Gözlerimi araladım. Hava açılmıştı. Hala ormanın içindeydik. Sırtım bir ağaca yaslanık durumdaydı. Yerimde doğrulduğum sırada Agatha'yı fark ettim. O da bir ağaca sırtını yaslamış durumdaydı. Baygın bakışlarla eline aldığı çakıl taşlarını sis yatağına fırlatıyordu. Taşlarsa sanki bir duvara çarpmış gibi geri sekiyordu. İkimiz dışında herkes baygındı. Olayları hatırlamaya çalıştım. Hatırladıklarım ise bir kurgudan farksızdı. Belkide sadece hayal görmüştüm. Elimle saçımı çektim ve elimi ısırdım. Hissediyordum.
Üstüm başım toz toprakla kaplanmış, yırtılmıştı, hatta bazı yerleri az buz kana bulanmıştı.
Agatha'ya döndüm o ise bir anda yerinden kalktı. Yüzü vahşi bir ifadeyle kasıldı ve elinde bıçağıyla sise koştu. Aklını kaçırmış olabileceğinden şüpheleniyordum.
" Arkadaşınız iyi mi?"
Ben, Agatha ve yeni ayılmış olan diğerleri sesin sahibine baktık.
Bu bir kahyaydı. Beyaz eldivenleriyle şapkasını kaybetmiş bir sihirbaza da benziyordu. Gölgeler adeta çevresinde dönüyordu ve bir malikanenin önünde duruyordu.
Agatha " Sen de kimsin?!" Diye hırlayarak aklımdaki bütün sorunları dile getirdi.
Kahya " İsimlere takılma ölümlü. İsimler bu koca alemde nedir ki? Önemli olan kim olduğundur," adam resmen bize edebiyat dersi veriyordu. Yine de " Ben bu köşkün kahyasıyım. Görevim yaşayanları diyara hazırlamak. Beni takip edin," dedi ve köşke yürüdü.
Fildişinden ve elmastan yapılmış gibi parıldayan köşkün çift kanatlı kapıları açıldı. İçerisinin binlerce odadan oluştuğunu düşünürken karşıma duvarları boydan boya kitaplıklarla ve tablolarla kaplı, ortasından bir nehrin geçtiği tek bir oda çıktı. Aynı zamanda oda müzede tarihi eserlerin sergilendiği gibi mermer standlar üzerinde nesnelerle kaplıydı. Kahya nehri gösterdi ve " Bir yaşayan olduğunuzu anlayabilmem için önce Ellisson nehrine girmeniz gerekir," dedi. O sırada Beatrix bir standın üstündeki kılıcı gösterip.
" Levhada kemik çeliği olduğu yazıyor. Kemik çeliği ne?" Diye sordu.
Kahya " Çelik dövülürken karbon kullanılır. Çoğu demirci kömür kullanırken bazı demirciler atalarının kemiğini de kullanabilir. Atalarımızı anmak için bir gelenek," dedi.
Tam ona ataların cesedinden kılıç yapmanın onları pek onurlandırmayacağını söyleyecektim ki vazgeçtim.
Kahya bir anda bütün sükunetli tavrını değiştirip temizlik hastası bir kadın gibi " Ve hiç bir esere dokunmayın," dedi işaret parmağıyla gözlerimi oymak istiyormuş gibi. " Buradaki her şey çok kıymetli," dedi allegro bir parçada koca koroyu yönetiyormuş gibi parmaklarıyla daireler çizdi. Sonra sanki bunlar hiç yaşanmamış gibi tekrar sakince nehri gösterdi
Daha fazla onu delirtmemek için ufak adımlarla nehre yürüdük. Hayatımda gördüğüm en temiz suydu . Turkuaz sular sakince akıyordu. Dipleri kristal , pürüzsüz taşlar ve deniz kabuklarıyla kaplıydı. Odanın kalın perdelerinden sızan ışık kristallerden ve nehirden yansıyor, hem nehri hem de odayı destansı bir ışığa boğuyordu. İlk giren Agatha oldu. Hepimizde onun peşinden suya girdik. Su anında elbiselerimdeki bütün kiri götürdü. Vücudumdakileri de. Kahya ise ilginç bir şekilde bizi izliyordu.
Beatrix bir anda çığlık attı. Ona döndüğümde bir anda bayılacak gibi oldum. Beatrix'in sırtından bir çift melek kanadı uzamıştı. Bu kanatlar tıpkı bir pegasus'unki gibi büyüktü.
Kahya " Harika, bir Kanatlımız var,"
Beatrix çığlık attı " O da neyin nesi be adam?!"
Kahya " Yer yüzü meleklerindensin. Yani rüzgar-"
" Tamam, daha fazla konuşma. Aklımı kaçıracak gibi hissediyorum," Diyerek sözünü kesti.
Gözlerim Almira'yı aradı ama en ufak izine rastlamadım.
" Almira nerede?"
Herkes etrafına bakmaya başladı. Aniden ufak bir ses duymaya başladım. Birisi çok yaratıcı bir şekilde saydırıyordu. Söyledikleri bir argo değildi ama yine de saydırmaktı. Sesin geldiği yöne bakmaya çalıştım. Nehrin kenarındaki ufak bir çalıya tutunmuş serçe parmağım boyundaki Almira'ya baktım. Sırtında kelebek kanadına benzer kanatlar vardı.
Elimi uzatıp onu olduğu durumdan kurtardım. Kahya bizi görmüş olmalı ki " Bir peri kızı," dedi. Cebinden bir toz çıkardı ve Almira'nın üstüne serpti. Hemen ardından eski boyundaki Almira ile yere düştüm. Agatha " Victoria senin kulakların hep böyle uzun muydu?" Diye sordu. Ben de dişlerimin fazla uzun olduğunu hissediyordum. Derken Emily " Çok kaba-" bir anda ağzını kapattı.
" Bunu söylemek istememiştim," dedi. Mükemmel bir saray aksanıyla konuşuyordu. Üstelik kaba sözler de söyleyemiyordu.
Kahya " Bir elf, asil ve vampir," Diyerek her şeyi açıklığa kavuşturdu.
Sonra bana dönüp " Muhtemelen henüz tam vampir değilsin. Ama yaşlılık nasıl olunduğunu unuttum," dedi.
Hepimiz Agatha'ya döndük. Ne bizim gibi kanatları çıkmış ne de bir yerleri uzamıştı.
" Uzun süredir Ellisson'dan çıkıpta ırkı belli olmayan birini görmemiştim,"
" Şimdi ne olacak?" Diye sordum. Sesimde ufak bir endişe tınısı vardı.
Kahya " Styx nehrine girecek," dedi.
Victoria inanamaz bir ses tonuyla " Şu efsanelerdeki Styx nehri mi? Ama bu imkansız," dedi.
Kahya bir anda celallendi " Sence şu zamana kadar yaşadıklarından tam olarak hangisi normaldi elf," dedi. Bilerek " Elf" kelimesini üstüne basa basa söylemişti.
İçimde bir endişe vardı. Styx nehrini bazı mitolojik hikayelerden okumuştum. Aşil'in Styx'e girdiğini okumuştum. Styx'ten sağ çıkmak çok zordu. Aynı zamanda bu Kahya hakkında bazı şeyler hissediyorum. Kötü hisler. Güvenilmezdi.
Bir anda yer sarsılmaya başladı. Hepimiz Ellisson nehrinden çıkıp etrafımıza baktık. Yer sarsılıyor ve zeminde çatlaklara neden oluyordu. Dünya sanki ortadan ikiye ayrılmış gibi bir yarık oluştu. Hepimiz birbirimize tutunmuştuk. Yarıktan bir el fırladı. İskelet. Üstlerinde zırhları elinde silahları ile bir sürü iskelet asker. Hepsi teker teker yarıktan yukarı tırmanıyordu. Bazıları kollarımızı sıkıca tutuyor, bizi yarığa çekmeye çalışıyordu. Olanlar tam bir deli saçması ama aynı zamanda oldukça gerçekti. Düşünün iskelet askerler tarafından zorla bir yarıktan geçip bir nehrin kenarına iniyorsunuz.
Styx
Kahya " Kızı atın," dedi. Agatha'yı tutan askerlere. Sonra Agatha'ya " Yerinde olsam diyarda bıraktıklarımı düşünürüm ölümlü," dedi. Agatha direniyordu ama askerler ağır basıyordu. Hepimiz var gücümüzle askerlerden kurtulmaya çalışıyorduk. Agatha nehre çok yakındı. Gözlerimizin önünde nehre atıldı. Korkuyla karışık öfkeyle " Ona ne yaptın!" Diye bağırdım. Omuz silkip " İnan bana ölümlü burada ırksız olmak Styx'te ölmekten bile kötüdür," dedi.
Emily " Yine ırkı belli olmazsa ne olacak? Diye sordu.
Kahya ürkütücü bir ifade takındı " O zaman tartarus'a atılacak. Bizzat titanlar tarafından yakılarak öldürülecek. Irkı yoksa o bir yaşayan değil ve yaşayan olmayanlar diyarımızı gördüğü için çok büyük bir tehdit. En son henüz bu kural yokken bedelini ağır ödedik," dedi.
Beatrix " Neden bize ölümlü diyorsun? Sen ölümlü değil misin?" Dedi.
Kahya dalga geçer bir suratla " Ölmek ölümsüzlük değil midir? Ben Lord tarafından bir hizmetkar yapılmış ve yeryüzüne çıkmama izin verilmiştir," dedi.