İçeriğe geç

KORATEŞ

Bölüm 23 · 10 dk okuma

KORATEŞ

Bölüm 23

🔥 23

Atalay. Onunla hikayemiz ne uzundu ne de çok eski. Edirne’ye geliş sebebim Gurur’a olan takıntımdan ve annemin baskılarından uzaklaşıp kendime yeni bir yol çizmekti. Özellikle beni hasta eden Gurur sevgisinden kurtulmak, kendimi yeniden sevmeye inandırmak istiyordum. İkinci bir şansım olduğunu bilmek istiyordum. Atalay ile farklı fakültelerdeydik, okulun tanışma partisinde uzun uzadıya sohbet etmiştik. Sabaha karşı dönerken beni eve bırakmıştı. Telefon numaralarımızı almamış, sadece isimlerimizi biliyorduk. Bir ay boyunca beni aradığını, bulmaya çalıştığını kendisi söylemişti. Sonunda okul kütüphanesinde ders çalışırken sandalyesini yanıma çekip selam vermişti. Sınav haftasında birlikte kütüphanede ders çalışmış, sabahları beni evime bırakmıştı. Sınavların sonunda rahatlama hediyesi olarak bana kendi elleriyle çikolatalı pasta yapmış, bir buket çiçekle kapımda belirmişti. Onunla olmak güzeldi. Onunlayken endişelendiğim hiçbir şey yoktu. Başka bir kadını sevmesinden korkmuyordum, bana verdiği güven sayesinde gözlerim sadece onu görüyor ve onun da beni gördüğünü biliyordum. Onun elini tutmak istediğimde tutuyor, gözlerine bakmak istediğimde bakabiliyor ve sevmek istediğimde bunu dillendirebiliyordum. Ölümcül öfkesi, alaycı sözleri ve insanı küçük düşüren lakapları yoktu. Sıcak kucaklamaları, tatlı öpücükleri vardı. Tıpkı benim gibiydi, yeni şeyler denemeye meraklı ve hayatı yaşamaya hevesliydi. Yarın umurunda değildi. O, bugünün adamıydı. El ele cadde üzerinde adımlarken gözlerini barın girişine dikmişti “Gel girelim içeri,” diyerek beni çekiştirdiğinde ayaklarımı direterek onu durdurmaya çalıştım. “Ben hiç alkol almadım, Atalay. Ya çok sarhoş olursam?” dediğimde başını geriye atarak güldü. “Sarhoş olursun, bunda büyütecek bir şey yok,” dedi omuzlarını kaldırırken. “Dışarıda sarhoş olmak istemiyorum,” dediğimde dudaklarını bükerek aramızdaki mesafeyi kapatarak bana sokuldu. “Ben seni korurum,” Başımı iki yana salladım “Dışarıda içmek istemiyorum,” diye bastırdım. İç geçirdikten sonra “Evde içer misin peki?” diye sorduğunda gözlerimi kısarak düştüm. Evde olacaktım. Kendi evimde kapıları kilitledikten sonra ne kadar sarhoş olduğumun, nerede sızdığımın önemi olmayacaktı. Önemli olan tek şey nereye kustuğum olurdu. İç geçirirken “Daha mantıklı en azından,” dedim. “Gerçekten alkol almak istiyor musun?” diye sorduğunda sihirli sorusu bir anda aklımı çelen şeytan gibi dikkatimi cezbetmişti. “Güzel bir şeyler olacaksa denemek istiyorum,” dediğimde parmaklarını enseme sararak dudaklarını dudaklarıma bastırarak beni öptü. “Sana en az senin kadar tatlı içkiler yapacağım,” diyerek beni elimden çekiştirirken kıkırdayarak ona yetiştim. “Aklında ne var?” “Bir yığın kokteyl, hepsini seninle denemek istiyorum ancak acele edelim, market kapanmadan yetişmemiz gerek,” diyerek birlikte koşmaya başladık ancak kapanış evresinde markete yetişememiştik. Nefes nefese ne yapacağını düşünerek ona bakarken ani bir karar değişikliğiyle tekele doğru yürümüştük. Bu Atalay’ın kokteyl seçeneklerini biraz daraltmıştı. Tekelde, kasada duran adamla birlikte alkol seçmeye çalışırken derin bir sohbete tutulmuştuk. Atalay konuşkan ve kesinlikle ağzı iyi laf yapan adamlardandı, beni etkilemesinin bir diğer sebebi de hiç kuşkusuz buydu. Çalan telefonumu hırkamın cebinden çıkardığımda ekranda Gurur’un adı belirmişti. Başlarda onunla konuşmak için Atalay’ın yanından uzaklaşsam da zamanla bu aramızda tatsızlıklara sebep olduğu için Gurur’la daha az konuşuyor ve o aradığında telefonu Atalay’ın yanından kaybolmadan açıyordum. Telefonu kulağıma götürdüm “Patates, uyuyor muydun?” “Hayır, dışarıdaydım,” dediğimde derin bir nefes verdi. “O it herifle birlikte mi?” Boğazımı temizledim. “Neler yapıyorsun? Ne zaman dönüyorsun? Edirne’ye gittiğinden bu yana düzgün görüşemedik, seni özledik burada,” derken arkadan Afra’nın sesini duyabiliyordum. “Ben geldim, Lema sen nerelerdesin?” diye bağırmıştı. “Bu pazartesi sınav haftam başlıyor, iki hafta sonra evdeyim,” Atalay kaşlarını kaldırarak adamın elindeki içki şişesine baktı “Çok güzeldir abi biliyorum da benim sevgilim süt, krema falan ürünleri tüketemiyor,” dediğinde adam gözlerini bana çevirmişti. Dudaklarımı büktüğümde adam şişeyi yeniden rafına koydu. “Neredesiniz?” “Eve geçiyoruz,” Atalay “Cin ve Tekila ver sen bize,” dediğinde adam güldü. “Başkasını seçsen yazık olurdu,” “Anladım… O itle mi?” diye sorduğunda çikolatalara bakıyor gibi yaparak onlara arkamı dönmüştüm. Atalay’ın duyamayacağı bir seste “Sevgilim hakkında düzgün konuş,” diye çıkıştım. “Köpek,” diye düzeltti kendini. “Gurur, kapatıyorum.” diyerek cevap vermesine fırsat tanımadan telefonu tamamen kapatarak cebime attım. Atalay bulabildiği kadar malzemeyi bir araya toplayıp eve dönene kadar neredeyse bir saate yakın zaman kaybetmiştik. Eve geldiğimizde o mutfağa geçerken ben üzerime pijamalarımı geçirmek için odama çekilmiştim. Telefonum hala kapalıyken şarja takıp doğrudan mutfağa gittiğimde küçük meyve tabağı hazırlamıştı Atalay. Bana kollarını açtığında kollarımı beline dolarak ona sarıldığımda beni kucaklayarak dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Her zamanki öpüşmelerimizden farklı olarak dudakları dudaklarımı kıpırdamaya zorladığında dilini dudaklarımın üzerinde hissettim. Bu yabancı hisle dudaklarım hevesle aralanırken ona ayak uydurdum. Kollarını belime dolayıp beni mutfak tezgahına oturttuktan sonra “Çok seçeneğimiz yok ama sana favorilerimi hazırladım, eğer sevmezsen başka şeyler yaparım,” dediğinde başımı sallayarak onayladım. İkimizin ilk içkilerini yanıma bırakırken “Tekila shot,” dedikten sonra ıslattığı elinin üzerine tuzu döktü. “Yala, dik, ısır,” diyerek elindeki tuzu yalayıp küçük bardaktaki içkiyi kafaya diktikten sonra yeşil limon dilimini kabuğuyla ağzına atmıştı. Aynısını tekrarladım, elimin üzerini dilimle ıslatıp bardağı kafama diktikten sonra tekilayı kafama diktiğimde boğazımda aşağı yakarak indi. Dilimde bıraktığı tat limonla birleşip çarpışırken ilk tadım kadar kötü değildi. Yüzümü kontrol edebilecek hale geldiğimde “Limon işi kurtarıyor,” dediğimde güldü. “O zaman bunu çok seveceksin,” diyerek ikinci bardağı önüme koydu. “Normal bir içecek gibi yudumla,” dediğinde uzanıp bir yudum aldım. İçtiğim en soğuk ve aynı anda en sıcak şeydi. Limon aromasıyla birlikte alkolün yumuşak tadı soğuk olmasına rağmen içimi yakarken Atalay’a gülümsedim. “Bunu seveceğimi nasıl bildin?” “Limonlu şeyleri seviyorsun. Senin için bir şeyin güzel olması demek, içinde limon olması demek,” dediğinde güldüm. “Tekila’yı beğenmedim,” “İçinde değildi,” diyerek bana göz kırptığında başımı geriye atarak yüksek sesli bir kahkaha attım. Birlikte atıştırmalık tabakları ve kokteyllerle birlikte oturma odasına geçtik. Okuldan, öğretmenlerden ve derslerden, o sıralar ortak arkadaşlarımızla yaşadığımız problemlerden bahsederken bahsederken başını hafifçe eğerek bana döndü. Altıncı kokteyl bardağımız olduğu için onu biraz bulanık görüyordum. Gece neredeyse saat üçü geçiyordu, bu kadar geçe kalmaya alışık değildim. “Neden buraya geldin?” “Kaçtım,” “Kimden?” Sorusunu cevapsız bırakarak göğsüne sokulurken parmakları çenemi kavrayarak başımı kaldırdığında dudakları dudaklarımın üzerindeydi. Çenemi kaldırarak dudaklarımı dudaklarına değdirdiğimde dudaklarındaki tuz, limon ve alkolün tadını belirgin bir şekilde alabiliyordum. Karnımın üzerinden doladığı kolları beni kendine çekerek çenemi kavrayışını sıkışalaştırmış, sıcak dudakları dudaklarımdan daha fazlasını talep ediyordu. İkimiz de alkolün etkisiyle ısınmıştık. Aramızda mevcut, cereyan eden bir elektrik vardı ancak bu her seferinde benim korkup kendimi geri çekmemle havada asılı kalıyordu. Atalay her seferinde yükselen enerjisine rağmen bana sarılıp uyumayı kabul ediyordu. Parmakları karnımın altında dolaşırken pijamamın üzerinden bacaklarımın arasına tutunduğunda kollarının arasında kıvrılarak ağzına doğru inledim. Kararsız, askıda kalmış gibi bekleyen parmaklarına kendimi ittiğimde aramızdaki mesafeleri bir adım daha katetmiştik. Pijamamın üzerindeki elleri biraz daha ileri giderek karnıma, çıplak tenime dokunarak iç çamaşırımın içine girdiğinde dişlerinin arasından nefes alarak daha hırçın dokunuşlarla dudaklarımı ezmeye başlamıştı. Çenemi kavrayan parmakları beni dudaklarından ayırıp boynumu açığa çıkararak onun dilinin, dişlerinin ve dudaklarının dokunması için açtığı yolda ilerlerken bacaklarımın arasındaki parmakları bulduğu o noktada, benim daha önce hissettiğim tüm kıvılcımların başladığı yerde ağır ağır kıvrılmaya başlamıştı. Parmakları ritmini artırdığında başım omzuna doğru düştü. Gözlerimi sımsıkı kapattığımda gördüğüm şey farklıydı. Atalay’ın kollarında değildim. Gözlerimi kapattığım anda Gurur’un kollarındaydım. O beni sarıyor, onun parmakları bacaklarımın arasında dolaşıyordu ve gözlerimi açıp bunu bozmaya cesaretim yoktu. Onu hayal etmek vücudumdaki elektriği katlayıp şimşeklere dönüştürürken parmaklarının arasında dökülen yağmur damlaları gibi sarsılarak titriyordum. “Lema, seninle olmak istiyorum,” diye fısıldadı kulağıma. Sırtım parmaklarının ritmiyle kuvvetle bükülürken “Durma,” diye inledim yüksek sesle. “Sonuna kadar gitmek istiyorum,” Nefes nefese “Ben de,” diye soludum. “İkimiz de sarhoşuz,” dediğide gözlerimi açarak kollarının arasında, bacaklarımı açıp kucağına oturduğumda arzuyla kararmış gözleri gözlerimde, baskısı bacaklarımın arasındaydı. Bacaklarımın arasıda baskısını derinden hissedebilecek kadar kıvranırken “İkimiz de sarhoşuz, daha iyisi var mı?” diyerek kollarımı boynuna dolayarak dudaklarımı dudaklarına bastırdığımda kollarını bana sıkıca doladı. “Başka türlü bu kadar cesaretli olmayacağım, Atalay. Bu işi bu gece bitirelim.” Öpüşüyle yeniden gözlerimi kapattığımda kollar yeniden Gurur’un kollarına dönüşmüştü. Birlikte salondaki tek koltuğumdan kalkarken bacaklarımı beline dolayarak ona tutundum. Ellerini tişörtümün altına geçirip başımdan sıyırmış ve salonun kapısının önüne bırakmıştı, kısa koridorda ona eşlik eden ikinci şey sütyenimdi. Küçük yatak odasına ulaştığımızda beni yavaşça yatağa bırakarak bacaklarımın arasında doğrulduğunda ikimiz de nefes nefeseydik. Üzerindeki kazağı başından sıyırarak odanın içine savurduktan sonra parmaklarını pijamamla iç çamaşırıma aynı anda takarak çıkardığında tamamen onun karşısında çırılçıplak kalmıştım. Daha önce soyunduğum, bacaklarımın arasına dokunduğu olmuştu. Göğüslerimi daha öncesinde görmüş, bacaklarımın arasında ıslak aletiyle hareket etmişti ancak ilk defa bu kez bütünüyle onun karşısında çıplaktım. Kollarını dizlerimin arkasından dolayıp beni kendine çekerek yataktan aşağı inip dizlerinin üzerine çöktüğünde gözleri gözlerimin üzerindeydi. Bana sersem bir gülümseme atıp dudaklarını bacaklarımın iç kısmına bastırırken parmakları bacaklarımın arasındaydı. Derinlerimde hissettiğim sıcak dokunuşla birlikte vücudum gerildi. Gözlerim kapanırken Atalay yoktu. Beni çırılçıplak bırakacak, bacaklarımın arasında parmaklarıyla beni keşfeden, bacaklarımın içindeki hassas deriye dudaklarıyla bana işkence eden, parmakları göğüslerimi sıkıştıran kişi Gurur’du. Bacaklarımı sarsan tatlı bir hisle titreyerek kollarının arasında boşalırken gülümseyerek ayağa kalktı. Pantolonunu bacaklarından sıyırırken ısınan tek yer yanaklarım değildi. Tepeden tırnağa vücudumun her zerresi ısınmıştı. Kolunu belime dolayarak beni yatakta düzelttiğinde bacaklarımı ona açmıştım. Sıcak aleti bacaklarımın arasına dokunduğunda gözlerim titreşerek kapandı. Gurur bacaklarımın arasında aşağı yukarı kayarken dişlerimi dudaklarıma sımsıkı geçirmiş, bükülen belimi kontrol altına almaya çalışarak altında titriyordum. Kapattığım gözlerimin arkasında, karanlığın içinde gördüğüm Gurur tüm vücudumu yakıyordu. “Lema,” diye soluduğunda kollarımı boynuna dolayarak onu kendime doğru çekip bacaklarımı beline doladım. “Devam et,” diye inledim. Parmakları kalçalarıma gömülürken “Ben… Ben ilk defa biriyle birlikte olacağım, canını yakarsam yahut bir şeyi yanlış yaparsan bana haber ver,” dediğinde başımı sallayarak onu onaylayıp kalçalarımı kaldırdığımda yanağımı öperek bacaklarımın arasında doğruldu. Bana tepeden bakarak kendini içime iterken Gurur’un beni doldurduğunu görüyordum. Bedenimin her bir yanı onunla kaplanmıştı. Sarhoşluğun tesiri altında onu unutmaya çalıştıkça, kaçtıkça gözlerimin önündeki sevgilimi yerine çocukluk aşkımı hayal ediyordum. En derine kadar işleyip kendini geri çekerken “İyi misin?” diye sorduğunda başımı salladım ancak ikinci kez kendini bana bastırdığında dişlerimin arasından küçük bir çığlık kaçmıştı. “Lema?” Bacaklarımla onu sabit tutarken “Lütfen hareket etme,” diye soludum. “Canın mı yanıyor?” “Hayır,” “Ne oluyor?” İçimde, tahrik olduğu için ritmik kıpırtısıyla belim bükülürken “Çok tuhaf hissediyorum,” dedim ve yavaşça kalçalarımı kıpırdattığımda yankısı en derinlerimdeydi. Atalay kurnaz bir gülümsemeyle ellerini omuzlarımın iki yanından yatağa bastırırken “Hoşuna mı gidiyor?” derke kendini geri çekip yeniden derinlerime bastırmıştı. Kalçalarının çizdiği daireyle belim bükülürken “Bilmiyorum,” diye inledim. Kendini yeniden içime çarptıktan sonra “Ben çok iyi hissediyorum, Lema. Öyle iyi hissediyorum ki aklımı kaybedeceğim,” derken karnımın altındaki kavurucu yangının ortasında kapının sesiyle ikimiz de yatakta bu kesmiştik. Kilitlediğim kapının kilitleri teker teker açılırken hissettiğimiz ateşte geriye bir şey kalmamıştı. Gurur gitmişti. Haz gitmişti. Atalay pantolona doğru hareket ederken “Hırsız mı?” diye soludu. Hırsız değildi, hırsız kapıyı anahtarla açmazdı ve benim anahtarımda herkeste yoktu. Sadece Gurur’da vardı. Üçüncü kilit çevrilirken Atalay pantolonunu üzerine geçirmiş, ben kalçalarımı kapatan hırkayı askıdan alıp üzerime geçirmiştim. Atalay yatak odamın kapısında dışarıya adımını atamadan boynuna yapışan elle birlikte yeniden yatak odasına doğru sürüklenirken önce Gurur’un öfkeli yüzünü ardından da annemi gördüm. Annem Gurur’u itip bana doğru koşarken gözleri ıslak, dudaklarının üzeri kızarmıştı. Bana doğru yürürken gözleri dağınık yatağın üzerinde dolaştı. Gözyaşları yeniden yanaklarından akarken hıçkırıkları şiddetlenmişti “Kızım!” diyerek kollarını bana sardı. “Ne yaptı bu adam sana?” Gurur burnundan solurken “Sarhoş bir kızdan faydalanmaya utanmıyor musun lan?” diye bağırarak onu tek yumrukla yere indirdiğinde ayağa kalkmaya çalışan Atalay’la göz göze geldim. Annem beni omzuna bastırarak hıçkırarak ağlarken Gurur öfkeden deliye dönmüştü. Annemin kollarının arasından sıyrılmaya çalışırken “Gurur, yapma! Ben istedim!” diye bağırdım. “Sarhoşsun, ne dediğini bilmiyorsun, Lema! Sen kendini böyle bir ite mi reva görüyorsun? Bu adam sadece senden faydalanacak,” diye bağırdı. “O benim sevgilim!” Atalay sersemlemiş halde yerden kalkmaya çalışırken “Sakın ona dokunma,” dediğinde Gurur ayağını Atalay’ın göğsüne bastırarak onu yere sabitledi. “Sana mı soracağım lan it?” “Gurur, yapma! Ben de istedim!” Atalay’ın üzerine kara bulutlar gibi saldırmaya hazır çökerken “Bu adam yalancı, senin gibi salak kızları alıp altında kullanır. Şuna bak! Korunmuyor bile! SENİN AKLIN YERİNDE DEĞİL! SARHOŞSUN! SENİ KULLANIYOR, GÖR ARTIK!” diye bağırırken konuşmaya çalışan Atalay’a yeni bir yumruk indirdiğinde gözleri kaymıştı. Onları ayırmak için çırpındığımda annemin kolları beni sıkıca kavramıştı. Kollarının arasında anneme dönerken “Anne, durdur onu!” dedim gözyaşlarım yanaklarımdan dökülürken. Vücudumda hazla ısınan tüm sıcaklık yerini utanca bırakmıştı. “Sen ona nasıl dokunursun?” diye sorarken her kelimesine demir yumruklarını Atalay’ın suratına indiriyordu. “O benim!” “Gurur!” “BENİM!”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.