İçeriğe geç

KORATEŞ

Bölüm 22 · 10 dk okuma

KORATEŞ

Bölüm 22

🔥 22

Büyük hayal kırıklıkları hiçbir zaman çok uzaktan gelmezdi. Bana doğru attığı ilk adımda botlarının aldaki parkeler sanki içimdeki çığlıkların sesi olur gibi inleyerek gıcırdarken karnımın altında hissettiğim boşluğu kapatmak için ellerimi kaburgalarımın bittiği noktaya bastırdım. Attığı ikinci adımda karanlığın içinde mavi gözlerinin parladığı, öfkesinin gözlerinden gözlerime aktığını, midemde kıvrandığını ve tüm duyularımı zehir gibi kör ettiğini hissedebiliyordum. Karanlığın içinde, mutfaktan sızan sokak lambasının sarı ışığında yüzünün yarısı aydınlanırken gölgeler yüzünün her bir hattını belirginleştiriyordu. “Neredeydin?” diye sorduğunda karnımın üzerindeki ellerimi daha da bastırdım. İçimde başgösteren kara delik her şeyi yutup yok saymak için dünden hevesliydi. Bakışlarıyla kamçılanan acı hissi tüm vücuduma yayılırken kıvrılıp bükülmek ve içimde yaşanan kasırgada kendi kendime yok olup gitme arzumu körüklüyordu. “Cevap ver, Lema. Neredeydin?” Sakindi. Hatta öylesine sakindi ki yaşanacak büyük yaz yağmuru öncesi insanı boğan nem gibi boğazıma sarılmıştı her harfi. “Söyle,” Sıkı sıkıya birbirine bastırdığım dişlerimi gevşetirken “Hastamın yanındaydım,” dediğimde yüzünde tek bir mimik kıpırdamadı. Gözlerim yüzünün aydınlık ve karanlık tarafında dolaşırken bir his aradım. Yüzünde bir çatlak belirmesini ve o çatlaktan duygularını görmek istedim ancak tıpkı bir mermer gibi düz ve kusursuzdu. Aramızdaki üç adımlık mesafeyi ağır ağır arşınlarken kaçmak istesem de o bana doğru gelirken hiçbir zaman kaçmamıştım. Ondan kaçmak benim için kabus gibi bir hisse uyanmakla aynıydı. Aramızdaki mesafeyi kapattıktan sonra ellerini kaldırdı, parmakları yüzümün etrafında dokunmakla dokunmamak arasında belirsizlik denizinde sürüklenirken artık apaçık gördüğüm mavi gözleri gözlerimde, yanaklarımın üzerinde, anımda, dudaklarımda, çenemde bir an bile kendini saklama gereği duymaksızın süzülürken aldığım her nefes bir öncekinden daha kuvvetliydi. Nihayet soğuk parmakları şakaklarıma dokunup yüzüme düşen saçları parmaklarının ucuyla geriye doğru iterken “Ürkeksin, ellerimin arasında parçalanıp uçacak kurumuş bir yaprak gibi titriyorsun,” dediğinde ona kızgın olmasına rağmen sıcak bedenine sokulup ona sarılma arzusu hissediyordum. O, bugüne kadar beni güvende tutan tek insandı ancak beni durduran şeyler açıktı: Onun bir ilişkisi vardı. Ciddi olduğu bir ilişkiydi. “Lema,” diye solurken gözlerim ismini zikreden dudaklarının kıvrımlarını takip etmişti. Korkum, tenime değen parmaklarıyla onun sayesinde artmış ve yine onun sayesinde dinmişti. “Bana doğruyu söyle, kimin yanındaydın?” diye sordu. Belki de gerçektene doğrusunu öğrenmek istiyordu. Belki de bir iz bulmuştu; çantamı görmüş, beni takip etmiş ve o daireye girdiğimi görmüş, Saygın’la çalıştığımı biliyordu. Ancak bilse bile hiçbirini dillendirmeyecektim. Sessizliğime karşılık sesli bir şekilde iç geçirirken parmaklarını saçlarımın tarayarak enseme indi, beni parlayan tüm öfkesine rağmen yavaşça kendine çektiğinde kalbim boğazımdaydı. Sıcak dudaklarını alıma bastırırken göz kapaklarım titreşerek kapandı. Belki de yıllardır ihtiyacım olan buydu, birine ihtiyaç duyuyordum ve en yakınımda bu ihtiyacımı karşılayacak tek insan, beni korumaya ve yanımda olmaya yemin etmiş Gurur’du. Belki de en başında bu yana ona karşı derin bir aşk beslemiş, belki de ona minnet duydukça aşık olmuştum. İkisininden biriydi. İkisi birbirine karışacak kadar uzun zaman olmuştu. Dudakları tenime değerek aşağı inerken alnını alnıma yasladığında ferah, toprak kokusu tüm duyularımı istila ediyordu. Başparmakları yanaklarımı okşarken “Her şeyi, herkesi değişirim Lema ama şu dünyada bir tek seni hiçbir şeye değişemem. Seni kaybedemem. Senden uzaklaşamam,” derken sesi alçaldıkça vücudu ve sıcaklığı tenimin üzerinde daha fazla baskı uyguluyordu. Dudakları tehlikeli bir yakınlıkta dudaklarımın üzerinde hayalet hislerle gezerken tekrarladı: “Sen benimsin.” Korkuyordum. Dudakları dudaklarımın üzerinde belirsiz bir şekilde gezerken kendi irademe bir kez daha yenilip ona uzanmaktan, kaybetmekten korkuyordum. Ben henüz o partide beni öpmesini atlatamamışken, heyecandan gümbürdeyen kalbim hevesle pusuda bekliyordu. Parmaklarımı bileklerine sıkıca doladığımda bana direniyordu. Onu kendimden uzaklaştırıp aramıza yeniden çizgi çizmek, onu öreceğim duvarların diğer tarafında bırakmak istiyordum. Eğer bugün Saygın’la olan ilişkimin hem Gurur’a hem de Afra’ya yansıyacağını düşünüyorsam onu sevmek de aynı şey olacaktı. Onu sevdiğimi bugün iyice kabul edersem, bu gece yastığa başımı koyduğum anda ikisinden de vazgeçmiş olacaktım. “Bir şey söyle, Lema,” derken ben parmaklarından ne kadar uzaklaşmak istesem de o daha sıkı sıkıya bana tutunuyordu. “Lütfen bırak beni,” “Lema…” “BIRAK BENİ!” Başını iki yana sallarken “Seni hiçbir zaman bırakmayacağım!” dedikten sonra cümlesinin noktasını dudaklarını dudaklarıma bastırarak koymuştu. Kendimi ondan geri çekmeye çalıştığımda yüzümü tutan elleri birer sarmaşık gibi vücudumu vücuduna bastırarak kollarının arasında ezerken ona karşılık vermek istemedim. Biliyordum, farkındaydım. Her şey ayen beyan ortadayken, son zamanlarda yaptığı tüm hataları ve esas yaşamını görmezden gelmek istemiyordum ancak kolları vücudumda kıvranıp beni kendine çekerken, sert ve sıcak dudakları dudaklarımı aralayıp tüm bilinciyle beni öperken ona karşı koyma konusunda kendi içimde savaşı kazanamıyordum. Kalbim boğazımda atıyor, tüm hücrelerim çıkan yangında yanıp her biri eğilip bükülerek ona teslim oluyordu. Sarhoş değildi. Hasta değildi. Tamamen kendindeydi. Ben hayatımı her gün ve her saniye bu anı bekleyerek geçirmiştim. Göz kapakların titreyerek kapanırken dur, demek istedim kendime ancak bu isteksiz bir arzuydu. İçimde değildi. Yankılanmıyordu. Boşluğa söylenmiş, sessiz bir iki harften öte olmamıştı. Kolları beni kollarının arasında ezerken dili dudaklarımı araladığında çenemi gevşeterek ona izin verdim. Yeniden onu öpmenin verdiği şiddetle bedenim titrerken beni sıkıca saran kolları ayaklarımı yerden kesmişti, bacaklarımı beline dolayarak ona bağladığımda sırtımı arkamdaki duvara yaslayarak kendini bana bastırdı, vücudumu alan ürpertiyle kollarının arasında titrediğimde dudakları kıvrıldı. Aceleci değil lakin gördüğüm tüm anlarında daha istekliydi, elleri sırtımda dolaşırken yavaşça parmaklarının ucuyla çıplak tenime dokunduğunda sıcak ve soğuk titreme dalgası vücudumda çalkalanıyordu. Adını istediğim kadar zikredebilir, olmaması gereken hayaller kurduğum sıcak dokunuşlarının tenimde daha fazlasını keşfetmesine, beni uyandırıp tüm bilincimi diken üzerinde tutmasına izin verebilirdim. Her şey sessizliğin elindeydi. Sessiz kalırsam durmazdı. Kalbim, mantığımla verdiğim savaşı kazanırdı. Hayır. Gurur’u göğsünden iterek kendimden uzaklaştırırken arzuyla koyulaşan gözleri dudaklarımın üzerinde dolaştı. İkimiz de nefes nefese birbirimize bakarken vücudum histeri krizinin ortasındaymış gibi titriyordu. Dudaklarım, sıcaklığını arzulayan bedenim ona doğru uzanmak ve yeniden onu kendinde ilaç niyetine kullanmak istiyordu. Hasta değildim, üşümüyordum ancak onun dokunuşları tenimi yakıyor, yıllardır beklenti içinde vücudumu saran hisler kalbimin dörtnala kontrolü ele geçiriyordu. Titriyordum. Bunun bitmesi gerektiğini bilerek, biteceğinden korkarak, daha fazlası için yanarak, korkakça titriyordum. Gurur beni yeniden öpmek için uzanırken titreyen elimi göğsüne koyarak aramızdaki mesafeyi sabit tuttum. Doğrudan gözlerine bakarken “Ben neyim senin için?” diye sordum. Belli bir şekilde kardeşi olduğum yalanına inanmamı beklemeyecek bir durumun içindeydik. Kendisinin de bu yalanı artık diline almayacağı kesindi. İkimiz de bilinçli bir şekilde birbirimize karşılık vermiş ve aslında bir nevi maskeli balo gecesinde olanları da sessizce kabul etmiştik. Göğsünün üzerinde titreyen parmaklarımı tutarken “Sen benim en kıymetlimsin, Lema,” derken başımı iki yana salladım. “Beni seviyor musun?” diye sorduğumda bana alaycılıkla gülümsüyordu. “Beni seviyor musun?” “Lema,” diye mırıldandı sadece. Sanki cevabını biliyormuş gibi beni küçümseyerek bakıyordu. Sanki söylemişti ve bir daha söylemek zor geliyor gibi gözlerime bıkkınlıkla bakarken içimdeki ateş öfkeyle harmanlanmıştı. “Buse’den vazgeçebilir misin?” diye sorduğumda gözlerimdeki kararlılığın farkındaydı. Belki de onun için bir sevgili olmaktan ziyade çocukluğundan bu yana aklının bir köşesinde yer edinen ve artık arzularının taştığı noktada bir yahut birkaç kez tadına bakacağı, köşede rezerve ettiği bir masa gibiydim. Sessizliği kalbimi paramparça eden darbeler indirirken onu iterek kollarının arasından yere ayak bastım. “Çık git evimden!” “Lema, sözleri istediğin yöne çekip manipüle etmeye çalışıyorsun,” “Ben mi manipüle ediyorum? Bana doğru düzgün cevap veremiyorsun. BENİ İKİNCİ KEZ ÖPÜYORSUN AMA BENİ SEVDİĞİNİ SÖYLEYEMİYORSUN?” “GÖSTERİYORUM YA!” “GÖSTERMEK Mİ? BU MU? YİNE AYNI ŞEYLERİ YAPIYORSUN? EDİRNE’DE YAPTIĞIN GİBİ YAPIYORSUN!” “O GÜN SENİ CEHENNEMDEN ÇIKARDIM!” “O GÜN SEN BENİ CEHENNEMDEN ÇIKARMADIN, YERİN YEDİ KAT DİBİNDE CEHENNEME SOKTUN. BEN SENDEN KAÇIP KURTULMAK İSTERKEN SEN, BENİ SEVMEYE ÇALIŞTIĞIM VE HATTA BELKİ DE BUNU BAŞARMAK ÜZERE OLDUĞUM ADAMIN YANINDAN SÜRÜKLEYİP ÇIKARDIN!” “SENİ O NAMUSUZDAN KURTARDIM! ALKOLLÜYKEN SENDEN FAYDALANMAYA ÇALIŞIYORDU!” Saçlarımı parmaklarımın arasına dolayarak çekiştirirken tiz bir çığlık attım “FAYDALANMIYORDU! HER ŞEY BENİM RIZAMLA OLUYORDU!” diye bağırdım üzerine doğru yürürken. “SEN İSTEDİĞİNİ SEVEBİLİYOR, İSTEDİĞİN HAYATI YAŞAYABİLİYORKEN NEDEN BANA BİRAZ OLSUN İZİN VERMİYORSUN? NEDEN SEN GİDERKEN BENİ KÖŞEYE SİNDİRİYORSUN?” “SENİ KORUMAYA ÇALIŞIYORUM!” “BUGÜN DE Mİ KORUMAYA ÇALIŞIYORSUN? BENİ DARMADAĞIN EDEREK Mİ YAPIYORSUN BUNU?” Gerilen omuzları gevşerken öfkeyle parlayan gözlerindeki ışık şok parıltılarıyla dalgalanıyordu. Gözleri kısılırken onu öylesine iyi tanıyordum ki cevap vermekten kaçarak konuyu saptıracağını kestirebiliyordum “Sen… Sen Saygın’ı evinde miydin?” diye sorarken bağırmıyor, üzerime yürümüyor ya da türevi hiçbir duyguyu açık etmiyordu. Gözleri benden bir cevap almak adına hevesle yüzümde dolaşırken yanaklarımı dişlerimin arasına çekerek sırtımı dikleştirdim. Dünkü Lema buna kanar, kendini anlatmaya ve aksinin olduğunu kanıtlamaya çalışırdı. Yalan söylüyor dahi olsam onun sadece ona ait olduğumu düşünmesine izin verirdim. Dünkü Lema izin verirdi. Ama bugün değil. Beni bilinçli bir şekilde öpmüştü. Hem beni kardeşi olarak gördüğünü söylemiş hem de sevgilisinden vazgeçmemişti. Onu ne kadar seviyor olsam da bir şeyleri yanına bırakmak benim huyum değildi. Bugüne kadar kaybettiğim ne kadar savaş varsa hepsinin sonunda kimse bilmese dahi ben öcümü almıştım. Canımı yakanın Gurur olması artık bir şey değiştirmezdi. Sessiz kaldım. Ne kabul ettim ne de reddettim. Kabul edersem bir yerden öfkesini çıkarırdı. Reddedersem bana inanırdı. Ama sessiz kalırsam ihtimaller kafasında dönüp dururdu. Yine de sonunda beni affederdi. “Lema,” derken bu kez beni arzuyla değil de öfkeyle duvarla arasına sıkıştırmıştı. Ellerini başımın iki yanından duvara vururken “Bir şey söyle, Lema! Reddet! OLMADIĞINI SÖYLE! diye bağırırken ona bağırmak istiyordum. Beni sevdiğini, Buse’den vazgeçeceğini duymak istiyordum ancak bunlar artık sadece onun yaraladığı egomu tamir edecekti. Sessizliği, beni sevdiğini söylemeyi reddetmesi kalbimi kırmıştı. Kalbimde ona adadığım odadaki yangını sular basmış, yanan küller saklanmak yerine akıntının içinde kaybolmuştu. Kollarımı sıkıca parmakları arasında ezerken “LEMA! BİR ŞEY SÖYLE BANA! ONUN YANINDA OLMADIĞINI SÖYLE YA DA ONUN YANINDA OLDUĞUNU SÖYLE AMA BİR ŞEY SÖYLE!” diye bağırırken aceleyle açılan kapıdan içeri giren annem ve babam sessizliğimi garantileyen iki mühür gibiydi. “Gurur!” diye bağırdı annem içeri girerken. Babam, Gurur’u omzundan tutup benden uzaklaştırırken sadece mavi gözlerine bakarak sımsıkı bastırdığım dudaklarımı bozmadan, tek bir mimik dahi kıpırdatmadan ona bakıyordum. “Bu ne bağırış?” derken annemin gözleri üzerimizde dolandı. Gözleri Gurur’un omuzlarımın üzerinden duvara indirdi sıkılı yumruklarına dehşetle bakarken “Ne yapacaktın? ÖLDÜRECEK MİYDİN KIZIMI?” diye bağırdı. İkimiz de gözümüzü dahi kırpmadan birbirimize bakıyorduk. Sanki biraz önce dudaklarımı ezen onun dudakları değilmiş gibi en acımasız sözlerimi zırh gibi kuşandım. “Bir daha seni görmek istemiyorum, bundan sonra biz arkadaş değiliz,” dediğimde annem de babam da bana dönerken Gurur’un ifadesi belirsizliğe bulandı. “Sen, bu akşam bizim arkadaş kalmamız için son umudumu yok ettin.” Annem ateş saçan gözlerini Gurur’a çevirirken “NE YAPTIN KIZIMA?” diye sordu. Gurur burnundan soluyarak anneme dönerken “KIZIN, BENİM CAN DÜŞMANIMIN EVİNE GİRİP ÇIKIYOR! BENİM EZDİĞİM ADAMIN ALTINA YATIYOR!” diye bağırdığında kolundan tutan babam Gurur’un iri cüssesine rağmen onu sarsarak göğsüne elini çarpıp onu geriye doğru itti. “Ağzından çıkan sözlere dikkat et. Sen benim kızımın namus bekçisi değilsin!” diye çıkışırken Gurur beklediği cevabı almak istercesine anneme döndüğünde annem başını iki yana sallayarak ona sırtını dönmüştü. Histerik bir kahkaha attı “Belki de tam olarak öyleyim, Bünyamin abi! Tam olarak kızının namusunun bekçisiyim. Belki de eski karın bekçi olarak kızının başına beni dikmiştir!” diye bağırırken akıl ve mantık dengesini kaybetmişti. Gerçekten öfkesine yenik düşmeye başlıyordu. Annem doğrudan bana bakarak “Doğru mu bu?” diye sordu. O hala Gurur’un bağırdığı sözlerin peşindeydi. Babam “Gamze!” diye uyarsa da annem ısrarcı gözlerle bakıyordu. “Belki… Belki vardır belki yoktur. Belki doğrudur belki yanlıştır,” dediğimde Gurur üzerime doğru attığı ilk adımda babam onu yeniden göğsünden itti. “Git namus bekçime sor, belki daha fazlasını anlatır. Beş dakika öncesinden bahsetmeye kalkar!” diye homurdandım doğrudan annemin gözlerinin içine bakarken. Babam, Saygın’a “Git bu evden, yoksa elimde bir kaza çıkar,” derken ona gülümsedim. Babam Gurur’u kapı dışarı ederken annem doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. “Hayır, ben hala senin kızınım. Öyle bir şey yok. Onu kafasında kurduklarıyla delirtmeye çalışıyorum,” diyerek anneme sırtımı dönüp merdivenlere yöneldim. Annem arkamdan “Lema!” diye bağırdı. Merdivenlerin başında ona döndüm: “NE?” Babam, annemin yanına dikilmiş gözlerini kocaman açmış olayları anlamaya çalışarak bakarken “Ne oluyor sana, Lema? Size ne oluyor?” diye sordu annem hararetle. “Hiçbir şey,” dedim tek nefeste. “Artık bana hiçbir şey olmuyor.” Artık Gurur’la ilgili kararsız, çekingen yahut bocalamış halde umutsuz değildim. Bugün, daha bana beni sevdiğini dahi söyleyemiyorken umut etmenin anlamı yoktu. Ondan hiçbir şey beklememiştim oysa, sadece dudaklarını kıpırdatıp bana beni sevdiğini söyleyecekti. Eğer beni öpüyorsa, bunun sevgisel bir karşılığı olmalıydı ancak o doğrudan sahiplenmişti. Tıpkı bir mülk gibi avucunun içine aldığı, arabası gibi sık sık yanında dolaştırdığı bir parçaymışım gibi davranmıştı bana. Annem hiçbir şey söyleyemedi. Ona sırtımı dönerek kendimi odama attığımda, kapı kapanır kapanmaz bastırdığım tüm sesler ortaya çıkmış, kalbim bir zelzele etkisiyle gürültülü bir şekilde yıkılıp parçalanmıştı. Ben kendimi bildim bileli hep Gurur’u sevmiştim. Kalbimin bir odasını istila ettiğini düşünürken Gurur tüm odalarda kendine ait izler bırakmış, şimdi onu atıp kurtulmaya çalıştıkça kalbimin her bir köşesini parçalayarak sıyrılıyordu. Benim bildiğim tek şey onu sevmekti. Onunla olmaktan, arkadaşlık kurmaktan, sırrımı paylaşmaktan başka bir şey bilmezdim. Hayatımda hep o vardı. Parmaklarımı dudaklarıma bastırırken göğsümde yakıcı bir sıcaklık içeriye doğru gömülüyordu. Kalbimin içinde derin bir çukur oluşmuş, eriyerek daha da derinlere ulaşıyordu. Bilinçli yapmıştı. Partide beni öptüğünün farkındaydı, aslında o gece bana yabancı değildi. Bana yabancı olmamasına rağmen tıpkı bir yabancı gibi yaklaşmış, beni öpmüştü. Sarhoşluğun, maskelerin arkasına sığınan tek kişi ben olduğumu sanıyorken Gurur da aynısını yapmıştı. Eğer beni sevdiğini söyleseydi ona inanırdım. Ama o bir korkak gibi ağzını açıp tek kelime etmemişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.