İçeriğe geç

Kötü Adam Ben Değilim Mafya Kardeş

Bölüm 13 · 7 dk okuma

Kötü Adam Ben Değilim Mafya Kardeş

Bölüm 13

Fakat Para Babası Olmakla Sugar Daddy Olmak Arasındaki O ince Çizgiyi Farketsen?

Bu adam deliydi. Ahmet'i boş versenize Berk'in ölümü babasının elinden olacaktı. Berk arabada giderken kafasını hayır anlamında salladı. Cidden adamın psikolojik olarak bi sıkıntısı vardı. Bu normal değildi.

Dün gece yediği dayağı aklından çıkarmaya çalıştı. Tarla evine varınca hızlıca merdivenlerden çıkıp Ahmet'in odasının kapısını açtı.

Bağırıp tapuyu isteyecekti ama ana karakteri görünce öylece kaldı. Ahmet yerdeki sehbanın başına oturmuş kitap okuyordu. Çok sakin görünüyordu. Berk'e bir an şaşırmıştı ama sonra kaşlarını çattı.

Berk kapıyı kapatıp odadan çıktı. Bu sefer kapıyı çaldı.

"Gel"

Ahmet cam kenarına gitmiş dışarı bakıyordu. Böylesi daha iyiydi. Öbür türlü ona bağıramazdı.

"Bana tapuyu ver!"

Ahmet ona göz ucuyla baktı

"Hayır, bu arada yüzüne noldu senin?" dedi

"Kapı Handanoğulları uyku semesiyken bana arabayla çarptı ama konumuz bu değil. Bana tapuyu ver!"

Ahmet bu sefer cevap bile vermedi. Berk çaresizce ne yapacağını bilemedi.

"Eminim istediğin bir şey vardır."

"Şu an istediğim tek şey beni rahat bırakman."

Berk sinirlendiğini hissediyordu. Bağırıp çağırıp öfkesini Ahmet'ten çıkarmak istedi. Ama sonra geri çekildi. Bu tam olarak Beray'ın yapacağı bir şeydi.

"Ahmet haklı." dedi Berk içinden. "Ben çocuğu zorla burada tutuyorum üstüne üstlük bi de kendimi haklı görerek ondan zorla tapuyu almaya çalışıyorum."

Berk kapıdan çıktı. Aşağı inip Ahmet'in kahvaltısını ona getirdi. İkisi de konuşmadı. Berk pes etmeyecekti.

Ahmet'in Helen'in odasında Berk ve kahyanın ona giydirdiği kıyafetler dışında giyebileceği bir şey yoktu. Evin yakınındaki alışveriş merkezine gidip Ahmet için birkaç parça bir şey almaya karar verdi.

Arabasını park edip dolaşmaya yeni başlamıştı ki cırtlak sesli bir kızın ona seslendiğini duydu.

"Beroş aşkım napıyorsunnn"

"Crying in mafya atışması" demek istedi Berk kitabın en sevmediği kız karakterine. Ama dışından ilgisiz bir tonla "iyi aşkım sen napıyorsun?" dedi.

Bu kızla Beray çocukluk arkadaşıydı. Beray'a aşkım diye seslenip terslenmeyecek az sayıda insandan biriydi.

"Ya aşkım sen bana aşkım dersen ben sana düşerim ama."

Düşmezsin dedi içinden Berk. Sakarlık itemini çoktan kendisi kapmıştı.

Ayrıca kitabın ileriki bölümlerinde, Helen'in annesi havuzbaşı partisi veriyordu ve Helen ona dadanan sınıf arkadaşından kurtulmak için Ahmet'i zindandan çıkartıyordu. Partiye Ahmet'le birlikte gidiyorlardı. Ne babası ne de abisi gelmediği için kimse Ahmet'i tanımıyordu ama tabiki de herkesin ona dibi düşüyordu. Helenle ikisinin ne harika bir çift olduklarını konuşuyorlardı. Parti sakin geçiyordu ve Ahmet'le Helen geri dönmek için arabaya biniyorlardı.

Yolda giderken sınıf arkadaşı (Berk ismini tam hatırlamıyordu. A ile başlayan abudik gubudik bir ismi vardı. Berk ona Abdullah diyecekti.) Helen'in belalısı Abdullah arabayla yollarını kesiyordu. Arabadan o ve 3 koruması iniyordu. (Abdullah'ta fabrikatör oğluydu. Çünkü neden olmasındı?)

Helen Ahmet'e dönüyor ve arabada kalıp yüzünü asla göstermemesini söylüyordu. O an Abdullah dışarıdan bağırıyordu.

"Helen buraya gel! Kim o çocuk? Yürek yedin sen galiba, sana benden başkasına bakamazsın dememiş miydim?"

Helen gelecekti. Gelip seni bir güzel silkecekti. Torpidodan tabancayı alıyordu ama Ahmet onu durduruyordu. Helen gülümsüyordu.

"Onu vurmayacağım. Sadece tedbir." Ahmet'te ona gülümsüyordu. "Dikkatli ol"

Helen çıkıp silahı Abdullah'a doğrulttuğunda korumalar alarma geçiyordu ama Abdullah elini sallayıp korumalara oldukları yerde durmalarını işaret ediyordu. Sonra Helen'e dönüyordu. Bir yandan konuşuyor bir yandan da ona yaklaşıyordu.

"Ölüm eğer senden geliyorsa, hazırım vur kalbimden. Zaten bir kere vuruldum sana. Ölmek koymaz da seni bi daha görememek... Ha işte o koyar."

Çocuk Helen'in yanına kadar gelip elini tutuyordu. Kendi yüzüne götürüyordu.

"Gel gidelim buradan miniğim."

Helen birkaç saniye sessiz kalıyordu. Sonra sakince "Ben senden 2 ay büyüğüm oc" deyip indiriyordu silahının kabzasını çocuğun yüzüne. Kabza öyle hafif birşey değildi. Çocuk yere düşmüş burnu sağa doğru yatmıştı. Siyaha yakın kırmızı kan akıyordu yüzünde. Korumalar o taraf gelmeye başladığında Helen geri çekiliyordu. Korumalar çocuğu kaldırıp götürürken çocuk sesleniyordu.

"Gününü gösterin şu kıza."

Koskoca koruma ergen kavgasına karışacak değildi. "Boşver büyüklük sende kalsın" deyip onu arabaya götürüyordu. Sonra da Helen'e gülümseyip başıyla selam veriyordu.

Helen Ahmet'i zindana bırakıyordu ve herkes rahat bir nefes alıyordu. Ama olaylar bununla bitmemişti. Partide üstünde pembe kürk olan bir kız vardı. Kıstığı gözleriyle Helen'in yanındaki çocuğun kim olduğunu öğrenip ona sahip olacağına yeminler ediyordu.

Ve Berk şu an o kızla salep içiyordu. Gergindi. Çünkü bu kızın da ismini unutmuştu. Telefonunu ona uzattı.

"Numaranı kaydet." Kız şaşırmıştı.

"Neden Beri beri? Numaram sende yok mu?"

Telefonumu değiştirdim.

"Tamam o zaman." Kız neşeyle cevap verdi ama daha yazmadan telefonu Beray'a uzattı. "Var işte ismim."

Eclin. Yalan yok Berk daha çok "Eyşan" gibi bir isim beklemişti.

Eclin konuşmaya başladı.

"Söyle bakalım Beri burada ne yapıyorsun?"

Berk yalan söyledi. "Arkadaşıma doğum günü hediyesi alacağım."

"Kız, erkek?"

"Erkek."

Eclin arkasından taşlı kabı olan telefonunu çıkartıp valesine gidebileceğini eve Beray'la döneceğini söyledi.

"Sana yardım edeceğim Beri." Bir anda Beray'dan Beri'ye terfi eden Berk ne yapsa bilemedi.

Kız açıkça kötü karakterdi ama henüz bir şey yapmamıştı ve Berk şu an yalnız kalmak istemiyordu.

Kalktılar. Berk'in koluna girdi. Alışveriş yapmaya başladılar. Berk'in adını bile okuyamayacağı markalardan komik fiyatlara birkaç tişört ve birkaç kazak almışlardı.

En son Berk, kızı teşekkür etmek için tatlı yemeye ünlü bir mekana götürmüştü. Abartılı el hareketleriyle ona neden İstanbul'un ortasında ıssız tarlalar olmasının çok saçma olduğunu anlatıyordu. Karşısındaki kızın gözlerinden yaş gelmişti gülmekten. Çünkü Berk bu konuda o kadar dertliydi ki.

Daha en önemli savı olan emlak fiyatlarından bahsetmemişti ki yanlışlıkla eli yanlarından geçen garsona çarptı ve garson kız elindeki kahveyi Eclin'in üstüne döktü. Eclin ayağa fırladı. Garson kız hemen özür dilemeye başladı.

"Çok özür dilerim. Yandınız mı? Yanlışlıkla oldu. Sizin için kuru temizlemeye vereyim."

Berk'te ayaktaydı. Konuşmaya başladı.

"Eclin iyi misin? Benim suçum ben çarptım."

Berk garsona döndüğünde birkaç saniye öylece durdu. Garson hastanenin yanındaki kafede çalışan Deniz'di.

Berk kendi suçu olduğunu söylerken kız da Eclin'in üstüne dökülen kahve telvesini silmeye çalışıyordu.

Eclin "Yeter." dedi ve kızın elini uzaklaştırıp Beray'ı susturdu. Gülümsüyordu ama sinirli gözüküyordu.

"Altı üstü bir gömlek Beri Beri. Veririm hizmetçiye yıkar."

Kızın elini tuttu. "İşine dön lütfen önemli değil. Zaten senin suçun değildi. Beray çarptı sana."

Berk kıza fısıldadı. "Help me" Kız güldü ve işine döndü. Beray'da kasaya ödeme yapmaya gitti. Kız kasadaydı. Beray'ı görünce samimiyetle konuştu.

"Kız arkadaşın çok tatlı."

Beray kafasını olumsuz anlamda salladı.

"Sevgili değiliz. Çocukluk arkadaşım"

Kız şaşırdı ama sonra kafasını anladığını belirtecek şekilde salladı.

"Tekrardan kaza için özür dilerim. Patronuma anlattım durumu. Bu telafi için. Lütfen tekrar gelin."

Berk'e kredi kartını geri uzatırken bir de küçük tatlı paketi verdi.

Berk teşekkür edip arabaya gitmeye başladı. Sakarlık kesinlikle Wattpad dünyasında bir ayrıcalıktı. Eclin'i eve bırakıp Ahmet'in yanına gitti. Akşam yemeğini çıkarttı. Öğle yemeğini evdeki hizmetçinin götürmesini söylemişti.

Kapısını tıklattı. "Gel" demesiyle içeri girdi. Ahmet yatağın üzerinde oturuyordu. Berk yemeği koltuğun üstüne bıraktı. Aldığı kıyafetleri de bıraktı ve bunları giyebileceğini söyledi. Fakat sonra hiç beklemediği bir şey oldu. Ahmet konuştu!

"Nesin sen mafyanın halkla ilişkiler müdürü falan mı?"

Berk güldü. Bu 3M okunmalı bir Wattpad kitabı ismi gibiydi. Hemen Muhammet Eniştesinden aldığı bilgiyi Ahmet'e sattı.

"Kaçırılan sendikasından geliyorum. Kaçırılanlarla, mafya patronları arasındaki güç dengesizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz."

"Saçmalıyorsun."

Koskoca ana karakter benimle konuşuyor saçmalamayacağımda ne yapacağım diye geçirdi Berk içinden.

"Korumalar sana saygı gösteriyor. Ailedeki rütben yüksek mi? Mafyaların rütbeleri var mı onu da bilmiyorum ya."

Ne münasebet sen ana karaktersin her şeyi bilirsin dedi içinden Berk ve cevapladı.

"Mafya başı, ailesinden birine request veriyor. Requestleri tamamladıkça level atlıyorsun."

Ahmet kaşlarını çatmıştı.

"Bana izlediğin filmi anlatıyorsun gibi geliyor ama neyse."

Berk itiraz etmek için ağzını açtı ama sonra omuz silkti.

"Evet. Evet öyle yapıyorum."

Film yerine okuduğu wattpad kitaplarındaki mafyaları anlatsaydı kıyamayıp Ahmet'te bıraktığı bıçakla "one night stab" yaşarlardı.

Muhabbetin bittiğini fark eden Berk kafasıyla selam verip çıktı. Arabasına binip eve doğru gitmeye başladı.

Babası orada olsa bile eve gitmek için sabırsızlanıyordu çünkü Helen kayak tatilinden dönmüştü.

Eve vardığında arabadaki küçük pembe tatlı kutusunu alıp içeri girdi. Oturma odasında kimse yoktu. Mutfaktan çatal alıp yukarı çıktı. Helen'in kapısını çaldı. Kapı açıldı.

"Abiiii, neredesin sen? Neden beni karşılamaya gelmedin." Kendisini Berk'in kucağına attı. Sonra biraz geri çekildi.

"Yüzüne noldu senin?"

"Kapı Handanoğullarıyla kavga ettik."

Helen anlamsızca baktı.

"Kapıya çarptım."

"Haa öyle desene bende cidden yüzüne ne olduğunu söyleyeceksin sandım."

Berk parmaklarıyla Helen'in kafasını sıkmaya başladı ama eli yorulunca bıraktı ve elindeki paketi çatalla Helen'e uzattı.

Çatalı ve kutuyu alırken konuştu.

"Sen dünyanın bir numaralı abisisin."

Helen bir kere daha abisine sarıldı. Biraz daha konuştuktan sonra Berk odadan çıktı. Yarın için planları vardı.

Bölüm sonu

4 yorum