Tapınağın gümüş ışıkları Lena’nın fısıltısıyla karardığında, sadece bir düşmanı değil, saf bir dehşeti karşıladığımızı anladım. Bianca’nın yansıması kapıda belirdiğinde, soğuk bir rüzgar ciğerlerimizi yalayıp geçti. Ama bu sefer yalnız değildim.
"Bu kadını daha önce de gördüm," dedi Valtor. Sesi, mezar derinliğinde ve buz gibiydi. Karanlık pelerini etrafında bir zırh gibi dolanırken öne çıktı. "Onun ruhu çürümüş. Edward, denklemlerini hazırla; çünkü bu kadın sadece et ve kemikten ibaret değil."
Bianca’nın yansıması o korkunç kahkahasını patlattığında, Tylor bir aslan gibi kükreyerek öne atıldı. Devasa kılıcını iki eliyle kavradı. "Gölge ya da gerçek! Benim kılıcım her şeyi keser!" diye bağırarak kılıcı Bianca’nın suretine indirdi.
Kılıç yansımadan geçtiğinde bir patlama yaşandı. Tylor geri savrulurken, Thalia küresini döndürerek onu havada yakaladı ve yumuşak bir iniş sağladı. "Acele etme Tylor! O bir frekans, onu ancak birleşerek durdurabiliriz!"
Bianca elini kaldırdığında, tapınağın tavanından kara şimşekler boşaldı. Iris, korkudan titremesine rağmen asasını yere vurdu. "Işığın koruması bizimle!" diye haykırdı. Asasından yayılan altın rengi bir hale, şimşeklerin ekibi kavurmasını engelledi. Iris’in yüzü bembeyaz olmuştu; bu kadar büyük bir güce direnmek onu tüketiyordu.
"Dayan Iris!" dedim, yanına süzülüp onu ayakta tutarak.
Cyrilla, bembeyaz saçları havada uçuşurken buz ve ateşi birbirine harmanladı. "Edward, açığı bul!" diye bağırdı.
Edward, Lena’nın başucunda, gözlerini Bianca’nın hareketlerine dikmişti. "Sol omuzu!" diye bağırdı Edward. "Yansımanın enerji kaynağı sol omuzundaki o mühür! Elias, tam oraya!"
Elias, tapınağın kirişlerinden bir gölge gibi fırladı. Havada süzülürken rünlü okunu gerdi. Ok, Edward’ın dediği noktaya, Bianca’nın omzundaki görünmez mühre saplandığında yansıma çığlık atarak sarsıldı.
O an Valtor, kendi karanlık gücünü serbest bıraktı. Gölgeler, Bianca’nın yansımasını bir zincir gibi sardı. "Şimdi Alisa!" dedi Valtor, gözleri kömür karasına dönüşürken.
Kılıcımı çektim, Iris’in sağladığı o son kutsal ışığı kılıcıma yükledim ve Bianca’nın kalbine sapladım. Yansıma duman olup dağılırken Bianca’nın sesi kulaklarımızda çınladı: "Sadece vaktimi çaldınız... Taht hala benim!"
Tapınak çökmeye başladığında Tylor, baygın haldeki Lena’yı ve bitkin düşen Iris’i omuzlarına aldı. "Buradan çıkıyoruz! Hemen!"
Şelalenin arkasındaki geçitten kendimizi dışarı attığımızda, koca sığınak büyük bir gürültüyle yerle bir oldu. Toz bulutu dağılırken hepimiz orman zeminine yığıldık.
Edward, Lena’nın elini tutuyordu. Valtor, bir ağaca yaslanmış, hala sarsılan tapınağa bakıyordu. Tylor ve Iris nefes nefeseydi. Thalia, Elias ve Cyrilla ise yanımızda dimdik duruyordu.
"Kaybettik," dedi Iris ağlayarak. "Sığınağımız yok oldu."
Yavaşça ayağa kalktım, kılıcımdaki kanı sildim ve ekibe baktım. Edward, Tylor, Iris, Valtor ve diğerleri... İlk kez tam bir ordu gibi görünüyorduk.
"Hayır Iris," dedim, sesimdeki o sarsılmaz kibir bu sefer bir inanca dönüşmüştü. "Sığınağı kaybettik ama birbirimizi bulduk. Bianca bizi bu gece öldüremediyse, yarın onun kabusu olacağız."
Yağmur hızlandı. Sekiz gölge, karanlık ormanın derinliklerinde, Kül Taht'a doğru giden o uzun ve kanlı yola ilk adımlarımızı attık.
