İçeriğe geç

KRALİÇENİN DÖNÜŞÜ

Bölüm 5 · 2 dk okuma

KRALİÇENİN DÖNÜŞÜ

Bölüm 5

Yüz Yıllık Sır

Balo salonunun üzerini kaplayan ağır sessizlik, duvarlardaki meşalelerin çıtırtısıyla daha da gerilimli bir hal alıyordu. Kuzey Kralı Auldric, gözlerini sarayın yüksek tavanındaki fresklerden ayırmıyordu ama zihni bambaşka bir zamana, çocukken büyükbabasından dinlediği ve o güne kadar sadece bir saray efsanesi sanarak önemsemediği o kanlı geçmişe sürüklenmişti.

Gökten düşen o imkansız yıldırım ve kızıl dolunay, Auldric’in ruhunu tarif edilemez bir korkuyla kaplamıştı. İçini soğuk bir ürperti sardı. Çünkü tam yüz yıl önce, bu topraklarda imparatorlukları haritadan silen o büyük yıkım da tam olarak böyle bir geceyle başlamıştı.

Yüz yıl önce, tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş o son imparatoriçe de geçmişi ve geleceği gören gözlere sahipti. Tıpkı Elara gibi krallığını yaklaşan felakete karşı uyarmış, ancak kehanetleri hüsnükuruntu sanılarak dikkate alınmamıştı. Sonucunda ise acımasız Dragon Krallığı, orduları ve karanlık büyücüleriyle imparatorluğu kuşatarak büyük bir yıkıma uğratmıştı.

Auldric’in zihninde, efsanenin en kanlı sahnesi yeniden canlandı:

İmparatoriçe, savaşın ve karanlık büyücülerin tam ortasında çaresizce kalmıştı. Kanındaki o mistik gücü ele geçirmek isteyen büyücüler, kadını kurban etmek üzereyken gökyüzünde tarihin gördüğü en korkunç alamet belirmişti. Bembeyaz bir dolunay ile kan kırmızısı bir dolunay gökyüzünde yan yana gelmiş ve devasa bir yıldırım gibi birbirlerine çarpmışlardı.

O an, kurban sehpasındaki imparatoriçenin bedenine sanki gökyüzünün tüm yıldırımları dolmuştu. Damarlarında saf ışıklar geziniyor, bedeni yerçekimine karşı koyarak havaya yükseliyordu. Ağzından kanlar saçılırken, gözlerindeki gümüş ışıkla Dragon Krallığı’na tiranların dizlerini titreten o laneti okumuştu:

"Soyunuzu lanetliyorum! Kötülüğünüzü zamanın ötesine mühürlüyorum! Bir gün dolunayın çocuğu doğacak ve sizi bu dünyadan tamamen yok edecek!"

İmparatoriçe bu son nefesiyle ağzından fışkıran kanlar içinde yere hızla çarparak can vermiş, ancak o geceden sonra Dragon Krallığı içten içe çürüyerek yok oluşa sürüklenmişti.

Auldric, yıllarca bu anlatılanları çocukları korkutmak için uydurulmuş kocamış bir masal olarak görmüştü. Fakat az önce Elara’nın gözlerinde gördüğü o ışık ve dolunaydan süzülen yıldırım, kehanetin hayaletini yüz yıl sonra yeniden canlandırmıştı.

Elleri hafifçe titreyen Auldric, hemen yanında duran, olan biteni endişeyle izleyen Kraliçesi Sophia’ya doğru eğildi. Sesi, kılıç şakırtılarından bile daha tehlikeli bir tekinsizlikle kısıktı:

"Sophia..." dedi Auldric, gözlerindeki korkuyu gizlemeye çalışarak. "Yüz yıl önce anlatılan o masal... İmparatoriçenin kanı ve o lanet... Bugün yaşananlar, o günün bir devamı olabilir mi?"

Kraliçe Sophia, eşinin yüzündeki bu nadir görülen dehşeti fark edince bir adım geri çekildi. Sadece Auldric değil, her iki krallığın kaderi de artık o üst kattaki odada baygın yatan genç kızın dudaklarından çıkacak kelimelere bağlanmıştı.

Auldric sabırsızca gözlerini üst kata giden merdivenlere dikti. Elara uyanmalıydı; çünkü bu bir çocuk maskaralığı değilse, yüz yıllık kanlı bir hesaplaşmanın kapısı yeniden aralanıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.