"A Sky Full Of Stars - Coldplay"
ᯓ★
Ceylin Ulusoy
Seçmelerin ikinci saatine girerken tahmin ettiğimizden uzun sürmesinin getirdiği yorgunluk vardı üzerimizde. Bu kadar yoğun bir katılım bize de sürpriz olmuştu. Pek çok aday seçmiş, bir o kadar kişiyi de elemiştik. Kimisi gerçekten güzel performanslar sergileyip ağzımızı açık bırakırken kimisi resmen bizimle dalga geçmeye gelmişti. Evrim onlara ağzının payını verip depomuzdan yollamıştı. Bizim de bir gururumuz vardı.
Yorgunluktan şakaklarımı ovalamaya başladığım sırada, "Sıradaki!" diye bağırmıştım. Son birkaç aday kalmıştı, ardından rahata erecektik. Sıradaki aday içeri girdiğinde Evrim'in ağzının suyunun aktığına emindim.
İçeri giren çocuğun boyu bir doksana yakındı. Omuzları geniş, vücudu yapılıydı. Kıvırcık kömür karası saçları wolf cut dediğimiz önleri kısa arkası uzun modelde kesilmişti ve sol kolu boydan boya dövmeliydi. İçeri girdiğinden beri tek kelime etmemiş, mimik kullanmamıştı. Ketum bir tipe benziyor diye geçirdim içimden. Oturup elektrogitarını kılıfından çıkarttı, akortlarını ayarlayıp bize döndü.
Ekibe kısaca göz gezdirdim. Herkes dilini yutmuş gibiydi. Yorgunluktandır diye düşünüp fazla üstelemedim, konuşmayı devraldım, "İsminizi alabilir miyim?"
"Deniz Güney," kısa ve net.
"Peki," dedim diğer adaylara yaptığım gibi ismini Barbie'li defterime not ederken. "Başlayabilirsiniz Deniz Bey."
"Bu resmiyet gerçekten gerekli mi?" sanki buna katlanamıyormuş gibi söylemişti bunu. Ona hak vererek başımı iki yana olumsuz anlamda salladım. "Peki o zaman Deniz, sendeyiz." Yüzüme kocaman bir gülümseme ekleyip ona başlaması için işaret verdim.
Özgüvenli bir şekilde gitarı eline alıp bir iki deneme vuruşu yaptıktan sonra Arctic Monkey's grubundan Do I Wanna Know şarkısını çalmaya başladı. Vuruşları sert ve keskindi, tıpkı cümleleri gibi. Müziğinin kişiliğini yansıttığını fark edince gülüşüm genişledi. Kuzey'in gitara vuruşları narindi, onu incitmek istemez gibiydi. Onun kişiliğini de yansıtıyor mu diye geçirdim kısa bir süre. Kendimi ana odaklanmaya ittim performansın kalanını dinlerken. İyi bir gitarist olduğu ve bu işe yıllarını verdiği anlaşılıyordu. Bitince diğer bütün adaylara yaptığımız gibi onu da alkışlayıp sorular sormaya başladık. Anıl bu kısmı benden devraldığında ona minnettar kalmıştım. Deniz'le sohbet pek akan türde değildi.
"Gruba katılma amacınız nedir?"
"Festivale katılmak istedim, tek katılmaktansa bir grupla katılmak daha mantıklı geldi." Yine yapmıştı. Az ve öz cevap vermişti.
"Peki neden sizi alalım? Sizin diğer adaylardan farkınız ne?" Önceki sorunun cevabını not ederken sormuştu Can sorusunu.
"Kendime güveniyorum. Eğer gerçekten iyi bir grup kurmak istiyorsanız iyi bir tercih olurum. Ayrıca elektrogitar dahil olmak üzere bas, akustik, klasik... Tüm gitar çeşitlerini çalabilirim." Bunu bir artı olarak defterime not edip son soruyu sordum.
"Uyumlu bir kişilik olduğunuzu düşünüyor musunuz?"
"Çoğu zaman uyumlu biriyim. Alacağınız kararlar benim değerlerimle ters düşmüyorsa sizin kararınıza saygı duyarım."
"Harika!" dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. Bu çocukla konuşma pek ilerlemiyordu. "Öyleyse biz sizi arayacağız, görüşürüz!" o klişe cümleyi Deniz'e de söyleyip onu uğurladıktan sonra kalan birkaç adayı daha dinledik. Hiçbirinin aurası bana Deniz'inki kadar geçmemişti. Farklı ve akılda kalıcı bir karakteri vardı. Not defterimin kenarına gruba renk katabilir!! Notu ekleyip bize şarkı söyleyen kızı dinlemeye odaklandım.
Kısa süre sonra, tüm adaylar bittiğinde kendimizi kampüsün iki sokak aşağısındaki parka atmış çekirdek ve kola eşliğinde hangi adayları gruba alacağımızı tartışıyorduk.
"Bence Emir'i düşünebiliriz, oldukça iyi bir sesi var." dedi Can, hazırladığı listeden çocuğun adını göstererek. Başımla onayladım. Sesi iyiydi ama eksik bir şeyler vardı.
"Caner nasıldı?" dedi Evrim.
"İyiydi ama grupta flüt çalan birine ihtiyacımız olacağını şimdilik düşünmüyorum."
"Haklısın. Kuzey'e ne diyorsunuz. Çok efendi bir çocuğa benziyordu. Kolay uyum sağlayabilir bence."
"Bence de!" diye atladığımda sesim gereğinden yüksek çıkmıştı. Evrim bana gol atma fırsatını kaçırmayıp kocaman bir kahkaha attığında yüzümün kızardığına emindim. Kuzey'in anlattığım Kuzey olduğunu anlamış, benim için onu önermişti. Ben de sazan gibi atlamıştım işte.
"Ben gitar çalışını beğendim, iyi birine de benziyor. Gruba alabiliriz bence." dedi Can, Anıl da ona katılınca beş kişilik grubumuzun üçüncü üyesi de belli olmuştu.
"Deniz hakkında ne düşünüyorsunuz?" Konuyu üç yüz altmış derece değiştirmiştim.
"Bence çıkıntı bir tip gibi. Uyumluyum dedi ama emin olamadım." dedi Anıl. Ben uyumlu bulmuştum aslında.
Evrim, "Bana biraz umursamaz geldi." dediğinde ona katıldım.
"Her türlü gitarı çalabilmesi çok büyük bir artı. Elektro ve akustikte Kuzey var ama bas gitaristimiz eksik. Bas çalabilen bir tek o vardı."
"O halde grupta bir denesek mi? Bence farklı bir aurası vardı." diye fikrimi belirttim. Biraz mırın kırın etseler de sonunda diğerleri de Deniz'i gruba almamıza sıcak baktı ve uzun bir günü dördüncü üyemizi bulmuş bir şekilde kapatmış olduk.
ᯓ★
Ne ara bu hale gelmiştik bilmiyordum.
Birkaç saat öncesine kadar Atlas Özdemir, Evrim ve benim polis karakolunda yan yana oturmuş olacağımızı söyleselerdi buna asla inanmazdım. Ama yaşanıyordu.
Atlas, Evrim ve ben yan yana oturmuş, süt dökmüş kediler gibi içimize kapanmıştık. Önümüzdeki koca göbekli, ak sakallı memur amca bir yandan odada volta atıyor diğer yandan bizi azarlıyordu. Can ve Anıl vasimiz olarak bizi demir parmaklıkların ardından çıkarmaya gelmiş, vasi olarak kabul edilmedikleri için bizi çıkarmaya Evrim'in babası Evren Amca gelmişti. Onlar da karşımızda oturuyor, Evren Amca gözleriyle bize adeta ateş ediyordu. Koskoca Şekerci Holding'in Ceo'su adam burada bir grup gencin söz dinlememezliği yüzünden işini gücünü bırakıp gelmişti.
Her şeyi en başından almak gerekirse...
Sabah her zamanki gibi on buçuk dersimden çıkmış kampüsteki üç binanın ortasında kalan çeşmemizin oradaki banklarda oturmuş telefonumla ilgileniyor bir yandan da Evrim'in çıkmasını bekliyordum. Farklı seçmeli dersler alsak da aynı saatte bitiyorlardı ve Yuvam'a birlikte gidiyorduk.
Evrim gelip "Aslı'ya haber ver, bugün Yuvam'a gitmiyoruz." dediğinde bir şeylerin ters gideceğini anlamam gerekirdi. Onun aklına uyup Aslı'ya mesaj attım. Evrim kolumdan tutup beni gittiği yere sürüklerken de sesimi çıkartmadım. Kurbanlık koyun gibi ne derse yapıyordum, zaten konu Evrim ise sorgulamak pek mantıklı değildi.
Bizi kampüsün ücra köşelerinden birine getirdiğinde Atlas Özdemir ve garip arkadaş grubunun da orada olduğunu fark ettim. Amacını artık anlamıştım. Kolumu bırakıp sigara dumanlarında boğulmak üzere olan garip arkadaşlarının arasından sıyrılıp Atlas'ın kolundan tuttuğu gibi bu sefer de onu çekiştirmeye başladı. Atlas neler olduğunu sorarken arkadaşları kahkaha atıyor, kimileri de Evrim'e ağza alınmayacak şeyler söylüyordu.
Evrim bunların altında kalmayıp "Bokunuzda boğulun, ne dediğiniz umrumda bile değil." dediğinde sinirlendiklerini hissetsem de Evrim'e "Hadi gidelim," demek dışında bir şey diyemedim. Bizim on katımız olan çocuklarla laf dalaşına girmek pek de benlik bir şey değildi.
Evrim Atlas'ın kolunu bırakıp lafa girdiği sırada kampüsün kafesi ile idari binanın arasındaki boş kısımdaydık.
"Direkt konuya giriyorum, biz bir grup kurduk. Seni de grubumuza vokalist olarak almak istiyoruz. Ne dersin?" Gerçekten böyle mi ikna etmeyi düşünüyordu çocuğu?
Ağzını bir şeyler demek için açtığı sırada "Şöyle ki, Gençlik Müzikali'ne katılmak için bir grup kurmaya çalışıyoruz ve vokalist olarak aramıza gelmeni çok isteriz. Tabii sen de istersen." dedim en tatlı halimle.
Evrim "Ben de aynısını dedim zaten." dediğinde kolunu cimcikleyerek susmasını işaret ettim. Mesajı anlayıp "Sen de istersen." dedi kafasını sallayarak.
Atlas'ın dudaklarında bir gülümseme meydana geldi. "Şimdi anlaşıldı karın ağrınız."
"Size solo takıldığımı söylememişler anlaşılan. Bir gruba bağlı şarkı söylemem ben." dedi omuz silkerek. Buna karşı Evrim ili elini göğsünde bağdaştırıp histerik bir kahkaha attı. Ben de ciddileşmiş iki elimi belime koymuştum.
"Sen bizden sonra senin performansının hatırlanacağını mı düşünüyorsun. Biz sahnede pırlanta gibi parlayacağız, istersen sen de katıl diye söylüyorum."
"Madem bu kadar iyisiniz, bana neden ihtiyacınız var? Rezil olmak istemiyorum, almayayım." Bir süre öylece yerimizde kalakaldığımızı fark edince sesli bir şekilde gülmüş, eliyle Evrim'in omzunu pat patlayarak yanımızdan çekip gitmeyi denemişti. Ancak zavallı Atlas, Evrim'in kendisine dokunulmasından nefret ettiğinden habersizdi. Uyuyan yılanı uyandırmıştı.
Evrim en yakınında bulduğu çakıl taşını Atlas'ın geniş omzuna geçirmiş, bunun üzerine Atlas küçük bir çocuk gibi Evrim'e dil çıkarmıştı. Evrim taşın boyutunu biraz daha büyütünce Atlas kafasını eğmiş, taş idare binasının camını kırmıştı. Üçümüz de neler olduğunu anlayamazken öylece kırık camdan kel kafasını uzatan solfej hocası Faruk Bey ile bakışmaya başlamış çok geçmeden soluğu idarecilerin yanında almıştık.
Konservatuvar ve resim bölümünün dekanları gelmiş olayı dinledikten sonra 'çoluk çocukla mı uğraşacağız' diyerek bizi adliyeye sevk etmişlerdi. Bence olayı çok abartıyor olsalar da tabii ki de bunu onlara söyleyememiştim. Üçümüz yan yana polis arabasının arka koltuğunda otururken telsizden sesini duyduğumuz amir de bu düşüncelerimi kendince, pek de kibar olmayan sözlerle, onaylamıştı.
Karakolda bizi, sıkı durun inanamayacaksınız, mapusa atmışlardı! Altı üstü küçük bir taşın başımıza bu kadar sorun çıkartacağını tahmin bile edememiştik ama vasimiz gelene kadar bizi mapusta tutmuşlardı. Vasimiz olarak arattığımız Can ve Anıl koşarak üçeri girdiklerinde onların da bizimle aynı yaşta olması memur amcanın hiç hoşuna gitmemiş, yaşı büyük birini aramamızı istemişlerdi.
Bizim ailemiz emekli olunca dünya turuna çıkmak istediği için şu anda Türkiye'de değildi, Atlas da onun mağdur olduğunu söyleyerek işin içinden sıyrılmıştı ve geriye bir tek Evrim kalıyordu. O da önce babasının şoförü Asım Abi'yi aramış, büyük bir olay olmadığını ve babasından durumu gizlemesini söylemişti. Buna karşılık Asım Abi, "Ben senden önce babana çalışıyorum, tabii ki de böyle bir olaydan haberi olmalı!" demiş ve Evren Amca'ya haber vermişti.
Bu noktada içimde suçluluk duygusu bir fidan gibi filizlenmişti. Belki de bu işe hiç girişmemeliydik. Bu grup işi bizi aşıyor olabilirdi, elimize yüzümüze daha şimdiden bulaştırmıştık. İçten içe bunları düşünmek istemesem de Evren Amca'ya karşı mahcubiyetten bir kere bile yüzüne bakamamıştım, kendimi çok kötü hissediyordum.
Neyse ki koca göbekli memur amcanın bize uslu durmamız ile ilgili nasihatler vermesi ve Evrim'in babasının yüklü bir miktar tazminat ödemesi sonucu bu mevzu fazla uzamamıştı.
Eh, mapusa girmedim de demezdim artık!
Gerçekten yaşamadığımız bir bu kalmıştı.
Evren Amca Artemis'i de yüklü bir miktar bağış ve kırılan camın onarılması karşılığında şikayetçi olmamaya ikna etmişti de okuldan atılmadan, sağ salim atlatmıştık bu olayı.
Bu uzun ve yorucu günün ardından hatırladığım en son şey Evrim'in karakol çıkışında Atlas'a dönüp "Seni bir daha karakolluk etmemi istemiyorsan grubumuza katılırsın," demesi olmuştu.
ᯓ★
selam!!
öncelikle umarım kurgu ve gidişat hoşunuza gidiyordur, düşüncelerinizi yazarsanız beni çokk mutlu edersiniz.
ikinci olarak kozmos hakkında konuşabilmemiz için bir whatsapp kanalı açtım, dilerseniz oraya da katılabilirsiniz. kanal linkini aşağıya bırakıyorum!!
whatsapp kanalimizz: https://whatsapp.com/channel/0029VbCZGkHAe5VzvJCp1y2r