Hana geri döndüğümüzde Veronika ve Rufus'u yerde yatarken buluyoruz. İkiside kollarını bacaklarını açmış, sanki karda kelebek yapıyorlarmışçasına serilmişler. James çatılmış kaşlarıyla onlara doğru ilerliyor.
"Ne oldu burada, ne yapıyorsunuz siz?"
"Yatıyoruz. " Veronika'nın James'e verdiği kısa cevap neredeyse beni güldürecek. Sonuçta Veronika doğru söylüyor sere serpe yayılmış yatıyorlar. Ama şu anda ne bu cevap komik ne de James'in sabrı var ki ben zaten onu kızdırmıştım.
" Ne demek istediğimi biliyorsun Veronika!"
" Üff dışarı çıktık, etrafa baktık, çok yorulduk gelince de yattık tamam mı?"
"Peki ne buldunuz?"
"Daha fazla asker. Pek farklı bir manzara yoktu." Diye konuşmaya katılıyor Rufus. Kraliçe'ye hizmet eden bu kadar kişinin nereden geldiğini, neden ona sadık olduklarını anlamıyorum.
"Başka?"
"Önemli bir şey yok, sadece daha fazla vahşet. Bir de bir tanesi bizi biraz görmüş olabilir."
"Yakalanmamak için üstün bir çaba harcamamız ve buraya kadar koşmamız gerekti." Diye tamamlıyorlar birbirlerinin sözlerini.
James endişelenmiş sanırım çünkü "Onun sizi buraya kadar takip etmediğini söyleyin, izimizi kaybettirdik deyin, lütfen. " diyor. Lütfen mi diyor?
Veronika kaldırdığı başını indirirken "Merak etme o daha arkadaşlarına haber vermek için kafasını çevirirken biz köşeyi dönmüş son sürat ilerliyorduk." diyor.
Bu kez Rufus konuşuyor. "Ama içeri girişinize bakılırsa siz bir şeyler bulmuşsunuz."
James konuşmak için ağzını açıyor. Ama "Bir şeyden ziyade biri diyelim." diye araya giriyorum. " Eskiden Kraliçe için çalışıyormuş, Kraliçe'nin hakimiyeti eline almak için yardım aldığını söyledi." diye James'e izin vermeden devam ediyorum ve sanırım arkadaşlarımın dikkatlerini çekmeyi başarıyorum.
Sonunda Valery'nin teklifi ve boğazıma dayadığı hançer dahil her şeyi anlatmayı başarıyorum. Etrafıma baktığımda ise bana bakarken tek değişmeyen yüzün Valery'nin yanından ayrıldığımızdan beri öfkeli gözlerini bana diken James olduğunu görüyorum. Tanrım! Ne zamana kadar devam edecek acaba?
Rufus ve Veronika ise yerde bağdaş kurmuş oturuyorlar, kimseden çıt çıktığı yok. "Ne düşünüyorsunuz?" diyorum.
Rufus yüzünü ekşitiyor.
"Boğazına hançer dayayan birine güvenmek, söylediklerine inanmak mı? Sağ ol, ben almayayım." Sıkıntı ile iç geçiriyorum, merakıma çoktan yenik düşmüş gibi hissediyorum. Hep bu kadar meraklı mıydım ben? Belki de insan sahip olduğu şeylerin çoğunu kaybedince gamsızlaşıyordur. Hala tereddütlü görünen Veronika konuşmaya dahil oluyor.
"Aslında ben de merak ettim ve hala inanması çok güç bir şey bu benim için. Hem belki bu şekilde onu tahtından indirmenin bir yolu da bulunur." diyor ona katıldığımı göstermek için başımı sallıyorum. Ve tabiki bunları söylediği için arkadaşımla gurur duyuyorum. Ama ikiye bölünmüşüz sanırım. James'in fikrini değiştiremeyeceğim dünden belli. Başımı yana eğip Rufus'u tartıyorum sanırım o da James'e katılacak. -Ben olayları anlatırken bazen araya girip James'i destekleyen konuşmalar yapmıştı. -Söyleyecek bir şey bulamıyorum itiraz etmek istiyorum fakat alacağım cevaplar zaten belli, kendim halletmek istesem de James'i birazcık tanıyorsam -ki çocukluğumdan beri kardeş gibi olduğumuzdan bayağı iyi tanıyorum- asla izin vermeyeceğini biliyorum. Susup konuyu kapatmaya karar veriyorum ve Veronika'ya bakıyorum. Bakışlarımdan beni anlamasını umuyorum, ne yapmam gerekirse gereksin vazgeçmeyeceğimi, O tahtı Kraliçe'den kurtaracağımı anlamasını.

