İçeriğe geç

KRALLIK

Bölüm 3 · 8 dk okuma

KRALLIK

Bölüm 3

Yol

BÖLÜM 3 — YOL

Sabah olduğunda, ışık odaya doğrudan girmedi.

Zaten bu odada hiçbir şey doğrudan olmazdı.

Güneş, karşı binanın kirli camlarından kırılıp süzülerek geliyordu. Işık parçalanmıştı. Tıpkı Lina’nın uykusu gibi… kesintili, huzursuz ve yarım.

Gözlerini açtığında birkaç saniye nerede olduğunu hatırlamadı.

Sonra hatırladı.

Oda.

Soğuk.

Sessizlik.

Ve…

mesaj.

Lina bir anda doğruldu.

Telefonu hemen eline aldı. Ekranı açtı. Gözleri mesajlara kaydı.

Oradaydı.

Silinmemişti.

Değişmemişti.

“Bekle.”

Kelime hâlâ aynıydı.

Ama Lina’nın içindeki anlamı değişmişti.

Gece gördüğü rüyayla birleşmişti. Kapı. Karanlık. Ses.

“Girme.”

Ama o zaten girmişti.

Telefonu yavaşça yatağın yanına bıraktı. Elleri hâlâ hafif titriyordu.

“Bu sadece bir mesaj,” dedi kendi kendine.

Ama içindeki başka bir ses hemen karşılık verdi:

“Hayır.”

Ayağa kalktı. Odanın içinde birkaç adım attı. Yürümek, düşünmeyi kolaylaştırıyordu. Ya da en azından düşünceleri dağıtıyordu.

“Bekle ne demek?” diye mırıldandı.

“Ne bekleyeceğim?”

Cevap yoktu.

Soru odanın içinde kaldı. Duvarlara çarptı. Geri döndü.

Mutfağa geçti.

Dün olduğu gibi… dolap yine boştu.

Ama bugün Lina açken bile açlığını düşünmüyordu.

Çünkü zihni başka bir şeye takılmıştı.

Beklemek.

Bir şeyin olmasını beklemek.

Kettle’ı çalıştırdı. Suyun kaynamasını izledi. Buhar yükseldi. Camın üstünde ince bir tabaka oluşturdu.

Lina parmağıyla o buharın üstüne bir çizgi çekti.

Farkında olmadan yazdı:

“Neden?”

Bir süre baktı.

Sonra elini çekti.

Yazı yavaş yavaş silindi.

Saatler geçti.

Ya da en azından Lina öyle düşündü.

Zaman bu odada garip davranıyordu. Bazen hızlanıyor, bazen neredeyse duruyordu.

Lina gün boyunca birkaç kez kapıya baktı.

Hiç çalınmadı.

Telefonuna baktı.

Yeni mesaj yoktu.

Ama o mesaj… sanki odadaydı.

Görünmeyen bir şey gibi.

Orada.

Sessiz.

Bekleyen.

Öğleden sonra, Lina dışarı çıkmaya karar verdi.

O odada kalmak… düşüncelerini büyütüyordu.

Kapıyı açtı.

Koridor karanlıktı. Ampul yine yanmıyordu.

Her zamanki gibi.

Ama bugün farklı hissediyordu.

Sanki biri biraz önce buradaymış gibi.

Adımlarını yavaşlattı.

Dinledi.

Hiç ses yoktu.

Ama yine de…

emin olamıyordu.

Apartmandan çıktı.

Dışarıdaki hava soğuktu ama kapalı ortamdan daha iyi hissettirdi.

İnsanlar vardı.

Hareket vardı.

Ses vardı.

Gerçeklik vardı.

Lina yürümeye başladı.

Nereye gittiğini bilmiyordu. Ama yürümek iyi geliyordu.

Bir süre sonra küçük bir marketin önünde durdu.

İçeri girdi.

Market eskiydi.

Raflar yarı boştu.

Kasadaki adam Lina’ya kısa bir bakış attı. Tanıyordu. Bu mahallede herkes birbirini tanırdı.

Ama kimse kimseyle konuşmazdı.

Lina rafların arasında dolaştı.

Ucuz olan ne varsa ona baktı.

Bir paket bisküvi aldı.

Bir de su.

Kasaya gitti.

Adam parayı aldı. Hiçbir şey söylemedi.

Lina da söylemedi.

Dışarı çıktığında güneş biraz daha aşağı inmişti.

Gölgeler uzamıştı.

Şehir daha da gri görünüyordu.

Lina yürümeye devam etti.

Ama bu sefer… bir şey fark etti.

Bir his.

Hafif.

Ama rahatsız edici.

Sanki…

takip ediliyordu.

Durdu.

Yavaşça arkasına baktı.

Sokak normaldi.

İnsanlar geçiyordu.

Bir adam telefonla konuşuyordu.

Bir kadın poşet taşıyordu.

Hiç kimse Lina’ya bakmıyordu.

“Saçmalıyorsun,” dedi kendi kendine.

Ama yine de…

yürürken hızlandı.

Bir köşeyi döndü.

Sonra bir tane daha.

Adımlarını sıklaştırdı.

Kalbi biraz daha hızlı atmaya başladı.

Bir anda durdu.

Bir vitrine baktı.

Ama bu sefer kıyafetlere değil…

yansımaya.

Arkasını görüyordu.

Sokak.

İnsanlar.

Ve…

bir siluet.

Lina’nın nefesi kesildi.

Gözlerini kısmadan bakmaya çalıştı.

Ama siluet net değildi.

Sanki oradaydı…

ama aynı anda değildi.

Bir anda arkasını döndü.

Hızlı.

Keskin.

Kimse yoktu.

Lina birkaç saniye öyle kaldı.

Kalbi göğsüne vuruyordu.

“Gördüm,” diye fısıldadı.

“Ben gördüm…”

Ama kanıt yoktu.

Hiçbir şey yoktu.

Eve dönmeye karar verdi.

Bu his… büyüyordu.

Ve Lina bunun ne olduğunu bilmiyordu.

Apartmana girdi.

Koridor yine karanlıktı.

Ama bu sefer…

daha da karanlık gibi geldi.

Kapısına geldi.

Anahtarı çıkardı.

Ama kapıyı açmadan önce durdu.

Kapının altından…

bir şey görünüyordu.

Lina’nın kalbi duracak gibi oldu.

Yavaşça eğildi.

İnce bir kağıt parçasıydı.

Kapının altından içeri itilmişti.

Eli titredi.

Kağıdı aldı.

Yavaşça açtı.

İçinde tek bir cümle vardı.

“Beklemek, seçildiğin anlamına gelmez.”

Lina’nın gözleri büyüdü.

Bu… mesaj değildi.

Bu fiziksel bir şeydi.

Biri buraya gelmişti.

Kapısına.

Yavaşça kapıyı açtı.

İçeri girdi.

Kapıyı hemen kapattı.

Kilitledi.

Sırtını kapıya yasladı.

Nefesi düzensizdi.

Kalbi hızlıydı.

“Bu ne…” diye fısıldadı.

Ama cevap yoktu.

Odanın içine baktı.

Her şey aynıydı.

Ama artık hiçbir şey aynı hissettirmiyordu.

Kağıda tekrar baktı.

“Beklemek, seçildiğin anlamına gelmez.”

Bu bir uyarı mıydı?

Yoksa…

bir tehdit mi?

Lina yavaşça odaya ilerledi.

Ama o an…

bir şey fark etti.

Masa.

Telefon masadaydı.

Ama…

yeri değişmişti.

Lina’nın nefesi kesildi.

“Hayır…”

Yavaşça yaklaştı.

Telefonu aldı.

Ekranı açtı.

Yeni bir mesaj vardı.

Bu sefer…

bildirim sesi bile duymamıştı.

Mesajı açtı.

“Hazır ol.”

Lina’nın elleri titredi.

Gözleri dondu.

Ve o an…

kapı çaldı.

Bir kez.

Sessizlik.

İkinci kez.

Daha sert.

Lina hareket edemedi.

Sadece kapıya baktı.

Üçüncü kez çalındı.

Bu sefer…

yavaşça.

Sanki kapının arkasındaki kişi…

zaten içeri gireceğini biliyormuş gibi.

Lina bir adım attı.

Sonra bir tane daha.

Kapıya yaklaştı.

Elini kapı koluna koydu.

Ve o an…

arkasından birKRALLIK

BÖLÜM 3 — YOL

Sabah olduğunda, ışık odaya doğrudan girmedi.

Zaten bu odada hiçbir şey doğrudan olmazdı.

Güneş, karşı binanın kirli camlarından kırılıp süzülerek geliyordu. Işık parçalanmıştı. Tıpkı Lina’nın uykusu gibi… kesintili, huzursuz ve yarım.

Gözlerini açtığında birkaç saniye nerede olduğunu hatırlamadı.

Sonra hatırladı.

Oda.

Soğuk.

Sessizlik.

Ve…

mesaj.

Lina bir anda doğruldu.

Telefonu hemen eline aldı. Ekranı açtı. Gözleri mesajlara kaydı.

Oradaydı.

Silinmemişti.

Değişmemişti.

“Bekle.”

Kelime hâlâ aynıydı.

Ama Lina’nın içindeki anlamı değişmişti.

Gece gördüğü rüyayla birleşmişti. Kapı. Karanlık. Ses.

“Girme.”

Ama o zaten girmişti.

Telefonu yavaşça yatağın yanına bıraktı. Elleri hâlâ hafif titriyordu.

“Bu sadece bir mesaj,” dedi kendi kendine.

Ama içindeki başka bir ses hemen karşılık verdi:

“Hayır.”

Ayağa kalktı. Odanın içinde birkaç adım attı. Yürümek, düşünmeyi kolaylaştırıyordu. Ya da en azından düşünceleri dağıtıyordu.

“Bekle ne demek?” diye mırıldandı.

“Ne bekleyeceğim?”

Cevap yoktu.

Soru odanın içinde kaldı. Duvarlara çarptı. Geri döndü.

Mutfağa geçti.

Dün olduğu gibi… dolap yine boştu.

Ama bugün Lina açken bile açlığını düşünmüyordu.

Çünkü zihni başka bir şeye takılmıştı.

Beklemek.

Bir şeyin olmasını beklemek.

Kettle’ı çalıştırdı. Suyun kaynamasını izledi. Buhar yükseldi. Camın üstünde ince bir tabaka oluşturdu.

Lina parmağıyla o buharın üstüne bir çizgi çekti.

Farkında olmadan yazdı:

“Neden?”

Bir süre baktı.

Sonra elini çekti.

Yazı yavaş yavaş silindi.

Saatler geçti.

Ya da en azından Lina öyle düşündü.

Zaman bu odada garip davranıyordu. Bazen hızlanıyor, bazen neredeyse duruyordu.

Lina gün boyunca birkaç kez kapıya baktı.

Hiç çalınmadı.

Telefonuna baktı.

Yeni mesaj yoktu.

Ama o mesaj… sanki odadaydı.

Görünmeyen bir şey gibi.

Orada.

Sessiz.

Bekleyen.

Öğleden sonra, Lina dışarı çıkmaya karar verdi.

O odada kalmak… düşüncelerini büyütüyordu.

Kapıyı açtı.

Koridor karanlıktı. Ampul yine yanmıyordu.

Her zamanki gibi.

Ama bugün farklı hissediyordu.

Sanki biri biraz önce buradaymış gibi.

Adımlarını yavaşlattı.

Dinledi.

Hiç ses yoktu.

Ama yine de…

emin olamıyordu.

Apartmandan çıktı.

Dışarıdaki hava soğuktu ama kapalı ortamdan daha iyi hissettirdi.

İnsanlar vardı.

Hareket vardı.

Ses vardı.

Gerçeklik vardı.

Lina yürümeye başladı.

Nereye gittiğini bilmiyordu. Ama yürümek iyi geliyordu.

Bir süre sonra küçük bir marketin önünde durdu.

İçeri girdi.

Market eskiydi.

Raflar yarı boştu.

Kasadaki adam Lina’ya kısa bir bakış attı. Tanıyordu. Bu mahallede herkes birbirini tanırdı.

Ama kimse kimseyle konuşmazdı.

Lina rafların arasında dolaştı.

Ucuz olan ne varsa ona baktı.

Bir paket bisküvi aldı.

Bir de su.

Kasaya gitti.

Adam parayı aldı. Hiçbir şey söylemedi.

Lina da söylemedi.

Dışarı çıktığında güneş biraz daha aşağı inmişti.

Gölgeler uzamıştı.

Şehir daha da gri görünüyordu.

Lina yürümeye devam etti.

Ama bu sefer… bir şey fark etti.

Bir his.

Hafif.

Ama rahatsız edici.

Sanki…

takip ediliyordu.

Durdu.

Yavaşça arkasına baktı.

Sokak normaldi.

İnsanlar geçiyordu.

Bir adam telefonla konuşuyordu.

Bir kadın poşet taşıyordu.

Hiç kimse Lina’ya bakmıyordu.

“Saçmalıyorsun,” dedi kendi kendine.

Ama yine de…

yürürken hızlandı.

Bir köşeyi döndü.

Sonra bir tane daha.

Adımlarını sıklaştırdı.

Kalbi biraz daha hızlı atmaya başladı.

Bir anda durdu.

Bir vitrine baktı.

Ama bu sefer kıyafetlere değil…

yansımaya.

Arkasını görüyordu.

Sokak.

İnsanlar.

Ve…

bir siluet.

Lina’nın nefesi kesildi.

Gözlerini kısmadan bakmaya çalıştı.

Ama siluet net değildi.

Sanki oradaydı…

ama aynı anda değildi.

Bir anda arkasını döndü.

Hızlı.

Keskin.

Kimse yoktu.

Lina birkaç saniye öyle kaldı.

Kalbi göğsüne vuruyordu.

“Gördüm,” diye fısıldadı.

“Ben gördüm…”

Ama kanıt yoktu.

Hiçbir şey yoktu.

Eve dönmeye karar verdi.

Bu his… büyüyordu.

Ve Lina bunun ne olduğunu bilmiyordu.

Apartmana girdi.

Koridor yine karanlıktı.

Ama bu sefer…

daha da karanlık gibi geldi.

Kapısına geldi.

Anahtarı çıkardı.

Ama kapıyı açmadan önce durdu.

Kapının altından…

bir şey görünüyordu.

Lina’nın kalbi duracak gibi oldu.

Yavaşça eğildi.

İnce bir kağıt parçasıydı.

Kapının altından içeri itilmişti.

Eli titredi.

Kağıdı aldı.

Yavaşça açtı.

İçinde tek bir cümle vardı.

“Beklemek, seçildiğin anlamına gelmez.”

Lina’nın gözleri büyüdü.

Bu… mesaj değildi.

Bu fiziksel bir şeydi.

Biri buraya gelmişti.

Kapısına.

Yavaşça kapıyı açtı.

İçeri girdi.

Kapıyı hemen kapattı.

Kilitledi.

Sırtını kapıya yasladı.

Nefesi düzensizdi.

Kalbi hızlıydı.

“Bu ne…” diye fısıldadı.

Ama cevap yoktu.

Odanın içine baktı.

Her şey aynıydı.

Ama artık hiçbir şey aynı hissettirmiyordu.

Kağıda tekrar baktı.

“Beklemek, seçildiğin anlamına gelmez.”

Bu bir uyarı mıydı?

Yoksa…

bir tehdit mi?

Lina yavaşça odaya ilerledi.

Ama o an…

bir şey fark etti.

Masa.

Telefon masadaydı.

Ama…

yeri değişmişti.

Lina’nın nefesi kesildi.

“Hayır…”

Yavaşça yaklaştı.

Telefonu aldı.

Ekranı açtı.

Yeni bir mesaj vardı.

Bu sefer…

bildirim sesi bile duymamıştı.

Mesajı açtı.

“Hazır ol.”

Lina’nın elleri titredi.

Gözleri dondu.

Ve o an…

kapı çaldı.

Bir kez.

Sessizlik.

İkinci kez.

Daha sert.

Lina hareket edemedi.

Sadece kapıya baktı.

Üçüncü kez çalındı.

Bu sefer…

yavaşça.

Sanki kapının arkasındaki kişi…

zaten içeri gireceğini biliyormuş gibi.

Lina bir adım attı.

Sonra bir tane daha.

Kapıya yaklaştı.

Elini kapı koluna koydu.

Ve o an…

arkasından bir ses geldi.

Ama odada kimse yoktu.

“Artık geç.”

Lina dondu.

Nefesi kesildi.

Kapıyı açtı.

Karşısında…

siyah takım elbiseli bir adam vardı.

“Hazırsınız,” dedi adam.

Ve Lina o an anladı.

Beklemek…

bitmişti.

(Bölüm 3 Sonu) ses geldi.

Ama odada kimse yoktu.

“Artık geç.”

Lina dondu.

Nefesi kesildi.

Kapıyı açtı.

Karşısında…

siyah takım elbiseli bir adam vardı.

“Hazırsınız,” dedi adam.

Ve Lina o an anladı.

Beklemek…

bitmişti.

(Bölüm 3 Sonu)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.