Berk akşam yemeğini ana karaktere götürmüş kendi de sarı koltuğa oturmuş onunla yemek yiyordu. Yemek yiyor kelimesi tam olarak doğru olmazdı. Daha çok düşünceleriyle kendini yemekteydi.
Berk sertçe işaret parmağını kaldırdı.
"Kimseden özür falan dilemiyorum. Ne Alevli şorttan ne de Geyikli tayttan. Yapmadığım bir şey yüzünden ego tatmini yaptırmayacağım."
Baş parmağının tırnağını ısırdı.
"Hatta ne var biliyor musun? Yarın gideceğim ve o alevli şorta sert bir tane çakacağım. Ne ondan dayak yemek, ne korumalarından dayak yemek, ne de ba-"
O an durdu odada Ahmet'in varlığı hatırlamıştı. Ona babasından bahsetmek istemedi.
"Başkalarından dayak yemek de umrumda değil."
Ama bir kaç saniye içinde yüzü beyazlamıştı. Dehşet ifadesi o kadar belirgindi ki Ahmet "Noldu?" diye sorma ihtiyacını bastıramamıştı.
Berk onu duymadı. Aklına böyle bir şey yaparsa işkencelerle öldürüleceği gerçeği gelmişti. Konuşmayı şu an aklından rahatça geçiriyordu. Koruma muhtemelen "Abi bu cesedi napalım?" derdi. Ateş Bey de "Kaldırın şunu gözümün önünden, atın bir kuytuya." derdi.
Koltukta arkasına yaslandı ve tavanı izlemeye başladı. Daha dikkatli olması gerektiği fikrini aklına kazıdı. Bu dünyada işler farklı yürüyordu.
"Başın dertte mi?" Berk Ahmet'in bu sorusuyla şaşırmıştı.
"Neden umrunda olsun ki?" Sitem değilde merak ettiğinden sormuştu Berk.
Ahmet "Doğru." dedi.
"Hayır ya." dedi Berk sor bana. Ahmet'in buna niyetli olmadığını görünce kendi anlatmaya başladı. Ahmet hikayenin ortalarına doğru dinlediğine dair bir işaret vermemiş ama sonlarında kaşları hafiften çatılmıştı.
Berk hikayeyi bitirdiğinde Ahmet'in bir yorumda bulunmasını beklememişti. O yüzden kalkmaya hazırlanırken "Cidden kadına başka bir şey demedin mi?" demesiyle şaşkınca ona baktı. Sonra cevap verdi.
"Geyikli tayta mı? Yok valla bir şey demedim."
"Peki yarın gidip özür dileyecek misin?"
"Durum bunu gösteriyor."
Ahmet elini çenesine koyup bir süre düşündü. Sonra konuştu.
"Gitmene gerek yok. Bak bu feshetme işleri "ben feshediyorum" demekle olmuyor. Bunlar büyük şirketler, yani kendilerini böyle durumlara karşı koruyan yasaları var. Hatta şu an, bu yasalara gerek bile yok. Ortada senin ve bir başka kişinin haksız yere saldırıya uğradığı bir durum var ki bu binanın içinde olmuşsa kamera kayıtları da bulunur. Fakat anlamadığım bir kaç mesele var."
Berk hevesle kafadını salladı. "Sor."
"İlk olarak, baban bunun farkındadır neden seni özür dilemeye gönderiyor? İkincisi neden bana patronun oğlu olduğunu söyledin. Sadece ayak işlerine bakan biri olduğunu düşünsem senin için daha iyi olmaz mıydı? Ve son olarak alevli şort kim, neden ona böyle sesleniyorsun?"
Berk kitapta hizmetçinin Ahmet'e çoktan Beray'ın kim olduğunu söylediğini biliyordu. Sorularına cevap verdi.
"Ben sadece ayak işlerine bakan biriyim. Patronun oğlu olarak daha iyi bir muamele göreceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Diğer soruna gelirsek Alevli şort hitabı, Ateş Bey'in kişiliğine sunduğum eleştirel bakış açımı yansıtıyor."
Ahmet elini çenesine götürdü. Hafifçe kaşlarını çattı. "Adını sürekli duyduğum şu ünlü Ateş bey buymuş demek." diye cevap verince Berk'in istemsiz yüzü düştü.
Orjinal kitapta Ahmet'in, korumaları geçip Beray'ı öldürebilmesi Ateş Bey'in ona verdiği bilgiler sayesindeydi.
Eve gittiğinde kahyaya, Ahmet'in dediklerini bugün Ateş Bey'le arasında olanlarla birlikte anlattı. Kahya babasıyla konuşacağını söyledi. Yarım saat sonra kapı tıklandı. Kahyası odaya gelmiş ve yarın Ateş Bey'den özür dilemeye gitmesine gerek olmadığını söylemişti.
Berk buraya geldiğinden beri ilk defa bu kadar huzurlu uyudu. Dünyanın en sinir bozucu arc'ını yeşil bir tikle geride bırakmıştı.