Sabahları hiç aç hissetmememe rağmen bugün özenerek güzel bir kahvaltı hazırladım kendime. Gece gözüme uyku girmediği için uyumamıştım. Belkide bu yüzden enerjiye ihtiyacım vardı.
Dün olanları düşünmeden edemiyordum.
İşteyken otelin müdürü tarafından çağırılmıştım. Bunu duyunca çok endişelenmiştim çünkü bir hatamın olduğunu sandım. Meğer müdür Min jun'la
ilgilenmemi istediği için beni çağırmış. Çocuk mu bu kendi işini kendi halledemiyor mu? Ayrıca bir sürü çalışan var. Niye ben? Geçen sefer bir bardak içecek istediği için oteli turlamıştım. Şimdi kim bilir bana neler yapacaktı. Bu otel artık eskisi gibi disiplinli gelmiyordu gözüme. Resepsiyon çalışanı garsonlukta yapıyor hizmetçilikte... Neymiş otel sahibinin özel isteğiymiş,yaparsam maaşıma zam gelirmiş,sadece bir haftalıkmış. Hiç sevmiyorum o çocuğu. O an bu teklifi niye kabul ettim onu da bilmiyorum. Ah salak kafam...
Bunları düşünürken hırsımdan tabağımdaki salatalık dilimlerini çatalımla delik deşik ettiğimi fark ettim. Kahvaltımı yapıp bir an önce işe yetişsem iyi olacaktı.
...
Kalabalığın arasından geçerek otele girmeye çalışıyordum. Amacıma ulaştığımda bir köşeye geçtim ve soluklandım. Cebimdeki telefondan bildirim sesi gelince telefonu elime aldım. Ekranı açtım. Mesaj kim olduğunu bilmediğim bir numaradandı. Okuduğum şeyle yüzümü buruşturdum. Kim olduğuyla ilgili bir tahminim vardı ama emin olmak için sordum.
👤 : Selam! Fazlasıyla açım. Bir an önce kahvaltımı getirsen iyi edersin. On dakikan var. Acele et.
Haeun: Kimsiniz?
👤 : Otelin en üst katındayım. 821 numaralı oda. Son bir şey daha, Aynı tabaktan iki tane hazırla.
Gelen mesajla kim olduğuna emin oldum. Aklımdan telefonu yere fırlatmak geçti ama sonra kendimi durdurdum. Ayaklarımla yerleri döverek restorana ilerledim. Sinirden domates gibi kızarmıştım. Geniş iki tabak seçtim ve tabakları kahvaltılıklarla olabildiğince güzel bir şekilde süsledim. Beğenmeme ihtimalini en aza indirmeye çalışıyordum. Beğenmezse en aşağı kata tekrar indirirdi beni buna emindim.
Restorandaki işimi bitirince elimdeki tabakları son kez inceledim ve saati kontrol etmek için telefonumu çıkarttım. Dört dakika...
Asansörle en üst kata çıkıp odasını bulmak için sadece dört dakikam vardı. Adımlarımı hızlandırdım.
Asansör her zaman ağzına kadar dolu olurdu ama bu sefer şans yüzüme gülmüştü. Tek başımaydım. Asansörün beni istediğim kata çıkaracak olan tuşuna basılı tuttum parmağımı. Böyle yaparsam beni daha hızlı yukarı çıkaracağına inanıyordum.
Asansör kapısının açılmasıyla kendimi koridora attım. Nefes nefese kalmıştım. Göğsüm parçalanacak gibi oluyordu ama aldırmadım. Olduğum yerde kaldım ve onun odasının olduğu yeri bana gösteren bir tabela aradım duvarları inceleyerek. Bu kısa mola sakinleşmem için yeterli olmuştu. Hedefime ulaşmıştım. Kapıyı tıklatmak için elimi havaya kaldırmıştım ki kapı kendiliğinden açıldı. Aralık kısımdan içeriye baktım ama kimseyi bulamadım. Acaba yetişemedim mi? Ondan sinirlenip beni bulmaya mı çıkmıştı? Yapmamıştır değil mi? Tekrar telefonumu açtım. Yetişmiştim. Hatta artan sürem bile vardı. Neredeydi bu çocuk acaba?
Tam çıkıp gidecekken seslendi.
Min jun: Gelebilirsin
İçeri girdim ve odanın etrafını inceledim. Normal otel odalarında daha ihtişamlıydı burası sanki? Arkamda olduğunu hissedince hızlıca döndüm.
Gördüğüm manzara anlatılamayacak kadar komikti. Ya da ben onu takım elbiseli görmeye alışmıştım bilmiyorum. Onu pijamalarla göreceğimi hiç hayal etmemiştim. Elimdeki tabakları ona doğru ittim ve eğilerek saygıyla selam verdim. Odadan çıkmak üzereydim.
Min jun: Nereye gidiyorsun? Kahvaltı yapmayacak mıyız? İki tabak yiyeceği ben nasıl bitireyim?
__________________________________
Beğeni ve yorumu bir kenara bıraktım artık okunmuyor bile kitap.
