Buzdağı Vildan bana sınıfın içinde bağırdıktan sonra herkes kendi arasında konuşmaya başladı.
"Rezil oldu."
"Aynen aynen.Rezil oldu."
Bu seslerin hepsi kulağımda çınlıyordu.Gülüşme sesleri her taraftan duyuluyordu.Öğretmenim herkesi susturduktan sonra bana bir kağıt uzattı ve:
"Leylacım,biz kendini Fransızca konusunda hazır hissedenlere bu kağıdı çevirip okumasını istiyoruz.Yani bu Türkçeyle yazılmış kağıdı Fransızcaya çevirip sesli okuman gerekiyor."
dedi.Hiç zorlanmadan metni Fransızcaya çevirerek sesli okudum.Öğretmenim okumam bittikten sonra Buzdağı Vildana döndü ve:
"Çocuk haklı hocam.Gerçekten de Fransızca biliyor.Sadece kütüphaneye gidip bol bol Fransızca kitap okuması onun için yeterli olacaktır."
dedi.Buzdağı Vildanın utanmasını bekledim ama hiç öyle olmadı.Gözlüklerini düzelterek:
"Peki öyleyse.Hızlıca kütüphaneye gitsen iyi olur."
dedi.O okul sahibi olmasa net bir dayak atardım ama şartlar izin vermiyor işte.Kütüphaneye gittim ve uzunca bir süre Fransızca kitap okudum.Artık öğle yemeğine geç kalmamak için asansöre bindim ve aşağıya indim.Birden sesler duydum:
"Sen eziksin ezik anlayabiliyor musun?!"
"Çok çirkinsin!Ayrıca giydiğin kıyafetler de çok çirkin!"
"Aynen öyle!Neden senin gibi insanlar bu okulda okuyor anlayamıyorum?!"
"Rahat bırakın beni artık!"
Bir kıza zorbalık ediyorlardı.Üstelik bunu iki kız yapıyordu.Bir tanesi saçlarını iki yandan toplamıştı ve açık sarı saçlıydı.Kaşlarını çatmış,iğrenerek o kıza bakıyorlardı.Üstünde siyah beyaz çizgili bir şey ve mavi renginde bir bahçıvan yaka giymişti.Sarı beyaz renginde spor ayakkabıları vardı.Bir diğer kız kahverengi renginde ve kısa saçlara sahipti.Onun üstünde de sarı beyaz çizgili bir elbise giymişti.Altında da kıyafetine uyumlu sarı spor ayakkabıları vardı.Zorbalanan kıza baktım.Kahverengi renginde ve örgülü saçlara sahipti.Siyah bir elbisesi vardı.Eteği kırmızı rengindeydi.Kahverengi renginde çizmeler giymişti.Bence güzel bir kızdı ama onu çekemedikleri için bunu yapıyorlardı.O iki kızın adları Jale ve Elisti.Okuldaki herkese zorbalık ederler,bir tek kendilerini üstün zannederlerdi.Neyseki o iki ucube bana bir şey yapmamıştı.Zorbalanan kız ağlayarak balkona gitti.Peşinden koştum.
"Hey bekle dur!Ş-şey...merhaba."
"Ne istiyorsun?!"
"E-e...İyi misin diye bakmaya gelmiştim de...Jale bazen çok arsız olabiliyor."
"O kız umrumda değil!"
"Ama çok üzülmüş görünüyorsun.Sorun nedir?"
Kız gözyaşlarını sildi ve sonra devam etti.
"Bu sabah annemden mektup geldi.İki yıllığına Şileye gideceklermiş.Beni görmek için vakitleri yokmuş.Hemen yola çıkmaları gerekiyormuş."
"Öyle mi?Seni şimdi anladım galiba.Çok üzüldüğünü biliyorum.Ben de babamı çok özlüyorum.Ayda bir mektup yazıyor ama İzmir'e ne zaman döneceğini bilmiyorum.Onu çok özledim."
Kız daha çok hıçkırmaya başladı.
"E-e ş-şey...ama bugünler geçecek.Bu okulu bitirdiğimizde eğitimli genç hanımlar olacağız.Sonunda ailemize kavuşacağız.Kendimi kötü hissettiğimde Elizle dertleşiyorum.Onun sayesinde yalnızlık hissetmiyorum."
"Eliz mi?Eliz de kim?"
"Onunla tanışmak ister misin?"
"O-olur."
"Tamam beni takip et o zaman."
Eliz odamda olduğu için onu odama getirdim.Kapıyı açtım ve:
"Bak burası benim odam."
"Ne?Burası senin odan mı?Ama burası çok büyük.Senin bir de vakit geçirme odan mı var?"
"Evet öyle."
dedim ve rafların arasından Elizi almaya çalıştım.En sonunda Elizi raftan aldım.
"Bak bu da Eliz."
dedim ve ona Elizi gösterdim.
"Ne yani?Eliz bir günlük mü?"
"Evet o benim günlüğüm ama küçüklüğümden beri var.Annem bunu ben küçükken doğum günümde aldı ve o günden beri benim yanımda.Babam bunu hep benim için sakladı ve üzgün olduğum zaman günlüğümle dertleşiyorum."
"Anladım.Peki annen?O nerede?"
"Şey...Benim annem ben daha küçükken vefat etmiş."
"A öyle mi?"
"Evet öyle.Ben küçükken babam hep benim ailem oldu.Benim için en iyisini istedi ve bu okulda bana güzel bir eğitim sağladı.
"Hmm...anladım."
"İstersen bu konuda daha detaylı konuşabiliriz ama ayakta olmaz.Oturalım olur mu?"
"Olur tabii ki de olur.Bu arada pufların da çok güzel."
"Teşekkürler.Haydi otur."
"Tamam."
dedi kız.Elimde günlüğümle pufuma oturdum.Aklıma bir fikir geldi ve:
"E-e ş-şey...Ben sandviç ve çay getireyim mi?"
dedim.Kız başını "evet" anlamında salladı.Pufumdan kalktım ve kapıya yöneldim.Günlüğümü bir tarafa bıraktıktan sonra elbette.Asansöre bindim ve aşçıların gittiği kata indim.Asansörden indikten sonra bir aşçıya seslendim.
"Merhaba."
"Merhaba Leyla Hanım.Sizin burada ne işiniz var?"
"Nasıl yani?"
"Buraya öğrencilerin gelmesi yasak Leyla Hanım.Siz ne istemiştiniz?"
"A özür dilerim.Ben iki tane sandviç ve iki tane çay istemek için gelmiştim de."
"Tamam.Biz yemeğinizi odanıza götürürüz."
"Peki."
Hızlıca asansöre bindim.O Buzdağı Vildanın gene bana kızmasını istemiyordum.Bir süre sonra yemekler geldi.
"Yemeğiniz efendim.Leyla Hanım sizin misafiriniz mi?"
"Evet.Gelmesinde bir sakınca yok değil mi?"
"Yok elbette.Ben sadece sorayım dedim."
Yemekleri servis ettikten sonra aşçı gitti.Kız birden iç geçirdi.
"Vay be Leyla.Gerçekten çok şanslısın.Kıyafetlerin,her an sana hizmet etmeye hazır olan insanlar...Sen gerçekten de çok şanslısın."
"Şey...Aslında öyle ama ben senin sandığın kadar mutlu bir kız değilim.Çok güzel kıyafetlerim olabilir ama etrafımda beni seven insan sayısı çok az.Babamı çok özlüyorum ve yaşadığım şehri de çok özlüyorum."
"Seni anlıyorum ama en azından seni seven bir baban var.Benim ailem bana o kadar da değer vermiyor."
"Hmmm...Adın ne senin?Hiç sormadım da."
"Şey...Benim adım Eris.Sen de Leyla olmalısın."
"A nereden biliyorsun?"
"Aşçı sana Leyla Hanım dedi ya."
dedi Eris.Eris ismi gerçekten güzel bir isimdi.Eris gardırobumu açtı:
"Acaba kıyafetlerine bakabilir miyim?"
"Elbette bakabilirsin."
dedim Erise.Eris kıyafetlerime bakmaya başladı.
"Bunlar gerçekten güzel parçalar.Acaba bir tanesini bana ödünç verir misin?"
"Elbette."
"Gerçekten mi?Çok sağol.Zaten okuldaki kızlar bana hep çok çirkin giyindiğimi söyler."
"Takma şu salaklara.Onlar seni çekemedikleri için böyle yapıyorlar.Hem bence sen gayet güzel bir kızsın."
"Teşekkür ederim Leyla."
"Rica ederim Eris."
O günden sonra ben,Eris ve Cemre en yakın arkadaşlar olduk.Beraber ders çalıştık,eşyalarımızı paylaştık ve bol bol kutu oyunu oynadık.Daha nice şeyler...Fakat kötü ve şımarık kızlar Jale ve Elis bizi hiç rahat bırakmadı.Bir gün kütüphanede ödev yapıyorduk.Eris laptoptan ben de not defterimden ödevimi yapıyordum.Bu ödev için çok uğraşmıştım.Sadece ödev raporu çıkartıyordum.Jale yanımıza geldi.Elinde de bir kahve vardı.Bir şeyler geveledikten sonra kahveyi ödevimin üstüne döktü.Bilerek yaptığını biliyordum ama o yanlışlıkla yaptığını ve bana terbiyesiz olduğumu söyleyip durdu.Bir başka gün okul kafeteryasındaydık.Bir şeyler alıyorduk.Kafeteryadan çıkarken Elis beni itti.Sonrasında da elindeki kola üstüme geldi.Gene yanlışlıkla yaptığını söyleyip durdu.Ve günler,haftalar ve aylar böyle geçip gidiyordu...Yine bir gün Eris beni okulun dinlenme yerine getirmişti.Geldiğimizde epey kalabalıktı.Cemrenin birkaç arkadaşı da oradaydı.Birden herkese korku hikayesi anlatma konusunda çok iyi olduğumu söyledi.Herkes çok istediği için onlara korku hikayesi anlattım.Gerçi orada Jale ve Elis pisliği de vardı.Onlar bizi dinlemediler.Hikayemin yarısındayken içeriye bir hizmetli girdi.Elinde bir süpürge vardı.Telaşla yerleri siliyordu.Hizmetli kadın hikayemi dinleyip çok sevmiş olacaktı ki bana yakın yerleri silmeye çalışıyordu.Birden Elis sözümü kesti.Orta bir yerlere gelerek:
"Hey millet!Şuna bakın.Temizlikçi de hikaye dinliyor!"
dedi.Jale sinirli görünmeye çalışarak:
"Bu ne cüret böyle?Sen sadece temizlik yapman gerekiyor.Hikaye dinlemen değil!"
dedi.Hizmetli utana sıkıla dinlenme yerinden koştu.Çok sinirlenmiştim.
"Siz ikiniz bir susamadınız gitti!Herkes hikayemi dinleyebilir bir kere!"
"Vildan Hanım bir hizmetçinin bizimle hikaye dinlediğini duyarsa çok sinirlenir!Sen utanmaz bir kız olduğun için bunu anlayamıyorsun!"
"Öyle mi?!Siz ikiniz de sersemin teki olduğunuz için bunu anlayamazsınız!Çok akılsız olmanız sizi toplumda üstün yapmaz!"
Herkes bana destek verdi.Jale ve Elis koşarak dinlenme yerinden uzaklaştılar.Kendi kendime söylenmeye başladım.Sonra hizmetliyi aramaya karar verdim.Ancak ne kadar arasam da hiçbir yerde bulamadım.Ertesi akşam çok uzun süren bir ödev için çalışıyordum.Birden biri kapımı çaldı.Girmesine izin verdim.Kapıyı çalan kız o kızdı.Bir şekilde onu ikna ederek pufuma oturtturdum.
"Kaç yaşındasın sen?Adın ne?Çok küçük görünüyorsun.Neden bu okulda hizmetli oldun ki?"
"Ben çok küçükken ailem vefat etmiş ve akrabalarım beni bir esirgeme kurumuna bağışlamışlar.Vildan Hanım beni sahiplenmiş ve bu okulda hizmetli yerine koymuş.O günden bugüne bu okulda hizmetliyim.Sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar çalışıyorum."
"Ama çok ağır işler yapıyorsun sen.Sabahtan akşama kadar çalışılır mı hiç?"
"Evet öyle.Ama ben bu işleri yapmazsam Vildan Hanım beni okuldan kovar.Bu okuldan kovulursam çalışacak hiçbir işim yok.Sokaklarda çürür giderim."
"Ya adın ne senin?"
"Benim adım Neriman."
"Benim adım da Leyla.Tanıştığımıza memnun oldum.Sorması ayıp...Üstündeki kıyafetlerin çok eski görünüyor.Rica etsem sana biraz kıyafet verebilir miyim?"
"A gerçekten mi?"
"Evet.Zaten ben öyle çok sıklıkla bu kıyafetlerimi giymiyorum.Al senin olsun."
"Gerçekten çok teşekkür ederim."
"Arkadaşım olmak ister misin Neriman?Çok tatlı bir kıza benziyorsun."
"B-benle arkadaş mı olacaksın?"
"Elbette.Senle kim arkadaşlık yapmamak ister ki?"
"Şey...Bu okulda kimse beni sevmez.O nedenle de."
"Sen boşver onları.Onlar seni çekemedikleri için böyle yapıyorlar.Oysaki çok güzel bir kızsın."
"Çok teşekkür ederim Leyla.Zengin olmana rağmen çok nazik bir kızsın."

