İçeriğe geç

Kötü Adam Ben Değilim Mafya Kardeş

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Kötü Adam Ben Değilim Mafya Kardeş

Bölüm 8

Fakat Hasta Yatan Ana Karakter Ölmez, Eceli Yeten Kötü Adam Ölürdü

Ders çalışmak imkansızdı. Berk her an diken üstündeydi.

Odasında volta atıyor ve Helen'in başına gelebilecek kötü olayları düşünüyordu.

Ya kaza geçirirse?

Ya dağda kaybolursa?

Ya ayı saldırırsa?

Ya biri onu kaçırırsa?

Hepsi de çok olası gözüküyordu. Özellikle de sonuncusu.

Sonuçta burası Wattpad dünyasıydı. Her tarafta tahminen tacizci, kaslı hatta

"Tacizci ama kaslı" insanlar vardı.

Berk tüm hafta evde kaldığı için kötü olasılıklar daha çok aklına geliyordu. Konuşacak kimse olmaması da olayın tuzu biberi olmuştu.

Elini yüzünü yıkamak için tuvalete girdi. Yanları aydınlatmalı aynaya baktı.

"Ben Beray. Gün batımını andıran sarı saçlarım ve mavi gözlerim var. Güzelim."

Gülmeye başladı. Delirmemişti. Aynanın önünde taklit yapmak onu hep sakinleştiriyordu. Şu an yaptığı taklit de 14 yaşında bir yazarcık tarafından yazılmış ana kız karakterdi.

"Ama Allah bir yerden alıp başka bir yere veriyor. Ne kadar güzel olsamda çok kötü bir ailem var. Beni sevmiyorlar. Arkadaşlarım da beni sevmiyor. Hepsi iki yüzlü. Benim de onlara ihitiyacım yok zaten."

Kahkahasını bastırmak için ağzını eliyle kapattı. Şu an çok eğleniyordu.

"Bende sevebileceğim, güvenebileceğim birini istiyorum. Çok mu zor? Benim ne eksiğim var diğerlerinden."

Bu sefer gülmedi. Hatta üzüldü bile denebilirdi. 17 yaşında biri olarak fazla iyi 14 yaşında ergen kız taklidi yapıyordu.

Elini yüzünü yıkayıp yemeğe indi. 2 gün geçmişti. Helen'in gelmesine bir 2 gün daha vardı. Berk Helen gelene kadar kalp krizinden ölebilirdi.

Yemeklerini yedikten sonra tekrar odasına çıkacaktı ki babası ona seslendi.

"Tapu işini hallettin mi?"

Berk bilerek gitmemişti. Helen'in gidip Ahmet'le tanışmasını bekliyordu.

Tabi Helen şu an kayak tatili yaptığı için kitabın aksine, gidip yarası enfeksiyon kapan ateşler içindeki Ahmet'in hayatını kurtaramazdı.

Berk biraz panikledi. Sonra biraz daha panikledi. Sonra iyice panikledi.

BİRİ BENİ SİLKSİN!! diye bağırıyordu içinden. Sanırım ana karakterin ölümüne neden olmak üzereydi.

Babasının otoriter sesi odayı doldurdu.

"Sana bir soru sordum."

Koltukta oturan annesi ve sofrayı toplayan hizmetçi onlara döndü. Berk sakince konuştu.

"Şimdi halletmeye gidiyorum."

Babası tehditkar bir şekilde kafasıyla onayladı. Berk'te sakince evden çıktı. Bahçeye geldiğinde arabasına doğru koşmaya başladı.

Arabasına vardığında anahtarı takmaya çalışırken elinden düşürmüştü. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Arabasına bindi ve tarla evine doğru yol almaya başladı.

Kitaba göre bundan birkaç saat önce Helen tarla evine varmış olmalıydı. Oraya gitme nedeni abisine çok sinirli olmasıydı. Hıncını abisinin evinden çıkarmaya karar vermişti. Birkaç cam indirmeyi düşünüyordu.

Berk en sakin ablasının malum haftada ayaklarıyla tahta sehba kırdığına tanık olmuştu. Evde anneleriyle birlikte 5 kadın vardı ve bir ayda sadece 4 hafta vardı.

Berk korumaları arayıp bu akşam orada olmaları gerekmediğini ders çalışacağını söyledi. Taktiği Helen'den almıştı. Helen ne zaman korumaları göndermek istese bu taktiği kullanıyordu.

Kitapta Helen eve varınca camları kırmak için bir şey ararken duyduğu sesle duruyordu. Bu birinin sert bir şekilde nefes alıp verişiydi. Ses zindana dönüştürülmüş odadan geliyordu. Odadakine sesleniyor ama cevap alamayınca iyi olup olmadığından emin olmak için abisinin ofisinde anahtarlarını arıyordu.

Anahtarlar kasanın içindeydi. Helen birçok şifre deneyip açamayınca doğum yılını yazıyor ve kasa bir tik sesiyle açılıyordu. Sonra Helen aslında abisinin ona ne kadar değer verdiğini fark ediyordu.

Üstünde durmayınca çok tatlı bir sahneydi. Berk üstünde durmadı.

Tarla evine vardı. İlk geldiğinde zindan kilitli değildi çünkü korumalar gerek duymamıştı. Şimdi giderken kaçmasın diye kilitlemiş olmalıydılar.

Helen'in doğum yılını basit bir matematik işlemi ile bulup kasanın içindeki anahtarı aldı.

Doğruca zindana gitti ve tabiki de ilk deneyişte kapıyı açamadı. İkinci deneyişte anahtarı deliğine sokabildi ve içeri girdi.

Zindandaki banyoya gitti ve küveti soğuk suyla doldurdu.

Ahmet yorganların altında hareketsiz yatıyordu. Yorganları kaldırdı ve ana karakteri kolundaki yaraya değmeyecek şekilde kucağında banyoya kadar taşıdı.

Kitapta Helen, küvete Ahmet'i sokmaya çalışırken yanlışlıkla kendisi de Ahmet'in üstüne düşüyordu. Ahmet kızı küvette üstünde görünce uzaklaştırmaya çalışıyordu. Bunu yaparken yanlışlıkla duş başlığı açılıyordu.

Soğuk su damlaları başlarından yağmur gibi akarken kahverengi banyoda turuncu loş ışığın altında endişeyle birbirlerine bakan iki insan ne yapacaklarını bilemez bir halde öylece kalıyordu.

Berk, Ahmet'i bir "cup" sesiyle kolayca küvete bıraktı. Salak kız kardeşi nasıl yanlışlıkla içine düşebilmişti ki?

Küvette duran Ahmet'in yanında dizlerinin üstünde durdu ve ona eğildi.

Yaralı olan kolunun dışarıda kalmasına özen gösteriyor bir yandan da bilinci yerinde olmadığı için suya kaymasını engelliyordu.

O an bir hareketlenme oldu. Ahmet'in bilinci yerine gelmişti, iki eli Berk'in gömleğinin yakasını kavramış şekilde su dolu küvette doğrulmaya çalışıyordu. Gözleri kocaman açılmıştı. Sinirli olmaktan daha çok şaşkın gözüküyordu. Yanlışlıkla eli musluğa çarptı ve duş başlığını açtı.

Berk küvette olmasada Ahmet, onu yakasından çektiği için saçları ve sırtı duş başlığından akan buz gibi suyla ıslanmıştı. Panikle kendini geri çekti ve Ahmet'in parmaklarından kolayca kurtuldu.

Fazla kolay olmuştu.

Ahmet'e baktığında gözlerinin odağını kaybettiğini fark etti. Onu tutmak için atıldı ama yetişemeden Ahmet baygın bir şekilde suya dalmıştı.

Berk küvetin içine atladı ve Ahmet'i kaldırdı. Karmanın tanrıları kız kardeşini suçlamasının intikamını ondan alıyordu. Soğuktan titredi. Ağlamamak için zor duruyordu. Yemin ederdi.

Ahmet'i kucağında kaldırıp güç bela şilteye taşıdı ve yorganla üstüne örttü . Kitapta muhtemelen Helen daha erken geldiği için Ahmet küvette tekrardan bayılmıyordu.

İkisi küvette öylece kaldıktan sonra Helen panikle kalkıyor ve abisinin kıyafetlerinden basit bir tişört ve kotu banyoya bırakıyor ana karakterin giyinmesini söylüyordu.

Sonrada ana karakterin ıslanmış beyaz tişörtü altından belli olan kaslarını ve siyah dar kot pantolonun bacaklarını ne kadar iyi gösterdiğini anlatıyordu. Bir kaç dakika sonra ana karakter tekrardan bayılıyordu. Islak saçları ve ıslak tişörtü ile İstanbul ayazında bu sürpriz değildi. Helen bir havlu vermeyi yazarcıkta bir havlu yazmayı düşünmemişti.

Yukarı çıkıp ana karaktere gri bir eşofman ve kalın bir sweatshirt aldı. T-shirt sadist bir seçim olurdu. Pantolona da gelecek olursakta üzgünüm yazarcık okuyucuların ana karakterin kasalarından bir süre mahrum kalacaktı.

Bu arada kendi ıslak kıyafetlerini de değiştirmişti.

Aşağı indiğinde Ahmet hala baygın yatıyordu. Uyanmaması için dua ederek hızlıca kıyafetlerini değiştirdi. Arabaya taşımak için tekrar kucağına aldı.

Ahmet, Beray'dan daha uzundu. Minyonda değildi. Geniş omuzları vardı fakat doğru düzgün beslenemediği ve yediği de burnundan geldiği için burada olduğu süre zarfında çok zayıflamıştı.

Ana karakterin bu durumuna, kitabı okurken bir miktar üzülmüştü ama şimdi kucağında ona bol gelen sweatshirt ve eşorfmanın içinde gözleri kapalı yatarken Berk kendine sert bir tokat atmak üzereydi.

Ahmet'i korumaların onu dövdüğünü bile bile sırf Helen ile tanışın diye 1 hafta daha zindanda bırakmış daha sonra Helen'i tatile kayak yapmaya göndermişti. Bu ne aptallıktı.

Ahmet'i arabaya bıraktı ve üstünü montuyla örttü. Kahyasını aradı.

"Babamdan gizli odama gel. Gelirken ecza dolabından eşyalarını almayı unutma. Sana birini getiriyorum."

Bölüm sonu

1 yorum

  • Kitaptaki olayın kliselik (banyo sahnesi normal kitapta diyor ya Berk ) sevmiyorum oyle sahneleri