" Sence hangisi Agatha? Kırmızı mı, siyah mı?"
" Kırmızı ," diye tek kelimede fikrini dile getirdi Agatha.
" Kırmızı seni daha net bir şekilde yansıtıyor, Hem senin sevdiğin gibi mat ve kabarık bir elbise," dedi. Ağzından bıkkınlığını belli eden bir iç çekişin çıkışı uzun sürmemişti.
Elbisemi bir kenara bırakıp " Biraz neşelen Agatha," dedim.
Kollarıyla bedenini sarıp " Elimde değil Onyx. İnsanlar benden nefret ediyor," dedi. Ellerimle omuzlarını okşayıp " Ben etmiyorum," dedim. O ise " Sen bir insan değilsin. Sen iyi bir insansın," dedi.
Ben ayağa kalkıp tekrar elbiselere baktığımda " Amma düşündün Onyx. Alt tarafı bir elbise. Hem zaten bu elbiseyi sadece bir günlüğüne giyeceksin. Fazla abartmasan mı?"
Hala içimde olan stresi atmaya çalışarak kafamı salladım. Tam o sırada bize doğru bir soru yöneltildi;
" Hangisini seçtiniz kızlar? Karar verdiniz mi?"
Kararlı bir şekilde başımı salladım,
" Kırmızı olan, kırmızı olanı seçiyorum,"
Bugün benim için çok önemli bir gündü. Yarın mezuniyet günümüzdü. Koca dört yıl nasıl da hızlı geçmişti. Bu yüzden Agatha ile elbise beğenmek için neredeyse sayısız mağaza gezdik ve sonunda bir karar verebildim. Bu tahminimden bir tık uzun sürdü. Agatha'yı bıktıracak kadar.
Hava yavaş yavaş kararıyordu ve biz hala eve ulaşmak için yürüyorduk. Aynı zamanda mis gibi kokan sokak lezzetlerini görmemeye çalışıyorduk, aç olmamıza rağmen. Çünkü annem bize açık açık " Yemeğe yetişin," demişti ve inanın bana annemin dehşetiyle yüzleşmek kesinlikle iyi bir ölüm yolu değildi. Öte yandan eve zamanında yetişmemiz pek olanaksız gözüküyordu. Neyse yapabileceğimiz bir şey yok. Tabii daha hızlı yürümek dışında.
" Hey Onyx! Orada mısın? Hu hu..."
" Ah! Pardon Agatha duymamışım,"
" Sorun değil. Sana bir şey soracağım, bensiz eve gidebilir misin? Benim uğramam gereken bir yer varda,"
" Yine oraya gideceksin değil mi? Meyhaneye,"
Agatha onaylarcasına kafasını salladı. Havanın kararması yüzünden olsa gerek ürpermiştim.
" Tamam ama bir şartım var. Akşam yemeğine yetişeceğine ve bu akşam bizde kalacağına söz ver,"
" Onyx-"
" Söz ver,"
Agatha isteksiz bir şekilde kabul etmek zorunda kaldı çünkü onu bırakacağımı düşünmedi.
" Tamam, yemeğe yetişirim ama..."
" Ama ne?"
" Hava kararıyor. Eve kadar kendini koruyabilir misin?"
" Abartma Agatha. Bana bir şey olmaz. Tabii birine kıyıp kaba kuvvet kullanabilirsem,"
" Onyx. Akşamları sokaklar çok tehlikeli oluyor, bilmiyorsun... ve eğer kendini tekken iyi hissetmezsen seninle gidip sonra da gidebilirim,"
" Hayır Agatha, gerek yok. Yemekte evde olmazsan senin için pek iyi olmaz yalnız, çünkü annem-"
" Evet evet, biliyorum. Daha fazla oyalanmadan eve git. Ben de ne kadar hızlı olursam o kadar iyi,"
Aniden elimdeki yüklerin ağırlaşmasıyla vücudum biraz çöktü. Agatha elinden geldiğince hızlı bir şekilde meyhaneye gidiyordu. Agatha'nın dediği gibi ne kadar hızlı olursam o kadar iyiydi çünkü geceleri sokaklardaki insanlar tehlikeli olurlardı. Agatha gibi. Evime varmam için son üç sokakçık kalmıştı. En fazla ne olabilirdi ki?
" Ahhh, of çok ağırlar! Neden bu kadar ağır olmak zorundalar?"
Evet en azından üç sokakçık kalmıştı. Şu anlık tek tesellim buydu. Ve ben bayılmak üzereydim " Yorgunluktan ölebilirim," diye sızlandım. Acaba Agatha'nın bana gösterdiği kısa, gizemli ve ( Agatha'ya göre) tehlikeli olan şu kestirmeden mi gitsem? En azından sadece bir kerelik kullanacağım. Hem daha fazla geç kalırsam azarlama beni bekliyor. Bugünlük bu yolu kullanmam lazım. Yapabileceğim başka bir çözüm yolu yok. Hem Agatha her zaman bu yoldan geliyor. Ona bir şey olmuyorsa bana da olmaz. Ne de olsa babamın bana verdiği kolye beni korur. Ne saçmalıyorum ben? Sadece kendimi rahatlatmaya çalışıyorum. Neyseki böyle düşünürken eve giden yolu yarılamıştım bile.
" Onyx?"
Bir dakika ne?
Çatıdaki siyah saçlı kız yağmur borusuna ve pencere pervazlarından geçerek yere indi.
" Agatha?"
" Eve varmışsındır diye düşünmüştüm,"
" Hayır, biraz oyalanıyordum. Seninle birlikte gidelim diye,"
" Bir dakika. Ben sana bu yoldan çok mecbur kalmadıkça geçme dememiş miydim? Burada ne arıyorsun?"
" Şey , sana bir şey olmuyorsa bana da olmaz diye düşündüm,"
Agatha'nın elimden aldığı bir kaç poşetle rahatladım.
" Bu yol çok tehlikeli Onyx. Sana bir şey olursa sana bu yolu gösterdiğime çok pişman olurum. Ayrıca burada normal insanlar yaşamaz,"
" Ama Agatha-"
" Aması yok Onyx. Sokakları bilmiyorsun. Zaten sen de biliyorsun, yıllardır sokaklarda yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum. Burası cidden güvenli bir yol değil,"
Agatha beni uyarırken ikimizde eve yetişmek için daha hızlı yürümeye başlamıştık. Bu birazda beni o sokaktan çıkarmak içindi. Çünkü Agatha'nın dediği gibi bu yol hiç de güvenilir değildi. Bu yol daha çok meyhanelerin ve barların pis mutfaklarına girebilmek için oluşturulan kapılardan ve bağımlılıkları olan kimin ne olduğu belli olmayan insanlardan oluşan bir yerdi. Ayrıca çok da ıssızdı. Issızlığı bir nebze hafifleten fakat gecenin karanlığında bir tık daha ürpertici olan meyhane, taverna ve barlardan çıkan gürültülü müzik ve pis adam kahkahaları geliyordu.
Bunları düşünürken arkamızdan bir adamın gölgesi üstlerine düştü. Korkup Agatha'ya doğru sokuldum. Agatha umursama ve korkma der gibi bana baktı. Ne de olsa eninde sonunda gidecekti.
" Hey!Heeeey!"
" Boş ver. Duymazdan gel," diye fısıldadı Agatha kulağıma doğru.
" Hey! Size diyorum bir şeyler düşürdünüz!"
Bunu duyunca ikimiz de arkamızı döndük ve sarhoş bir adamın elindeki cüzdanımı fark ettik.
" Onu bize ver yoksa polisi-"
" Ne istiyorsun?" Dedi tehdit eder tek düze bir sesle kısa ve net bir şekilde Agatha. Doğru, sokak dili.
" Bilmem. Belki sizinle bir gece ya da bu parayla güzel bir içki"
" Onu bize ver" dedi Agatha. Avcunu açıp uzatarak.
" Belki de sizinle bir gece kötü bir fikir hm?"
" Pislik Herif! Ver şu cüzdanı ! Yoksa seni yere sererim ve inan bana acılı bir son olacak!"
Agatha öfkesine yenik düşerek sesini yükseltmişti, fakat adamın kahkahası garip bir şekilde yankılandı ve,
" Ahahaha! Sen mi? Bir kadın mı beni dövecek? Hiç gülesim yoktu!"
" Acaba sonra da böyle gülebilecek misin?"
Şüphem yoktu. Agatha adamı doğduğuna pişman edecek şekilde dövebilirdi, hatta öldürebilirdi. Fakat asıl şey adamın cebinden çıkardığı ufak çakıydı. Biliyordum ki Agatha o bıçağa rağmen ona saldıracaktı. İster istemez ağzımdan bir inilti kaçtı. Agatha'nın neden bana bu kadar kızdığını anlamıştım ve bir daha bu yolu kullanmayacağına dair içimden sessiz bir yemin ettim.
Adam aniden Agatha'ya atıldı ve hemen Agatha'nın önüne geçip adamı var gücümle ittirdim. Söz konusu ben olduğumda korkak, özgüvensiz ve çekinik olan Onyx sıra sevdiklerine gelince kendine yaptığının tam tersini yapmayı biliyordu.
Adam sendeledi ve elinden geldiğince sesli bir şekilde iğrenç bir kahkaha attı. Agatha beni önünden çekip adama doğru atıldı. Adam hiç beklenmeyen bir anda bıçağını savurdu ve Agatha'nın dudağını sıyıran bıçaktan birazcık kan damladı. Agatha adamın tam yüzünün ortasına okkalı bir yumruk geçirdi. Adam aldığı darbenin sertliğiyle yere serildi. Agatha adamın yanında diz çöktü ve ürkütücü bir ses ve sırıtışla " Söylemiştim," dedi ve cüzdanı kaptı. Sonra elimden tuttu ve olabildiğince hızlı koştu.
Bir kaç dakikanın ardından eve varmıştık. Güvendeydik. Agatha ellerini dizlerine koymuş soluklanıyordu.
" Adam ölmedi değil mi?" Diye sordum korkmuş bir sesle.
" Evet ölmedi. Sadece bayıldı,"
" Ayrıca iyi misin? Dudağın,"
" O mu? Hah sinek ısırığı gibi. Zaten diğerlerinin yanında ne ki?"
" Evet biliyorum. Şuan iyi misin? Ve iyi olduğuna emin misin?"
" Evet iyiyim. Hem bak saat sekiz. Tam vaktinde."
Asansörün kapısını açtım.
" Neyse eve gidince sana pansuman yaparız,"
Asansörden çıkınca aklımıza yemek yiyebileceğimiz gelince bir mutluluk geldi. Agatha kapıyı çaldı ve kapıyı annem açtı. Babam gittiğinden beri bu evde yalnızdık. Ve saçma bir şekilde babamın bana bıraktığı kolyenin beni koruduğuna inanıyordum. Çünkü öyle ummaktan başka şansım yoktu. Babamı daha önce ne görmüş ne de hakkında en ufak bir bilgi edinebilmiştim.
Agatha'nın ne bir annesi, ne de bir babası vardı. Soranlara ise " Sokaklar," derdi. Belli bir yaşa gelene kadar koruyucu aileler tarafından büyütülmüştü. Onu evlat edinen ilk çift Agatha'yı gerçekten sevmişti ama onlara göre Agatha'nın " Normal olmayan " davranışları yüzünden onu yetimhaneye geri bırakmışlardı. Agatha bu yaşandığında sadece üç yaşındaydı. Ondan sonraki çift ise Agatha'nın durmaksızın evden kaçmasından bıktılar ve ona bir zarar gelirse sorumluluğu üstlerinde olduğu için suçlu olacaklardı. Bu yüzden korkup onu tekrar yetimhaneye bırakmışlardı.
Son evlat edinen adamsa Agatha'nın sokakta yaşamasının asıl sebebiydi.
Agatha'yı evlat edinir edinmez meyhanelerde garson ve yeri geldiğinde bir eğlence aleti olarak kullanmıştı.
Agatha'nın kazandığı paraları gerek kumar gerekse içkilerle harcamıştı. Üstelik onu sokaklarda yaşatmıştı. Agatha tüm bunlar yaşanmaya başladığında daha sadece altı yaşındaydı. Agatha'nın bir evi olmayıp ondan ve sokak kavgalarından kazandığı çok fazla yara izi vardı. Tüm bunlar onun sert bir kabuk bağlamasına neden olmuştu.
Kendini nasıl savunacağını veya insanlara nasıl saldırabiliciğini çok iyi bir şekilde öğrenmişti ya da alışmıştı, nasıl düşünmek isterseniz.
" Hoş geldiniz benim biricik ballarım!" Kapıyı annem neşeyle açmıştı fakat Agatha'nın ağzındaki kanı fark edince ciddileşti.
" Agatha'nın dudağına ne oldu? Ayakkabılarımızı çıkarırken kafalarımızı kaldırdığımızda ciddi ve biraz korkunç duran kırmızı gözlerle karşılaştık. Yanlış duymadınız. Kırmızı gözler.
Annem albino olduğu için kırmızı gözlüydü. Fakat beyaz saçlarını her zaman kırmızıya boyadığı için insanlar ona " Cadı," derdi.
Agatha bir anda cevap verdi " Gelirken yere düştüm o yüzden. Dudağım patladı ve kanıyor," kolunun yeniyle ağzındaki kanı sildi.
Annem verilen cevapla yumuşadı ve kenara çekildi " Tamam. Hadi çabuk olun yoksa yemeğiniz soğuyacak. Yemeğinizin soğumasını istemezsiniz değil mi?"
" Evet anne çok açız. Biz hemen üstümüzü değiştirip geliriz ,"
Annem ellerimizdeki poşetleri aldı ve giysi odasına götürdü. Balo için nasıl elbiseler seçtiklerini merak ediyordu. Annem poşetleri karıştırırken biz odama gelmiş ve üstlerimizi değişmeye başlamıştık bile.
" Of çok acıktım. Mis gibi de kokuyor,"
" Evet ama yemek yiyebilmen için pansumana ihtiyacın var,"
Odadan çıktım ve rahat pjamam ve terliklerim ile yürümeye başladım. İlk yardım çantasını banyodan aldım ve odaya girdim. Agatha da üstüne rahat koyu mavi bir şort ve beyaz, üstünde ay olan bir giysi geçirmişti. Garip bir şekilde diz altı çorap giyiyordu. Saçları ise her zamanki gibi açık ve dağınıktı. İkimiz de yatağa oturduk. Merhemin kapağını açıp pamuğa bandırdım.
" Yakacak, hem de baya yakacak, " dedim. Agatha ise hiç oralı olmadı.
Pamuğu dudağına bastırdım . Aşağıdan gelen şıngırtı sesleri sofranın neredeyse hazır olduğunun bir habercisiydi.
Ev dışarıya göre biraz daha soğuk olduğu için bu sıcak gecede biraz daha rahatlamıştık. Son olarak Agatha'nın dudağına bir yara bandı yapıştırdım ve çantayı toplayıp banyoya gittim. Agatha da yemek için mutfağa ilerliyordu. Her zamanki oturduğu sandalyeye oturdu ve annemin aynı zamanda ( Bir bakıma) ona da annelik yapan kadının tabaklara yemek koymasını izledi. Bir kaç saniye sonra ben de hep oturduğum sandelyemde belirmiştim.
" Bakıyorum yorulmuşsunuz,"
" Yorulmak ne kelime? Ölü gibiyim şuan,"
" Oh ne güzel. Şimdi bu yemek sizin yorgunluğunuzu alır. Biraz erken yatarsınız sabaha hiçbir şeyiniz kalmaz,"
" Aslında planımız o," dedim. Agatha ise bir kaç saniyeliğine çorbasından başını kaldırıp " Onyx' e katılıyorum,"
Annem " Yarın kızlarla buluşacaktınız değil mi?"
" Evet anne,"
" İsterseniz ben de sizinle gelip size yardımcı olabilirim," Bunu söylemesiyle Agatha'nın yüzünde bir renk değişimi oldu. Sonra kendini toparladı ve onayladı. İkimizde yemeklerimizi yedik. Yemek bittiğinde masayı topladık ve su içtik. Hemen ardından odama geçtik.
Odam soğuktu. Çok güzeldi. Hele yumuşacık olan çift kişilik yatağım daha da uykumuzun gelmesine neden olmuştu.
Yatağa yattığımız anda ağrıdan isyan eden bedenlerimiz rahatladı. Çoktan uykumuz gelmeye başlamıştı. Gökyüzündeki yıldızlara bakıp hayal kurarken aniden
" Agatha bak! Yıldız kaydı! Hadi dilek tutalım!"
" Sanırım tuttum"
" Ben de tuttum. Dileklerimizin gerçekleşmesi dileğiyle,"
İkimizde zar zor konuşuyorduk çünkü uykunun eline düşmek üzereydik.
" İyi geceler Onyx,"
" İyi geceler Agatha,"
Bir ormanda koşuyordum. Sisli sessiz bir ormandı. Ormanda durmak bilmeyen sesler vardı. Korkunç sesler. Arkamda biri varmış gibi hissediyor ama asla arkamda biri olmuyordu.
Kan ter içerisinde uyandım. Bu bir kabustu. Sadece bir kabus. Tam Agatha'nın yattığı yere dönmüştüm ki boş yatağı gördüm. Agatha yoktu. Belki de su içmek için aşağı indi dedim kendi kendime. Yatağımdan kalktım ve koridora çıktım. Hiç ses yoktu. Buradan da kaçmış olamazdı değil mi? Aşağı indim. Tam mutfağa bakacaktım ki pencere pervazındaki koltukta oturan bir süliet gördüm. Minik abajuru açtım " Agatha?"
Agatha üstünde ceketiyle pencereye başını yaslamış oturuyordu. En kötüsü ise...
Yerinden kalkıp," Göründüğü kadar kötü değil. Hem o kadar da acımıyor,"
Bacağında feci bir yara vardı.
Yanına gidip " Ne zaman oldu bu? Bıçak yarasına benzemiyor,"
Tekrar mindere oturdu ve bacaklarını kendine çekip " Herif beni dövmekten yoruldu galiba. Kendine yeni bir oyuncak almış,"dedi. Agatha'nın bu özelliği. Önemli şeyleri önemsiz gibi anlatması ya da öyle görmesi. Yanına oturdum.
" Çantayı alıp geliyorum," dedim ama ben tam gidecekken beni kolumdan tutup en ufak duygu belirtisi göremediğim kara denizlerle baktı bana. " Gerek yok," dedi net bir sesle. İstemeye istemeye yanına oturdum. Pencereden dışarıyı izledi. Sonra göz ucuyla bana baktı. Yüzünü bana çevirip " Yine kabus mu?" Başımı salladım. Sonra " Neden uyanıksın?"
" Uykum yok,"
Başımı bana yalan söylemeyezsin der gibi yana yatırdım. Sonra kalkıp " Hadi ben ne yapacağımı biliyorum," dedim. Başta garipse de elimi tuttu ve peşimden geldi.
Odama geri geldiğimizde kucağımı gösterdim. Yanıma oturup başını omzuma koydu. Ben de çenemi onun başının üstüne koydum. Gülümseyip " Şimdi nasıl?" Diye sordum. Güldü ve
" Daha iyi," dedi.
Birbirimize sarılarak tekrar Hipnozun diyarına daldık.