Uyandığımda gün daha yeni aydınlanıyordu. Sabah ayazı açık pencereden sızıyordu. Yatakta doğruldum.
Onyx hala rüyalar alemindeydi.
Hissettirmeden ayağa kalkıp üstümdeki siyah, kuyruklu ceketimin kapüşonunu kafama geçirdim. Tam pencereden bacağımı geçirmiştim ki gözüm aynaya takıldı.
Sağlıksız derecede soluk yüzüm, görünürde olan yara izlerim ve zayıf bedenim. İnsanların benden korkmasına şaşmamalı. Gözlerimi aynadan çektim ve çatıya çıktım.
Islak, siyah kremitler ayaklarımı ıslatıyordu. Yüzüme güneşin turuncu ışığı vuruyordu.
Karşıdaki balkona çıktım. Demirlerine tutunarak bir pencere pervazına bastım ve yere indim.
Çitlerin ardında bir çocuk bekliyordu.
Kahverengi kıvırcık saçları, mavi, yaramazlık pırıltılı, çılgın gözleri olan bir çocuktu. Çarpık gülüşünü eksik ve kırık iki dişi tamamlıyordu. Zayıf ve çevik bir çocuktu. Pejmurde giysilerini umursamıyordu.
Çitten atlayıp yanına gittim.
Bana aynı çarpık gülüşünü verdi. Onun cebine biraz para koydum. Şaşkınlıkla cebime bakıp " Bunun için sana ne verdi? Şu günlerde yeni bir kırbaç aldığını duydum," dedi. İstemsiz bir şekilde sessi endişeli çıkmıştı.
Saçlarını karıştırıp " Orasını karıştırma sen. Arkadaşlarına da bir şey al," dedim.
Beni süzdü " Çok acıyor mu?"
Gülüp " Abla büyüsü," dedim.
Hemen ardından koşarak uzaklaştı, bense ardından baktım. Aniden,
" HIRSIZ!!"
Aldığım darbeyle yere serildim. Tam burnuma denk gelmişti. Kan akarken göğsümde sert bir baskı hissettim. Bu bir adamdı ve ayağını göğsüme dayamıştı.
Kanlı yumruğunu bana doğrultup" Seni gördüm. O parayı neden çaldın!" Dedi.
Burnumdan akan kan boğazıma akıyor, nefeslerimi zorlaştırıyordu.
Cevap vermeyince suratıma bir yumruk daha yedim.
Artık sadece kan tadı alabiliyordum.
Cevap vermeyi denedim ümitsizce. Sadece öksürük ve ağzımda biriken kan aktı. Bunun üzerine bir yumruk daha yedim.
" AGATHA!!"
Onyx. Kahretsin.
Onyx ve annesi yanıma geldi. Adam sanki yaptığı bir marifetmiş gibi " Ben bu hırsızı evinizi soyarken yakaladım," dedi. Sanki ilk okul çocuğu.
Onyx " Hırsız mı?! Sen nasıl ona hırsız dersin?!"
Annesi ise sanki onu bakışlarıyla taşa çevirmek istiyormuş gibi bakıyordu.
Adam " Ama çok belli. O bir sokak çocuğu. Ve sizin evinizden çıkıyordu,"
Annesi " Cadılara inanmazsınız herhalde. Fakat insanlar sırf gözlerim kırmızı diye bana cadı diyor ama öyle olmadığımı biliyorsunuz. Yani anlayacağınız gibi dış görünüş her şey değildir. İnsanlar göründüğü gibi olsaydı dünya çok kolay olurdu," dedi.
Onyx kalkmama yardım etti. Burnum bardaktan boşalırcasına kanıyordu. Biraz öksürdüm ve ağzımda birikmiş olan kanı tükürdüm. Bu daha çok kan kaybetmeme neden oldu. Öyleki bir an dengemi kaybettim. Bedenimde kolumu kıpırtadacak en ufak güç kırıntısı kalmamıştı. Arka plandan yankılı gelen sesleri duyuyordum. Yutkundum. Her şey üçlü görünüyor, başım dönüyor, ağrıyor ve görüşüm kararıyordu. Dengemi kaybettiğimde Onyx'in Annesi tarafından kollarımın altından yakalandım. Gözlerim yarı açık ama bütün çevreye boş bakıyordu. Bir kaç defa adımı haykırdıklarını duydum. Oturur pozisyonda dururken en son, son bir gayretle " Hastane olmaz," diye fısıldadım ve bilincimi ellerimden kayıp gitti.
Kırmızı, kadife bir koltukta gözlerimi araladım. Burnum artık kanamıyordu. Kolumda bir serum vardı. Başımı sağa çevirip Onyx'in evinin tavanına baktım. Beni hastaneye götürmemişlerdi. Aniden baş gösteren baş ağrısıyla gözlerimi sıktım. Dirseklerim üzerinde duruşumu biraz dikleştirmeye çalıştım. O sırada üstümdeki örtü biraz aşağı kaydı. Üstümdeki ceketim kana bulanmış olmalıydı ki artık üstümde bir ceket yoktu.
Derken kapıdan bana gelen Onyx'i fark ettim.
" Kalkma Agatha. Serum bitene kadar dinlen en azından," dedi. Tekrar başımı yastıklara dayadım " Neler oldu?"
Onyx bir an endişeyle kaşlarını daha çok çattı." Bayıldın. Merak etme sadece yarım saat kadardı ama yine de çok uzundu. Kan kaybetmiştin. Annem doktor bir yakınını çağırdı," dedi. Hemen ardından içeriden sarı saçlı, mavi gözlü, mükemmel yüz hatlarına sahip, genç bir adam ve Lilith Teyze geldi. Adam sanki gün ışığına hükmediyor, parlaklığına parlaklık katıyordu. Üstünde bir doktor önlüğü vardı.
Küçük bir çocukmuşum gibi " Eh, nasıl hissediyorsun ufaklık?" Dedi. Aramızda bir yaş farkı olduğuna bile şüpheliydim. Üstelik uzun boyluydum. Gülümseyip " Serum bitince bir yemek yersin ve bugünlük kendini fazla yormadan devam edersin," dedi. Hemen ardından Onyx'in annesine göz kırptı ve evden ayrıldı.
Onyx mutfaktan bir tepsi getirdi.
Yanıma oturdu. Tepsiyi yanımdaki sehbaya bıraktı " Sabah kahvaltısı," dedi. Biraz peynir, biraz zeytin, biraz domatesten ve diğer kahvaltılıklardan ibaret bir tabak vardı tepside. Onyx çatalı bir peynire batırdı ve bana uzattı. Gülüp " Kendim yiyebilirim biliyorsun değil mi?" Dedim alayla. O ise gayet ciddiydi. Hakikaten beni elleriyle besleyecekti. Daha fazla itiraz etmekle uğraşmayıp uzatılan çatalı kabul ettim. Onyx bu şekilde devam etti tabak bitene kadar. Açıkçası buna gerek olduğunu hiç sanmıyordum.