Bu birkaç gün sakin geçiyordu.
Kitapta Beray kavga çıkardığı için liseden atılmış ve açık öğretimde okuyordu. Açık öğretim sınavlarında başarısız olunca da evdekilerin zulmüne uğruyordu. Berk bunun olmadığına emin olacaktı. Eski hayatında az biraz inek sayılırdı.
Beray'ın çalışması gereken notlar tarladaki evin ofisinde düzenli bir şekilde duruyordu.
Beray kitapta gerçekten de oturup çalışıyordu ama başarılı olacak kapasite onda yoktu.
Yazarcık önemli olanın kapasite değil çalışma miktarı olduğunu fark edebilecek yaşta değildi. Liseyi bitirmek emek isterdi. Kapasite değil.
Berk korumalarından birini tarla evine notlarını aldırmaya gönderdi. Ahmet oradayken gitmeye korkuyordu. Kahyasından da ona masa almasını istedi. Beray'ın odasında masası yoktu.
Kahya nasıl bir masa istediğini sorduğunda sade demişti. Sonra kahvaltıya indi.
Kahvaltıda her zamanki gibi kimse konuşmadı. Helen kahvaltısını bitirip okul otobüsü için çıkacakken Berk onu kapının çıkışında yakaladı.
"Alışveriş merkezine gitmem gerek seni de okula bırakayım mı?"
Helen'in gözleri parlamıştı. Hızlı bir şekilde kafasını salladı. Burada bir plot yoktu. Cidden Berk gidip ders çalışmak için birkaç yapışkan not ve fosforlu kalem alacaktı. Beray'ın ders çalışırken bu tür şeyler kullandığını düşünmüyordu.
Alışveriş merkezinden yüzünde bir gülümseme ile çıktı. Eğer acı içinde ölmek zorundaysa bu olana kadar zengin olmanın bütün avantajlarından faydalanacaktı.
O kadar keyfi yerine gelmişti ki kendine dondurma bile almıştı. Poşetleri bagaja koydu ve evine gitmeye başladı.
İçeri girip kimseye görünmeden üst kata çıktı odasına girdiğinde ise şaşırdı çünkü odasında cam duvara dayanmış sade ve son model olduğu belli, beyaz bir masa duruyordu. Berk çekinerek masaya dokundu. Muhtemelen bu masa eski odasındaki tüm eşyaların toplamı kadar falandı.
Berk'in aklına o çok istediği dizüstü oyun bilgisayarı ve tüm o oyunlar geldi ama sonra elleriyle yanaklarına birkaç kere vurdu. Elindeki poşeti kaldırdı. Kendi kendine konuştu.
"Ders zamanı ders!"
Masaya oturmadan önce boş bir ifadeyle odasının kapısına baktı. Mafya hikayelerini akşam okumasının bir nedeni vardı. Ev o kadar kalabalıktı ki gündüz saatlerinde asla yalnız kalmazdı. Bu sessizlik onu rahatsız etse de sonunda önündeki kağıtlara odaklandı ve biri kapısına vurana kadar ders çalıştı.
"Gel" diye bağırdı Berk.
Gelen Helen'di. Elindeki kasede kırmızı küçük meyvelerden vardı. Masanın üstüne koydu. Neydi bunları ismi? Böğürtlen dedi kendi kendine Berk ve Helen'e gülümsedi.
"Sağol Monki"
"Abi" Helen koluyla Berk'in boynunu sıkmaya başladı. "Geri al lafını."
Berk Helen'in kolları arasında zar zor konuştu.
"Özür dilerim. Sen Monki değilsin sen küçük bir gorillasın."
Helen Berk'in bacağına tekme atıp yakalanmamak için hızla odadan kaçtı.
Bu, Berk'i neredeyse evinde hissettirmişti. Çalışmaya geri döndü ve telefonu çalana kadar ara vermedi.
Babası arıyordu. Kanının hızlandığını hissetti. Derin bir nefes alıp açtı.
"Alo?"
"Beray neredesin?"
"Evde, odamda."
"Neden?"
"Açık öğretim sınavlarına çalışıyorum."
"..."
Berk babası cevap vermeyince ona seslenmeye niyetlendi ama tam o an babası konuştu.
"Tamam, akşam yemeğini kaçırma diyecektim dışarıdaysan."
Telefon kapandı.
Adam oğluyla doğru düzgün konuşmayı bile beceremiyordu. Berk kendi babasını özlemişti.
İyi bir çalışma maratonu sonunda yorulmuş bir beynin getirdiği sarhoşluk hissi gibisi yoktu.
Berk gerinerek akşam yemeğine indi. Sessizce yemeklerini yiyorlardı. Anneleri ortada yoktu.
Şaşırtıcı bir şey oldu. Helen sessizliği bozdu.
"Okulum milli tatili hafta sonuyla birleştirdi. Pazartesine kadar kapalı. Arkadaşlarımla haftasonu kayak yapmaya gidebilir miyim?"
Berk bu hikaye arkını tamamen unutmuştu. Kafasını, odasındaki beyaz pahalı masaya vurmak istedi. Bu arada Berk'in babası konuştu.
"Ne yapacakmışsınız orada kız başınıza."
Helen diretti.
"Arkadaşımın babasının butik otelinde kalacağız."
"Olmaz."
Babası kesindi. Helen başa çıkamayacağını fark edince abisinden yardım almak istedi.
"Abi sende bişey söyle."
Babası Berk'e sertçe baktı.
Burada Helen'in bir suçu yoktu. Babasının abisine şiddet uyguladığını bilmiyordu.
Berk hızlıca düşündü. Kitapta Beray babasının tarafını tutuyordu çünkü o da Helen'e birşey olacak diye korkuyordu. Helen ile araları bayağı açılıyordu.
Şimdi ne yapacaktı?
Eğer Berk Helen'i desteklese ve orada Helen'in başına kötü birşey gelse Berk sonunu yaklaşık 300 sayfa geri çekmiş olurdu.
Onunla mı gitseydi? Hayır, bu daha da tehlikeliydi.
O an aklına kitapta Helen ve Beray'ın süt anneleri olan kadın geldi. Evde onlarla kalan yaşlıca bir kadındı. O ve kahyaları Helen'in yaverleri sayılırdı.
Berk kız kardeşine baktı
"Helen cidden tek başına gitmek sorun olabilir. Yanında ben yada süt annem olsa neyse."
Helen'in gözleri parladı.
"Sen de gel o zaman. Hem sen gelirsen araba da olmuş olur."
Berk gülümsedi.
"Bende senin gibi 18'imi geçmedim aptal kız. Biliyorsun şehirler arası sahte ehliyetle yolculuk yapmak tehlikeli."
Sessizlik oldu.
Berk "hayır" dememişti ama "evet" de dememişti. Yani hem kız kardeşinin hem babasının gazabından kaçınmıştı. Bununla da kalmamış Helen'e süt annesiyle gidebileceği düşüncesini gizlice empoze etmişti. Birkaç saniye geçti ve Helen konuştu.
"O zaman süt annemde gelsin."
Berk'in evde yaşadığı çetin koşullar (4 abla) ona tanrı seviyesinde sosyal skiller kazandırmıştı.
Berk'in babası ona baktı. Berk ellerini iki yana açtı.
"Bilmiyorum, sen karar ver."
Helen'e gizlice göz attı. Helen ona sinirlenmiş gözükmüyordu. Umutla babasına bakıyordu.
"Ne istersen yap!"
Helen hızla ayağa kalkıp babasına sarıldı. Sonra Berk'i öpüp telefonla konuşmaya gitti.
O gider gitmez babası Berk'e döndü.
"Orada ona birşey olursa bunu senden sorarım."
Berk özel hareketinin kilidi açmış ve ağır mana harcayıp düşmanı sosyal skilleriyle alt etmeye çalışmıştı.
Hayali pixel yazıyı okuyabiliyordu.
"This attack does not very effective"

