İçeriğe geç

Küçük Takıntı

Bölüm 16 · 12 dk okuma

Küçük Takıntı

Bölüm 16

Kara Kedi ve Küçük Kuş

TW! : C.S.

---

Ayağa kalkıp, nazikçe omuzlarımdan tuttu ve beni de kaldırdı. Biraz bana doğru eğildi ama fazla yakınlıktan hoşlanmadığımı biliyormuş gibi de mesafeyi korudu.

Ki muhtemelen biliyordu.

"Sen başkasın Ela."

"Sen bambaşkasın."

"Tüm yaralarımı varlığıyla saran ilk ve tek kadınsın."

"Benim kadınımsın."

İşte bunu demesini beklemiyordum.

Boğazımı hafifçe temizleyip, geri çekildim. Omuzlarımda olan büyükçe elleri aşşağı doğru düşerken içimi bir hüzün kapladı. Gözlerindeki kırılışı hissedebiliyordum, ya da sadece kafayı yiyordum. Beni kaçıran ve bir odaya tıkan adamın hastalıklı sevgisine saygı mı duyacaktım birde? Bu kadar komik olmayı acilen bırakmalıydım.

"Ben odama dönsem iyi olacak."

"Daha bir şey yemedin, hem doktor gelecek bekle lütfen." dedi ve arkasını dönüp çalışanlara seslendi.

"Eda hanım burayı bir temizler misiniz?" kibar olması beni şaşırtmıştı.

"Sıraç." dedim.

"İtiraz istemiyorum." dediğinde geri yerime oturdum ve Eda hanımın işi biter bitmez zoraki bir iki lokma ağzıma tıktım.

Doktor nihayet geldiğinde bazı fiziksel testler yaptı ve bir sorun olmadığını muhtemelen tansiyon düşüklüğünden kaynaklandığını söylemişti tabii bir daha yaşanması durumunda branş bir doktora görünmemi tavsiye etmeden gitmemişti. Sonuç olarak çok rahatlamıştım. Sık sık tansiyonum düşerdi ama bu sefer ki biraz daha farklı olduğu için anlayamamıştım belki de.

Doktor gider gitmez aklıma Sıraç'ın kesik bacağı geldi.

"Bacağını neden göstermedin doktora?"

"Abartma Ela." dediğinde kaşlarım çatıldı.

"İyilik de yaramıyor." Mırıldanarak söylemiştim ama tabii ki duymuştu.

"Bana iyilik değil sen lazımsın." dedi ve devam etti sırıtırken.

"Çünkü iyilik sensin."

Gözlerimi devirince;

"Tamam sustum." deyip kahkaha attı.

"Liseli aşıklar gibi konuşmayı acilen bırakmalısın. Hiç inandırıcı değil." dedim kendimi tutamayarak.

"Güzel söze de gelemiyorsun, ne yapayım yavrum? Sövmemi mi dilerdin?" dedi pek ciddi değilmiş gibi.

Yavrum demesen olmaz mı?

"Ne kadar zorbasın Sıraç."

"En son lisedeyken zorbaydım."

"Şaşırmadım."

---

Ertesi gün olmuş, televizyon izlemekten daha ilk dakikadan sıkılmıştım. Televizyonu oldum olası sevmezdim, şimdi de sevmem beklenemezdi.

Kitap kokusu her ne kadar beni huylandırsada gelen kitaplardan birkaçına göz gezdirmek istedim. Kitap okumayı çok severdim her ne kadar dijital tercih etsemde burada böyle bir lüksüm yoktu.

Elime asla eskimeyen Gurur ve Önyargı kitabını aldığımda aklımda sadece hep Darcy gibi birini istediğim gerçeği vardı.

Tekrar okumak, tekrar Darcy'e aşık olmak istedim ve kitabın kapağını açtığım gibi güzel bir koku karşıladı beni. Önce kokunun nereden geldiğini anlayamasamda, bu koku bizzat kitaptan geliyordu; adını bilmediğim bir çiçek gibiydi. Diğer kitapları açıp, kontrol ettiğimde hepsinin aynı koktuğunu farketmem uzun sürmemişti. Bu kesinlikle Sıraç'ın işiydi. Kitap kokusundan huylanıyorum diye böyle bir çözüm bulması ona karşı olan önyargılarımı hafifletiyordu. Yine de istediğim cevapları almadan, onun iyi biri olduğuna inanamazdım.

•••

Kitaplara boğulmuş belki saatlerimi harcamışken hanım teyze elinde bir tepsiyle odaya girdi.

"Aç olmalısın." dedi tatlı tatlı gülerken ama yüzündeki o garip ifadeden bir şeylerin ters gittiğini hemen anladım.

"Bir sorun mu var?" diye sorduğum sırada tepsiyi başucumdaki masaya bıraktı.

"Önce yemeğini ye kızım, sonra konuşuruz."

Ben bir şeyler yemeden konuşmayacağını bildiğim için bir iki lokma alıp, hemen kafamı sandalyeye oturan hanım teyzeye çevirdim.

"Söyleyecek misin artık?"

İç çekti.

"Sıraç beyin köpekleri..." dedi ve sustu.

"Birini mi yemişler?" Aklıma ilk bu geldiği için kafamı duvara vurmak istedim.

"Yok daha neler."

"Ne olmuş hanım teyze söylesene?"

"Birileri köpekleri zehirlemiş."

İçim parçalandı, bir an için yutkunamadım, nefes dahi alamadım. Gözlerim dolduğunda hanım teyzede kendini tutamayıp ağlamaya başladı.

"Ölmüşler mi hanım teyze?" diye sordum cevabı duymaktan korkarken.

"Çok şükür erkenden buldular, ama biri felç kaldı."

Aldığım cevap içimi az buçuk soğutsada, yine de kaldıramamıştım. Kim ne isterdi bu masum canlardan?

"İlk geldiklerinden beri gözümüz gibi baktık o çocuklara." Onun hıçkırıkları beni de ağlattı.

"Nasıl oldu bu!? Kim yapmış!?" diye sordum sarsılarak.

"Sıraç beyin düşmanı çok Ela kızım. Uyarı mahiyetinde hayvanları zehirlemişler."

Köpeklerden ödüm kopardı ama bu sevmediğim anlamına gelmezdi. Masum bir canına kastedilmesi mi uyarıydı? Umarım bunu yapanlar gün yüzü göremezdi.

"Nasıl girmişler buraya, hani her yerde kamera güvenlik vardı?"

"Köpeklerin olduğu yer evden 2 kilometre kadar uzak, siz korkuyorsunuz diye taşımıştı hayvanları Sıraç bey."

"Güvenlik önlemleri yine tamdı ama kaşla göz arasında ya biri sızdı, ya da bir köstebeğimiz var."

Kendimi suçlamadan edemedim. Belki ben korkuyor olmasaydım, köpekler zehirlenmezdi. Hıçkırıklarım hızlandı, suçlulukla ezildim.

"Lütfen, Sıraç'a götür beni."

"Yalnız kalmak istediğini söyledi."

"Lütfen."

Elim ayağım titriyor, kusma isteğiyle dolup taşıyordum. Hayvanlar böyle acı çekmemeliydi.

"Kızım iyi görünmüyorsun, otur bir şeyler ye uygun bir vakitte götürürüm seni tamam mı?"

"Ne olur şimdi götür." Ellerini tuttum.

"O hayvanlar benim yüzümden zehirlendi, ben korktuğum için."

Hanım teyze hemen kollarına aldı beni.

"Senin ne suçun var? Lütfen söylediğime pişman etme beni. Beyefendi böyle ağladığını görmesin."

"Yalvarırım Sıraç'a götür beni."

Kalbim ağzımda atıyor, suçluluğun yanı sıra yaşam savaşı veren o canlar için kahroluyordum. Keşke hayvanlar hiç ölmeseydi.

"Tamam, ama kovarsa şaşırma."

"Teşekkür ederim."

Zor bela ayağa kalktım ve hanım teyzeyi takip ettim. Benim bulunduğum odanın bir üst katına çıktık. Bu katta sadece bir oda vardı, Sıraç'ın odası olmalıydı.

Hanım teyze iki adım geride durup, kapıyla beni baş başa bıraktı. Önce gözyaşlarımı sildim, derin nefesler aldım. Onun yanında daha çok ağlayıp, olam biteni daha çok hatırlatmak istemiyordum. Neden buradaydım onu da bilmiyordum, çoğunlukla özür dilemek vardı içimde.

Elimi kaldırdım ve kapıyı iki kez tıklattım.

"DEFOLUN DEMEDİM Mİ BEN SİZE!?"

"SİKTİRİN GİDİN YALNIZ BIRAKIN BENİ!"

İlk defa bağırırken duymuştum onu. Yüreğim ağzıma gelmiş, iki adım tökezlemiştim.

"Sıraç?" dedim titrek sesimle.

2 saniye geçmeden kapı açıldı.

"Ela?" Şaşkın ve sert görünsede yüzündeki hüzün ve kızaran gözleri onu ele veriyordu. Sinirden kuduruyor, üzüntüden ne yapacağını bilmiyordu.

Bakışları hanım teyzeye kaydığında şaşkınlık sinire döndü. Hemen ne diyeceğini anlayıp o daha konuşamadan ben lafa girdim.

"Ben ısrar ettim, hanım teyzenin suçu yok. Ben gelmek istedim."

Bakışları yumuşadı.

"İçeri girebilir miyim?" diye sordum ağlamamak için direnirken. Birazdan o direnişin boşa gideceğini hepimiz biliyorduk.

Normalde etrafı betonla çevrili bu adam gardını indirmiş, şaşkınlığı yüzünden okunmuştu.

"Gel." dedi.

İçeri girdiğim an kapıyı kapadım ve Sıraç'ın ellerini, tüm nefretimi içime gömerek tuttum.

"Özür dilerim."

"Neden?" dedi az önce dünyayı inleten sesinin aksine kısık bir şekilde.

"Köpeklerini benim yüzümden oraya taşımışsın."

"Ela-" dediği sırada lafını kestim.

"Hayır, Sıraç." dedim gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken.

"Köpeklerden korkmasaydım belki böyle acı çekmeyeceklerdi."

"Yalvarırım beni affet."

Elleriyle yüzümü avuçladığında, geri çekilmek istedim ama yapamadım. İçimde bir şeyler bana mâni oluyordu.

"Ela."

"Böyle deli saçması bir şeyi kim aklına soktuysa, onun beynini patlatacağıma hiç şüphen olmasın."

"Kimse sokmadı."

Elleri hâlâ yanaklarımdayken kafamı ona bakacağım şekilde kaldırdı.

"Gözlerime bak ve ağlamayı kes."

"Böyle zor bir günde senin gözyaşlarını kaldıramam."

Gözlerimi gözlerine çıkarır çıkarmaz, ısrarla yenilenmeye devam eden gözyaşlarımı, baş parmağıyla sildi.

"Hiçbir şey senin suçun değil."

Ellerini yüzümden ayırıp, kolumu nazikçe kavradı ve beni bordo rengin hakim olduğu odasındaki koltuklardan birine oturttu.

Hemen karşımdaki koltuğa yerleştiğinde yüzünü, yüzündeki ifadeyi inceledim.

Duvarları kalın olan bir adamdı, ama bugün tüm o duvarlar yıkılmışcasına, yüzünden her bir detay okunuyordu. Üzgündü, dağılmıştı, sinirli ve öfkeliydi, ama hala bana yansıtmamak için girdiği çaba es geçilemeyecek kadar ortadaydı. Az önce deprem etkisi yaratan o gür sesi hâlâ kulaklarımdayken, bana karşı olan bu hassasiyeti canımı daha çok yakıyordu. Çocuklarını, sevdiği kadın korkuyor diye başka bir yere taşımıştı. Sevdiği kadın yüzünden çocukları acı çekiyordu ve hala iyi görünmeye çalışıyordu.

"Benim suçum." dedim kendi kendime içim içime akıyor, karamsarlık tüm bedenimi ele geçiriyordu.

"Benim yüzümden."

'Senin yüzünden Bahar.'

'Senin yüzünden öldü annen!'

"Benim yüzümden acı çekiyorlar."

Bozuk bir plak gibi tekrar ettim durdum. Dışarıdan bir sesi duyamayacak kadar yankılanıyordu sesim içimde.

"Köpekler ve annem benim yüzümden acı çektiler."

Ne hissediyordum bilmiyordum. Annemi ben mi öldürmüştüm? Babam neden bana öyle demişti? Neden tam şu an hatırlamıştım bunu? Ne yapmıştım da ölmüştü annem. Annem ölmüş müydü? Hayır yaşıyordu. O zaman babam neden öyle demişti? Bu ne zamandan bir anıydı? Kafam karışmıştı.

Kusmak istedim. Vücudum zangır zangır titrerken, her bir hücremde fırtınalar kopuyordu.

Annem ve babamla ilgili hiçbir şeyi doğru düzgün hatırlamazken bu hatırladığım da neydi?

Uyduruyor olmalıydım.

"Özür dilerim köpeklerin için.."

Sorunum neydi benim!? Hatırlamadığım bir adamdan neden korkuyordum?

Sonra kendi sesim dışında bir ses daha yankılandı kulaklarımda.

"Kara kedi acıkmış,

Canı bir kuş istemiş.

Bir ağaca tırmanmış,

Beklemeye başlamış.

Birazdan kuş gelmiş,

Kediye 'cik cik' demiş.

Kedi onu sevmiş,

Küçük kuşu yememiş."

Sıraç nihayet odağıma girdiğinde ezberimde olan tek tekerlemeyi söylemesi, hakkımda bu kadar çok şeyi nasıl bilebildiğini milyonuncu kez sorgulattı.

"Sen." dedim gözyaşlarım hala yanaklarımı ıslatırken.

"Nereden biliyorsun?"

"Gittiğin ilkokul babamın bağışcısı olduğu bir okuldu. Ben de o ilkokulda okumuştum. Sana bu tekerlemeyi öğreten öğretmen, benim de öğretmenimdi."

"Çok kez tekrar ederken duydum seni."

"Bazen yanından bir yabancı gibi geçerken, bazen de bir arka masanda otururken."

"Baban başını okşayıp, 'aferin' desin diye bir gece uyumayıp, tekrar ettiğin o tekerleme."

"Babama dair hiçbir anım yokken, sen nereden bilebilirsin?" diye sordum hıçkırıklarım arasından.

"Hakkımda benim bile bilmediğim daha ne biliyor olabilirsin?"

"İyisin değil mi şu an? Beni endişlendirmeyi kesmelisin."

Her şeye rağmen hâlâ benimle ilgilenebildiğine inanamıyordum, belki de acılarla baş etme yöntemi buydu. Bu yüzden sorumu es geçmesine kızamadım.

"Sıraç, konumuz ben değilim."

"Sensin."

Tekrar bakışları değişti, az önce kısa bir anlığına kaybolan hüzün duygusu tekrar gözlerine ilişiverdi.

"Acını yaşamayı öğrenmelisin. Duygusuzluk maskeni çıkar. Bugün üzülmek, ağlamak, en büyük hakkın senin." Bunları söylerken, gözlerine dahi bakamamış ellerimle oynayıp durmuştum.

"İnsanlar gözlerimin kızardığını dahi ben istemedikçe göremezler."

"Sen dışında."

"Kabul, kapalı bir kutuyum ama o kutunun anahtarı sadece sende."

"Ağla dersen ağlarım, gül dersen gülerim."

"Git." dedim istem dışı.

"Gidemem."

Gitmesini gerçekten istiyor muydum?

"Ne hissediyorsan bir kereliğine bile olsa dışarı vur."

"Korkarsın." dediğinde içim titredi, bastırdığı duygular yüzünden acı çekmesindense korkmayı tercih ederdim.

Ne diyordum ben böyle!?

"Korkmam."

Korkardım.

"Sarılabilir miyiz? Sadece saçlarını okşamak istiyorum. Söz veriyorum seni incitmeyeceğim."

O korkutucu sert adam mı sormuştu bunu? Hani beni kaçırıp, bir odaya kilitleyen adam? Üstelik sesinde o alaycılık, müstehcenlik de yoktu.

Gözlerine baktım. Sarılmaya ihtiyacı olduğundan hiç şüphem yoktu. Temas sevmiyordum, hele ki beni kaçıran bir adam söz konusu olunca hiç sevmiyordum, ama köpekleri yaşam savaşı veren birine kıyamıyordum da. Sadece acısını paylaşmak istedim.

Oturduğum yerden ürkekce yanına doğru kaydım. Otururken bile benden uzundu, daha çok ben ona sarılıyormuşum gibi olacaktı.

Kollarımı açtığımda, kafamı göğsüne yaslayıp, büyükçe kollarını bana sardı. Kollarımı boşuna açmıştım?

Rahatsız etmemeye çalışıyor, sıkıca kollarıma sarmak istediği kollarının teması bir tüy gibi geliyordu. Elleri saçlarıma iliştiğinde, derin bir iç çekti. Beni korkutmaktan korkuyordu. Teniyle uyum içindeki parfümünün kokusu, tedirgince kırpıştırdığım gözlerimi kapamama sebep olduğunda, bana neler olduğunu anlayamadım.

Sonra alnıma bir damla bir şey düştü. Kafamı kaldırıp, yüzüne bakmak istedim ama müsaade etmedi.

"Lütfen sadece böyle kal Ela, bana bakmanı istemiyorum."

Ağladığını anlamıştım, ama sesi hiç ağlamış bir insanınki gibi çıkmıyordu, yine kendinden emin ama bir o kadar da savunmasız...

Onun gözyaşları benim alnımı, benim gözyaşlarım onun gömleğini ıslattı.

"Her şey yoluna girecek."

"Köpeklerin çabucak iyileşecek." Sesim inanılmaz titremişti.

Eli kafamdan kayıp omzuma düştüğünde fırsattan istifade hemen yüzüne bakmak için kafamı kaldırdım. O da refleks olarak başını indirdiğinde, dudakları alnıma değdi. Panikle ayağa kalkayım derken Sıraç'ın üzerine düştüm.

Gözleri yaş dolu, dudakları titreşirken, sadece gözlerime bakmakla yetindi. Burun burunaydık, gözyaşlarını silmek istedim.

"Ben-" dediğim sırada dudaklarım dudaklarına sürtündü, beynimde volkanlar, kalbimde dünya patladı, ama kalkmak bir türlü aklıma gelmedi.

Put kesilmemden anlamış olmalıydı ki hemen geri çekildi. Önce kendini düzeltti, sonra benim oturmama yardımcı olup, kendi oturdu. Hala şoktan konuşamıyor, zangır zangır titriyordum.

"Özür dilerim amacım seni öpmek değildi, istemeden oldu. Benden nefret ederken seni öpemem asla. Yanlış anlama Ela, lütfen."

Cevap dahi veremedim, neyim vardı bilmiyordum. İçime bir korku yayıldı. Nefeslerim sıklaştığında içimde dönen berbat bir his vardı. Hayır, sebebi Sıraç değildi. Sebebi neydi?

"Ela? İncittim mi seni? Konuş benimle neyin var?"

Beynimde kilitli olan bir anı canlandı ama gözümün önüne getiremedim, sadece verdiği hissiyat ve bulantı vardı. Olduğum yere kitlenmiş, hareket edemeyecek kadar transa girmiş gibiydim. İlk öpücük böyle mi hissettirirdi? Neden korkunç hissediyordum.

Sıraç'ın saniyeler geçtikçe paniklemeye başladığını hissedebiliyordum. En sonunda dayanamayarak tam karşımda dizüstü çöktü ve herhangi bir göz teması yakalamaya çalıştı.

"Ela, beni duyabildiğini biliyorum, görebildiğini, hissedebildiğini biliyorum. Şu an başka bir yerde olduğunu sanıyorsun ama hayır, buradasın. Yavaşça nefes almaya çalış."

Dediği gibi nefeslerimi dizginlemeye çalıştım, sık nefes almaktan başım dönmeye başlamıştı. Anın gerçekliğini dahi kavrayamayacak haldeydim. Neyim olduğunu anlayamıyordum. Sadece korkuyordum.

"Şimdi elini tutacağım, korkma tamam mı?"

Elimi tuttuğu an çekmek istedim ama yayılan sıcaklığı beni az buçuk dizginlemeye yetmişti, istesemde çekemedim.

"Elimin sıcaklığını hissediyorsun, buradasın, başka bir yerde değil."

Nefesim az buçuk düzene girdiğinde, gözlerimi sıkı sıkı yumdum. İyi değildim.

"Şimdi seni kucağıma alıp, yatağa yatıracağım korkma olur mu?"

Eli sırtıma iliştiğinde irkildim, ama tepki vermedim. İçinde dönen fırtına, beni gerçeklikten koparmıştı. Sonra kolunu bacağımın altından geçirip, tek hamlede zorlanmadan beni kucağına aldı. Kendimi küçük bir bebek gibi güvende hissetmem normal miydi? Beni hiç indirmesin saatlerce kucağında olayım istedim, ama bu isteğime anlam veremedim.

"Şimdi, yatağa yatıracağım seni."

Dediği gibi beni yumuşacık bir yatağa bıraktı. Geri çekildiğinde sıkı sıkıya yumduğum gözlerimi açmadan kolundan yakaladım.

"Beni yalnız bırakma." Bunu ben değil içimdeki çocuk söylemişti. O çocuğa benim bilmediğim ne olmuştu?

"Ben seni hiç yalnız bırakır mıyım Ela. Buradayım, yanı başında."

Yatağın kenarına oturduğunda, gözlerimi belli belirsiz açtım. Yanında ufacık kalıyordum.

"Gitme."

Ağzımdan çıkanı kulağım duymuyordu, belki pişman olacaktım ama çok yorulmuştum. İçime attıklarım gün yüzüne acımasızca çıkıyordu.

"Gitmeyeceğim." dedi hüzünlü bir tebessümle ve devam etti.

"Saçını okşamamı ister misin?"

Bakışlarımla onu onayladığımda, kendime hayret ediyordum ama elleri saçlarıma değince içime uzun zaman sonra doğan huzur dengemi sarstı.

"Özür dilerim Ela, isteyerek olmadı. Çok özür dilerim." Neredeydi o korkutucu adam? Beni evinin bir odasına hapseden o adam neredeydi?

"Biliyorum." dedim. Çok ani geliştiğinin farkındaydım, sadece az önce bana ne olduğunun farkına varamıyordum.

"Senin yüzünden değildi."

Yumuşak bakışları aniden sertleştiğinde, gözünde yanan ateş beni bile kavurdu. Gözündeki öfkeye karşın yumuşak tutmaya çalıştığı sesiyle konuştu.

"Sana kim zarar verdi? Neden farkedemedim bunu, neden ruhum duymadı? Kim yaptı Ela?"

"Neyi?" dedim cılız bir sesle.

"Biri seni incitmiş."

"Hatırlamıyorum Sıraç." der demez gözyaşlarına boğuldum.

"Bana ne oldu bilmiyorum. Hatırlayamıyorum. Lütfen yardım et bana."

Elinden kurtulmak istediğim adamdan yardım dilenecek kadar bir acı vurdu ruhumun kıyılarına. Hatırlayamamak yarama tuz basıyordu, o yara ne yarası onu bile bilmiyordum.

Cümlemden sonra Sıraç'ın gözleri bir alev topu gibi parladı. Yatakta doğrulduğum gibi beni kendine çekip, boyun girintisine bastırdı. Umarım tüm bu yaşananlar rüyadır, çünkü ben ben değildim. Sonra odunsu mis kokusu ilişti burnuma, ister istemez mayıştım, sarılışına karşılık verdim.

"Bulacağım küçüğüm, göz bebeğim, bir taneciğim, neşem, huzurum. Söz veriyorum sana halledeceğim. Bir daha acı çekmene müsaade etmeyeceğim."

"Sen benim canımsın, ve benim canım acırsa kimsenin gözünün yaşına bakmam."

O konuştu ben içime yayılan güvenle mayıştım. Kokusu anestezi gibiydi. Saçlarımı okşamaya başladığında gözlerimi açık tutamadım.

"Sana değen her kötü gözü yuvalarından çıkaracağım."

Canileşmeye başladığında yarı uyanık şekilde mırıltılar çıkardım.

"Tamam senin haberin olmadan yaparım ben korkma sen."

O kadar uyuşuktum ki az önceki mırıltıyı dahi çıkaramadım. Sinir boşalması yaşıyordum belki de.

"Uyu güzel kızım, seni rüyanda bile koruyacağım."

Uyudum, beni kaçıran mafya kırmasının kollarına kendi isteğimle bir bebek gibi kıvrıldım. Yaklaşık 3 saat önce bana bunun gerçekleşeceğini söyleselerdi, afedersiniz ama götümle gülerdim. Ancak şimdi gerçek olmuştu. Garip bir şekilde huzurluydum ve söylemeden geçemeyeceğim; dediğini yaptı, beni rüyamda bile korudu...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

17. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum