum. Ama geri adım atmadım. Dizlerimin üzerine çöktüğümde bile gözlerimi onun siyah rünlerinden ayırmadım.
"Neden?" diye bağırdım, kanımı yere damlatırken. "Neden o sinsi kadının oyuncağı olmayı seçiyorsun? Biz senin ikizinim!"
Elara durdu. Kılıcını yanına indirdi ve pelerini rüzgarda bir cellat bayrağı gibi dalgalandı. Öyle bir aurası vardı ki, sanki o an sadece o ve karanlığı gerçektik. Bakışlarındaki o buzdan asalet, annemin soğukluğunu bile geride bırakıyordu. Dudaklarından dökülen her kelime, havayı donduran birer emir gibiydi.
"İkiz, senin gibi çiçekli bahçelerde büyüyenlerin masalıdır; ben o masalı, beni terk ettiğiniz gün kendi kanımla boğdum."
Bu cümleyi kurduğu an, göğsündeki siyah rünler bir güneş gibi patladı. Elara artık sadece bir savaşçı değil, karanlığın bizzat kendisiydi.
VESPERA ASHEN
Bianca’nın boğazını sıkan elim, gümüş kanımın hararetiyle yanıyordu. Karşımda, bunca yıl saklanan o sinsi nefretin vücut bulmuş hali duruyordu. Bianca gülüyordu; ağzından akan kan bile onun o hastalıklı zaferini gölgeleyemiyordu.
"Bak..." dedi Bianca, işaret parmağıyla Alisa ve Elara’yı göstererek. "İki kızın birbirini parçalıyor ve sen, ruhsuz kraliçe, sadece izliyorsun. Gerçek acı bu değil mi? Hissetmediğin halde canının yanması?"
Duyuyordum. Alisa’nın feryatlarını, Elara’nın o buz gibi öfkesini duyuyordum. İçimde devasa bir çığlık kırmak istiyordu göğsümü. Ama ruhumun yerinde duran o boşluk, sadece sessizliği emrediyordu. Bianca’nın boynundaki baskımı artırdım. Gözlerimden yayılan gümüş aura, etrafımızdaki tüm gölgeleri yutmaya başladı.
"Sen bir hayal hırsızısın Bianca," dedim, sesim ölümün serinliğiyle yankılanarak. "Ama unuttuğun bir şey var; ruhsuzlar, korkuyu da unuturlar."
Bianca’yı yere fırlattım. Omuzlarımı dikleştirdim ve üzerimdeki tozları bir kenara ittim. Adımlarım yeri sarsarken, kızlarımın birbirini öldürmesine izin vermeyeceğimi ama Bianca’nın bu dünyadan silineceğini biliyordum.
Alisa, Elara’nın ağır darbesiyle savrulduğunda, Bianca zafer çığlığı atarak bir gölge oku hazırladı. Hedefi Alisa’nın kalbiydi. O ok fırlatıldığı an, zaman durdu.
Ben, ruhsuz kraliçe... Ben, çocukları için kalbini mahzenlere gömen kadın...
Gümüş bir patlamayla Alisa’nın önüne geçtim. Gölge oku göğsüme çarptığında, gümüş kanım etrafa bir şarapnel gibi yayıldı. Acıyı hissetmedim, ama Elara’nın ve Alisa’nın eşzamanlı "Anne!" çığlığını ruhumun o derinlerinde bir yankı olarak duydum.
Döndüm ve iki kızıma baktım. Aura’m artık sadece gümüş değil, altın bir ışıkla harmanlanmıştı. Ölüm kapımdaydı ama bir kraliçe asla veda etmeden gitmezdi.
"Bugün," dedim, kanımın aktığı toprağın sarsılışına eşlik ederek. "Küllerden doğanlar, ateşi yakana hesap soracak."
Bianca korkuyla geri çekilirken, Elara’nın gözlerindeki siyah rünlerin birer birer çatladığını gördüm. İntikamın son perdesi açılmıştı.
ALİSA ASHEN
Her şey bir saniyeden daha kısa sürdü. Bianca’nın parmaklarının arasından çıkan o simsiyah, zehirli gölge oku havayı yırtarak doğrudan kalbime doğru geliyordu. Gözlerimi kapattım. Ölümün o soğuk nefesini tenimde hissettim.
Ama beklediğim o acı gelmedi.
Onun yerine, önümde devasa bir gümüş gölge yükseldi. Annem... Vespera. Oku göğsüyle karşılamıştı. Okun zırhına çarpıp parçalanırken çıkardığı o tiz ses hala kulaklarımda. Vespera bir milim bile sarsılmadı. Arkasını dönüp bana baktığında, gözlerinde bir kurtarıcının merhametini aradım. Ama bulduğum tek şey, hayal kırıklığıyla dolu bir çift buz küresiydi.
"Neden yaptın?" diye fısıldadım şok içinde. "Beni kurtardın..."
Vespera, göğsündeki okun kara dumanlarını eliyle silkelerken yüzünü buruşturdu. "Seni kurtarmadım Alisa," dedi, sesi o kadar ruhsuzdu ki kemiklerim sızladı. "Sadece Bianca'nın bu kadar ucuz bir hamleyle kazanmasına tahammül edemedim. Senin ölmen, benim bu oyundaki en değerli piyonumu kaybetmem demek. Kendini bu kadar özel sanma."
Canım, Bianca’nın okundan daha çok yandı o an. Annem halla kötüydü. Halla o buzdan kraliçeydi.
Elara, annemin bu tavrını izlerken bir adım öne çıktı. Onun aurası artık Bianca’nın gölgesinden tamamen sıyrılmıştı. Kılıcını bir kraliçe edasıyla yanına indirdi ve rüzgarın pelerinini savurmasına izin verdi. Bakışlarındaki o karanlık asalet, hepimizi ezecek kadar güçlüydü.
Ablam, anneme ve bana bakarak o kısa ama ruhu donduran cümlesini kurdu:
"Korumaya çalıştığın o piyon (Alisa), benim tahtıma giden yoldaki ilk kurbanım olacak Vespera; senin buzun bile benim ateşimde eriyecek."
Bianca, Vespera’nın yaralanmasını fırsat bilip kahkahalar atarken, annem Vespera’nın etrafındaki aura bir anda kontrolden çıktı. Gümüş ışık, yerini simsiyah bir baskıya bıraktı. Annem hala kötüydü ve bu sefer öfkesini sadece Bianca’ya değil, hepimize doğrulttu.
"Siz," dedi Vespera, eliyle hepimizi işaret ederek. "Benim yarattığım bu dünyada sadece birer gölgesiniz. Ve gölgeler, güneş doğduğunda yok olur."
Vespera elini yere vurduğunda, orman devasa bir gümüş patlamayla sarsıldı. Bu bir kurtarma operasyonu değildi; bu, Vespera’nın kendi kızlarını bile ezmeye hazır olduğu o karanlık otoritesinin ilanıydı.
Vespera önümde devasa bir gümüş kalkan gibi dururken, Bianca’nın gölge oku annemin omuz zırhını delip geçti. Annem sendelemedi bile. Ama asıl şok edici olan ne Bianca’nın saldırısıydı ne de Vespera’nın siper olması.
Asıl ters köşe, Bianca’nın dudaklarındaki o kan donduran gülümsemedeydi.
"Vespera," dedi Bianca, elindeki siyah yayı bir kenara fırlatırken. "Gerçekten Alisa'yı kurtardığını mı sanıyorsun? Yoksa onun damarlarındaki gümüş kanın neden bu kadar parlak olduğunu ona hala söylemedin mi?"
Annem Vespera ilk kez gerçekten sarsıldı. Gözlerindeki o ruhsuz, buzdan perde bir anlığına yırtıldı ve yerini saf bir dehşet aldı. Bana dönüp bakmadı bile; sadece elindeki gümüş ışığı söndürdü. O an anladım ki, burada dönen oyun benim hayatta kalmamdan çok daha büyüktü.
Bianca, Elara’nın omzuna elini koyarak bize doğru bir adım attı. "Alisa," dedi sesi zehir gibi akarak. "Annen ruhunu senin için satmadı. O, seni doğurabilmek için gümüş kanın asıl sahibi olan o karanlık kadim ruhlarla pazarlık yaptı. Sen bir mucize değilsin Alisa; sen, Vespera’nın tahtını korumak için yarattığı, gümüş görünümlü bir karanlık bombasın."
Donup kaldım. Annem Vespera, dizlerinin üzerine çöktü ama bu bir teslimiyet değildi. Bakışları hala nefret doluydu. "Seni yaşatmak için her şeyi verdim Alisa," dedi annem, sesi hala o korkunç soğukluktaydı. "Ama seni sevdiğim için değil; senin içindeki o karanlık güç, Bianca’nın sonunu getirecek tek şey olduğu için."
Yani annem beni sevmemişti. Beni sadece Bianca’ya karşı patlatacağı bir silah olarak yetiştirmişti. Elara ise... Elara sadece bir dikkat dağıtıcıydı.
Elara, Bianca’nın ve annemin bu iğrenç itiraflarını duyduğunda, kılıcını yavaşça kınına soktu. Onun aurası artık ne Bianca’nın siyahıydı ne de annemin gümüşü. Kendi asaletini, kendi saf öfkesini kuşanmıştı. Pelerini fırtınada bir bayrak gibi dalgalanırken, sesi krallığın tüm sütunlarını titretecek kadar mağrurdu:
"Siz benim ruhumu bir savaş alanı olarak kullandınız; ama unuttuğunuz bir şey var, bu savaşın galibi sadece ben olacağım."
Elimdeki kılıcı sıktım. Avuçlarımdan akan kanın gümüş değil, yavaş yavaş siyaha döndüğünü gördüm. Bianca haklıydı. Vespera haklıydı. Ben bir silahtım. Ama artık kimsenin elinde patlamayacaktım.
Ayağa kalktım, üzerimdeki o ağır aura ormandaki tüm ışığı yuttu. Anneme, Bianca’ya ve o şaşkınlık içindeki ablama baktım.
"Madem beni bir yıkım olarak yarattınız," dedim, sesim artık bir kraliçeninkinden daha güçlüydü. "O zaman yarattığınız felaketi izleme vaktiniz geldi."
Vespera, yarattığı bu "canavarın" kontrolünden çıktığını gördüğünde ilk kez gerçekten korktu. Elara ise yanıma geldi, kılıcını tekrar çekti ama bu sefer bana değil, Bianca’ya ve anneme doğru döndü.
İki kardeş, iki aldatılmış ruh... Taht'ın asıl sahipleri şimdi yan yanaydı.
"Hazır mısın ikizim?" dedim Elara’ya.
Elara, asaletli bir baş selamıyla cevap verdi: "Kendi küllerimizi yakma vakti, ikizim."

