İçeriğe geç

Kozmos - Gençlik Müzikali #1

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Kozmos - Gençlik Müzikali #1

Bölüm 2

2.Bölüm;;

"Fearless - Taylor Swift"

ᯓ★

Ceylin Ulusoy

"Sonra ben de dedim sen nasıl bana bağırıyorsun, dedim ya! İyi demişim değil mi Ceylin?"

Füsun abla, her zamanki gibi tezgâha oturmuş şekersiz, acı bir Türk kahvesi eşliğinde eski kocasını çekiştiriyordu benimle. Tabii o sırada benim aklım fırındaki tarçınlı kekimin kabarıp kabarmayacağındaydı.

"Nasıl bağırır bana tüm akrabaların önünde ya! O hayırsız adam da ağzını açıp tek kelime etmedi annesine. Ama şimdi yeni gelinleri var ya burunlarından getiriyormuş hepsinin. Oh olsun, bana çektirdiklerinin bin katını çektirsin onlara!"

Çalan telefon sağ olsun Füsun Abla çoktan bitirip falına baktığı kahvesinin parasını ödeyip gitti, ben de aramayı cevaplayabildim. Onu seviyordum ama geçmişi atlatamayıp önüne bakamaması beni çok üzüyor, habire aynı olayları ısıtıp ısıtıp önüme koymasından sıkılıyordum. Onu omuzlarından sarsıp "Aş artık bunları!" demek istiyordum çoğu zaman.

"Efendim Can?"

"İdare izin verdi! Bu hafta sonu seçmeleri yapabiliriz. Boş depoyu kullanın dediler orayı da bir temizlememiz lazım. Sen ve Evrim bugün afişleri hazırlayabilir misiniz?" Hattın diğer tarafındaki kardeşim oyuncağına kavuşmuş bir çocuk gibiydi. Yoğun günüm olmasına rağmen onu kıramadım ve bu akşam afişleri hazırlayacağıma dair söz verdim.

"Harika! O zaman yarın afişleri bastırır dağıtırız. Çok güzel olacak Ceylin, her şey çok güzel olacak!"

Telefonu kapatınca bir süre öylece kalakaldım. Yuvam'ın yapılacak bir ton işi vardı, okul ödevimin son teslim tarihi yaklaşıyordu ve yarına tasarlamam gereken bir afiş vardı. Her şey birbirine girdiğinde beynim kendini kapatır, kaygı tüm vücudumu ele geçirirdi. Hiçbir şeyi yetiştiremeyeceksin, her şeyde başarısız olacaksın, herkesin senden beklentisi var hepsini hayal kırıklığına uğratacaksın... İşte yine başlamıştı.

Kaygımı susturmanın en iyi yolunun harekete geçmek olduğunu bilecek kadar kendimi tanıyordum. Beynim dağınık bir kütüphane gibiydi, kısaca yapılacaklarımı yazıp önceliklendirdikten sonra ise kitapları yerli yerine koymuş gibi hissediyordum.

Afiş işleri için Evrim'i arayıp buraya gelmesini söylediğimde bir dilim tarçınlı kekle ikna olmuştu. O gelene kadar Yuvam'daki işlerimi halletmiştim. Yerleri ve masaları silmiş, yarın yerime bakması için Aslı'yı aramıştım. Yuvam çoğunlukla benim sorumluluğumdaydı, Aslı'yı zor zamanlarımda yardım diye çağırıyordum. Patronumuz Gülizar Abla'nın haberi olduğu sürece sorun çıkmıyor, kendi halimizde çalışıyorduk.

Evrim geldiğinde Yuvam'ın kapanmasına birkaç saat vardı. Müşteri sayısı azdı, olanlar da beni tanıyan daimî müşterilerimdi. Onlar sıkıntı etmezdi. Evrim ile birer dilim kek, birer bardak çay alıp çalışmaya koyulduk. Fikir alışverişi yaparak, ortak paydada buluşabilmemizi seviyordum. Bu, işimizde hem daha güzel bir sonuç almamıza hem de daha kısa sürede bitirmemize yardımcı oluyordu. Nitekim bu sefer de böyle olmuş, tahminimizden çok önce tasarımımızı bitirmiştik. Kaçıncı taslağımız olduğunu sayamasak da içimize sinen bir sonuç olmuştu.

Masmavi bir gökyüzü vardı arka planda. Önde bir sahne, sahnenin üzerinde beş adet silüet vardı. Diğer silüetlere kıyasla daha büyük olan gitarcı çocuğu penasını tellere vurmak için havaya kaldırdığında resmetmiştik. Önleri ellerini havaya kaldırmış, eğlenen seyircilerle doluydu. Arka sayfaya grup üyelerinde aradığımız birkaç kriteri, seçmelerin yapılacağı yeri ve tarihi yazdığımızda ise her şey bitmişti.

Kafamızı kaldırdığımızda pastanenin bomboş olduğunu gördük. Herkes çoktan gitmişti. Evrim bana Yuvam'ı toparlayıp kapatana kadar eşlik etti. En sonunda kapıyı kilitletip kapının üzerindeki tabelayı 'kapalı' olarak değiştirip otobüse doğru tatlı bir yorgunlukla yürümeye koyulduk.

ᯓ★

"Herkes görev yerlerini biliyor," dedi Evrim elindeki afişi bize doğru sallayarak. Anıl, Can, Evrim ve ben sabah ilk iş soluğu ozalitçide almış, afişlerin basım işlerini halletmiştik. Evrim'in kendini bu işe ne kadar kaptırdığını ise arabasının bagajının afişlerle dolmasıyla ancak fark edebilmiştik. Gerçekten, bir bagaj dolusu afişimiz ve bir avuç elemanımız vardı, yine de kampüsün çevresindeki herkese ulaşacağımızdan hiç şüphem yoktu. Grubun festivaldeki en unutulmaz gösteri olması için elimizden gelen her şeyi yapacaktık.

"Bütün okulun bu afişi aldığından emin olun, herkesin elinde bunlardan göreceğim, anlaşıldı mı!"

"Anlaşıldı komutanım!" hep bir ağızdan cevaplarken o her birimizin kucağına bir tomar kağıt verip konuşmaya devam etti, "Bagajda fazladan afişlerimiz de var. Okul bitince işi biten sokaklara çıkacak, her yere bunları yapıştıracağız. Her türlü yeteneğe aç bir grubuz biz!"

"Abartma Evrim katılımlar sadece okul içi," Attığı ölümcül bakışla adeta yerin dibine girdim, dilim kopsaydı da demeseydim, diye düşünürken herkes konuştuğumuz gibi dağıtma yerlerine geçmeye başladı. Ben de kampüs girişinde yerimi aldım.

Tam tepemdeki öğlen güneşi yüzünden hiç de konforlu olmayan birkaç saat geçirmiş olsam da afişlerin çoğunu insanlara dağıtmayı başarmıştım. Çıktığım birkaç su molasında Evrim'in insanların eline afişleri zorla tutuşturduğuna, almak istemeyenlerin de sapığı gibi peşlerinden koşarak almaya zorladığına şahit olmuştum. Ne diyebilirdim ki, o ekibimizin deli kızıydı!

Öğleden sonra müzik bölümünün derslerinin bitmesiyle afişler daha hızlı azalmaya başlamıştı. Afişi alanlar festivalin ne kadar eğlenceli geçeceğinden, şansını denemek istediğinden bahsediyor, kimisi detaylar için soru soruyordu. Özellikle bir kızın afişin ne kadar dikkat çekici olduğundan bahsetmesi keyfimi yerine getirmişti.

"Selam," dedi tanıdık bir ses, ben ellerimle yelpaze gibi kendimi serinletmeye çalışırken.

"Selam," diye karşılık vermemin ardından elimdeki yığından bir afişi ben vermeden kaptı. Koyu kahverengi saçları dağınık bir şekilde alnına dökülüyordu. Üzerinde koyu mavi bir kazak, altında gri bir eşofman vardı.

"Müzik grubu demek," dedi Kuzey. "Ben senin resimle ilgilendiğini sanıyordum."

"Evet, ikiz kardeşimin grubu. Ben sadece yardım ediyorum." Grupla ilgilenmesi hoşuma gitmedi diyemezdim. "Bakıyorum ilgili gibisin?"

"Gitar çalıyorum ben de." dedi öylesine bir şey söyler gibi umursamazca.

"Harika! Katılmayı düşünür müsün peki?"

"Neden olmasın?"

"Seçmelere bekleriz o zaman."

Yüzünde öyle bir tebessüm belirdi ki adeta ay gibi parladı her yer. Elim ayağım birbirine dolandı, ne yapacağımı şaşırarak afişlerin bir kısmını ona verip "Yardım eder misin, erken biter hem." dedim.

Bu normalde asla yapacağım bir şey değildi, ben kimseden yardım isteyemezdim. Utanırdım. Yardım istemenin utanılacak bir şey olmadığını bilsem de utanır, bir sıkıntım olsa da kendim çözmeye çalışırdım. Hoş, şu an bir yardıma ihtiyacım da yoktu. Kelimeler bir anda çıkıvermişti dudaklarımdan.

Neyse ki Kuzey, tüm rezilliklerimi göz ardı eden türden biriydi. Bunu elimdeki tüm afişleri alıp gerçekten dağıtmaya başlamasından anlamıştım. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdığımda kafasını arkaya atarak gülmesini ve yanaklarındaki çukurların belirginleşmesini izledim. Çok güzel gülüyordu.

"Yorulduysan dinlen biraz, merak etme afişlerin emin ellerde." dediğinde olan oldu diye düşünüp yere bağdaş kurarak oturdum. Birkaç yudum su içerken o da herkese selam verip afiş veriyordu. Tüm kampüsü tanıyor olabilir mi diye düşünmeme engel olamadım. Herkese ismi ile seslenip veriyordu resmen.

"Bütün kampüsü tanıyor gibisin." dedim sesimi ona duyurmaya çalışarak. Zaten belirgin olan boy farkımız oturunca iyice artmıştı. Onu görmek için başımı kaldırdığımda gözüme güneş geliyordu, ellerimi güneşe siper ettim. Kısa bir süre duraklayıp yutkundu, ardından "Bizim de var kendimizce bir şeylerimiz işte." dedi ve birine daha uzattı afişi. Dakikalar sonra, yeterince dinlendiğimde, yerimden kalkıp ona yardım ettim ve kısa sürede işimizi bitirdik. Kuzey ile vedalaşacağım sırada olduğu yerde adeta kıvrandığını görüp konuşmasını beklemeye başladım.

"İyi yorulduk, değil mi? Bir kahve gider bunun üzerine." dediği sırada midemde bir hareketlilik hissettim. İyi bir şey olup olmadığını kafama takmamanın en iyisi olacağına karar verdim. "Olur, güzel bir yer biliyorum."

Cebimdeki telefonun çalmasıyla konuşmamız bölündü. Arayan tabii ki Evrim'di.

"Efendim Evrim."

"Ceylin, bitirdin mi afiş işini?" Sesi telaşlıydı.

"Evet bitti," dedim ve göz ucuyla Kuzey'e bakmayı ihmal etmedim. O da telefonuna bakıyordu. "Ne oldu, hızlı söyle."

"Acil gelmen lazım. Can'ın başına güneş geçmiş!"

"Ne! Tamam, hemen geliyorum!" Telefon kapattığımda Kuzey'in dikkati artık telefonunda değildi.

"Kusura bakma, kardeşimin başına güneş geçmiş." dedim bir yandan ceketimi giyerken. Sesli söyleyince daha bir kötü duyuluyordu. Yavaştan kaçmaya başlamıştım. "Bir dahakine artık. Ben ısmarlayacağım. Görüşürüz!" dedim ve koşmaya başladım.

Yanlarına gittiğimde Can yere oturmuş bir şekilde suyunu içiyordu. Evrim ve Anıl da buldukları her türlü eşyayla onu serinletmeye çalışıyorlardı. "İyi misin, ne oldu?" Elim ayağım birbirine dolanmıştı.

"Biz de anlamadık, bir anda yere yığıldı." dedi Anıl, kardeşimin üçüncü su şişesini verirken.

"İyiyim şimdi ya bir şey yok," dedi Can nefes nefese. Birkaç dakika kadar orada öylece durduk, bekledik. Ardından herkes işini bitirmenin yorgunluğuyla evlere dağıldı.

İlerleyen günler yapılacak seçmeler için okulun tozlu deposunu adam etmekle geçti. Toz aldık, içerideki eşyaları boşalttık, kendi masalarımızı yerleştirdik. Seçmelerin yapılacağı gün gelip çattığında yan yana dizilmiş dört masamız beyaz masa örtüleri ve masaların üzerinde, sanki çok önemli şahsiyetlermişiz gibi, yazan isimliklerimizle birlikte hazırdı.

Büyük an gelip çattığında, seçmeler başladığında, yerlerimizi almış hazır ve nazırdık. Sırayla insanlar gelmeye başladığında okulumuzun güzel sanatlar üniversitesi olduğunu sorguladığım dakikalardaydım. Ara sıra iyi performanslar gelse de çoğu kişi işin dalgasındaydı herhalde. Yoksa nasıl olurdu da bu kadar beceriksiz insan aynı yerde toplanabilirdi? Bizim şansımıza hepsi bu depoda toplanmıştı. Okulun olabilecek en kötü adayları arasından saçmalardan seçmeler yapıyorduk resmen. Öyle ki üstüne bastırarak grubun müzik grubu olduğunu söylememize rağmen bize break dance show'u yapan bir birinci sınıf öğrencisini izlerken içimden Hepimiz aynı sınava girmedik mi? diye geçiriyordum. Benim girdiğim yetenek sınavı çizim alanında olsa da girene kadar canım çıkmış, binlerce adayı eleyerek seçilmiştim. Ancak bize elektrogitarıyla Ahmet Kaya – Kendine İyi Bak performansı sergileyen emo çocuktan sonra emin olmuştum, hepimiz saf yetenek değildik. Bu performansın ardından gelen iki parmağıyla piyano çalan, söylediği her şarkı sözünü açıklayan ve kuş dilinde Murat Boz söyleyen diğer adaylar bize emo Ahmet Kaya'yı aratmıştı.

Zaman geçtikçe kaliteli bir grup kurabileceğimize olan inancımız da git gide azalıyordu. Evrim çoktan olaydan kopmuş dikkatini başka yöne vermişti. Can içimizde ümidini koruyan tek kişiydi, Anıl bile karşımızdaki ince sesli metalci çocuktan sıkılmıştı ve muhtemelen onu nasıl kibarca reddedeceğini düşünüyordu. Bense onun yerine çocuğa klasikleşmiş bir mülakat yalanı olan seni sonra arayacağız'ı söyleyerek sıradaki adayı çağırmıştım. Ancak artık yorgunluktan dikkatimi oraya veremiyordum.

"Adınızı ve soyadınızı öğrenebilir miyiz?" dedi Can yeni gelen adaya. Ben bu sırada dünyadan soyutlanmış, önümdeki Barbie'li deftere rastgele karalamalar yapıyordum.

"Kuzey Karakurt." Tanıdık sesle birlikte ani bir hareketle kafamı kaldırdım. Boynum resmen tutulsa da umursamadım. Onun gözleri bana bir kez olsun gelmezken benim gözlerim üzerinden bir saniye ayrılmamıştı. Açık mavi bir kot pantolon üzerine siyah bir kazak giymişti. Saçları normalin aksine özenle şekillendirilmişti. Tabureye oturup gitarını çıkarttı, akortlarını ayarladı. Bütün gözlerin üzerinde olduğu bilinciyle profesyonel gibi, mimiksiz bir şekilde yapmıştı tüm bunları.

Her şeyini hazır hale getirince dönüp bize baktı, başlamak için izin alıyordu. "Başlayabilirsiniz." dedi Evrim tüm ciddiyetiyle Onun bu ciddi hallerine çok fena gülesim geliyordu.

Kuzey gitarını eline alıp çalmaya başladı. Madrigal'den Geçme Artık Sokağımdan şarkısını çalıyor aynı zamanda söylüyordu. Ritmi kendine göre ayarlayıp daha yavaş bir hale getirmişti. Sesi gözlerimi kapatma ihtiyacı hissetmeme sebep olduğunda bunu yapmamak için direndim. Huzurlu bir sesi vardı. Gitarı da incitmek istemezmiş gibi çalıyordu. Öyle ki ne ara bittiğini anlamamıştım bile. İçimdeki küçük kız çocuğu "Bir daha, bir daha!" nidaları atıyordu.

"Teşekkür ederiz Kuzey Bey," Bu resmiyetimiz beni çok güldürüyordu gerçekten. Kendimizi bir bok sanışımız ve herkesin bize uyması, sanki biz sakatmışız da bizi eğlendiriyorlarmış gibi hissettiriyordu.

"Ben teşekkür ederim,"

"Peki, grubumuza katılma amacınız nedir." Soru sorma sırası Anıl'daydı.

"Müziği seviyorum. Bana kim olduğumu, hayatta ne yapmak istediğimi, nerede olmak istediğimi hatırlatıyor. Gitar çalarken dünyadan soyutlanıyorum, bambaşka bir evrende yaşıyor gibi oluyorum. Bu hissi seviyorum. Bunu da gösterebildiğim kadar çok kişiye göstermeyi isterim. Bu yüzden katıldım."

"En büyük hayalin nedir?" diye sordum. Bu sorulacak sorularımızda yoktu, içimden gelmişti. Onun yanında bu çok sık yaşanıyordu.

"Büyük bir müzisyen olmak. Bunun için elimden gelen her şeyi yapacağım." kararlılığı sesinin tonundan bile belli oluyordu. Gözleri dalmıştı, bir süre transa girmiş gibiydi. Kısa sürede kurtulup silkelendi, yanımıza döndü.

"Emin misin?" dedi Evrim, onu sınamak ister gibi konuşması beni eğlendirmişti ancak Kuzey eğlenmiş gibi görünmüyordu. Boynundaki damarlar belirginleşti, çenesindeki kaslar seğirdi.

"Eminim," dediğinde kelimeleri buz gibiydi. "Çünkü kaybedecek hiçbir şeyim yok."

ᯓ★

Umarım beğenmişsinizdir bölümü. Geçiş bölümü gibi olsun istedim biraz. Grubumuz yavaş yavaş kuruluyor! Bundan sonra daha sık bölüm atmaya çalışacağımm. Görüşürüzz!!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.