İçeriğe geç

Kozmos - Gençlik Müzikali #1

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Kozmos - Gençlik Müzikali #1

Bölüm 1

1.Bölüm;;

merhabaa, kozmos benim karakterleriyle bağ kurabildiğim, gerçekten içime sinen ilk kurgum. Bu yüzden acemiliğimin getirdiği pek çok hatası olabilir. Sizden ricam beğendiğiniz ya da beğenmediğiniz yerleri yapıcı bir dille eleştirip buna uygun yorum yapmanız olacak. Ayrıca kurgu müzikal bir kurgu ancak ben söz yazarı değilim, bu yüzden kitaptaki grubumuz bir cover grubu olacak. nasıl bizde pop, rock, indie gibi türler varsa bu kurgumuzda da cover diye bir tür olacak ve karakterlerimiz buna öre değerlendirilecekler. siz de bunu göz önüne alarak okursanız sevinirim. Söyledikleri şarkıların da dil, cinsiyet vb unsurlarını göz ardı ederek, çoğunlukla melodisine bakarak seçeceğim. umarım beğenirsiniz. kurguma ve notuma zaman ayırdığınız ve şans verdiğiniz için şimdiden çok çok teşekkür ederim. umarım kozmos tıpkı bana hissettirdiği gibi size de favori gençlik dizinizi izlemek gibi hissettiren bir kurgu olur sizin için. görüşürüzz!!

Başlangıç Tarihi: 1 Ocak 2026

Kozmos

Gençlik Müzikali-1

"She Looks So Perfect - 5 Seconds Of Summer"

ᯓ★

Ceylin Ulusoy

Serin bir mart sabahıydı. Güneş Yuvam'ın camlarından içeri giriyor adeta tenimi ısıtıyordu. Biraz sonra her zamanki gibi elinde gazetesiyle Kâzım Amca gelecek, cam kenarındaki 41 numaralı masasına oturup çayını yudumlarken bulmacasını çözecekti. Öğlene doğru Fisun Abla gelirdi belki, boşandığı kocasından beri kısmetinin kapalı olduğu ile ilgili dert yanardı bana. Aramızda kalsın, eski kaynanasının ona büyü yaptığına inanıyordu. Yuvam Pastanesi, bulunduğu sakin mahallenin kalbi gibiydi adeta.

Elimdeki kapkekin üzerini kremayla üsledikten sonra tepesine çileğini yerleştirip süslenmeyi bekleyen yığından bir kek daha aldım. Ellerim artık ne yapacağını ezberlemiş bir şekilde adeta süslenmeyi üstlenmişti. Üzerine yan sokaktaki manavdan aldığım taze çileklerden birini de yerleştirdiğimde, tam zamanında, diye düşündüm. Kâzım Amca beni yanıltmamış, yine aynı saatte gelmişti.

"Günaydın Ceylin kızım, nasılsın?" dedi. Gülerken kırışklıkları daha da belirgin oluyordu.

"İyiyim Kâzım Amca sen nasılsın? Sudoku mu var bugün?"

"Evet kızım. Çayın taze değil mi?"

"Taze taze. Sen geç otur, ben getiriyorum hemen." Tezgâhın arkasındaki yerime geçtiğimde o çoktan her zamanki masasına kasketini çıkartıp yerleşmişti bile. Yeni demlenmiş çayın kokusu burnuma dolarken bu küçük anları bile ne kadar sevdiğimi anımsadım. İnsanların Yuvam'ı rutinlerinin bir parçası haline getirmesini izlemeyi seviyordum. Buranın onlara iyi geldiğini görmek beni mutlu ediyor, bundan kendime pay çıkartmayı ihmal etmiyordum. Çayı götürüp birkaç masayı sildikten sonra gündelik işlerime geri döndüm. Gündelik işlerim bir tepsi elmalı kurabiyenin pudra şekerini dökmekten ve önceki gün biten ürünlerin listesini çıkarmaktan oluşuyordu.

İçeri aceleyle giren Aslı ellerini dizlerine koyup bir süre soluklandığında saate bakma gereği duymadan yine mesaiye geç kaldığını anlamıştım. Saçları alnındaki terlere yapışmıştı, kesik nefesleri arasından "Kusura bakma Ceylin," dedi önlüğünü kafasından geçirirken. "Yine alarmım çalmamış."

Bu duruma yeterince alışık olduğumdan sorun etmedim. Aslı mimarlık öğrencisiydi ve yorgunluktan sık sık geç kaldığı olurdu. Ben moda tasarım okuduğumdan bu konuda ona göre daha rahattım, birbirimizi dengeliyorduk.

"Sorun değil, ben de birazdan çıkarım. Derse yetişmem gerek."

"Tabii, ben burayı hallederim."

Bugün mesaim öğlene kadardı. Aslı da gelince fazla oyalanmadan çıkmaya karar verdim. Ona bitirdiklerimi ve öncelikli olarak yapması gerekenleri kısaca anlattıktan sonra personel için ayrılmış odadan kot ceketimle kahverengi resim çantamı aldım. Resim çantam yılların birikimiyle biraz eskimişti ancak onunla biriktirdiğim güzel anıların hatrına onu değiştirmeye kıyamıyordum. Yuvam'dakilere görüşürüz deyip yeşil binayı arkamda bırakarak otobüs durağına doğru yürümeye başladım. İki tarafı ağaçlık bu sokak bana çok sıcak hissettiriyordu. Özellikle bugünkü gibi sakin ilkbahar sabahları ayrı bir seviyordum burayı. Otobüsüm normalden geç gelmişti ama sorun etmemeye çalıştım. Kulaklıklarımı takıp cam kenarına oturdum, Artemis'e gidene kadar kafamda binbir çeşit senaryo kurarak yolu seyrettim.

Müzik benim olmazsa olmazım, ilham kaynağımdı. Kafamda dinlediğim müziğin melodisine uygun senaryolar kurmayı, izlediğim dizilerin müziklerini dinleyip kendimi dizinin başrolü gii hissetmeyi çok severdim. Küçüklüğümden beri müzikle içli dışlı bir ailede büyümüştüm, ikiz erkek kardeşim küçüklüğünden beri davul çalıyor, şu an da benimle aynı üniversitede konservatuvar okuyordu.

Artemis Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne vardığımda kulağımda çalan 'Live While We're Young' ile kendimi adeta bir gençlik dizisinde gibi hissediyordum. Geniş bir arkadaş grubum vardı ve birlikte sahilde koşuyorduk. Bunu düşünürken gerçekten koştuğumu fark etmem kısa bir zaman alsa da durmadım. Rüzgar kumral saçlarımı uçuşturuyor, resim çantam kolumdan düşüp duruyordu. Kalbim yaşadığını yeni fark etmişcesine atarken yemyeşil kampüste koşuyordum ki birine çarpmamla yere yapıştım.

Bir süre öylece kalakaldım. Tek başıma düştüğüm zamanlardan nefret ederdim. Elim ayağıma dolaşırdı istemsizce. Kalkıp hiçbir şey yokmuş gibi mi davranmalıydım yoksa histerik bir kahkaha patlatıp her şeyi dalgaya mı vurmalıydım. Yanımda en yakın arkadaşım Evrim olsaydı her şey çok daha kolay olurdu. Birlikte gülerdik ve o benimle diğer insanlar yerine de dalga geçerdi. Ama tek başıma düşünce beynim kendini kapatıyor, yerine sosyal ankisiyetem geçiyordu.

Neyse ki karşımdaki kişi elini bana doğru uzatıp "İyi misin?" diye sormuştu da daha az rezil hissetmiştim. Koyu kahverengi saçları gözünün önüne geldiğinden yüzünü seçemiyordum. "İyiyim," deyip bana uzattığı yardım elini bir can simidi misali tuttum. Olduğum yerde doğrulup başımı ovalarken o da dizlerinin üzerinde beni izliyordu. Sanırım iyi olduğumdan emin olmaya çalışıyordu.

"Kusura bakma, dikkatsizdim."

"Sorun değil, ben de seni göremedim." dedi ve hafifçe tebessüm etti. Kahverengi gözleri kısıldı, dudaklarının kenarında belli belirsiz gamzeler göründü. "Çok hızlı koşuyormuşsun."

Etrafa şöyle bir baktığımda resim çantamdaki her şeyin yerle buluştuğunu görmüştüm. Sıkıntılı bir iç çektiğimde karşımdaki de benim baktığım yere baktı. Hızlıca ayaklandı, yere eğilip eşyalarımı toplamaya başladığında onun gibi çöküp ben de yardım ettim. İkimiz de eşyaları rastgele çantaya atıyor, konuşmuyorduk. Hoş, ne konuşacaktık ki?

Etrafı toparladıktan sonra çantayı kapatıp ayaklandı, gelen geçen bize bakıyormuş gibi hissettiğimden hemen ben de kalktım. Benden biraz uzundu, yüzüne bakmam için başımı hafif kaldırmam gerekiyordu. Onun hakkında ilk dikkatimi çeken şey normalde herkese sıradan gelen, kahverengi gözlerinin nasıl bu kadar güzel olduğuydu. Resimle uzun süre uğraşmış birisi olarak söyleyebilirdim ki üzerine saatlerce uğraşılmış bir portre gibiydi.

"Şey," Telefonumun çalmasıyla elimi kot pantolonumun arka cebine attım. "Bir saniye,"

"Efendim Evrim?"

"Nerdesin sen? Senin yerine imza attım çabuk gel!"

Dersi tamamen unutmuş, tüm dikkatimi muhtemelen bir daha göremeyeceğim yakışıklı çocuğa vermiştim. Pişman mıydım? Sanırım hayır.

Ne dediğimi benim bile anlamadığım bir şeyler geveleyip koşarak uzaklaşırken arkamda bıraktığım bedenle kaderlerimizin kırmızı iplikle bağlandığından tamamen habersizdim.

ᯓ★

Ders bitiminde Evrim ile kampüsün kafeteryasında oturmuş vanilya lattelerimizi yudumlarken ona sabahki olayı anlatmak için sabırsızlanıyordum. Benim ciğerimi bilen arkadaşım bunu anlamış olacak ki cümleye, "Dökül!" diyerek girdi. Tek bir nefeste gözlerimi yumup rap yapar gibi "Sabah çok yakışıklı bir çocukla çarpıştım!" dedim. Onun tepkisinin ne olacağını az çok tahmin ediyordum. Kısık sesli bir çığlık atıp omuzlarımdan sarsacak benim abayı yaktığımla ilgili bir şeyler diyecekti. Evrim her şeye gereğinden fazla tepki verirdi ve bu onun en sevdiğim huylarından biriydi.

Nitekim beni yanıltmadı. Çığlığın ardından gelen sarsılmanın ardından, "İnanamıyorum Ceylin! Minik kuş yuvadan uçtu demek!" diye bağırdı.

İnsanları takmadan içinden gelen tepkileri vermesine hep biraz imrenmiştim. Ben böyle değildim. Vereceğim tepki sonunda pişman olmamak için bin defa düşünür, sonunda yine kendi kendime 'neden böyle bir tepki verdin' derken bulurdum.

"Demek artık başın bağlı, hmm." dediğinde onunla birlikte güldüm. "Abartma Evrim yuh!"

"Ne demek abartma ya? İlk defa bir erkeği bana heyecanla anlatıyorsun, tabii ki abartacağım."

Ona olan biteni anlatırken araya girip benzer tepkiler vermeye devam etti. Çocuğa çarparken kendimi bir dizi karakteri sandığımı anlattığımda gözünden yaş geldi resmen!

"Ee, adı neymiş? Hemen İnstagram'ına bakmalıyız!"

Bunu demesiyle dank etti adını bile öğrenmeden kaçtığım.

"Ceylin, hayırdır bir duruldun? Sakın bana ismini bilmiyorum deme Ceylin!"

"Peki, demem."

"Sormadın mı çocuğa adın ne diye gerizekalı!"

"Unuttum tamam mı! Sen arayınca ders aklıma geldi ben de koşup kaçtım."

"Ne yaptın ne yaptın." gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

Ağzımın içinde "Koşup kaçtım," diye mırıldandım ama ben bile zor duymuştum kendi sesimi.

O sırada içeri ikiz kardeşim Can ve en yakın arkadaşı Anıl ellerinde mavi birer kağıtla girdiğinde ikimiz de dikkatimizi onlara vermiştik.

Can sarı saçlarını düzeltip etrafta göz gezdirdi, mavi gözleri benim mavilerimle buluşunca gülümseyerek masaya geldi. Anıl elindeki mavi afişi incelememiz için masaya koyduğunda Evrim hemen atlamıştı.

Artemis Üniversitesi Geleneksel Gençlik Müzikali'ne davetlisiniz!

Katılmak isteyenler isimlerini 20 Mayıs Pazartesi gününe kadar Modern Dans bölümündeki temsilcimize yazdırabilirler.

Etkinlik Tarihi: 25 Haziran Cumartesi, Saat 21.00

Etkinlik Yeri: Doğu Kampüsü Arka Bahçesi

Hepinizi bu keyifli gecede görmek dileğiyle,

Artemis GSÜ Festival Ekibi.

"Anıl'la bir grup kurup bu festivale katılmaya karar verdik." dedi Can biz afişi incelerken.

"Biz buna geçen sene katılmıştık!" Geçen sene bu festivale izleyici olarak katılmış ve çok eğlenmiştik. Özellikle Evrim kendinden geçmişti resmen!

"Evet," dedi Anıl kafasını olumlu anlamda salladı. Can sözü ondan devraldı, "O günden beri katılmayı düşünüyorduk zaten. Bir grup kurmak istiyoruz. Yardım eder misiniz?"

Hiç düşünmeden kabul ettim. Kardeşimin küçüklükten beri bir grupta olmayı ne kadar istediğini benden iyi kimse bilemezdi. Daha küçücük bir bebekken kalemleri birbirine vurarak melodiler üretirdi, anaokulunda tencere kapaklarına vururdu, ilkokulda davul kursuna başladığında eve gelip gözleri parlayarak başına otururdu. Bunu tutkuyla yaptığına adım kadar emindim ve başarılı olmasını yürekten istiyordum. Ona hangi konuda isterse yardımcı olacaktım elbette.

Evrim de benim ardımdan kabul ettiğinde herkes konu hakkında konuşmaya başladı.

"Hangi tarzda çalacağız?" diye sordu Anıl?

"Bizim garajı kullanabiliriz, biliyorsunuz her başarılı iş garajda başlar." diyerek sözünü kesti Evrim.

"Önce gruba kimi alacağımızı kararlaştırmalıyız," diye ekledi Can.

"Arkadaşlar," diye araya girdim ama kimse beni duymadı. Kimse kimseyi dinlemiyor, herkes kendi kafasında takılıyordu. Tekrardan "Arkadaşlar!" dediğimde sonunda tüm gözler bana dönmüştü.

"Önce birbirimizi dinlemeliyiz bence, bu şekilde nasıl bir ekip olacağız." dediğimde hepsi kafa sallayarak bana katıldı. "Önce grup üyelerini bulmalıyız. Aklınızda tanıdık, bu çocuk iyidir, diyebileceğiniz biri var mı?" diye sordum.

"Konservatuvarda Atlas Özdemir diye bir çocuk varmış, ismini çok duydum. Herkes vokalde en iyisi olduğunu söylüyor." Evrim bunu söylediğinde Anıl ve Can aynı anda başlarını olumsuz anlamda salladı. Kaşlarımı çattım, ne olmuştu? Can söze girdi.

"O çocuk bizim gruba katılmaz."

"Nedenmiş?" kaşlarım hâlâ çatılıyken ellerimi belime attım, bizim grubumuzun sevilmeyecek neyi vardı?

"Egolu serserinin teki, kimseyi beğenmiyor. Geçen sene sahne alacak tüm gruplar ona sormuştu da hepsini reddetmişti. Biz de sorup götünü kaldırmayalım onun boş verin." dedi ellerini havada sallayarak.

Anıl'ın sinirine karşılık Evrim son derece rahat bir şekilde "Sen o işi bize bırak." dediğinde Atlas'ın vokalistimiz olacağını kabul etmiştim. Evrim eğer bir şeyi yaparım derse yapardı. Karşısındaki kim olursa olsun şu ana kadar isteyip de alamadığı, yapamadığı hiçbir şey olmamıştı. O Atlas serserisini ikna edeceği konusunda içimde hiç şüphe yoktu.

Grubun geri kalan üyeleri konusunda kimseden fikir alamayınca okul idaresi ile konuşup okulda küçük çaplı bir seçmeler düzenlemeye, gruba uygun adayları öyle bulmaya ve diğer konuları grup üyeleri kesinleşince konuşmaya karar verdik ve kafeden ayrıldık. Anıl ve Evrim ne yapacağımızla ilgili sinemaya gitmek ile sahilde oturmak arasında karar vermek için ufak çaplı bir kavga ederken elimi çantama atıp kulaklığımı aradım. Bulamayınca olduğum yere çöktüm, çantamı iyice kendime doğru çektim, içindeki her şeyi tek tek yere çıkarttım ama buna rağmen bulamadım.

"Siz gidin, ben birazdan geliyorum." deyip onları orada bıraktım, arkamı döndüğüm gibi koşar adımlarla kafeteryaya ilerledim. Evrim'in arkamdan "Nereye?" diye bağırmasını ise umursamadım.

Kampüsün dışındaki camdan duvarları olan kafeteryaya girdiğimde oturduğumuz masaya yöneldim. Bizden sonra oturanları kibarca kaldırdığımda kahve almaya gittiklerini görüp sandalyeleri kenara çektim. Masanın altına girip etrafı aramaya başladım.

"Bir şey mi arıyorsun?" dedi tanıdık bir ses. Heyecanla karışık bir irkilmeyle kafamı masaya çarptığımda acıyla inledim. Harika! Çocuk artık beni önüne gelen her şeyi yıkan bir buldozer zannedecekti.

"İyi misin?" dedi gülüşünü bastırmaya çalışırken.

"İyiyim," dedim gamzelerine takılan gözlerimi önüme dönmeye zorlarken. Sabah teşekkür etmeyi unuttuğum aklıma gelince dudaklarımı kemirdim, parmak uçlarımda ileri geri hareketlerimin arasında "Sabah acelem vardı teşekkür edemedim, teşekkür ederim yardımın için."

"Ne demek," bir şey demek için ağzını araladığında yerinden ettiğim çocuklar gelip "Bulabildiniz mi?" diye sordular.

"Maalesef, kusura bakmayın sizi de rahatsız ettim. İyi günler." deyip çocuğa kısaca bir görüşürüz deyip uzaklaştım. Kendime yenisini alana kadar Can'ın kulaklığını mı çalsaydım?

Düşüncelerim bileğimdeki yumuşak dokunuşlarla bölündü. Karşımda yine o vardı. Bir gün içinde bu kadar çok karşılaşmamız kaderin bir cilvesi miydi yoksa sadece tesadüf müydü?

"Bunu mu arıyordun?" bileğindeki eli yavaşça avuç içime ilerlediğinde içim kıpır kıpır oldu. Avcuma kablosuz kulaklığımı koyduğunda minik bir mutluluk çığlığı atıp zıpladım.

"Kulaklığım! Her yerde aramıştım nereden buldun bunu?"

Verdiğim tepkiye güldüğünde gamzeleri belirginleşti, onu ilk defa bu kadar büyük bir gülümsemeyle görüyordum.

"Sabah çarptığında düşürmüştün, öyle kaçıp gidince de veremedim. Neyse ki tekrar karşılaştık."

"Neyse ki."

Ellerini giydiği beyaz sweatshirt'ün ceplerine koydu, rahatlamış görünüyordu. "Sabah tanışamamıştık, ben Kuzey" Gülümsedim.

"Ceylin, memnun oldum."

"Ben de memnun oldum Ceylin," dedi ismimi bastırarak. Sanki unutmak istemezmiş gibi söylemesi gülümsememin genişlemesine sebep olurken "Sonra görüşürüz." dedi. Bu sefer o beni arkasında bırakmıştı. Bir süre orada öylece bekledim. Ardından kulaklıklarımı takıp rastgele bir şarkı açarak yürümeye koyuldum ve rastgele çal kısmından Taylor Swift-Lover çalmasının bir tesadüf olup olmadığını düşündüm.

ᯓ★

yeni yila yeni kurguyla girelim dedim, umarim 2026 hepimiz icin tum dileklerimizin gerceklestigi, harika bir yil, Kozmos da keyifle okudugunuz bir kurgu olur. Tekrardan mutlu yillar!!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.