İçeriğe geç

Küçük Takıntı

Bölüm 15 · 6 dk okuma

Küçük Takıntı

Bölüm 15

Bambaşka

Düşeceğim sırada beni kendine çekip, sarılması benliğimdeki bazı eksikliklerimi tetiklemiş olsada geri çekilmedim. Belki korkunç biride olsa sarılmaya gerçekten ihtiyacım vardı. Kollarımı isteğim dışı beline sardım.

"Bana dünyaları verdin Ela."

"Ben de sana tüm evreni vereceğim."

Hemen geri çekildim. Ne diye sarılmıştım ki? Kendimi toparlayıp;

"Ne verecektin bana?" diye alelacele.

Ceketinin iç cebine soktu elini. Elini geri çıkardığında avucu kadar olan Bay Boris'i görmek beni inanılmaz mutlu etmişti.

"Boris." dedim gülümseyerek.

"Evet ta kendisi." dedi Sıraç, ve devam etti.

"Aslında daha önce vermeliydim ama aklımdan tamamen çıkmış."

Onu elime verdiğinde, çocukluğumdan bu yaşıma kadar beni koruyan Boris'i sıkı sıkı tuttum. O benim için bir oyuncaktan daha fazlası olmuştu her zaman.

"Teşekkür ederim Sıraç." diye fısıldadım, kısılan gözlerine bakarken.

"Rica ederim Ela."

"Daha iyi misin?" diye sorduğunda, bu kabûsların bende ki etkisine şahit olduğu için, kendimi güçsüz hissetmiştim.

"İyiyim. Ben uyuyayım artık." diye geçiştirdim onu.

"İyi geceler."

"Sana da."

Babamla derdim neydi benim?

•••

Yeni bir gün yeni bir heyecan demek isterdim ama değildi. Yeni bir gündü fakat her şey yine aynıydı. Ben yine bir odaya tıkılmış vaziyette buradan kurtulmak için gün sayıyordum.

Saat öğleden sonra 1'di ve vakit asla geçmek bilmiyordu. Kapıya kadar gidip, hanım teyzeye seslendim.

"Hanım teyze!"

"Seren teyze!" diye bağırdım birkaç kez. Hemen hemen 5 dakika sonra hanım teyze geldi.

"Bana seslenmişsin Ela. Bir sorun yok öyle değil mi?" dedi hafif telaşlı bir sesle. Oturduğum yerden kalktım ve ona doğru ilerledim.

"Bir sorun var."

"Ne oldu?"

"Sıkıntıdan aklımı kaçıracağım. Bir kitap olur, radyo olur, neden yok burada? Televizyonla ne yapabilirim en fazla? Sıraç'la görüşmem gerek."

"Beyefendi çalışma odasındaydı. Haber vereyim görüşmek istediğini."

"Çok iyi olur hanım teyze."

Bana gülümsedi ve çıktı.

Yaklaşık bir 15 dakika sonra kapı açıldı ve Sıraç içeri girdi.

"Beni çok özledin herhalde?" Göz devirdim.

"Bir sorun mu var güzelim?" diye ekleyince en sonunda patladım.

"Sıkıntıdan aklımı kaçırmak üzereyim Sıraç."

"Hayatım bu odadan ibaret oldu artık."

"Vakit geçmiyor çıldırmak üzereyim."

"Saçımı bile kendim kurutamıyorum?"

"Burada kös kös oturup, ölmeyi mi beklemeliyim?"

"En azından televizyon, radyo, kitap ne bileyim puzzle. Neden yok?"

"Aklımı kaçırmam için yeni bir yöntem mi bu?"

Aslında ağlamama gerek yoktu ama kendimi tutamadım. Birden bire akan gözyaşlarım beni bile şaşırttı. Ne kadar bunaldığım ortaydı işte. Yoksa ben ağlak bir kız değildim.

"Sakin ol."

"Ağlama." dedi yumuşak çıkan sesiyle.

Elini uzatıp, gözyaşlarımı silmek istedi ama bir adım geri attım ve buna izin vermedim.

"Kitap kokusu seni huylandırıyor, online okumayı seversin."

"Radyo nasıl kullanılır onu bile bilmiyorsun."

"Sen ve televizyon iki ayrı dünya."

"Kurutma makinesine gelirsek, her seferinde kafa derini yakıyorsun."

"Aslına bakarsan bu odayı kafa dağıtabileceğin her şeyi koyardım."

"Ama benden, kendin istemeliydin."

"İnadını bir nebze kırdığına göre, burayı en sevdiğin şeylerle donatacağıma emin olabilirsin."

Cevap vermeme fırsat kalmadan çıkıp gitti. Her şeyi geçtim kitap kokusunun beni huylandırdığını, kafa derimi yaktığımı nereden bilebilirdi?

Bir kere bile sesli dile getirmediğim, kimseye bahsetmediğim şeylerdi bunlar.

▪︎▪︎▪︎

Yaklaşık 1 saat sonra kapıdaki 2 hulk ve hanım teyze odama kutu kutu bir şeyler getirmeye başladılar.

Televizyon, tuval, boyalar, kalem, kağıt, radyo, puzzle gibi bir sürü gerekli gereksiz envai çeşit şey getirdiler, ama beni en çok mutlu eden yol kenarına fırlattığım valizim ve evimden gelen kişisel bakım ürünlerim oldu.

Hanım teyze televizyonun kurulumu bittikten sonra, geriye kalan eşyaları yerleştirmek için çok ısrar etsede, ona kendim yapmak istediğimi vurgulayınca, 2 hulk ile beraber çıkmışlardı.

Valizimi açtım usulca. İlk olarak tek aile albümüm karşıladı beni. Anneannem, dedem ve ben. Albümü alıp, kıyafet dolabına yerleştirdim. Geri kalan her şeyi de yerli yerine koyduğumda kendimi yatağa atıp, televizyonu açtım.

Öyle ya da böyle birkaç saati geçirmiş oldum. Eskisi gibi özgür olsaydım eğer, sahil kıyısına oturmuş, kahvemi yudumlarken gökyüzünü izliyor olurdum belki de. Hayat bazen haddiden fazla acımasız oluyordu. Bir gün bu basit aktivitemi bile özleyeceğim aklıma gelmezdi, keşke basit diye yakındığım hayatımın kıymetini bilebilseydim.

Kapı çaldı ve hanım teyze girdi. Başka kim gelebilirdi ki zaten?

"Beyefendi, 15 dakika sonra yemek için hazır olmanızı rica etti."

"O beyefendinin kafasını koparmak istiyorum." dedim.

Hanım teyze sırıtmamak için zor duruyordu. Sanırım o da beyefendinin kafasını koparmak istiyordu.

"15 dakika sonra gelirim." deyip çıktı.

Fun fact; Hazırlanmama bile gerek yoktu.

Belki saçımı toplardım?

Aynanın karşısına geçtim. Komik ama fena durmayan kaküllerimi düzelttim önce, sonra da saçımı enseden çok sıkı olmayacak şekilde topladım. Hazırdım işte.

Birazcık parfüm fena olmazdı sanki?

Evimden gelen kişisel eşyalarımın arasında parfümümü görünce neredeyse ağlayacaktım. Evimi çok özlemiştim. Beklemeden hemen birkaç fıs sıktım. Tıpkı ismini bilmediğim beyaz bir çiçek gibi kokuyordu. Vazgeçilmezimdi.

---

Yine çeşit çeşit yemek dolu o terastaydım ve Sıraç yine arkası dönük sigara içiyordu.

Adım seslerimi duyunca sigarayı hızla söndürüp bana döndü. Aslında çok yakışıklı adamdı da, bu kadar gizemli olmasa, alttan alttan korkutmasa daha iyi olurdu.

"Ela."

Bir şey demedim, benden önce davranıp sandalyemi çekti. Çekerken, gözlerime baktı ve sonra derince iç çekti. Yerime oturduğum sırada;

"Bu parfüm senin tenine çok yakışıyor." dedi kendinden geçercesine. Bir sapık gibi beni koklamadığı kalmıştı, onu da yapmıştı çok şükür.

Sakin kalmaya çalıştım. Cidden onu parçalara ayırmak için can atıyordum. Bakışlarım gereken cevabı vermiş olmalıydı ki hemen;

"Tamam sustum." deyip, kendi yerine geçti ve cümlesine devam etti.

"En sevdiğin yemeği yaptırdım."

Mantar sote. Gerçekten de en sevdiğim yemekti. Sapık mıydı? İyi bir gözlemci miydi? Yoksa bir büyücü müydü? Bilemedim.

"Teşekkürler."

"Afiyet olsun, lütfen başla."

Önce suyumu yudumlamak isterken, ne olduysa bardağı tutan elimin hakimiyetini kaybettim. Bardak aniden yere düşüverdi ve tuzla buz oldu. Elimi hissetmiyordum. Tepkisizce kalakaldım.

"Ela?"

Yerdeki kırık camları önemsemeden yere çöktü ve benimle göz teması kurmaya çalıştı.

"İyi misin?"

"Bana bak."

Gözlerimi, kahverengi gözlerine çıkardım.

"İyi misin güzelim?"

"Dokunabilir miyim sana?"

Havada kalan elimi izin ister gibi yavaşca kavradı.

"Neyin var anlat bana?"

"Ben, ben bilmiyorum." dedim kesik kesik.

Elimi tutuyordu ama elimi hâlâ hissedemiyordum.

"Elimi hissetmiyorum Sıraç."

"Siktir." dedi nefesinin altından.

"Burak, doktoru çağır hemen!"

"İyi olacaksın Ela. Geçti. Korkma."

Şaşkınlığımdan korktuğum belli olmasada, herhangi bir yerimi hissedememek dehşet bir korku yaratmıştı içimde.

"Sıraç, çok korkuyorum."

"Korkmana gerek yok. Ben buradayım. Sana bir şey olmasına asla izin vermem." dedi ve devam etti.

"Daha önce hiç oldu mu böyle?"

"Karıncalanma olurdu ama ilk defa böyle hissizleşti."

Sonra elimi sıkı sıkı kavrayışını hissettim ve ardından gelen o karıncalanmayı.

Temastan nefret ederdim esasında, ama ilk defa birinin elimi tutup destek olmasına sevinmiştim.

"Hissediyorum Sıraç!" diye sevinçle ayağa fırladım. Benim kahkahalarıma karşılık Sıraç'da kahkaha atmaya başladı.

"Dikkat et deli, bir yerine cam batacak." dedi sevincime gülerken.

Sonra beyaz pantolonundaki kırmızı, taze lekeyi gördüm.

"Sıraç bacağın mı kanıyor senin?" kahkaham bir anda söndü.

Kafasını bacağına eğdi.

"Önemli bir şey yok güzelim, buralar temizlensin hemen yemeğini ye. Sonra doktor muayene edecek seni."

"Sıraç oturur musun bir şuraya?" Onun oturmayacağını bildiğimden elimle göğsünden ittirerek sandalyesine oturttum ve yere çöktüm. Konuşmasına fırsat dahi vermeden pantolonunun paçasını kıvırdım hemen. Ufak bir kesikle karşılaştığımda içim burkuldu. Benim yüzümden yaralanmıştı.

Kim dedi sana 'Cam kırıklarının ortasına çök.' diye?

İç çektim.

"Niye camların ortasına çöktün ki? Bak benim yüzümden yaralandın?"

Masadaki peçetelerden biriyle kurumaya yüz tutmuş kanı nazikçe temizlemeye çalıştım.

Sesi soluğu çıkmayan Sıraç'ın yüzüne nihayet baktığımda, hüzünlü bir tebessüm gördüm sadece.

"Neyin var? Canını mı acıttım yoksa?"

"Sen benim canımı istesen de acıtamazsın Ela, senin dokunuşun bana sadece şifa olur."

"Kimse daha önce benim yaralarımı sarmadı böyle."

"Kimseye de izin vermem aslında."

Ayağa kalkıp, nazikçe omuzlarımdan tuttu ve beni de kaldırdı. Biraz bana doğru eğildi ama fazla yakınlıktan hoşlanmadığımı biliyormuş gibi de mesafeyi korudu.

Ki muhtemelen biliyordu.

"Sen başkasın Ela."

"Sen bambaşkasın."

"Tüm yaralarımı varlığıyla saran ilk ve tek kadınsın."

"Benim kadınımsın."

İşte bunu demesini beklemiyordum.

Bölüm sonu

6 yorum