Sabahın ilk ışıkları perde aralarından sızıyordu.
Ama o oda… hâlâ karanlıktı.
Elara uyanıktı.
Ama kıpırdamıyordu.
Lorenzo’nun yanında yatıyordu.
Onun nefesi… düzenli ve sakindi.
Ama Elara’nın içi… savaş alanıydı.
Yavaşça başını çevirdi.
Ona baktı.
Bu adam…
Onu kurtaran mıydı؟
Yoksa hayatını mahveden mi؟
Gözleri yavaşça masaya kaydı.
Orada bir telefon vardı.
Lorenzo’nun telefonu.
Kalbi hızlandı.
Bu… bir şanstı.
Belki de tek şansı.
Yavaşça doğruldu.
Her hareketi dikkatliydi.
Telefonu aldı.
Ekran kilitli değildi.
Bir an durdu.
“Bunu yaparsam…” diye fısıldadı kendi kendine.
Ama sonra…
Duman، kan، korku…
Hepsi aklına geldi.
Titreyen parmaklarla bir numara tuşladı.
Karşı taraf hemen açtı.
“Evet?”
Elara’nın sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı:
“Onu… size verebilirim.”
Sessizlik.
Sonra adamın sesi geldi:
“Geç kaldın sanmıştık.”
Elara gözlerini kapattı.
“Yerini biliyorum.”
Bu bir ihanetti.
Geri dönüşü olmayan bir çizgi.
“Karşılığında özgürlük istiyorum.”
Kısa bir duraksama…
Sonra:
“Anlaştık.”
Telefon kapandı.
Elara’nın eli titriyordu.
Ama asıl korkutucu olan…
Arkasından gelen sesti.
“Gerçekten mi?”
Elara dondu.
Yavaşça döndü.
Lorenzo uyanmıştı.
Ama bu… yeni uyanmış bir adamın bakışı değildi.
O… her şeyi duymuştu.
Yavaşça doğruldu.
Gözleri Elara’ya kilitlendi.
Sessizlik…
Ağır… ezici… boğucu.
Elara’nın dudakları titredi.
“Ben—”
Lorenzo elini kaldırdı.
“Sakın.”
Sesi sakindi.
Ama o sakinlik… fırtına öncesiydi.
Yataktan kalktı.
Yavaş adımlarla ona yaklaştı.
Elara geri çekildi.
Ama kaçacak yer yoktu.
“Özgürlük…” dedi Lorenzo alçak bir sesle.
Başını hafifçe yana eğdi.
“Benim yanımda tutsakken mi hissettin kendini?”
Elara’nın gözleri doldu.
“Sen beni zorla tuttun!”
Bir anlık sessizlik…
Sonra Lorenzo güldü.
Ama bu sefer…
Hiç sıcaklık yoktu.
“Ve sen de beni satmaya karar verdin.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Elara…”
Elini kaldırdı.
Yavaşça çenesini tuttu.
Ama bu dokunuş… artık nazik değildi.
“Beni uyardım.”
Elara’nın kalbi kırılacak gibiydi.
“Ben korktum…”
Lorenzo’nun bakışları sertleşti.
“Ben de.”
Elara dondu.
Bu cevabı beklemiyordu.
Ama Lorenzo devam etti:
“Seni kaybetmekten.”
Bir saniyelik gerçeklik…
Ama hemen yok oldu.
Gözleri tekrar karardı.
“Ve şimdi…”
Telefonu Elara’nın elinden aldı.
Ekrana baktı.
Sonra gülümsedi.
“Güzel.”
Elara şaşkınlıkla baktı.
“Ne…?”
Lorenzo ona yaklaştı.
Tehlikeli bir sakinlikle.
“Bakalım… kimi çağırmışsın.”
Bir mesaj yazdı.
Ve gönderdi.
Elara’nın kalbi duracak gibiydi.
“Ne yaptın?!”
Lorenzo fısıldadı:
“Tuzağı büyüttüm.”
Kapıya doğru yürüdü.
“Onlar gelecek.”
Kısa bir duraksama…
Sonra ona baktı.
“Ve sen…”
Gözleri içine işledi.
“Benim yanımda duracaksın.”
Elara başını salladı.
“Kabul etmiyorum—”
Lorenzo bir anda onu kendine çekti.
Sert. Kesin.
“Artık seçim hakkın yok.”
Nefesi yüzüne çarptı.
“İhanetin bedelini benimle ödeyeceksin.”
Elara’nın gözlerinden bir damla yaş düştü.
Ama bu hikâyede…
Gözyaşları kimseyi kurtarmazdı.