İçeriğe geç

Kraliyet okulu

Bölüm 2 · 28 dk okuma

Kraliyet okulu

Bölüm 2

Bölüm 2: İntikam Oyunu

Gözlerimi açtığımda odamın içinde onlarca hizmetçinin gezmesi alışık olmadığım bir şeydi. Nasıl bir prensesin odasına sormadan girebilirlerdi? Kaşlarımı çatmış onları izlerken aralarından birisi öne çıktı. Bu Agatha'ydı. Doğduğum günden beri sürekli benimle ilgilenmişti. Beni kızından farklı görmezdi. Olivia'nın ölümünden sonra annem uzun bir süre kendini toplayamamıştı. O zamanlar yanımda hep Agatha vardı.

"Prenses Diane, babanız bütün hazırlıkların kusursuz olması konusunda bizi uyardı. Biran önce hazırlanıp aşağıya inmeniz gerekiyor."

Bugün sonunda bu saraydan ayrılıp ablamın intikamını almak için önemli bir adım atıyordum. O günden beri sürekli bu günün hayalini kurup durdum. O okula adım attığımda her şey daha farklı olacaktı. Valoria kralını devirecek ve ona yaşattıklarının bedelini ödetecektim.

Yataktan apar topar kaldırılıp duş almak üzere banyoya götürüldüm.Daha sonra bir bebek gibi kurulanıp benim için hazırlanan elbiseyi giydim. Elbisenin beyaz olması konusunda oldukça hassastım. Beni kırmayarak uzun beyaz bir elbise seçmişlerdi. Dizlerimin üstünden başlayarak dantel işlemelerle süslenmiş elbise göğüs dekoltesiyle daha asil bir görünüm kazanıyordu. Tam göğüsümün ortasına ise yuvarlak bir taş yerleştirilmişti. Kenarları altın,ortası saydam renkli bir taştı.

Elbiseme uyacağını düşünüp saçlarımı ensemden bir topuz yaptılar. Toplamak için ise melek kanatlı bir tokayı tercih ettiler. Hangi krallıktan geldiğimi belli etmeliydim sonuçta. Saraydan ayrılmayı ne kadar istesem de Agatha'yı özleyecektim. Onun kadar iyi bir yardımcı bulmak zor olacaktı.

Makyajım da yapıldıktan sonra babamın yanına inmek için hazırdım. Tabi ki ondan alacağım intikam babamı öldürmek değildi. Ölüm onun için kurtuluş olurdu.

Yemek salonuna indiğimde babam en baştaki koltukta annem ise yanında oturmuş beni bekliyorlardı. Babamın solunda annemin karşısındaki koltuğa oturduğumda babam servisin başlaması için işaret verdi.

"Nasıl hissediyorsun Diane, heyecanlı mısın?" annem masanın üzerindeki elimi tutmuş endişeli gözlerle benimkilere bakıyordu. "Aslında biraz heyecanlıyım. Tahta geçmek için sabırsızlanıyorum" sabırsızlandığım falan yoktu. Sadece Olivia'nın intikamını almak istiyordum bu yüzden de tahta geçmem şarttı.

"İyi bir kraliçe olacağına inanıyorum Diane" gözlerimi babama çevirdim ve sahte bir gülümseme takındım. Böyle düşünmediğine yemin edebilirdim. Sadece iyi ve kızına güvenen babayı oynuyordu. "Elimden geleni yapacağım" diye ekledim.

"Varisler arasından bir eş seçmen gerektiğini biliyorsun dimi? " bu sefer konuşan annemdi. Onu başımla onayladım. "Seçimimi çoktan yaptım anne." Olivia'nın ölümünden beri Eldon'la çıkıyorduk. Bütün zor zamanlarımda yanımdaydı neredeyse

"Biliyorum ama yinede dikkat et, Valoria'nın varisinden uzak dur tamam mı? " baş parmağıyla elimin üzerini ovuyordu. "Merak etme anne benim o adamla kan bağı olan kimseyle işim olmaz." endişeli bakışları bir nebze olsun rahatlamış gibi görünüyordu. Yavaşça başını sallayarak beni anladığını gösterdi.

Masada bulunduğum süre boyunca çok iyi bir yönetici olacağım, krallığımızı geliştireceğim, adil bir hükümdar olacağım konusunda konuşulmuştu. İyi bir yönetici olma konusunda pek emin değildim ama adaleti sağlayacağım konusunda hiçbir kuşkum yoktu.

Kahvaltım Ethan'ın beni görmeye gelmesi haberiyle bölünmüştü. Ablamın ölümünden sonra birkaç kez görüşmüştük. Açıkçası saraydan ayrılmadan önce beni ziyarete geleceğini düşünmemiştim. Onunla hiçbir zaman çok iyi bir ilişkimiz olmamıştı. Ablamı mutlu etmesi benim için yeterliydi ama artık mutlu olabilecek bir ablam yoktu.

Masadan ayrılarak Ethan'ın beni beklediği arka bahçeye çıkmıştım. Arkası dönük şekilde terastan aşağıya bakıyordu. Yavaşça yanına yaklaştım ve omzuna dokundum. "Sırf saraydan ayrılıyorum diye beni görmeye geldiğini sanmıyorum. Bir sorun mu var? " Direkt aklımdan geçenleri söylemiştim. Anlamsız sözlerle sohbeti uzatmayı oldum olası sevmezdim.

"Sana da merhaba Diane" dedi iğneleyici bir tonla. Gözlerimi devirdim ve kollarımı terasın korkuluklarına yasladım. "Aslında bunu sana daha önce söylemem gerekirdi ama nasıl diyeceğimi bilemedim. Saraydan ayrılmadan önce bunları bilmeye hakkın var. "

Kaşlarımı çatmış büyük bir merakla anlatacaklarını dinliyordum. "Ablanın kaçırılmadan önce benimle buluştuğunu biliyorsun" diye başladı. Başımı aşağı yukarı sallayıp kollarımı göğsümde bağladım. O da derin bir nefes alıp sözcükleri kafasında toparladı.

"O gün Olivia'yı ondan ayrıldığımı söylemek için çağırmıştım. Prenseslik işlerini ve eskrim derslerini bahane ederek beni görmezden geliyordu. O sıralarda Arkneth'in varisiyle tanışmış,onunla ilişki yaşamaya başlamıştım. Olivia'yla çıktığımı biliyordu ama bir süre sonra onu kıskanmaya başladı. Ya Olivia'dan ayrılacaktım yada Nixie beni terk edecekti. Bende Nixie'yi seçtim. Yalnız gideceğimi ona söylemiştim ama o gece beni takip etmiş. Olivia'yla kavga etmeye başladılar. Bende onları ayırmak için Olivia'ya biraz sert davrandım. Göğsüne tekme atarak onu Nixie'den uzaklaştırdım. Yere devrilip ağlamaya başladı. Bende Nixie alıp uzaklaştım. O günden sonra onunla hiç konuşamadım artık bu suçluluk duygusuyla yaşayamıyorum."

Her cümlesinde yumruklarımı biraz daha sıkıyor tırnaklarımla avuç içime baskı uyguluyordum. Ablam böyle bir piçe aşık olmuş olamazdı. Onun sevdiği adam ona bunları yapmış olamazdı. Ellerimle yakasını yapışıp boş bahçeye doğru var gücümle ittim onu. Geriye doğru yalpaladığında bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama yüzüne oturttuğum yumruk onu susturmaya yetti.

Acıyla çenesini tutup doğrulmaya çalışırken göğsüne sert bir tekme attım. "Ablama da böyle mi tekme attın" çimlerin üzerindeki piç kurusuna bakarak bağırdım. "Sonsuza kadar bu pişmanlık duygusuyla yaşayacaksın tamam mı? Tahta çıktığımda sana kimin ablasının kalbini kırdığını göstereceğim." üzerine doğru yürürdüm ve yakasını kavrayıp onu biraz daha itekledim. "Seni öldürmem için bana yalvaracaksın."

"Diane lütfen çok pişmanım" diye inledi. "Sana bu dünyada Cehennem'i yaşatacağım." göğsüne bir yumruk daha geçirdim artık dengesini sağlayamayarak korkulukları tutmaya başladı. Onlardan destek alarak ayakta duruyordu.

"Sen ablamın sevgisini hiçbir zaman hak etmedin. Hak ettiğin tek şey cezalandırılmak. Ama bekle tahta çıktığımda sana istediğini vereceğim. Şimdi defol sarayımdan." çekip gitmesi için ona alan tanıdım. Hızlı adımlarla bahçeden ayrıldı. Bense az önce duyduklarımı sindirmek için biraz daha orada kalmaya karar verdim.

Sinirden dudaklarımı ısırdığımı fark etmemiştim bile. O gün ablam o piçle buluşmasaydı hâlâ hayatta olacaktı. Eskiden en azından aşkı yüzünden öldü diye düşünür kendimi biraz olsun rahatlatırdım. Eminim o akşam yaşadıklarından sonra Valoria'nın esiri olmak umrunda bile olmamıştır. Ablam sevdiği istese canını bile verebileceği adamın ihanetine uğramıştı.

Gözlerimde ki yaşları silerek annemlerin yanına geçtim. Arabam hazırlanmış herkes beni bekliyordu. Sırasıyla Anneme, babama, Agatha'ya sarıldım ve arabaya bindim. Gözle görünemeyecek mesafeye gelene kadar onlara el salladım. Daha sonra da Kraliyet okuluna olan yolculuğum başladı.

♔♔♔

Uzun bir yolculuğun sonunda okulun kalelerini görmeye başlamıştım. Yaklaştıkça melek şeklindeki heykeller, çeşmeler, birbirinden farklı türlerdeki çiçekler ve seralarda görüş açıma girmişti. Böyle güzel bir okulun son kez varisleri karşılayacağı gerçeği biraz canımı acıtmıştı. Tahta geçtiğimde sadece Seraphim'i değil bütün krallıklar yönetecektim. Ayağımın altında dolaşıp bana karşı çıkacak varislere ihtiyacım olmayacaktı.

Hizmetçilerim bavullarımı indirerek saraya kadar bana eşlik ettiler. Geldiğimizi gören askerler büyük giriş kapısını çekerek geçmem için araladılar. Eşyalarımı arkamdan getireceklerini söyleyerek kenarda beklemem konusunda beni bilgilendirdiler. Daha sonra okulun müdürü olduğunu düşündüğüm kadın eteklerini kaldırarak bana doğru gelmeye başladı.

"Prenses Diane okulumuza hoş geldiniz" dedi gözlüklü kadın. Gülümseyerek karşıladım onu.

"Muhafızlar size odanıza kadar yardımcı olacaklar. Bu akşam saat altıda dans dersiniz olacak. Eşinizi seçmenizi kolaylaştırmak için yaptığımız bir gelenektir. Şimdi dinlenmek için odanıza çıkabilirsiniz. "

Profösörü başıma onaylayarak askerleri takip etmeye koyuldum. Uzun bir merdiveni çıktıktan sonra geniş bir salonun ortasında durdular. Salonda iki kapı vardı. Sağdaki kapın üzerinde lacivert bir taç dururken soldakindeki toz pembeydi.

Önümdeki muhafızlardan birisi bana döndü ve dümdüz bir ifadeyle "Prens ve prenseslerin kaldıkları yerler farklı." dedi. Sağ elini toz pembe taçlı odaya uzattı. "Siz burada kalıyorsunuz."

Hafifçe başımı salladım ve muhafızın işaret ettiği kapıdan içeri girdim. Karşımda daha büyük bir oda görünce kaşlarımı kaldırmadan edemedim. Toz pembe ve lila tonlarındaki duvarları görünce aklıma saraydaki odam geldi. Her ne kadar odamı açık maviye boyatsam da küçükken hep lila olmasını isterdim.

Odanın ortasında kocaman kanepeler vardı ve üzerleri rengarenk pofuduk yastıklarla doluydu. Gözlerimi kanepelerden çekerek sağ tarafta duran mutfağa kilitledim. Duvarlarla aynı tonda toz pembe dolaplar beyaz tezgahla buluşunca ortaya sevimli bir görüntü çıkmıştı.

Kısa bir süre daha gözlerimi etrafta gezdirdikten sonra arkamdaki muhafızın sesiyle ürperdim. "Etrafı sonra incelerseniz, size odanıza kadar eşlik edelim."

Memnuniyetsiz bir şekilde başımı salladım ve tekrar onların peşine düştüm. Üzerinde numaralar yazılı odaların bulunduğu uzun ve dar koridorda ilerlemeye başladık. Çiçekler ve tablolarla süslü koridordan geçerken muhafızlar 4 numaralı odanın önünde durdu. "Odanız burası efendim."

Nazikçe gülümseyip muhafızlara teşekkür ettikten sonra kapının kolunu aşağı indirdim ve taç motifleriyle süslü kapıyı hafifçe ittirdim. Kısa bir koridoru geçtikten sonra iki yataklı,sağ ve sol tarafında iki kapının bulunduğu ferah bir odaya adım attım.

Temkinli adımlarla odanın içinde yürümeye başladığımda sağ taraftaki yatakta yatan yuvarlak kahverengi tüylü bir top gördüm. Yaklaştıkça bunun bir prenses olduğunu anladım. Kafasını gömdüğü yastıktan kaldırıp bana baktı. "Hoşgeldin, pek iyi bir karşılama olmadığının farkındayım. Kafana göre takıl. " mavi gözlere göz göze geldim ve gülümsedim.

"Prenses olarak bu saate kadar uyumamıza izin veriyorlar mı? " diye sordum şakayla karışık bir tonda.

"Benim ayrıcalığım var" diyip göz kırptı.

Kapalı perdeleri açıp kasvetli odaya güneş ışığının girmesini sağladım.

"Hey!" diye bağırdı. "Uyuyan insanlara saygı duymalısın." gözlerini ovuştururken yatakta doğruldu.

"Bütün gün yatarak mı krallığının başına geçeceksin." daha adını bile bilmiyordum ama iyi anlaşacağımızı düşünüyordum. "Ben Diane" uyku sersemi kıza elimi uzattım.

"Amber" dedi gülümseyerek. "Elbisen güzelmiş, bende giyebilir miyim? " dudaklarını bükerek bana bakmaya başladı.

"Her yeni tanıştığın prensese bunu soruyor musun? "

"Daha önce senin kadar güzel bir prensesle tanışmamıştım" dedi flörtöz bir sesle. Onu umursamayarak odanın içinde gezinmeye başladım. Yatağa oturduğumda kalçam sonunda rahat etmişti. Araba yolculuğu gerçekten çok yorucuydu.

"Sana iltifat ettim, niye bana cevap vermiyorsun?" yataktan doğrulup geceliğini düzeltti ve elini beline koyarak poz verdi. "Yeterince ilgini çekmedim mi? " bana bir öpücük atıp üzerini değiştirmek için dolabını açtı.

"Zaten bir sevgilim var. Onu aldatmam." elimle perçemlerimi düzeltirken hızlıca bana döndü. "Prenslerden birini eş olarak seçmek zorunda olduğunu biliyorsun dimi?"

Kıkırdayarak ona cevap verdim.

"Sevgilim zaten bir prens"

"Daha okula bugün geldin bu kadar hızlı olduğunu bilmiyordum. "

"Aslında 4 yıldır çıkıyoruz, çocukluğumdan beri onu tanıyorum pek hızlı olduğum söylenemez. "

Gözleri kocaman büyümüş Amber elindeki elbiseyi bir kenara fırlatıp hızlıca yanıma geldi. "Kimle çıkıyorsun? " diye sordu meraklı bir şekilde. Yaklaşık üç dört dakika önce onunla tanışmıştım ama sanki onu uzun süredir tanıyordum. "Prens Eldon, Sunvale'in varisi tanıyor musun?" yatağımın kenarında çökmüş kız kafasını iki yana salladı.

"Daha önce adını duymuştum ama tanımıyorum. " ayağı kalkıp elleriyle kendini işaret etti. "Benden daha çekici olduğunu sanmıyorum" cilveli bir poz verdikten sonra çıkardığı elbiseyi alıp nereye açıldığını bilmediğim ama banyo olduğunu tahmin ettiğim odaya geçti.

♔♔♔

Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim. Saate baktığımda dans dersinin başlamasına on dakika vardı. Üstümdekileri değiştirmeye vaktim yoktu. Bana dans salonunu göstermesi için yanıma Amber'ı aldım. Bütün yol boyunca tanımadığım prens ve prenseslerle ilgili dedikodular anlattı. Aşina gelen tek isim Nixie'ydi.

Salonun kapısına geldiğimizde beni içeri irtirip hızlıca merdivenlere doğru yöneldi. Hareketleri küçük bir kız çocuğunu anımsatıyordu. Onu kendi küçüklüğüme benzetiyordum. Ablam canice öldürülmeseydi bende onun gibi olabilirdim belki.

Salona adım attığımda gözüm köşede bekleyen birkaç kişiye çarptı. Bende yanlarına giderek ortada kalmamaya çalıştım. Güneş gibi parıldayan sarı saçlı prensin boynuna sarıldım. Ellerini belime yerleştirdi ve başını boynuma gömdü.

"Seni çok özledim Diane" yorgun bakışları benimkilerle buluştuğunda hiç düşünmeden dudaklarına bir öpücük kondurdum. "Bende seni çok özledim." biraz daha sokularak kokusunu içime çektim. Ona sarılmayı gerçekten özlemiştim. Kılıç ve dans derslerim yüzünden bazı günler uyumaya bile fırsatım olmuyordu. Sonuçta Valoria Kralından intikam alacaktım. Kılıç tutmayı bilmeyen çelimsiz bir prenses bütün krallıkları yönetemezdi.

Bir el çırpış sesiyle Eldon belimdeki ellerini geri çekti.

"Herkes buradaysa artık başlayabiliriz" benimle neredeyse aynı boylarda olan, yüzü hayatın acımasızlığından dolayı kırışmış kadın dans çiftlerimizi seçmek üzere bizi baştan aşağı süzmüştü.

"Siz" en soldaki sarışın prensesle kumral prensi işaret etti. Çocuk minik bir reverans yaparak prensesin elini tuttu. Birlikteler miydi bilmiyordum ama gerçekten yakışıyorlardı. Eldon'la beni eş seçmesini ümit ederek kadının sonraki çiftleri belirlemesini bekledim.

"Sen" dedi kızıl saçlı prensese bakarak. Daha sonra da Eldon'ı işaret etti. İçimden bir küfür savurdum ama bu Eldon başka bir prensesle dans edeceği için değildi. Boşta kalan tek prense baktım. Karşımda Valoria'nın varisi Drake Edwin Rodney duruyordu. Mavi bakışları tüylerimi diken diken etmeye yetmişti. Sağ elimi tutup belimi kavrayarak beni salonun ortasına doğru yönlendirdi.

Eldon'a çaresiz bir bakış attım ama yapabileceği bir şey yoktu. Daha ilk günden sorun çıkartmak istemiyordum. Sadece dansa odaklanacak onunla hiçbir diyaloga girmeyecektim. Bir süre bunu başarmıştım da ama elbiseme basıp sendelememe sebep olduğunda içimdeki Diane'i tutamamıştım.

"Size kılıç kullanmak dışında bir şey öğretilmiyor mu? " diye yakındım kaşlarımı çatarak. O ise sadece gülmekle yetindi.

"Özür dilerim prenses canını mı yaktım?" Bütün dansımız boyunca ilk defa göz göze gelmiştik.

"Canımı yakmak düşündüğün kadar kolay değil.Çok sevgili baban sayesinde alıştım canımın yanmasına. " dedim iğneleyici bir tonla.

"Babamın yaptıklarını bana mı anlatacaksın prenses? Merak etme senin bildiğinden çok daha fazlasını biliyorum." belimi daha sıkı tutmaya başlamıştı.

Aşağılayıcı bir kahkaha attım. "Ve bundan rahatsız olmuyor musun? Senin gibi bir babaya sahip olsaydım varlığımı evrenden silerdim." benimde babamı sevdiğim falan yoktu.Belki iyi bir hükümdar veya iyi bir eş olmuş olabilirdi ama iyi bir baba değildi.

"Babamın yaptıklarını savunmuyorum ama bu bir savaş ve savaşta her iki tarafta kayıp verir ayrıca çoğu kaybı Valoria verdi zaten. Size yardım eden bir sürü krallık oldu, tek başımıza olan bizdik."

"Acaba neden kimsenin size yardım etmediğini düşünebilecek kadar bir düşünme becerin var mı? Babanın güç sevdası ne kadar fazla ki saldırmadığı krallık kalmadı. Bide size yardım etmelerini mi beklediniz? "

Beklemediğim bir anda bacağını benim bacağıma ve kalçama doğru geçirip kenetledi , sırtımı yere parelel olacak şekilde tuttu. Dalgalı tutamları alnını kapatıyor mavilerini görmemi engelliyordu. Aniden salonda bir alkış tufanı koptu. Kafamı çevirdiğimde bunun bizim için olduğunu anladım. Ellerimle boynundan destek alarak hızlıca doğruldum.

"Düşündüğün kadar kötü değilmişim dimi leydim?" dudakları iki kenara kıvrılmış bana bakıyordu.Onu görmezden gelerek bizi izleyen profösöre ve muhafızlara bakıyordum. Drake'le olan konuşmaya o kadar dalmıştım ki geldiklerini fark etmemiştim bile.

Az önceki kadın yanımıza gelerek ne kadar iyi bir uyumumuz olduğu konusunda bir şeyler zırvalamaya başladı. Onu dinlemek yerine Eldon'a bakıyordum çünkü olay çıkartmasını istemiyordum. Kadının söylediği her şeye başımı sallayarak gülümsedim. Konuşması bitince akşam yemeğine inmek üzere muhafızların yolunu tuttuk.

Eldon hızlıca yanıma gelip koluma girdi. Beni kıskandığını anlamıştım. Yol boyunca tek bir kelime bile etmemişti. Bu kimin prenses olduğunu sorgulamama sebep olmuştu.

Yemek salonuna indiğimizde az önceki sarışın kızın ve Amber'ın arasında boş bir sandalye vardı. Eteklerimi toplayarak bir prensese yakışır şekilde oturdum.

"Dans dersi nasıl geçti?" meraklı gözleri büyümüştü. "Ne kadar kötü olabilirse o kadar kötüydü." yanımdaki sarışın bir anda söze girdi. "Kötü müydü? Daha önce sizin kadar yakışan bir çift görmedim, çok uyumluydunuz." konuşmamızı dinlediği için bir anda utanmış elleriyle yüzünü kapatmıştı.

"Nasıl kötüydü, kimle dans ettin anlat her şeyi."

"Burada olmaz" dedim kısık bir sesle. "Oda da anlatacağım"

Amber muzip bir şekilde gülümseyip önündeki eti bıçağıyla kesip minik bir lokmayı ağzına götürdü. Bende aynısını yaptım. Bir yandan da masadaki varisleri izliyordum. Prensler ve prensesler farklı alanlarda kalıyordu bu yüzden masada sadece prensesler vardı.

Dikkatimi ilk pembe saçlı prenses çekti. Rengi olsun görünüşü olsun saçları adeta pamuk şekerini andırıyordu. Dudakları da saçları gibi pembeydi. Mavi gözlerini kırpıştırarak etrafına bakıyordu. Sevimli biri gibi gözüküyordu ama konuşmadan bilmem imkansızdı tabi ki.

Yanında siyah uzun saçlı bir prenses vardı. Koyu kahve gözlerinin hafif çekik olmasından dolayı batıdaki krallıklardan birinden geldiğini tahmin etmiştim. Pembe saçlı prensesle bir şeyler konuşuyordu.Ağır başlı bir prensese benziyordu. Oldukça asildi.

En köşede tek başına oturmuş bir kız vardı. Kumral tutamlarını tepeden toplamış yargılayıcı bakışlarını etrafta gezdiriyordu. Neden yalnız başına olduğunu merak etmiştim. Amber'a sormak istiyordum ama herkesin içinde olmazdı. Özellikle şu kız yanımdayken.

Herkesi incelemeye devam ederken karşımdaki kızın bakışları tüylerimi ürpertti. Bana öldürecekmiş gibi bakıyordu. Oldukça yorgun görünen prensesin kısacık siyah saçları, dolgun dudakları vardı. Biraz korkutucu gözükmesi dışında oldukça güzeldi.

Yan yana oturmuş iki kızıl prensese çarptı bu sefer gözlerim. Düz saçlı olanı dans salonunda da görmüştüm. Eldon'la dans etmişti. Mavi gözleri, minik bir burnu ve ince kaşları vardı. Yanındaki prensesin ise kıvırcık ve daha turuncumsu saçları vardı. Ela gözleri ve çilleri onu daha da güzel gösteriyordu.Buradaki en güzel prenses bile olabilirdi.

"Vanessa'yı çok beğendin bakıyorumda." Amber dudaklarını kulağıma getirip fısıldamıştı. "Sadece birlikte yaşayacağım prensesleri tanımaya çalışıyorum" dedim onunla aynı ses tonunda.

" Vanessa'yla yakınlaşırsan senin için pek iyi olmaz Diane."

"Neden? " diye sordum. Daha kimseyi tanımıyordum buraya geldiğimden beri sadece Amber'la konuşmuştum. Gerçi ona güvenmeli miyim bilmiyordum da.

"Odamıza çıktığımzda anlatacağım." göz kırparak önündeki yemeğine devam etti.

Masadaki son kız da sarışın ve mavi gözlüydü. Ne kadar da mavi gözlü varis varmış diye geçirdim içimden. Oldukça masum görünen prenses ona baktığımı görünce gülümsedi. Bende aynı şekilde karşılık verdim.

Yemeklerimiz bittikten sonra bütün prensesler odalarına doğru yöneldi. Amber'la bende aynısını yaptık. Kapıyı kapatır kapatmaz Amber beni soru yağmuruna tuttu. Önce duş alacağımı söylediğimde mızmızlandı ama banyonun yerini gösterdi.

Üzerindeki elbiselerden kurtulup bedenimi soğuk suya bıraktım. Sabunların ve losyonların hoş kokuları arasında biraz olsun rahat hissetmeyi başarmıştım. Drake'le olan konuşmamız canımı sıkmıştı. Evet savaşlarda kayıplar olurdu ama hiçbir suçu olmayan genç bir kızı infaz ettirmek fazla gaddarca, hiçbir mantıklı açıklaması olmayan bir durumdu. Savaşlardan çocukların uzak tutulması lazımdı. Hiç kimse hayatını baharında öldürülmeyi hak etmezdi.

İçimdeki intikam ateşinin biraz daha harlandığını hissettim. Tarihe geçecek bir isim olacaktım. İlerideki tarih kitaplarında adım büyük harflerle yazacaktı. Herkes bana hayran kalacak, benim gibi olmak isteyecek, beni örnek alacaktı. Ya Valoria'yı devirerek tarihe geçecektim yada çelimsiz ve başarısız zavallı bir prenses olarak.

♔♔♔

Buz mavisi geceliğimi üstüme geçirdim ve Amber'ın yatağına oturdum. O, gece boyunca yiyeceğimiz abur cuburları hazırlarken bende onu izledim. Bisküviler, cipsler,çikolatalar, kurabiyeler havada uçuşuyordu. Kurallar mı bu kadar esnekti yoksa Amber'ın gerçekten ayrıcalığı mı vardı çözememiştim.

"Abur cubur stoğu yapmamıza izin veriyorlar mı?" yatağın üzerindeki kaseye uzanıp içinden çikolatalı bir kurabiyeyi seçip ağzıma attım.

"Sana torpilli olduğumu söylemiştim prenses." sırtını duvara yaslayarak yanıma oturdu. "Artık anlatacak mısın şu dans olayını? "

Amber'la daha yeni tanışmıştık. Onunla ablam hakkında konuşmak ne kadar doğruydu bilmiyordum. İşine gelmediğinde zayıf yönlerimi aleyhime kullanabilirdi ama ablamın ölümü sakladığım bir şey değildi. Çoğu krallığın ve varisin de haberi vardı bu durumdan. Fazla ayrıntıya girmeden bir çırpıda anlattım. Detayları bilmesine gerek yoktu. Ablamın canice öldürüldüğünü ve dans ettiğim varisin de ablamın katilinin oğlu olduğunu bilmesi yeterliydi.

Elleriyle ağzını kapatarak şaşırdığını belli etti. Büyümüş gözleri bana acıyarak bakıyordu ama bu beni sinirlendirmişti. Ablamın ölümünden sonra herkesin bana karşı olan bakışları değişmişti. Zavallı prenses bu genç yaşında ablasını kaybetti, babası hiçbir zaman onu sevmedi, iyi bir hükümdar olamayacak krallığımızın geleceğinden endişeleniyorum...

" Şöyle bakmayı kes, merak ettiğin için anlattım bana acımanı falan istemiyorum-" kollarını bedenime sararak söyleyeceklerimin yarıda kesilmesine sebep oldu.

"Sana acımıyorum Diane, bu kadar güçlü bir prenses olduğun için sana özeniyorum. Senin yerinde ben olsaydım çoktan pes etmiştim." yatağın kenarlarında duran ellerim yavaşça onun belini kavradı. Ne kadar az kişiye sarıldığımı o an fark ettim.

Geri çekilen ben oldum. Kendim hakkında konuşmaktan sıkılmıştım. Biraz da onu dinlemek istiyordum. " Sizin Vanessa'yla aranızda ne var peki? " diye sordum.

"Aslında bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum." ellerini bacaklarının üzerine koydu. "Daha önce kimseyle Vanessa hakkında konuşmadım. Gerçi onun yüzünden konuşacak kimsem de kalmadı." gülümsedi ama bu normal bir gülümseme değildi. Bazen yaşadığımız kötü şeylerin aslında o kadar kötü olmadığına kendimizi inandırmaya çalışırdık. İşte bu o zamanlarda yüzümüze taktığımız bir gülümsemeydi.

"Ama bende ablamı kimseye anlatmamıştım." dudaklarımı büzerek ona baktım. Derin bir nefes verdikten sonra anlatmaya başladı.

" Geçen sene oda arkadaşım Vanessa'ydı." diye başladı. "İkimizde okulda yeniydik. Bu yüzden sürekli birbirimizle vakit geçiriyorduk. Bir gün bana prens Noah'tan hoşlandığını ve akşam kütüphanede onunla buluşacağını söyledi. Bende onun için güzel bir elbise seçip saçını yaptım. Hizmetçilerden rica edemezdik çünkü akşam akşam hangi prenses süslenme ihtiyacı duyardı? "

Onu dinlerken bir paket cipsi bitirmiştim bile. Eskiden ablamla çok sık dedikodu yapardık. Kraliyetler arasındaki karışıklıklar, yasak ilişkiler, savaşlar... Amber'ı dinlemekte ablam karşımda gibi hissetmeme neden olmuştu.

"Bütün gece onun gelmesini bekledim. Saat ilerliyor Vanessa'dan hiçbir haber gelmiyordu. Kütüphaneye inip onları bölmek istemiyordum ama Vanessa'yı da merak ediyordum. Hava aydınlanmaya başlamıştı ama hâlâ ortalıkta yoktu. Kendimi tutamayıp kütüphaneye gittim. Raflardaki kitapların birkaçı yerlere savrulup masaların üzeri dağıtılmıştı ama ortalıkta kimse yoktu. Aralarında bir kargaşa olsa Vanessa odaya gelirdi.Kütüphaneyi dağıtmak istemeyip Noah'ın odasına çıkmışlardır diye düşündüm ve uyumak için odama çıktım. "

"Sabah uyandığımda Vanessa yanımda yoktu." bu söz canımı yakmıştı. Ablamın benden alındığı gün bende bu cümleyi kurmuştum. O günden sonra hiçbir zaman ablamın yanında uyanamamıştım.

"Kahvaltıya indiğimde Vanessa Dorothy'le Sophie'nin yanında oturuyordu ve bana yer ayırmamıştı. Yanına gelmeyeyim diye ikisinin arasına oturmuş beni görmezden gelmişti. Üzerinde akşamki elbiseler yoktu. Beni görmek istemediği için bütün gece başka bir odada kalmış başkalarının elbiselerini giymişti."

"Bende çok gözüne batmamak için köşelerde bir yerde oturdum. Hızlıca kahvaltımı bitirip masadan kalktım. O gün savunma dersim vardı. Dorothy, Noah, Harvey, Robert ve Vanessa'da ders için salonda yerlerini almışlardı. İlk olarak Harvey'le eşleştim. Gerçekten çok centilmen bir prens-"

Amber'ın sözünü keserek evlenmek için hangi prensi seçtiğini sorduğumda "Harvey tabi ki." diye yanıtladı beni. Bir anlığına da olsa gülümsemişti.

"Daha sonra ikinci eşleşmeler yapıldı bu sefer karşımda Vanessa vardı. Ben tam itiraz edecekken kılıcını omzuma indirdi. Keskin değillerdi pratik yapmamız için uçları köreltilmişti ama canımı yakmıştı. Daha birkaç saat önce onu hazırladığım için teşekkürler eden kız şimdi hiç acımadan kılıcını bana savuruyordu."

"Hamlelerini engellerken nerede hata yaptım diye sordum ona. Ama bana hiçbir cevap vermediği gibi daha da üstüme gitmeye başladı. Beni köşeye kıstırdığında korkunç bir insan olduğumu ve ölmeyi hak ettiğimi söyledi. Kılıcını göğsüme dayadı ve daha önce hiç görmediğim yüzünü görmemi sağladı. "

"Onunla konuşmaya çalıştım ama her seferinde beni kendinden uzaklaştırdı. Bende Noah'a sormaya karar verdim. Beni odasına çağırdı, ona hoş karşılanmayacağını ve gelemeyeceğimi söyledim. Daha sonra kütüphanede buluşmaya karar verdik. Ona Vanessa'yı anlatırken bir anda beni öptü. "

"Ne?" dedim şaşgınlığımı gizleyemiyerek. O ise sadece başını salladı. "Peki,sonra ne oldu? "

"Sonra" diye devam etti. "Ona benden uzak durmasını ve Harvey'den hoşlandığımı söyledim. Sonraki gün bu konu hakkında konuşmak için Vanessa'yı kenara çektim ama bana her şeyin bittiğini ve bir daha onu rahatsız etmemem gerektiğini söyledi."

"Bir süre onu yalnız bırakmam gerektiğinin farkındayım. Biraz zamana ihtiyacı vardı. Hoşlandığı çocuğun arkadaşından hoşlandığını öğrenmek kolay bir şey değildi. Sonra bir gün Sophie yanıma geldi. Sadece Vanessa'ya anlattığım bir şey vardı... "

Bir anda konuşmayı kesti. Devam etmesi için "Evet." dedim. Düşüncelerini toparlayıp devam etti.

"Vanessa ona anlattıklarımı diğer varislere söylemiş." prenses göz yaşlarını tutamayarak ağlamaya başladı. Az önce onun bana yaptığı gibi bende ona sarıldım. Başını omzuma gömerek hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyordu. Ellerimle saçlarını okşadım ve ona daha sıkı sarıldım.

"Amber, sen çok güçlü bir prensessin."

"Hayır." dedi. "Ben zavallıdan başka bir şey değilim. Vanessa haklı."

"Vanessa haklı falan değil. Sırf sevgisinin karşılığını alamadı diye senin sırlarını ortaya dökmek zorunda değildi. Bu arkadaşlık değil. " Omzumda ağlamaya devam eden prensesin çenesinden tutup göz yaşlarını sildim.

" Vanessa'ya anlattığın şey, o kadar özel miydi? "

Amber başını salladı. "Anlattıklarımın üstüne eklemeler de yaptı." prensese bir kez daha sarıldım.Ablam gibi güvendiği birinden darbe yemişti. Canının ne kadar acıdığını tahmin edemezdim. Ablamın yanında olamamıştım. Amber'ın da aynısını yaşamasına izin vermeyecektim.

"Bana anlatmak ister misin? Hem biraz rahatlarsın belki."

Başını iki yana salladı. " Yanlış anlamanı istemiyorum Diane ama böyle bir şeyi anlatabilecek kadar kimseye güvenmiyorum."

Anladığımı belli ederek başımı salladım. Bir süre hiç konuşmadan oturduk. Sessizliği bozan o oldu.

"Neyse ya böyle şeyler hakkında konuşmayalım." ayağı kalkarak geceliğini düzeltti. Üstünde beyaz, kiraz desenli kısa bir elbise vardı.

"Siz Eldon'la nasıl tanıştınız? "

Gülümsedim. " Eldon'la krallıklarımız yan yanaydı ve babalarımız da arkadaştı. Bir gün babam Sunvale'e giderken beni ve ablamı da götürdü. Ona ilk görüşte aşık olmuştum ama o beni arkadaş olarak görüyordu. En azından ben öyle düşünüyordum. Ablam da benden hoşlandığını sadece duygularını ifade etmekte zorlandığını savunuyordu. Kaçırılmadan önceki gün Eldon'la konuşmuş. O gecenin sabahı Eldon bana çıkma teklifi etti. O günden beri birlikteyiz."

"Çok tatlı." dedi ellerini yanaklarına koyarak. "Ama ben seni Valoria'nın varisiyle yakıştırıyorum."

Bir anda gözlerim büyüdü. Neredeyse yerlerinden çıkacaklardı. "Hayır!" diye karşı çıktım. " Onunla asla çıkmam! Asla."

" Hayır! Çocuğu görmedim bile ama hikayeniz çok iyi. Onun babası senin ablanı öldürüyor, sen onlardan nefret ederek büyüyorsun sonra da ablanın katilinin oğluna aşık oluyorsun. Senin Eldon'ından daha iyi bir hikaye. "

Oflayarak susması için işaret ettim ama Amber daha çok konuşmaya ve ne kadar harika bir çift olacağımızı söyleyip durmaya devam etti.

"Drake hakkında konuşmaya devam edeceksen uyuyacağım."

"Adı Drake mi? İsmi bile yakışıklı kim bilir kendi nasıldır?"

Yanımda duran yastığı alıp Amber'a fırlattım. "Sus artık Drake falan yok, unut onu!"

Boştaki kaseleri de alıp yataktan kalktım.

"Sen neden bu çocuktan nefret ediyorsun ki? Babasının yaptığı bir şeyden onu sorumlu tutman ne kadar doğru? "

"Babası ablamı öldürdü Amber. Sevgili olduğumuzu düşünelim. En başta ailem sorun çıkartır zaten. Ona her baktığımda ablam aklıma geliyor, aramızda hiçbir zaman duygusal bir şey olamaz. Ayrıca ben Eldon'ı seviyorum."

"Peki sen daha iyi biliyorsundur ama yinede nefret etme bence, kim bilir gün gelir fikrin değişirse-"

"Amber!" diye bağırdım. Zavallı prenses yerinde sıçradı.

"Tamam özür dilerim."

Işıkları kapatıp yatağıma uzandım. Bu okuldaki ilk gecemdi ve çoğunlukla iyiydi. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken kendimi uykunun tatlı kollarına bıraktım.

♔♔♔

"Diane hadi hızlı ol." saçlarımı toplarken Amber etrafımda dolanıp hızlı olmam konusunda beni uyarıyordu.

"Tamam Amber bir kaç dakika."

"Birlikte ilk dersimize gireceğiz, sende heyecanlı değil misin?"

Başımı iki yana salladım. "Senin kadar olmadığım kesin."

Sırtını duvara yaslayıp beni beklemeye başladı. Bende şekillendirdiğim perçemlerimi son kez düzeltip çıkmak için hazır olduğumu gösterdim. Birlikte dün akşamki salona indik.

Bu sefer düne göre erken gelmiştim. Köşede sadece pembe saçlı prenses ve Valoria'nın varisi Drake vardı. Hemen pembe saçlı prensesin yanına geçtim ve aramıza Amber'ı yerleştirdim. Ona ne kadar uzak olursam benim için o kadar iyiydi.

"Merhaba ben Sophie, sen yeni gelmiş olmalısın." gülümseyerek elini uzattı. Sağ elimle havadaki elini kavradım. "Diane."

"Amber'la oda arkadaşı mısınız?"

"Evet." dedim. Bir yandan da Amber'ın elini tutmuştum. Dün anlattıklarına göre bu kızda Vanessa'yla arkadaştı. Amber'la ilgili saçma sapan söylentileri tekrar gün yüzüne çıkartıp onun canını sıkmasını istemiyordum.

"Dün seninle konuşamadık bile. Amber seni çok sevmiş olmalı." elini ağzına götürüp kıkırdadı.

"Aslında onunla zaman geçirmek isteyen bendim."

"Hımm anladım ama biraz dikkat et. Amber bazen çok yapışkan ve can sıkıcı olabiliyor."

"Teşekkür ederim ama kendim deneyimlemeyi tercih ederim."

Amber'ı alarak Sophie'nin yanından uzaklaştım. Kız şimdiden sinirlerimi bozmayı başarmıştı.

"Niye şu çocuğun yanına gitmiyoruz? " diye sordu gözleriyle Drake'i işaret ediyordu.

"Çünkü Valoria'nın varisi Drake o." dedim sanki çok açık bir şeymiş gibi.

"Ne? " şaşırmış prenses ellerini ağzına götürdü. "Diane bu kadar yakışıklı olduğunu tahmin etmemiştim çok iyi."

"Çok beğendiysen git konuş Amber."

"Benim zaten çok yakışıklı bir sevgilim var Diane. Ama sen konuşabilirsin istersen. "

"Benimde sevgilim var Amber." sesim biraz yüksek çıktığı için Sophie bize bakmıştı.

"Ayrıca onunla çıkacağıma kendimi asarım daha iyi. "

"Abartma." dedi ciddi bir sesle. "Çocuk gayet iyi sırf babasını sevmiyorsun diye onu suçlayamazsın. "

"Suçlarım ve-"

Kapıda sarışın prensimi görmemle sözüm havada kaldı.

"Günaydın." kollarımı boynuna sardım ve yanağına bir öpücük kondurdum. Oda belimi kavradı ama hâlâ dünkü olayda kaldığı ortadaydı. "Günaydın."

"Bak bu Amber oda arkadaşım. " elimle Amber'ı işaret ettim. "Eldon." dedi ve Amber'a elini uzattı. Bana yargılayıcı bir bakış atan Amber,Eldon'ın elini sıktı ve gülümsedi.

Ardından bembeyaz saçlı prens, dün beni öldürecekmiş gibi bakan prensesle birlikte kapıda belirdi. İkisininde bayık bakışları vardı. Oldukça yorgun gözüküyorlardı.

Onların ardından da dünkü kumral prens geldi ve artık herkes tamamdı. Geçen günkü dans dersime giren kadın karşımızda dikilince dudağımı ısırdım. Tekrar Drake'le eşleşmeye dayanamazdım.

Kıyafet provası olduğu için önce kabinlere girip kıyafet seçmek zorundaydık. Askılara asılmış dört farklı elbise vardı. Birincisi uzun mavi bir elbiseydi.Oldukça sadeydi ve minik bir göğüs dekoltesi vardı.

Yanında;üst tarafı pembe, bej ve yeşil çiçek desenleriyle kaplanmış eteğine doğru bej saten bir kumaş kullanılmış uzun kollu bir elbise duruyordu.

Ortada siyah omuzlarından askılı zarif bir elbise asılıydı. Kollarını uzun siyah tüllerin sarıyor olması ortaya hoş bir görüntü çıkarıyordu.

En sonda beyaz, kurdelelerle süslenmiş elbise bana göz kırpıyordu. Ablamın ölümünden sonra beyaz en çok giydiğim renklerden olmuştu. Olivia adeta beyazla bütünleşmişti. Dolabı, odası, eşyaları her şeyi beyazdı. O aramızdan ayrıldıktan sonra da bu görevi ben üstlenmiştir. Ablamın anısını yaşatmaya çalışıyordum.

Ben elbiseleri incelerken Sophie istediğim beyaz elbiseyi alıp kabinlere yönelmişti bile. Tam itiraz edecekken vazgeçtim. Mızıkçı olmamalıydım.

Amber'da baştaki mavi elbiseyi alınca geriye sadece çiçekli ve siyah olan kaldı. Yanımdaki prensesle aynı elbiseye yönelince elbiseyi hızlıca kendine çekti. "Sen diğerini giy." gözleriyle çiçekli elbiseyi işaret etti.

"Neden sen gitmiyorsun?" gözlerimi hafifçe kısarak prensese baktım. Bembeyaz tenine karşı dudakları kan sürülmüş gibi kıpkırmızıydı. Dürüst olmak gerekirse elinde tuttuğu elbise ona daha çok yakışırdı ama çiçekli olanı giymek istemiyordum. Normalde çiçekleri özellikle de papatyaları çok severdim ama çiçekli elbiseler için aynı hisleri beslediğimi söyleyemeyeceğim. Etrafımın çiçek motifleriyle sarılı olma fikri mezardaymış gibi hissetmeme sebep oluyor. Bunun hastalıklı ve rahatsız edici bir düşünce olduğunu biliyorum ama kendimi böyle düşünmekten alı koyamıyorum.

"Sana daha çok yakışır." elinde tuttuğu siyah elbiseyi en sağdaki askılığa asarken çiçekli elbiseyi eline aldı. Bana doğru birkaç adım attı ve elbiseyi üzerime tuttu. "Denesene."

Yüzünde hiçbir mimik yoktu. Sanki dudaklarının uçları çivilerle sabitlenmişti ve sadece konuşmasına izin veriyordu. Ne gülümsüyor, ne somurtuyordu. Hatta şuanda ciddi miydi yoksa benimle dalga mı geçiyordu onu bile anlamıyordum. Korkutucu bir yüzü yoktu ama garip bir enerjisi vardı. Amber'dan tamamen farklıydı. Amber'ı okumak ne kadar kolaysa bu prensesi okumakta o kadar zordu.

Üzerime tuttu elbisenin askısını kendime çektim ve birkaç adım geriledim. "Peki," dedim onun yüzü kadar soğuk bir şekilde. "Deneyeceğim."

Garip prensesi ardımda bırakarak boştaki kabinlerden birine girdim. Çiçekli kumaş bedenimi sararken aslında o kadarda kötü bir elbise olmadığını fark ettim. Her ne kadar gömülmüş gibi hissetsemde saten kumaş üzerimde güzel durmuştu. Aynada kendime son kez baktıktan sonra kabinin kapısını açtık ve salona doğru yürümeye başladım.

Eldon, Amber, Drake ve siyah elbiseli prenses çoktan hazırlanmış köşede bekliyorlardı.

"Diane çok hoş olmuşsun!" dedi Amber

"Teşekkür ederim. Sende çok güzelsin!" prenses olmanın en sevdiğim yanlarından biri buydu. Hemcinsimin beni beğenmesi, iltifat etmesi,cildim veya saçım için ne kullandığımı sorması gerçekten çok iyi hissettiriyordu.

"Herkes geldiğine göre başlayabiliriz." gözlüklü kadın karşımızda dikildi ve çiftleri kafasında oturtmaya başladı. "Siz! " dedi bir parmağıyla beni diğeriyle benim solumda duran birini gösteriyordu. Drake olmaması için içimden dua ederken sola doğru döndüm. Mavi gözlerle karşılaşınca şansıma bir kez daha küfür ettim.

İstemeyerek de olsa prense doğru yürümeye başladım. Ben onun yanına giderken gözlüklü kadın diğer çiftleri kararlaştırıyordu. Siyahlar içindeki prens elimi kavradı ve üzerine minik bir öpücük kondurdu.

"Bakıyorum da benden kurtulamıyorsunuz prenses."

Elimi hızlıca geri çektim ve belime yerleştirdim. "Bana prenses demeyi kes."

"İsminizi bilmiyorum ki leydim."

Gülümsedim. "Düşmanının adını bile bilmiyor musun Drake Edwin? "

"Edwin'i nereden öğrendin?" kaşlarını çatıp mavi gözlerini kıstı.

"Araştırma konusunda biraz ileri gitmiş olabilirim." ellerimi önümde birleştirerek tatlı tatlı gülümsedim. Onu rahatsız etmek hoşuma gitmişti.

"Adın dışında bildiğim şeyler de var. " diye devam ettim.

"Ne biliyormuşsun bakalım." kollarını göğsünde bağlayıp benim söyleyeceklerimi bekliyordu.

"Boşver." dedim elimi boşluğa doğru sallayarak. "Şimdi ağlamaya falan başlarsın, seninle uğraşamam."

"Ağlamaya başlarım öyle mi?" Kıkırdadı. "Hiçbir şey bilmiyorum demiyor da."

Küçümseyici tavırları sinirimi bozmuştu. İstesem onu küçük düşürebilirdim -ki bunu yapacaktımda- ama daha zamanı gelmemişti.

"Drake babanın krallığın başına geçirmek istediği kardeşinin adı neydi?" keyifli bir şekilde gülümsedim. Yüzündeki ifade her seferinde daha da hoşuma gidiyordu.

"Evet herkes eşleştiğine göre başlayabiliriz." gözlüklü kadın ellerini çırptı ve en baştaki çift biz olduğumuz için yürümemizi işaret etti. Drake'in koluna girdim ve hareket etmesi için onu ittirdim.

"Sandığından daha çok şey biliyormuşum değil mi?" yüzündeki gülümseme yavaş yavaş daha da yayılıyordu. Onu sinir etmek sandığımdan daha eğlenceliydi.

Cevap vermeden yürümeye devam etti. "Bir şey demeyecek misin? "

"Ne diyeyim prenses?" kolunu biraz daha kavradım. "Mesela nereden öğrendiğimi sorabilirsin." diye bir öneride bulundum.

"Söylemeyeceğini biliyorum."

Cevabıyla birlikte kaşlarım çatıldı. Yapacaklarımı önceden tahmin etmesi sinir bozucuydu. Yine de bozuntuya vermeden devam ettim.

Bir süre ikimizden de ses çıkmadı. Ben onu sinir edebilecek bir şeyler arıyordum,onun ne düşündüğü hakkında en ufak bir fikrim yoktu ama dalgın gözüküyordu.

Sessizliği bozan o oldu. "Bana hâlâ adını söylemedin."

"Gerçekten bununla bu kadar ilgileniyor musun?"

"Prenses dememi istemeyen sendin. İsminle hitap etmekten başka seçeneğim yok."

"Peki." dedim "Adım Diane."

Kısa bir süre bekledi. "Adını krallığınızdan esinlenerek mi koymuşlar?"

Kaşlarımı çattım. "Bilmem, niye ki?"

"Diane fayda ve sağlık getiren demek. Aynı zamanda Roma mitolojisinde doğum tanrıçası olarakta yer alır. Seraphim'de yüce melekler anlamına geliyor zaten."

Gülümsedim. "Adımı yeni öğrendiğine emin misin?" Hızlıca başını salladı. "Ben sadece mitolojiye ilgi duyuyorum."

"Peki." dedim yüzümdeki gülümsemeye engel olamayarak. "Drake ne anlama geliyor?"

"Benimki seninki kadar ilginç değil. Ejderha demek."

Başımı sallayarak onayladım onu. "Edwin peki? O ne demek?" kaşlarını çattı. "Edwin'i kullanmıyorum." dedi net bir şekilde.

"Tamam ama anlamını bilmiyor musun?"

"Bilmiyorum Diane." ses tonunu değiştirmiş daha ciddi bir şekilde konuşuyordu. "Bana bir daha Edwin deme olur mu?"

"Tamam, demem." alt tarafı saçma bir isme niye bu kadar tepki vermişti anlamamıştım. Ama iyi olmuştu. Drake'le konuşmayı sevmiyordum. Onun yanındayken ablama ihanet ediyormuşum gibi geliyordu.

Yürümekten bacaklarım ağırmıştı. Bir an önce bu dersin bitmesini ve bir daha Drake'le yan yana bile gelmemeyi istiyordum. Yaklaşık beş tur daha attıktan sonra ders bitti. Köşedeki taburelerden birine oturdum ve biraz dinlendim. O sırada Amber sekerek bana doğru geliyordu.

"Nasıldı?"

"İlkine göre iyiydi."

Gözleri kocaman olan Amber heyecanlandı. "Nasıl yani aranız iyi miydi? "

"Hayır!" diye yanıtladım onu. "Onu biraz rahatsız ettim o yüzden güzeldi."

Şaşkın gözlerinin yerini hayal kırıklığı almıştı. "Bende aranız düzeldi sanmıştım."

"Amber öyle bir şey asla olmayacak, lütfen boşuna ümitlenme."

Dudaklarını büzen prenses beni kolumdan tutup ayağı kaldırdı. "Birazdan yeni gelenleri karşılamak için salonda toplanacağız. Hazırlanmamız lazım."

Başımı salladım ve prensesin beni yönlendirmesine izin verdim. Daha bu okuldaki ikinci günümdü ve bu salon ve odam dışında hiçbir yeri bilmiyordum. Odamıza geldiğimizde dolabımı açtım ve içinden dizlerimin üzerinde biten sarı, buz mavisi renkli kareli bir elbise çıkarttım. Kolları beyaz renkti ve dantellerle işlenmişti.Omzumdan başlayan siyah kurdeleler parmak uçlarıma kadar geliyordu.

Aynanın karşısına geçip saçlarımı kenarlardan ördüm. Uçlarına siyah kurdeleler takmayı da unutmadım. Son olarak dudaklarımı renklendirdim ve Amber'ı beklemeye başladım. Dizlerinin üzerinde biten beyaz bir elbiseyle kapıda belirdi.

"Çıkalım mı?"

Onu başımla onayladım, birlikte salona doğru yürümeye başladık. Kapıyı açtığımda sol tarafta kocaman bir kürsü karşısında ise oldukça rahat görünümlü koltuklar vardı. Arka arkaya ve yan yana dizilmişlerdi. Amber'la birlikte üçüncü sıradakilerden birine oturduk. Önümüzde birkaç prens ve prenses vardı.

Gözlerim hemen Eldon'a ilişti. Yanında geçen gün dans ettiği prenses ve birkaç varis vardı. Normalde aşırı kıskanç biri değildim. En azından ben öyle olmadığımı düşünüyordum ama Eldon'ın onlarla gülüştüğünü görünce içimi kötü bir his kapladı. Uzun boylu kumral bir prensin yanımıza gelmesiyle gözlerimi Eldon'ın üzerinden ayırdım.

"Bu Harvey." dedi Amber yanındaki prensi göstererek. "Bu da Diane, yeni oda arkadaşım." Adının Harvey olduğunu öğrendiğim prense dönerek beni işaret etti. Harvey beni başıyla selamladıktan sonra Amber'ın yanındaki koltuğa oturdu.

"Tanıştığımıza memnun oldum."

"Bende memnun oldum.Amber seni çok sevmiş olmalı. Daha iki gün bile olmadığı halde seni anlatmayı bitiremiyor."

Mahçup bir şekilde gülümsedim. Amber'la iyi bir uyum yakaladığımız doğruydu. Onunlayken kendimi yabancı hissetmiyordum aksine kayıp bir parçamı bulmuş gibiydim.

"Dikkat ette sevgilini elinden çalmayayım." dedim Harvey'e doğru. Minik bir kahkaha attıktan sonra "Orası biraz zor." diye karşılık verdi. Varislerin ve profösörlerin gelmesini beklerken sohbetimize devam ettik. Yaklaşık on dakika sonra salon dolmuş herkes yerlerine geçmişti. Eldon'ın yanıma geleceğini düşünüyordum ama o kızıl saçlı varisin yanında kalmayı tercih etmişti. Bu kalbimi oldukça kırmıştı. Niye onu sevgilisine tercih ediyordu ki? Ben mi çok hassastım bilmiyordum ama bu durum hoşuma gitmemişti. Bütün düşüncelerim omzuma dokunan bir elle bölündü. Yavaşça arkamı döndüğümde bir çift mavi gözle karşılaştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.