“Hey,Sujin! Ya kapıyı açarsın ya da ben girerim.” Yine duyuluyordu o lanet olası ses. Bana değer verdiğini iddia eden çakma bir annenin sesi. Onun gözünün babamda daha doğrusu babamın parasında olduğunu biliyordum. Bu saraya geldiğinde beri sevmemiştim onu. “Kapıyı kırmaya çalışmanın pek hoşuma gitti söylenemez Partha.” Tek gözünü kısıp yüzümü inceliyordu,bunu söylemem ona garip gelmiş olmalıydı. Oysa bence bu kadar şaşılacak bir şey yoktu dediklerimde. “ Kaç kere söylemem gerekecek Leydi Sujin? Bana anne demen gerekiyor.” Bu sefer ben çok şaşırmıştım. Neden mi? Çünkü iki kraliyetin kendi çıkarları için halkı yok sayarak yaptığı bu acımasız savaşın tam ortasında, elimden hiç bir şey gelmiyorken ve bu durum beni neredeyse hasta yapacakken o Partha denilen kadının ona anne dememi beklemesi oldum olası iğrençti. “Bana bak Partha,sarayın belkide kilometrelerce uzağında senin değil babamın halkı savaşıyor,sense sana anne demedim diye bana trip atıyorsun, keşke annem olsaydı, çünkü o babamin parası için değil, sevdiği icin evlenmişti, hem ne dersin Partha, belkide sende haklısındır gözü paradan başka bişey görmeyen bir anne bozuntusu olarak savaşı önemsememen çok doğal, sence de öyle değil mi?”dedim iğneleyici bir bakış atarak. Ardından odamın kapısını suratına kapatarak yatağıma oturdum,dizlerimi kendime çekip kafamı onlara yasladım, sakinleşmeye ihtiyacım vardı,mantıklı düşünmeye de öyle. Arkamdan bağırmaya başladı anne bozuntusu. “Saygılı bir Leydi böyle davranmamalı Leydi Sujin” Ardından cadı kahkahası olarak adlandırdığım bir kahkaha patlattı. Bunu yalnızca çingeneler yapardı. Kendisinin köylü ve çingene soyundan geldiğini bu kadar belli etmeseydi keşke. Ben bunları düşündüğüm sırada büyük bir patlama sesi duyuldu. Korkmamıştım ama içimden bir ses korkmam için uyarıyordu beni adeta. Odamın büyük terası sarayımızın bahçesine bakıyordu. Yatağıma tutunarak ayağa kalktım. Terasın kapısını açıp içeri adım attığımda çıplak ayağımın mermerle buluşması bir oldu. Ancak teras kapısını açtığım anda daha net duyabildigim bağırma ve çığlık sesleri üşümemi unutturmuştu. Koşar adımlarla terasın en kenar noktasına gelip aşağı baktım. Muhafızlar ve halktan bir kaç kişi toplanmış yere bakıyorlardı. “Ne bekliyorsunuz?” Diye seslendi bir muhafız. “ Acilen şifacıları çağırmamız gerekiyor, kral bu halde görse emin olun çok üzülecektir.” Babamın öğrenmesi gereken ne vardı? Daha da önemlisi babamın öğrenince üzüleceği ne vardı. Halk ve muhafızlar şifacıları görünce dağıldılar. O sırada yerde yatan adamın yüzü göründü. Nefesimin kesildiğini hissettim. Başım dönüyordu. Halüsinasyon gördüğüme inanmaya başlamıştım. Kendimi mermer zeminin üstüne oturttum. Bu beni fazla zorladı. Karnıma ağrı girdi. Ve bahçede olan bir muhafızın beni gördüğünü düşünüyorum ki sesi yükseldi. “Leydi Sujin!.” Kendimi kaybetmiş gibiydim, olanlara inanmıyordum. Odamın kapısı açıldı. Uzun muhafız korku,dehşet ve endişe duygularını aynı anda yaşıyor gibiydi. Son gördüğüm şey muhafızın beni kucağına almak için uzattığı elleriydi. “ Leydi Sujin, güzel kızım uyanmışsın.” Gerçek olmadığı belli olan bir gülümseme vardı çakma anne Partha’nın yüzünde. Ardından babam içeri girdi. Babamı görünce gülümsedim. Ne olduğunu hatırlamam zamanımı almadı. Gözüm terasa dönünce her şey yerine oturdu. Babam bana bir buse kondurdu ve odadan çıkması gerektiğini ve onu anlayışla karşılamami beklediğini söyleyip kapıya yöneldi. “Baba, nereye gittiğini biliyorum. Benimde yanına al, lütfen.” Bana acır gibi baktı. Daha dikkatli baktığımda gözlerinin ağlamaktan kurumuş olduğunu ve bana değil kendine acıdığını gördüm. Anne bozuntusu araya girdi. “Ah, Kral Vron, Leydi Sujin kendine gelemedi, onu götürmenizin doğru olacağını sanmıyorum.” Ona öyle bir bakış attım ki susması gerektiğini çok iyi anlamış olmalıydı. Partha’ yı hızlı bir hareketle ittirip kapıya, babamın yanına koştum. İzninle Partha diyip kapıyı sertçe kapadım. “ Bu ikinci suratıma kapatışın Leydi Sujin!” Onu umursayacak halim yoktu. Babam koşar adımlarla yürüyordu. Bense ona yetişmeye çalışıyordum. Ancak koştukça karnıma bıçak saplanıyormuş gibi hissediyordum. Babama belli etmemeye çalışıp ona yetiştim. Odaya gittigimde gözlerim kocaman açıldı. “Biri bana bunun şaka olduğunu söyleyebilir mi!” Kendimi abimin cansız bedeninin üstüne attım. Ona sarılarak ağlamaya başladım. “Hayır,hayır Ares olmaz.” Babama çaresiz gözlerle döndüğümde üstündeki şoku geçiremediğini fark ettim. Demek ki o da yeni öğreniyordu. Ardından iki muhafız geldi. Aldılar abim Ares’i kollarımın arasından. “ Hayır, o ölmedi, yaşıyor,götürmeyin onu yalvarırım.” Babam peşlerinden koştu. Oda inanmıyordu. Anne bozuntusu ise ortalarda yoktu. İyi ki de yoktu, hissettiğim onlarca duygu vardı ki onun karşısına çıkmak benim için değil onun için kötü olacaktı. Yerde öylece yatıyordum. Rüyaydı bu. Bense uyanmayı bekliyordum. Gözümün önüne küçüklüğüm geldi. Uyku ve baygınlık arasında iken gözlerimden yaşlar dökülüyordu.
“ O gece Leydi Sujin uyuyamamıştı, küçük ayaklarını yataktan sarkıtırken abisinin yatağına koştu. Ancak abisininde uyuyamadığını gördü. “Noldu Ares abi, senide uyku tutmadı mi yoksa?” Ares yüzünü Sujin’ e döndü. “ Gel, bahçede konuşalım Sujin. Sana anlatacaklarım var.”Sujin merak etmisti. Gülümsedi çünkü uyku dışında abisiyle vakit geçirmeye bayılıyordu. Sesisizce bahçeye çıktılar. Muhafızlara gorunmemislerdi. Abisi Leydi Sujin’ i yanında oturttu. “ Bak Sujin,bu gece anlaticaklarim aramızda kalıcak. Söz mü?” Küçük Leydi heyecanlanmıştı. Belkide abisi Ares ona sürpriz yapacaktı. Hemen başını salladı. “Söz Ares abi, söz.” O sırada Ares konuşmaya başladı. “Sujin, sen benim biricik kardeşimsin, ama bilmen gereken ve küçük olduğun için sana anlatılmayan onlarca şey var ki. İlk önce bunları öğrenmen gerekiyor.” Sujin anlamıştı, abisi sürpriz yapmıycaktı. Bu ona kalırsa ciddi bir konuydu. “Tamam da neyi öğrenmem gerekiyor ki Ares abi,zaten sabah akşam eğitim alıyoruz. Baloya nasıl gidilir, nasıl yemek yenir. Bunlar yetmiyecek mi?” Ares gülümsedi. “Daha farklı bir şey abicim,biz bugün seninle baloyu, nasıl yemek yenecegini,hangi çatalı kullanman gerektiğini değil de biz bugün seninle savaşı öğrenicez.” “ Abi yeter ama yeni bir şey eklemeye gerek yok. Hem savaş ne, sen mi uydurdun?” Ares anlatmakta güçlük çekeceğe benziyordu. “ Hayır Sujin,ben değil bir çöp tenekesi ile eşit değerdeki insanlar uydurdu bunu. Ülkene toprak katmak gibi sebeplerle kraliyetler kendi aralarında savaşırlar. Birbirlerini öldürürler. Savaşta merhamete yer yok Sujin, savaşta acıya yer var ve savaş her an gelebilir. Beni ölümle kaybedebilirsin, ben seni kaybedebilirim biricik anne ve babamızı kaybedebiliriz.” Sujin korkmusa benziyordu. Ama inanmıyordu. İnsanların birbirni bu şekilde öldürebilecegine. “ Ama Ares abi, insanlar neden kötü?” Ares iç yakıcı bir şekilde gülümsedi. “İnsanlar kötü Sujin. Nedenine gelirsek bence onlarda bilmiyolar. Ama ben buraya sana taktik vermek için çağırdım. Gece boyu aklıma dolandı. Amacim seni korkutmak değil, sadece kraliyetler arasında savaş rüyalarıma konuk oluyor ve bu beni rahatsız ediyor Sujin. Eğer birbirimizi kurtarmak istersek “Sanaria” diyelim, olur mu?” Sujin kafasını salladı. Kafası karışmışa benziyordu. O gece rüyasında olan tek şey abisinin ona “Sanaria” değişi idi.
Gözlerimi açtığımda hala aynı yerde yattığımı fark ettim. Derin bir nefes aldım. “ Sanaria” dedim olduğum yerde ve tekrar “Sanaria”. İçime bir pişmanlık duygusu oturdu. Belkide abim çoktan Sanaria demişti. Ben duymamıştım. “ Leydi Sujin, o pis yerlerde ne yaptığınızın farkında mısınız?” Anne bozuntusunun sesi yankılandı uzun koridorda. Bir hırsla ayağa kalktım. Ona doğru yürüdüm. “ Çeneni kapa aptal karı! Senden nefret ediyorum anladın mı? Abim öldü benim,abim… Peki bu senin umurunda mı? Hiç rol yapma çünkü abimi umursayıp umursamaman umrumda değil, umrumda olan tek şey ne biliyor musun? Abimin hayata dönmesi ve senin bu saraydan çekip gitmen!” Bana acır gibi baktı, ardından yüzüne iğrenç bir gülümseme oturdu, beni kendine doğru çekti ve “Saçmalama Leydim, bu saray yakında benim olacak.” Ardından beni ittirdi. Yere düştüğüm sırada o nefret ettiğim kahkaha sesini duymamak için kulaklarımı kapattım. Bu anne bozuntusu benim babamı mı öldürecekti. Öyle bir şeye kalkışırsa ölen kişinin sadece babam değil kendisinin de olacağını bilmesi gerekirdi çünkü hemen karşısında beni bulacaktı. Ama bunu düşünmek bile öyle kötü hissettirmişti ki. Ardından iki muhafız yanıma yaklaştı. “ İyi misiniz Leydi Sujin?” Ona boş gözlerle baktım. “ Evet, harikayim.” Dedim alaycı bir tavırla. Muhafız dediğinden utanmış olacak ki gözlerinden pişmanlık akıyordu. “Kusura bakmayın Leydi Sujin, ne dediğimi bilmiyorum. İzninizle odanıza kadar eşlik edeyim.” Yerden kalkıp muhafızın elini tuttum.
Odama girdiğimde kendimi yatağa attım. Yorganımı üstüme çekip uzun bir süre ağladım.
Bir kaç saat sonra kapı çaldı. Anne bozuntusu içeri girdi. Ağzımı açmadım. Onunla ne konuşmak ne de sesini duymak istiyordum. “Merak etme Leydi Sujin, sana bayıldığımdan girmedim odana. Mektubun var.” Mektubu yatağa bırakıp çıktı. Çıkarken umursamıyormuşum gibi davransam da o çıkar çıkmaz mektuba uzandım. Yatakta doğruldum. Elimin neden titrediğini anlamasam da haddinden fazla titrediği kesindi. Mektubu açıp okumaya başladım.
Vanessa Kraliyet Okulu’ndan;
Sevgili Leydi Sujin, yaşadığınız acıyı öğrendik ve bu duruma bizde çok üzüldük. Abin bizim gözümüzde de çok saygılı bir prensti…Bildiğin üzere Reisen Krallığı ve Easton Krallığı arasında olan savaş sona erdi. Bunun üzerine Vanessa Kraliyet Okulu’nun kurucusu profesör Shea, yeni bir etkinlik düzenledi. Bu etkinlik sayesinde geleceğin Kral ve Kraliçesi olan varisler her zaman aldıklarından çok daha farklı bir eğitime yollanacaktır.Eğitimin zorunlu olması 20 kraliyet tarafından kabul edilmiştir. Her varis mektuplarında onlara verilen müstakbel eşleri ile yola çıkacak ve eğitim boyu onunla birlik olacaktır. Çeşitli zorluklar yaşayacak olan varisler büyük bir aksaklık olmadığı sürece kraliyetlerine geri dönemeyeceklerdir. Jayden şehrinden Luke şehrine kadar uzanan okulda varislere ait oda bulunacaktır. 3 gün sonra Varisler yola çıkmaya hazır olmalıdır. Hançer, kılıç gibi savaş aletlerini almak kesinlikle yasak olacaktır.
Leydi Sujin, Vanessa Kraliyet Okulu’muza davetlisiniz.
Abim dedim sessizce. Onun cenazesi peki dedim yine.Ayrıca savaşın bittiğini yeni öğrenmem de garipti. Babamla konuşmam gerekiyordu. Annem ve abimi kaybetmiştim. Babamla ben Reisen Krallığı’nda yalnızdık. Peki anne bozuntusunun söylediklerine ne demeli? Ben gidersem en büyük hedefi babamı öldürmek olacaktı. Mektubu buruşturmaya yeltenirken üzerindeki hilal baskısını gördüm. Ne ifade ediyordu. Bildiğim kadarıyla herhangi bir kraliyetin simgesi değildi bu. Ay resmini biraz daha incelediğimde küçük ayın üstünde harfler olduğunu gördüm.20 harf vardı. Ve hepsi varislerin baş harfleriydi. Daha büyük bir problem olduğunu fark ettim. Toplam üç varisin baş harfi “A” ydi. Bunlar Easton Krallığı'ndan Acheros,Valerian Krallığı'ndan Alex ve Reisen Krallığı’ndan Ares. Evet, abimin öldüğünü ve gelemeyeceğini bildiklerine rağmen neden üç adet “A” koymuşlardı. Mektubu saklamaya karar verdim. En azından hilal işaretini çözene kadar.Mektubu çekmeceme koydum ve terasa hava almaya çıkmak için ayağa kalktım. Üstümde gecelik olduğunu fark ettiğimde bunu değiştirmek için gardrobuma uzandım. Elbiseleri karıştırırken en sevdiğim renk olan beyaz elbiseye ulaştı elim. Ancak abimin ölümünün ardından bunu giyemezdim hemen yanındaki elbiseyi aldım ve aynanın önüne geçip kendime tuttum. Korse kısmı oldukça kalın yapılmıştı. Üzerinde kırmızı işlemeler vardı. Kumaşı rahat gözüküyordu ve aradığım yas elbisesi idi. Elbisenin alt kısmında, bileğime denk gelen kısımda tekrardan hilal detayını fark ettim. Denk geldiğini düşünerek bu konuyu kapattım. Hizmetlilerimden olan Ciero içeri girdi. Sıcacık bi gülümsemesi olan bu kadın sapsarı saçlara sahipti. Ten rengi beyazdi ve gözlerindeki deniz mavisi onu tamamlıyordu. Bana kalırsa o en az bir varis kadar güzeldi. Üzerinde hizmetlilere özel olan elbiseyi bir manken gibi taşıyordu. Korse olup olmadığına dikkat ettim. Hayır, korse yoktu. Bedeni korseye ihtiyacı kalmayacak kadar iyiydi. “Yardıma ihtiyacınız olduğunu düşündüm Leydi Sujin, babanız ve anneniz aşağıda sizi bekliyor.” Anneniz demesi zoruma gitsede elimdeki elbiseyi ona mutlu bir şekilde gösterdim. Sonuçta anneniz demesi onun hatası değildi. Bu bir kraliyet kanunuydu. “Ah, Leydi Sujin bu elbise size çok yakışacaktır. Elbise yı giymenin ardından saçımı yapması için sandalyeye oturdum. Önlerini nazikce örüp geriye atmış, perçemlerim haricinde gerçekten güzel bir topuz yapmıştı. Tacımı seçmek için ayağa kalktığımda aynada kendimi görmüştüm. Elbisimin güzel olmasına aşkın gözlerim bir o kadar da kötü gözüküyordu. Ağlamaktan kurumuştu. Ciero bu halimi fark edip bana döndü. “Leydi Sujin eğer isterseniz şifacılardan merhem alabilirim.” Onu gülümseyip başımı salladım. Buna ihtiyacım vardı. Odadan çıktığında ben taçlarımın olduğu köşeye çoktan ulaşmıştım. Elbiseme uygun bir taç buldum. Üzerinde yine hilal vardı. Sanırım bir süre bundan kurtulamayacağım diye geçirdim içimden ve tacı saçımın en uygun yerine bıraktım. Ciero içeri girdi. Elinde pembeye çalan bir sarı kutu vardı. Kapağını nazikçe açtı. Açtığı anda odaya tarçın kokusu yayıldı. Kokuyu içime çektikce daha iyi hissettim. “ İzninizle Leydim” Ciero merhemden alıp göz altıma suremeye başladı. Bir süre sonra gözlerimin daha iyi göründüğünü fark ettim. “ Ciero, rica etsem merhem bende kalabilir mi? Çıkmak zorunda olduğum yolculukta buna ihtiyacım var gibi görünüyor.” Başını olumlu anlamda salladı aynı anlayışlı bir anne edasıyla. Elbisemin büyük iç ceplerinden birine koydum. Bizim krallığımızda yani Reisen Krallığı'nda Kraliçe ve prenses için yapılan elbiselerin içine cep dikerlerdi. Burası leydilerin kendini korumak veya benim yaptığım gibi yolculuk sırasında saklamak amacıyla koymak istedikleri eşyalara alan açardı. Babamı daha fazla bekletmeden kapıyı açtım. Karşımda fazlasıyla uzun, ve benim üç katim genişlikte bir muhafız duruyordu. Muhafızı gören Ciero bana gözlerini kırpıştırarark odadan ayrıldı. Muhafız çok sessiz, soğuk kanlı birine benziyordu. “ Leydi Sujin, babanız arka bahçeye geçti, dilerseniz oraya yönelelim.” Dedi olabilecek en soğuk sesle. “Olur, bu arada afedersiniz, adınız neydi?” Diye bir soru yönelttim muhafıza. Muahfiz duymamıştı. Her ne kadar sesli söylesemde. “Üzgünüm Leydim, sorunuzu tekrar alabilir miyim?” Beni dinlememesi sinirimi bozmamış değildi. “ Adınız diyorum muhafız, adınız neydi?” Muahfiz afalladı. Soruyu sormam çok saçmaymış gibi birkaç saniye yüzüme baktı. “ Bert adım Leydi Sujin” gözlerimi devirip hızlı adımlarla yürümeye devam ettim. Muhafız kesinlike saygısızda lakin çok umrumda olduğunu söyleyemeyeceğim. Arka bahçenin büyük, beyaz ve kenarları altın kaplama olan kapıyı benim için muhafız Bert ve sevdiğim muhafızlardan olan Lusié açmıştı. Babamı gördüm, hala toparlanamayan yüzünü de. Elbisemi tutarak ona doğru koştum. Kızım diye bana sarıldı. Her şeyden haberim olup olmadığını sordu. Olumlu anlamda başımı salladım. Babamın üzerinde siyah bir takım vardı. Kafasında ise gümüş renginde asil bir taç. Babam benim için bir masa kurdurmustu. Örtü, çatallar ve masa tamamen siyahtı. Babam beni masaya davet etti ve muhafızlara uzaklaşması için eliyle işaret yaptı. Muhafızlar arka bahçenin kapısından yavaş yavaş ama emin adımlarla ayrılırken bense elbisemi düzeltip masaya oturuyordum. Babam bana beni gördüğü için huzurlanmış gibi bakıyordu. Masada bir sandalye daha olduğunu fark ettim. Bunu yapmış olamaz diye düşündüm. Babam konuşmak için bekliyordu. Neyi beklediği bariz ortada olsa da inanmayi tercih etmedim. Arka bahçemize çimlerin üstünde yürüyen nefret ettiğim iğrenç bir insan olan Partha göründü. Babama döndüm, konuşacaktım ki babamın de mutlu olmadığını ve aklının abimde olduğunu görünce buna katlanmaya karar verdim. Partha masaya nazikçe oturmaya çalıştı ama pek beceremedi açıkçası. Partha ile aramızda yaşanan gerginliği babama yansıtmayacaktım. “ Selam Vron, daha iyi gözüküyorsun hayatım, Leydi Sujin sende öyle.” Ona zoraki bir gülümseme vermek zorunda kaldım. Babam Partha’ ya döndü. “Bu yemeği Ares’ den sonra yapmayacaktım ancak dünkü mektuptan sonra kızım Sujin için bunu yapmam gerektiğini anladım.” Babama minnettar gözlerle bakıyordum. “ Mektup mu, önemli bir şey mi var hayatım, Vron?” Mektuptan haberinin olmaması hoşuma gitmişti.” Sevgili annecim Partha.”dedim yapmacık bir sesle. “ Mektup gerçek varislere gelmiş olmalı eğer çok isterseniz kısaca bahsedeyim. Gerçek bir varis olarak kraliyet okuluna çağrılıyorum.” Alındığı belliydi. Babam normalde bunu söylediğim için kızardı ancak aklı bizde değildi. Arbim Ares’deydi. Soğuk bir yemek oldu. Yemek bitmek üzereyken babam konuştu. “ Sujin, müstakbel eşinin kim olduğundan haberin var mı?” Babam olumsuz anlamda başımı salladığım sırada Bert adlı muhafız arka bahçeye geldi. Elinde ise mektup vardı. Mektubu Partha’ya verdi. Daha doğrusu Partha elinden aldı. “ Kral Zron, görüyor musun tam onun hakkında bir mektup. Kızımızın müstakbel eşi “Alex”, ne kadar iyi değil mi?” Babam zoraki gülümsedi. “ O krallığı hep sevmişimdir kızım, çok şanslı olduğunu söylemem gerekir doğrusu.” Daha sonra ikimize döndü. “ Leydiler saat geç oldu, hepinize iyi geceler.” Deyip masadan kalktı. Partha’ya ciddi bir şekilde bakıp muhafızım Bert ile odama gittim. Yarın Vanessa Kraliyet Okulu’na gidiş günümdü, orda beni neyin karşılayacağı, mektupta bahsedilen farklı eğitimin ne olduğu, hilal simgesi ve Alex’in nasıl biri olduğu gibi bir çok soruyla uyuya kaldım.