İçeriğe geç

KRALLIK

Bölüm 4 · 4 dk okuma

KRALLIK

Bölüm 4

Varış

BÖLÜM 4 — VARIŞ

Kapının açıldığı an, Lina’nın içinden geçen ilk şey korku değildi.

Boşluktu.

Sanki o anın geleceğini zaten biliyormuş gibi… şaşırmamıştı. Sadece içine çöken o tuhaf sessizlik, düşüncelerini bastırmıştı.

Karşısındaki adam uzun boyluydu. Siyah takım elbisesi kusursuzdu; üzerinde tek bir kırışıklık bile yoktu. Yüzü ifadesizdi. Gözleri… sanki bir şeye bakmıyordu, sadece bakıyormuş gibi duruyordu.

“Hazırsınız,” dedi adam.

Ses tonu düz, neredeyse mekanikti.

Lina birkaç saniye cevap veremedi. Adamın söyledikleri bir soru değildi. Bir teklif de değildi. Daha çok… bir kararın bildirimi gibiydi.

“Ben…” diye başladı Lina, ama devamı gelmedi.

Adamın yüzünde en ufak bir değişim olmadı.

“Eşyalarınızı alın. Zaman sınırlı.”

Zaman.

Bu kelime Lina’nın zihninde yankılandı.

“Zaman sınırlı.”

Sanki bir süredir zaten sayıyordu… ama neyi saydığını bilmiyordu.

Lina yavaşça başını salladı. Odaya döndü. Eşyaları… aslında pek bir şey yoktu. Birkaç kıyafet. Telefonu. Eski bir defter.

Bir an durdu.

“Ya bu bir hataysa?” diye düşündü.

Ama bu düşünce hemen dağıldı.

Çünkü hatalar genelde bu kadar planlı görünmezdi.

Kapıdan çıkarken son kez odaya baktı.

Küçük, soğuk, boş oda.

Hayatının büyük kısmı burada geçmişti.

Ama o an fark etti…

hiçbir şey hissetmiyordu.

Ne özlem.

Ne korku.

Ne de rahatlama.

Sadece… kopukluk.

Apartmanın koridoru her zamanki gibi karanlıktı ama bu sefer karanlık daha yoğundu. Sanki ışık tamamen vazgeçmişti buradan.

Adam önden yürüyordu. Lina birkaç adım gerisinden takip etti.

Ayak sesleri yankılanıyordu.

Her adım, geri dönüş ihtimalini biraz daha uzaklaştırıyordu.

Dışarı çıktıklarında hava daha da soğuktu.

Sokakta siyah bir araç bekliyordu.

Camları tamamen kapalıydı. İçerisi görünmüyordu.

Araç… garip bir şekilde sessizdi. Motor çalışıyor muydu, belli değildi.

Adam kapıyı açtı.

“Lütfen.”

Nazik bir kelimeydi ama tonunda naziklik yoktu.

Lina bir an durdu.

İçeri baktı.

Karanlık.

Derin bir nefes aldı.

Ve bindi.

Araç hareket ettiğinde Lina bunu neredeyse hissetmedi.

Sarsıntı yoktu. Ses yoktu.

Sadece dış dünyanın yavaşça kaybolduğunu fark etti.

İçeride yalnız değildi.

Karşı koltukta bir kız oturuyordu.

Lina ilk başta fark etmedi. Çünkü kız neredeyse hiç hareket etmiyordu.

Başını hafifçe yana eğmişti. Saçları yüzünün yarısını kapatıyordu.

Ama gözleri…

doğrudan Lina’ya bakıyordu.

“Merhaba,” dedi Lina, sesi biraz tereddütlü.

Kız birkaç saniye cevap vermedi.

Sonra dudakları çok hafif kıpırdadı.

“Sen de mi?”

Lina anlamadı.

“Ne demek istiyorsun?”

Kız gözlerini Lina’dan ayırmadı.

“Seçildin mi… yoksa getirildin mi?”

Soru garipti.

Ama Lina cevap verdi.

“Seçildim… sanırım.”

“Sanırım,” kelimesi havada asılı kaldı.

Kız hafifçe başını salladı.

“Ben Mira.”

“Lina.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Araç ilerlemeye devam ediyordu.

Dışarıdaki manzara seçilemiyordu ama Lina zamanın geçtiğini hissediyordu.

“Bu yarışma hakkında bir şey biliyor musun?” diye sordu Lina.

Mira küçük bir gülümseme yaptı.

Ama bu gülümseme sıcak değildi.

Daha çok… bir şeyin farkında olmanın getirdiği bir gülümsemeydi.

“Bildiğim tek şey… bunun bir yarışma olmadığı.”

Lina kaşlarını çattı.

“Ne demek istiyorsun?”

Mira cevap vermedi.

Başını cama çevirdi.

Konuşma bitmişti.

Araç uzun süre durmadı.

Zaman uzadıkça, Lina’nın içindeki huzursuzluk büyüdü.

Saatine baktı.

Ama saat… çalışmıyordu.

Ekran donmuştu.

Telefonunu çıkardı.

Sinyal yoktu.

Bekledi.

Hiç değişmedi.

Bir süre sonra araç yavaşladı.

Sonra durdu.

Kapılar açıldı.

Soğuk hava içeri doldu.

Lina dışarı indiğinde ilk hissettiği şey sessizlikti.

Bu, normal bir sessizlik değildi.

Şehirdeki gibi değil.

Burada… ses yoktu.

Rüzgâr bile yoktu.

Başını kaldırdı.

Ve gördü.

Malikâne.

Devasa.

Karanlık.

Ve… canlı gibi.

Duvarları yüksekti. Pencereleri büyüktü ama içleri tamamen karanlıktı. Sanki içeride ışık diye bir şey hiç var olmamıştı.

Kapı… abartılacak kadar büyüktü.

Ve açıktı.

Lina istemsizce bir adım geri attı.

“Bu yer…” dedi, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

Mira yanına geldi.

“Göründüğünden daha kötü.”

Diğer insanlar da araçlardan inmeye başladı.

Toplamda yirmi, belki otuz kişi vardı.

Hepsi farklıydı.

Ama hepsinin yüzünde aynı ifade vardı:

Belirsizlik.

Kimse konuşmuyordu.

Kimse ne yapacağını bilmiyordu.

Ama herkes aynı yere bakıyordu.

Kapıya.

Bir süre sonra…

içeriden biri çıktı.

Uzun boylu bir adam.

Yüzünün yarısı maskeyle kapalıydı.

Diğer yarısı… gülümsüyordu.

Ama bu gülümseme…

insani değildi.

“Hoş geldiniz,” dedi.

Ses yankılandı.

Ama yankı garipti.

Sanki duvarlar sesi geri vermiyordu… yutuyordu.

“Krallığa hoş geldiniz.”

Bu kelime Lina’nın içinde bir yere oturdu.

Krallık.

Artık sadece bir ilan değildi.

Gerçekti.

Ve tam karşısındaydı.

Adam konuşmaya devam etti.

“Buraya gelmek… bir ayrıcalık.”

Kimse tepki vermedi.

“Seçilmiş olmak… bir ödül.”

Sessizlik.

Adamın gülümsemesi genişledi.

“Ve burada kalmak…”

Durdu.

“…bir ayrıcalık değil.”

Lina’nın kalbi hızlandı.

Ama hâlâ tam olarak neden korktuğunu bilmiyordu.

“İçeri girin,” dedi adam.

Kimse hareket etmedi.

Bir anlık tereddüt oldu.

Sonra bir kişi yürümeye başladı.

Ardından bir diğeri.

Sonra herkes.

Lina da yürüdü.

Kapıya doğru.

Eşiği geçtiği an…

bir şey değişti.

Hava daha ağırdı.

Sessizlik daha yoğundu.

Ve Lina’nın içindeki o his…

artık çok daha belirgindi.

Buradan çıkamayacaksın.

Ama bu düşünce kendi sesi değildi.

İçeri girdiklerinde kapı yavaşça kapandı.

Ve o an…

Lina geriye bakmadı.

Çünkü artık…

geri diye bir şey kalmamıştı.

(Bölüm 4 Sonu)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.