Gökyüzünü yaran o imkansız yıldırımın ardında bıraktığı kulakları tırmalayan sessizlik, balo salonundaki tüm kahkahaları bir anda bıçak gibi kesti. Avizelerin mumları titriyor, pencerelerden içeriye kızıla çalmaya başlayan ürkütücü bir dolunay ışığı süzülüyordu. Misafirler şok ve huzursuzluk içinde fısıldaşırken, gecenin asıl felaketi salonun tam ortasında yaşanıyordu.
"Elara!"
Ethan, zeminle temas etmesine izin vermeden Elara’yı kucağına aldı. Balo elbisesinin kıvrımları mermer zemine yayılırken, genç kızın yüzü bir kütle kadar beyaz, dudakları ise titrekti. Ethan’ın göğsü endişeyle hızla kalkıp iniyordu; gözleri hayatında ilk kez bu kadar büyük bir çaresizlikle dolmuştu.
Kuzey ve Güney krallıklarının hükümdarları, korumaları yararak anında çocuklarının yanı başında bitti. Kraliçe Sorelli dizlerinin üzerine çöküp kızının soğumuş ellerini tutarken, Kral Arthur ve Kuzey Kralı Auldric kılıçlarının kabzasına refleks olarak dokunmuş, salonu gözleriyle tarıyorlardı.
"Neler oluyor? Hekimleri çağırın, çabuk!" diye gürledi Kral Arthur.
Tam o sırada, Ethan’ın kucağındaki Elara hafifçe kımıldadı. Göğsünden derin, kesik bir nefes döküldü. Mavi gözleri aralandı; ancak o gözlerde artık az önceki neşeli prensesten eser yoktu. Mavi irislerinin derinliğinde hâlâ küt küt atan mistik, tehlikeli bir ışık vardı.
Elara, güçsüzce başını kaldırıp doğrudan kendisini sarmalayan Ethan’ın gözlerinin içine baktı. Parmaklarıyla Ethan’ın ceketinin yakasını sıkıca kavradı. Sesi, sanki bu dünyaya değil de başka bir boyuta aitmişçesine yankılı ve kısıktı:
"Ethan..." dedi, gözlerinden süzülen tek bir damla yaş yanağına akarken. "Felaket yaklaşıyor... Kan... Her yer kan... Krallığımız yok olacak..."
Bu cümle, devasa balo salonunun üzerine kışın en sert ayazı gibi çöktü. Bütün fısıltılar kesildi. Kral Arthur ve Kraliçe Sorelli duydukları kelimelerle donakaldı. Elara, son bir çabayla Ethan’a bakmaya devam etti ama zihnindeki o ağır yük vücuduna fazla geldi; elleri Ethan’ın ceketinden kaydı ve yeniden derin bir baygınlığın karanlığına gömüldü.
"Elara! Beni duyuyor musun? Aç gözlerini!" Ethan onu daha sıkı kucaklayarak ayağa kalktı ve zaman kaybetmeden krallık muhafızlarının eşliğinde prensesi sarayın en korunaklı odasına doğru taşımaya başladı.
Salonda ise havadaki elektriklenme yerini yavaş yavaş ağır bir gerilime bırakıyordu.
Işıklar altında parıldayan kadehler, asilzadelerin yüzlerindeki dehşet ifadesiyle tezat oluşturuyordu. Kuzey Krallığı’nın sert ve tavizsiz hükümdarı Kral Auldric, adımlarını ağır ağır Kral Arthur ve Kraliçe Sorelli’ye doğru attı. Gözlerinde dostane bir müttefikin sıcaklığı değil, kuşkucu bir hükümdarın soğukluğu vardı.
"Arthur..." dedi Kral Auldric, sesi salondaki gerilimi bir kat daha tırmandırarak. "Kızın az önce ne demek istedi?"
Kral Arthur, derin bir yutkunmayla duruşunu dikleştirmeye çalıştı. "Auldric, gördün... Doğanın beklenmedik bir alametiydi. Kızım sadece korktu, heyecandan ne söylediğini bilemiyor."
"Heyecan mı?" Auldric bir adım daha yaklaştı. Çatık kaşlarının altındaki bakışlar, Güney Krallığı’nın iki hükümdarını adeta sorguluyordu. "Gökten düşen o yıldırım da mı heyecandı Arthur? Kızının gözlerindeki o ışık da mı? Yoksa Elara hastaydı da bizden mi gizlediniz? Bu nişanı, bu ittifakı zayıf bir veliaht üzerine mi inşa ediyordunuz?"
Kraliçe Sorelli öfkeyle öne atıldı. "Kızım hakkında nasıl böyle konuşursun Auldric! O sadece bir çocuktu, yıllar önce de böyle hayaller..." Sorelli cümlesini bitiremeden duraksadı. Yıllar önce Elara’nın uyumadan önce anlattığı o "çocukça masallar" bir an için zihninde çaktı. Yıkılan kuleler, siyaha dönen gökyüzü... Sorelli’nin yüzü aniden sarardı.
Kral Auldric bu anlık tereddüdü kaçırmadı. Eldivenli elini kılıcının sapına yerleştirdi.
"Görüyorum ki bana anlatmadığınız bir şeyler var," dedi Auldric, arkasındaki Kuzey muhafızlarına işaret vererek. "Ethan kızı uyandırana kadar buradayız. Ama bilesiniz ki, Kuzey Krallığı ne kehanetlerin oyuncağı olur ne de gizlenen sırların kurbanı. O kız uyanacak ve o cümlelerin hesabını verecek!"
Balo salonundaki müttefiklik havası bir anda dağılmış, iki krallık arasındaki güven duvarına ilk ve en derin çatlak fırlatılmıştı. Yukarıdaki odada ise Elara, yaklaşan savaşın ve ihanetin ilk tohumlarıyla dolu bir uykuda kıvranıyordu.