Gözlerimi açtım. Biri saçımı okşuyordu. Hayır, abim mi o ? “ Abi, ciddi olamazsın?” Yüzüme garip bir şekilde baktı . Hasta gibiydi. Bir eli karnında . “ Saçmalama Sujin, geceden beri uyuyamadın diye beni çağırdığın için hala uykusuzum doğrusu.” Nasıl yani ,bunlar rüya mıydı ? Nasıl böyle kesin ve uzun bir rüya mı görmüştüm. “ Abicim ben bahçedeyim. Kötü hissedersen terasından seslen, olur mu?” Ayağa kalktım , abime doğru yürüdüm ve sımsıkı sarıldım . “ Abi, ben çok kötü bir rüya gördüm. Ares, ben seni kaybetmek istemiyorum.” Abim Ares sırtımı sıvazladı . “ Sakin ol, bu bir rüyaydı.” Gülümsedi, bende denedim ama olmadı açıkçası . “ Hem bak Leydi Sujin, sana ne aldım .” Ares’in sesi ritimli bir müzik gibiydi. Kusursuz… Elime lacivert bir kutu tutuşturdu . Üzerinde yıldızlar vardı. “ Aç Leydim” hala gülümsemesi eksilmemişti. Kutunun üzerindeki beyaz fiyonku çıkarttım. Kutuyu açtığımda karşıma çıkan şey beni şoka sokmaya yetti. Ucunda hilal olan bir kolye. Kalp atışlarım hızlanıyordu. “ Gel, terasta konuşalım Sujin.” Abime belli etmemeye çalışarak terasa çıktım. Aşağıda bir sorun var gibi gözüküyordu. Muhafızlar bağırıyordu. Odağım abimde değil muhafızlardaydı. Şifacıların gelmesi üzerine onun yüzü gözüktü. Hayır, yerde yatan abimdi. Yanıma baktım. Abim yoktu. Odama girdim, yine yoktu. O aşağıdaydi. Tekrar kaybetmenin korkusuyla bağırmaya başladım. Koşarak bahçeye çıktım. Kimse beni görmüyordu. Ne muhafızlar ne şifacılar. Hayat ben yokmuşçasına devam ediyordu. Abimin cansız bedenine baktım. Gözümden yaşlar akıyordu. “ Abi! Hayır olmaz, bunu tekrar yaşamak istemiyorum!” Gözlerimi kapattım. Elimi boynuma götürdüm. Nefes almakta güçlük çekiyordum. Ağlamam durmuyordu, acım da öyle. Midem öyle bulanmaya başlamıştı ki gözlerim neredeyse bulanık görüyordu.
“Leydi Sujin! İyi misiniz?” Ciero’nun sesinin duyulmasıyla gözlerimi açtım. Aptal bir kabus görmüştüm . Midem bulanmaya devam ediyordu. Öyle bir seviyeye geldi ki kendimi durduramayacaktım. Tuvalete koştum. Kapıyı kilitlediğim gibi başımı tuvalete eğip kusmaya başladım. Ciero kapıya vuruyordu. “ Leydi Sujin, sizin için ne yapabilirim.” Eli ayağına dolaşmıştı. Kişiliğinden dolayı buna emindim, çok narindi. Fazla endişelendirdi. Aynaya kaydı gözlerim. Ağlamaya devam ediyodum. Kendimi bir şekilde yere oturttum. “Ciero, beni yalnız bırak lütfen.” Bir süre ses gelmedi. “ Emin misiniz Leydi Sujin?” Konuşmaya çalıştım ama tıkanmış gibiydim. Kelimeler sıkışmıştı boğazıma. Zar zor konuşmaya başladım. “ Evet Ciero, lütfen.” Kapının kapanma sesini duyduğumda ağlamam hızlandı. Bir kaç dakika yerde öylece yatıp ağladım. Duygularımı boşaltmaya ihtiyacım vardı. Lakin beni yalnız bırakmak istemiyor gibiydiler. Kapı çalındı, cevap vermem beklemeden içeri girdi. Muhafız olduğunu düşündüm çünkü adımları sertti. “ Hey Leydi, kendini iyi hissetmiyor olmalısın.” Bu muhafız değildi. Anne bozuntusu Partha’nın sesiydi.Cevap vermemeyi tercih ettim. Belkide konuşur konuşur giderdi. Ama öyle olmadı. “Sana diyorum Sujin Laisa” Ne? Sujin Laisa mı? Soyadım Laisa değil Kimina’ ydı. “ Yalnız soyadım “Kimina' anne bozuntusu Partha” Gülmeye başladı ayağa kalktım. Karşımdaymış gibi bakıyordum kapıya. “ Hayır, yanlış biliyorsun. Abinin adı Ares Kimina' seninki ise Sujin Laisa tatlım.” Yalan söylüyordu. Beni üzmeye, kahretmeye çalışıyordu. Ama yanılıyordu, ben buna inanmıycaktım. Babama üvey olamayacak kadar çok benziyordum. Bir hışımla kapıyı açtım. “ Varisler için kraliyet okulu var Partha, seninle uğraşamayacağım.” Partha ciddi gibiydi. İçinde vicdan varmış gibi bakıyordu. Fakat ben emindim, o vicdansızın teki. Yatağıma oturup boş gözlerle suratına bakmaya başladım. “ Bak Sujin, birbirimizi sevmediğimizin ikimizde farkındayız diye düşünüyorum. Ama babanı yikmaliyiz Sujin, o seni mahvedecek.” Ufak bir kahkaha patlattım. “ Babam ha, babam mi beni mahvedecek Partha?” Gülümsüyordum. Yalan olduğu fazlasıyla belli idi. “ Bu kraliyete hükmetme hayalin var, biliyorum Partha. Kendi ağzınla söyledin. Babamı batırmaya çalışma, aksi takdirde batacak kişi babam değil sen olursun.” Yatağın örtüsünü sıkıyordum. Gerçek olmadığını bildiğim halde beni huzursuz etmişti bu konuşma. Yatağımın karşısındaki masama doğru ilerledi. Bana tam karşıda olan sandalyeye oturdu. “ Sujin, artık reşit bir kız sayılırsın. Madem kraliyet okuluna gideceksin, öğrenmen gereken şeyler var değil mi kızım?” Yüzüne hala boş bir şekilde bakıyordum. Rüyamı atlatamamışken Partha ile mi uğraşacağım. “Kızım demezsen sevinirim Partha.” Partha mutsuz bir şekilde bakıyordu. İlk defa onu böyle görüyordum. “ Çok fakirdik, çok… Baban Jusan hastaydı. Ben hemen hamile kaldıktan sonra hemde. Bir süre sonra sen doğdun. Ancak sen doğmadan önce baban Jusan vefat etti. Sana bakamazdım. Durumum yoktu, aç kalırdın Leydi, senide kaybetmek istemedim. Ormanda, sen kucağımda geziyorduk. Asıl amacım meyve bulmaktı. Annem dediğin Maisien karşıma çıktı, ağlıyordu, yanına gittim. Beni görünce gülümsemeye çalıştı. Ama kalkmıyordu. Kraliçe olmasına rağmen ağaca yaslanmaya devam ediyordu. Yanına oturdum, kızını kaybetmişti. Kimseye söylememi istemedi. Ona senden bahsettim. Sana bakmayı kabul etti. Ağlayarak eve gittim. Bir süre sonra savaş çıktı. Sen büyümüştün, baban Vron ile evlendim. Amacim seni korumaktı, yanında olmaktı. Annen Maisien öldükten sonra yıkıldın, yardımcı olmaktansa köstek oldum Sujin. Sana yakın davranamadim. Baban bana kötü davranıyordu. Aileden saymiyordu. Bıkmıştım Sujin, bıkmıştım. Baban Vron’ a benzemende küçük bir rastlantı diyelim, şanslıyız Sujin.” Gözümden bir damla yaş süzüldü. İkna olmamıştım ama yorgundum. Bitiriyodu bu hayat beni. “Yalan söylüyorsun!” Gözyaşlarım hızlanmıştı. “ Gözün babamın parasında seni pislik, ben senin kızın değilim , sok şunu kafana! Şimdi odamdan defolup gider misin rica etsem? Daha fazla yalan dinleyemeyeceğim.” Rol yapıyor diye geçirdim içimden. Odamdan çıkıp kapıyı nazikçe kapattı. Elimi salınık, pembe saçlarıma daldırdım. Kafama masaj yaparcasına… Saat yaklaşıyordu. Giyinmek lazımdı. Partha’ yı kafamın bir köşesine atıp giyinmek için gardorubuma doğru yürüdüm. Ciero içeri girdi. Yüzüme ne olduğunu çözmeye çalışıyor gibi bakıyordu. Ona açıklayacak gibi değildim. Mide bulantım hafiflemesine hafiflemişti ama geçtiği söylenemez. Ciero da yanıma yaklaştı. Mor bir elbise gösterdi. Morun tonu çok açıktı. Lila gibi değil, yalnızca açık mordu. “Bugün bu elbiseye uygun olduğumu sanmıyorum Ciero.” Hemen yanındaki mor elbiseyi gösterdim. Bu elbisenin moru diğerininkine kıyasla oldukça koyuydu. Siyah taşlarla eteğin uç kısımlarına işlemeler yapılmıştı. Siyah bir korsesi vardı. İpleri çok hoş gözükmesinin yanı sıra eşsizdi de. “Ah, gerçekten çok güzel gözüküyor Leydi Sujin.” Elindeki açık mor rengindeki elbiseyi astı. “ Ben size taç bulayım majesteleri.” Ona gülümseyerek başımı salladım. Odamdaki siyah kapıdan giyinme odasına doğru ilerledim. Genelde her prensesin odasında olurdu böyle odalar. Giyindigimde odanın kenarında duran mükemmel topuklu ayakkabıları fark ettim. Elbisemin rengine uyumu çok güzeldi. Elbisenin takımı gibi gözüküyordu. Hemen ayağıma geçirdim. Biraz sıkıyordu ama idare edilirdi. Odama tekrardan girdiğimde Ciero’ nün gözleri ayakkabımdaydı. Beğenmiş olmalıydı. Elinde ise gümüş renginde siyah işlemeli bir taç vardı. Elbiseme uyacağa benziyordu. “ Leydi Sujin, bu ayakkabılar çok güzel. Ona tatlı bir şekilde gülümsedim. “ Teşekkür ederim Ciero, tacımda güzele benziyor. Saçıma geçelim o zaman.” Seçtiği taç beğenildiği için mutlu gözüküyordu. Sandalyeye doğru yürüyordum ki bu topukluların gerçekten sıktığını ve ayağımı acıtığını fark ettim.” Leydi Sujin bir sorun mu var?” Belli etmemeye karar verdim. “Oh, hayır sadece mide bulantım devam ediyor gibi.” Sandalyeye oturdum. Kapı hızlı bir şekilde çalındı. “Girebilirsiniz!” Diye seslendim. Muhafız Bert sert adımlarla içeri girdi. Adımlarının bu kadar sert olması kendine has bir özelliği gibi idi. “ Majesteleri Alex, geldi ve sizi bekliyor Leydi Sujin” Ona gözümü kırparak tamam demek istedim. Anlamış olucak ki dışarı çıkıp kapıyı arkasından kapattı. Ciero bana güzel bir topuz yaptı. Önümdeki perçemleri dahil etmedi. Tacımı da saçıma oturttu ve dışarı çıkmam için kapıyı açtı. Muhafız Bert kapıda bekliyordu. Uzun koridoru beraber yürümemizin sonucunda bahçeye çıktık. Gözüm yere takıldı. Abimin yattığı yere . Gözlerimin dolduğunu hissettim. “ Leydi Sujin, ben Alex. Dilerseniz yola çıkalım.” Demesiyle gözlerimi yerden çekip babamın yanına koştum. “ Seni çok özleyeceğim baba.” Babamın gözünden bir damla yaş düştü. “ Ben de seni güzel kızım.” Babama gulumseyip Alex’ in yanına gittim. “ İzninizle Leydim.” Diyip elimi tuttu. At arabasına binmeme yardımcı oldu. Yanında iki muhafız vardı. İkisidie asla konuşmuyordu. At arabası ilerlemeye başladığında son kez babama el salladım. “ Leydi Sujin, bu kadar güzel olduğunuzu düşünmemiştim, gözlerimi alıyorsunuz.” Dedi Alex. Ona nazik bir şekilde gülümsedim. “ En son olan olayı öğrendim, sizin adınıza çok üzüldüm. Gerçekten atlatması zor olmalı.” Başımı salladım. “ Annemden sonra abim, gerçekten çok güç.” Benim duygularımı hissediyormuş gibi başını salladı. “ Üzülmeyin Leydi Sujin, ben size elimden geldiğince unutturmaya çalışacağım.” İyi amaçla söylediğine emindim. Ama unutmak isteyeceğimi sanmıyorum. “ Teşekkür ederim Alex, bu arada yalnızca Alex dememde sorun yoktur umarım.” Alex demem hosuna gitmiş gibi başını salladı. “ Ancak ben unutmak istediğimi sanmıyorum, belki de kabullenmek daha doğrudur. Yine de yardımın için sağol.” Alex’ in yüzü düşmüştü. Ama beni neşelendirmeye çalışıyordu. Kendimi küçük, şımarık bir çocukmuşum gibi hissettim. “ Peki, senin en sevdiğin yemek ne Leydi Sujin.” Bu soru beni gülümsetti. Kafamı dağıtmak için sormuş olmalıydı.Yemek yaşam kaynağımdı. Ben ve yemek en güzel ikiliydik. “ Sarma, Türk atalarımdan kalan bir yemek.” Yemeği oda seviyor olmalıydı ki gülümsedi. “ Duymuştum, gerçekten güzel bir yemek.” Biz böyle muhabbetten ederken Vanessa Kraliyet Okulu gözüktü. Okulun büyük kapısının üzerindeki hilal simgesi gözüme çarpmamış değildi. “ Alex, bu simge neyi ifade ediyor.” “ Bilmiyorum Sujin, ilk defa görüyorum. Nasıl yani, onun mektubunde yok muydu? Sormakla sormamak arasında kaldım ama bu merak insanı çatlatırdı. “ Emin misin Alex, benim okula davet mektubunda da vardı.” Gözlerini kısıp bana baktı. “ Hayır, mektubun her yerine bakmıştım, fazla meraklı bir insanım. Olsaydı elbet görürdüm.” Sadece bende mi vardı. Belkide yalnız leydilerde vardı. Alex çok umursamışa benzemiyordu. Okulda ilk defa görüyodu ne de olsa. Atlıdan indi. Elini elime uzattı. “ İzninizle Leydim.” Deyip benimde inmeme yardımcı oldu. Kibar birine benziyordu. Hoşlanmadığım söylenemez açıkçası. Biz gelene kadar hava kararmıştı. Alex elimi bırakmadı. Bende onunkini bırakmadan beraber Vanessa Kraliyet Okulu’na kadar yürüdük. Prensler ve prensesler için iki ayrı bina vardı. Yemek ve eğitim salonları ise biraz daha ormanın içinde, okuldan bağımsız bir yerdeydi. “ Sonra görüşmek üzere Leydim, burada ayrılıyoruz.” “ Görüşürüz Alex.” İçeri girerken iki muhafız önümü kesti. “ Afedersiniz, isminiz neydi Leydi?” “ İsmim Sujin, Reisen Krallığı’ nın varisiyim.” Ellerindeki birkaç mektuptan üzerinde benim adımın yazanı bana verdiler. “ Burda sizin oda numaranız yazıyor Leydi Sujin.” Başımı sallayıp hemen karşıdaki beyaz ve oldukça ihtişamlı koltuklara doğru ilerledim. Elimdeki zarfı açtım.
Sayın Leydi Sujin,
Kat 3, 4 numaralı oda size aittir. Oda arkadaşınız Camilla. Umarız zevkli vakit geçirip eğitiminizi aksaklık olmadan tamamlarsınız.
Profösör Shea’ dan Leydi Sujin Laisa’ ya.
Sujin Laisa? Asla doğruluğuna inanmadığım o soyadım ya da daha doğrusuyla soyadım olduğu iddia edilen ismim ben bunlatıyordu. Mektubu elbisemdeki cebe koydum. Aslını öğrenmeden bıkmayacaktım. En azından şimdilik ertelesem iyi olucak çünkü gerçekten uykum var. Merdivenlerden üçüncü kata çıktım. Etrafta 4 numaralı odayı aradım. Oda 4 yazısını görünce emin ama sakın adımlarla içeri girdim. Masasında kitap okuyan kız bana başını çevirdi. “ Oh, sen oda arkadaşım olmalısın. Hoş geldin. Ben Camilla.” Gülümsedim. “ Hoş buldum Camilla, ben Sujin.” Çok enerjik görünüyordu. Onu yerinde durdurmak imkansız olurdu. Ah dedim içimden, asla sevmem böyle insanları. Hayatın hiç yükü yokmuş gibi çok mutlular. “ Hangi krallığın varisisin Leydi Sujin?” Biraz afalladım. Aklım sabaha gitti. Varis olmayabilirim ama öyle geziniyorum mu diycektim. Babam üvey olsa da ( ki buna inanmıyorum ) sonuçta babamdı.“ Reisen Krallığı'nin varisiyim, ya sen?” Yüzü düştü. Acaba düşman kraliyetlerden miydi? Ama hemen toparlandı. Eski gülüşü suratına tekrar konuk oldu. “ Bende Easton Krallığının varisiyim Sujin.” Bu sefer benim gülüşüm düştü. Abimi öldüren krallık diye geçirdim içimden. Bu oda konusu rastlantı gibi gelmiyordu. Profösör Shea' bunu bilerek yapmış olmalıydı. “ Anladım Camilla.” Camilla aramızdaki soğukluğu dağıtmak istedi. “ Olsun, barış imzalandı savaş bitti. Hem bu savaşta varis olsak da ikimizin de suçu yok. Ne mutlu ki halktan veya aileden de kaybımız çok az. Sizde de öyleymiş Sujin.” Kaybımız az ha? Az… “ Abim öldü.” Soğuk bir sesle söylemiştim. Gözlerim ona değil yatağa kitlenmişti. “ Şey ben, özür dilerim bilmiyordum.” Onu suçlamak saçma olurdu. Bu savaşların amacı krallığın kendini güçlendirmek istemesiydi. Abimin dediği gibi. “ Sorun değil, seni de suçlamıyorum. Sanırım atlatamayacağım.” Yatağıma oturdum. Sandalyesini hemen karşıma çekti. “ Beni tanımıyordun, biliyorum. Belkide bana düşmansın, bunu da biliyorum. Ama benle konuşmak sana iyi gelir belki, ne dersin?” Haklıydı. Birine içimi dökmem, bu yükten kurtulmam lazımdı. Başımı salladım. “ Çok güzel Sujin, bende babamı kaybettim. Çok ağırdı, çok. Valerian Krallığı ile yaptığımız savaşta. “ Valerian Krallığı. Alex’ in geldiği krallık. “ Alex’ i belki biliyorsundur. O krallığın varisi.” Başımı salladım. “ Onunla çocukluk arkadaşıydık. Her şey aniden gelişiyor prenses.” Yüzümü buruşturdum. “ O aynı zamanda müstakbel eşim Camilla. Onu daha yeni tanıdım. Bana biraz daha anlatır mısın?” Camilla başını salladı. “ Biliyordum senin eşin olduğunu.” “ Nasıl biliyordun ki?” Gerçi yakınlardı. Soruyu sormam fazla saçma olmuştu. “ Dinle Sujin, biz çok yakındık. Ta ki savaş çıkana kadar. İki sene önce, yani sizin krallığınızla savaşa girdiğimizde annem kafam dağılsın diye onu çağırıyordu. Savaş bozamamıştı arkadaşlığımızı. Bana dedi ki Camilla, karşı krallığın varisinden nefret ediyor olmalısın, başımı salladım. Neden nefret edeyim Alex, sizin krallığınızla da savaşa girmiştik hatırlıyorsan. Bana sırıtarak bakıyordu. Bizimki çocukluktan kalma Camilla. O ise tanımadığın aptal bir varis.” Şok içinde onu dinliyordum. “ Konuşmayı fazla uzatmamıştım çünkü senden nefret etmek için bir sebebim yoktu Sujin, ancak yıllar sonra tekrar buluştuğumuzda bana eşinin sen olduğunu ve bunun için kendinden bile iğrendiğini söyledi. Sebebini sorduğumda da. Camilla biz artık yakın değiliz, düşmanlarım seninde düşmanların. Onlar benden iki kardeşimi aldı. Seni onlardan nefret ettirmeye çalışsam da kabul etmiyorsun. Biz artık yakın değiliz dedi.” Camilla’ yı dikkatlice dinliyordum. Alex, Alex asla böyle birine benzemiyordu. Ama ben ona dahil kimseye güvenmemem gerektiğini çok iyi biliyordum. “ Bak Sujin, çocukluk arkadaşım Alex, aileme ve çevreme sırlarımızı anlattı. Düşman krallıklara da öyle. Ondan nefret ediyorum. Haberin olsun o bir arkadan bıçaklayan.” Gözümü kırparsam yaş düşücekti. Eşim de, Partha’ da ve üvey olma ihtimalim de çok yoruyordu. Hele de abimin ölümü… Başımı anladım dermişçesine salladım. Başka yerlere bakıyordu. Bunu anlatmak ona da ağır gelmişti, oda karanlıktı. Ayağa kalktı ve mumları yaktı. Ortada bir sessizlik vardı. Kırık bir sessizlik. Biliyorum ve yine biliyorum. Hiç bir şey kalp kadar acıtamazdı. Kendime Camilla’ ya güvenmemek için söz verdim. Güvendiğim ve inandığım herkes bir bir sonum oluyordu. Sevgi ve güven bu hayattaki kusurumdu. “ Sujin, bu sessizlik bizi yaralar. Hiç bir şey yeni değil. Karakterleri öyle.” Cevap vermedim. Aklıma mektup geldi. Daha fazla düşünmek istemiyordum. “ Sağol Camilla, benim küçük bir isim var.” Uzun ve karanlık koridorda yürüyordum. Elimdeki meşalenin ateşini saçıma degdirmemek için ayrı bir çaba sarf ediyordum. Profösör Shea' nın odasının önüne geldiğimde yoğun horlama sesinden anladım, bunu da ertelemek gerekiyordu. Tekrar odaya yürüdüm ve aklımda onlarca soruyla uyuya kaldım.