Belkide bazen solmak gerekti.
Hiç bir şey aptal şakalar yapıp gülmemi engelleyememişti. Her zaman gülümseyecek birşey bulurdum. Sonuçta hayat devam ediyordu. Yine öyle olmuştu. Kalbim korkuyla atıyordu ama yinede gülüyordum. Yeni külübemin kapısını açarak içeri girdim. Taşınalı bir hafta oluyordu ve ev sonunda yerli yerindeydi. Odama çıkan merdivenlerden çıkarken heyecanlıydım. Odama ulaşınca kapıyı açıp içeri girdim. Kapıyı geri kapatıp kilitleyerek perdeleri kapattım. Gece olduğu için süphe çekilmezdi. Işıkları hiç yakmadan pencerinin karşındaki duvara ilerledim. Elim duvarda gezinirken gizli tümseği arıyordum. Elime gelen belli belirsiz olan tümseği kendime doğru çekince kapı açıldı. İçeri girip kapıyı kapattım. Kırmızı panodaki bir kişinin daha üzerine kırmızı boya ile çarpı attım. Bu oda benim özel odamdı. Planlarımı burda yapardım. Birtane daha gizli bir oda vardı, orda ise silahlarım filan vardı. Hırsızlık yapacağım adamlardan Han'ı çıkarıp peşimdeki düşmanlar listesine ekledim
Bakışlarım duvarda gezinirken onda durdu. Çağatay Alp . En büyük ve en güçlü o düşman. En üsteydi resmi. Kimse düşman olmak istemezdi onunla. Umursamaz ama psikopattı. Öldürmezdi çoğunlukla insanları ancak ölmek isteyecek acı çektirdiğini söylerlerdi. Başta herkes onu ufak bir parça sanmıştı ancak sonra insanlar onun ismini bile korkuyla demeye başlamıştı. Babamla eskiden yakınlardı. Hic konusmamistim ama onunla. Ancak birbirimizi surekli görüyorduk. Aralarındaki iş bitince geri görüşmemişlerdi. Batarken berki yardım eder diye düşünmüştü babam ama o umursamamıştı bile. Babam ona biraz sinirliydi ama ben adama biraz hak veriyodum. Neden hiçbir bağı olmayan birine yardım etsin ki? Ona bakarken gülümsedim. Altındakilerin hepsi bitince sıra ona gelecekti. Sırada Melek Akgül vardı. Hafifçe kıkırdadım ona bakarken. Çenesi hizasında kesilmiş saçları vardı. Her yeri estetikti ve ona hiç yakışmamıştı bu estetikler, ki bana göre estetiksiz daha güzeldi, kendine yapay çiller yaptırmıştı. Ona bakınca kusasım geliyordu. Çocuk oyuncağıydı bu kadını yenmek. Şuan olduğu zirveye erkekleri ayartıp gelmişti. Mantıklı bir yoldu bana göre. Fakir olacağına kahpe ama zengin olmak daha iyiydi bu devirde. Ancak zenginden alıp bana vermek daha iyiydi.
Odadan çıkıp kendimi yatağıma attım. Yastığın altına sakladığım telefonu alıp gelen çağrılara baktım. Kardeşim iki kere aramıştı.Ona birazdan geri dönüş yapacaktım. Babam sadece mesaj atmıştı.
"Ne zaman döneceksin üniversiteden? Özlettin kendini" gülümsedim ve cevap yazmak için bildirime dokundum. Aktif değildi.
"İki güne gelebilirim" yazıp gönderdim. Onlar beni üniversitede sanıyorlardı. Bu işi yaptığımı bilseydi babam kesinlikle beni eve kitlerdi.
Kardeşimi geri aramaya başladım. 3. çalışta açtı.
"Alo" dedim
"Abla, napıyorsun?"
"Uzanıyorum, çok yoruldum bugün. Sen nasılsın?"
"Bende iyiyim..." Dedi ve öksürmeye başladı. Kalbimden kan aksada güldüm.
"Ben hayatımda bu kadar iyi olan bir insan görmedim." Oda güldü
"Eh, hasta bir kız nasıl olabilirse öyleyim" kalbim çok acıyordu.
"Beni neden aradın benim minik hasta ama iyi olan kardeşim."
"Şey... sadece özledim." Gülüşüm derinleşti.
"Sen çok tatlısın minik. Sana bir sır vereceğim bunun adına." Kesinlikle heyecanlandi
"Ne sırrı abla?"
"Ama sakın babama söylemiyorsun. Yoksa sana küserim." Güldü
"Söylemeyeceğim, söz."
"Bu akşam bir parti var. O partiye gideceğim şimdi..."
"OHA, abla bu çok havalı. Söz anneme ve babama bunu anlatamayacağım. Ama neden tek bana söyledin?"
"Çünkü tek sana güveniyorum. Annem kendi derdinde. Ona söylesem sözünü unutur ve babama anlatır. Babamda bana kızar..." partiye gelir ve işimi mahveder "... Sen ise ağzını kapalı tutarsın" hemde ölene kadar.
Bir süre sessiz kaldı kardeşim. Sebebini bilmiyordum. O senin içindekini anladı. İstemediğin o gerçeği anladı. Kaşlarımı çattım. İç sesim ne diyordu hiç bilmiyordum. Biraz daha havadan sudan konuştuk kardesimle, sonra doktor kardesimin yanına ugradi ve bende telefonu kapattım.
Dolabım girdi bakış açıma. Dolaba ilerleyip açtım. Elbiselerimi izleyip gözüme takılan bir elbiseyi seçtim. Siyah,askısız, dekolteliydi. Elbise mini bir elbiseydi. Diz kapağımdan biraz aşağıda bitiyordu. Beni rahatsız edecek kadar değildi kısalığı. Bedenimi saran bir elbiseydi ki bu biraz kötüydü. Rahatına düşkün biriydim ve bu beni biraz rahatsiz ediyordu ama bu gecelik için umursamamam gerekiyordu. Zengin bir görünüme sahip olmalıydım. Saçlarımı topladıktan sonra bana aşırı yakışan sarı bir peruk geçirdim kafama. Ayça'nın fotoğraflarına bakarak peruğu onun saçlarına benzetmeye çalıştım.
Abartılı bir makyaj yapmalıydım ki bu bana zor değildi. Eskiden arkadaşım makyözdü. Onun sayesinde seçtiğim kişiye benzeyebilecektim. Sansliydim ki bana yuz yapisi biraz benziyordu. İlk nemlendirici gunes kremi filan sürdüm. Sonra göz altlarıma, çeneme, kaş arama, dudak üstüme ve burnuma kapatıcı sürdüm. Sünger ile dağıttım kapatıcıyı. Yüzümü ve görünen yerlerimi dahada beyazlaştırdım. Burnumun üzerine belli belirsiz çil yaptım. Koyu kırmızı dudak kalemi ile üst dudağımdaki minik aralığı birleştirerek dudaklarıma şekil verdim. İçine ise bir kaç ton daha açık kırmızı ruj sürdüm. Parlatıcı kullanmayı sevmiyordum. Yapışkan ve dudağıma yakışmıyordu. Çok sinirimi bozardı. Ayça'da çok kullanmıyordu. Kirpiklerime kirpik makası uygulayıp takma kirpiklerimden taktım. Gözlerimin içine siyah bir kalem sürdüm ve siyah bir eyeliner çektim. Kahretsin, gözlerim çok havalı duruyordu. Göz kapağıma kahverengi tonlarını sürdüm ve dağıttım. Yanaklarımı belli belirsiz pembeleştirdim ve burnuma uygun kontürü yaptım. Hafif bir şekilde kontürü dağıttım. Kaşlarımı sabitledim. Bittiğini düşünüp aynaya baktım. Kendime aşık olmuştum resmen
Tırnaklarıma parlak oje sürdüm. Önceden törpüledigim icin törpülememe gerek yoktu. Parlak siyah topuklumu giydim. Topuk her an kırılacak gibi hissettiriyordu. Neyse ki topukluları seviyordum. Yoksa bu her harekete engeldi.
Çantamı aldım ve içine önemli makyaj malzemelerini attım. Telefonu ve cüzdanı koydum içine. Çakıyı göğsümün arasına yerleştirdim ve silahı dizime elbisenin altına taktım. Üzerime siyah tüylü kabanımı geçirdim ve dışarı adım attım. Evi kilitledim ve taksi çağırdım. Bu kılıkla otobüse binemezdim. Zaten vakit çok geçti. Taksi gelene kadar sosyal medyada gezmeye başladım. İnstagram da reels izlemeye başladım. Kaç yaşındaydım ama hala komik videolar izlemek hoşuma gidiyordu. Elalemi zorbalar gibi sakalar vardi ama komikti. Arada yüksek sesle güldüm. Sonra reels kaydırmaktan çıkıp kameraya girdim ve bir kaç fotoğraf çektim. Tekrar sosyal medyaya girdim. Ana hesabımdan çıkıp fake hesabıma girdim. Diğer hesabımda yaptığım her yoruma başka yorumlarda geliyordu. Tonlarca yorum. Hiç rahat ettirmiyordu bu beni. Fake hesabım ile rahatça yorum yapıyordum. Yeni bir mesajım vardı.
"Balım" yazmıştı sanal arkadaşım. O sırada taksi gelmişti. Taksiye binip adama konumu söyledim ve kıza cevap yazdım.
"Ne var Cihesu" cihesunun hic bir anlamı yoktu. Öylesine diyordum. Aktifti. Hemen mesajıma cevap yazmaya başladı. Telefon bağımlısının tekiydi.
"Balım, bu emre bana mesaj atmış nasılsın diye" kaşlarımı çattım. Emre eski sevgilisiydi.
"Sen ne dedin?"
"İyiyim sen, dedim" üç nokta tekrar çıktı
"Biraz konuştuk sadece" yazdı
"Sakın bana onu deme"
"Kanka" yazdı. Az bekledi. Sonra bir gif gönderdi. Mahcupca bakan bir köpek gifi.
"Seni gebertirim Ecem." yazdım.
O ise sadece özür dilerim diyen bir gif gönderdi.
Adamın bana seslenmesi ile telefonu kapatıp çantama attım ve adama baktım. Gelmiştik. Ücreti ödedim ve indim arabadan. Şatafatlı bir oteldi. Başka birinin adını kulanacaktım. Hesabım çok takipçili olsada yüzümü hiç atmazdım. Zaten çok kişide benim yüzümü bilmezdi. Sadece benim var olduğumu bilirlerdi. Bu işim için harikaydı. Birde hayatım için. İstediğim insanları kullanabiliyordum. Ki yerine girdiğim kadın sürekli değişen biriydi. Sadece sesimi inceltsem yeterdi. İçeri girdim ve sahte kimliğimi gösterdim. Bu sadece çantamın kurcalanması için yeterliydi. Herkese şatafatlı bir gülüş ile yaklaşıyordum. Güvenliklerin yanından ayrıldım ve ana salona geçtim. Belli bir yer insanlar otursun diye yapılmıştı geriye kalanda ise ince uzun masalar vardı. Kimsenin olmadığı bir masaya geçtim ve yanımdan geçen garsonun elindeki tepsiden içecek aldım. Alkol boğazımı yakarak mideme ilerledi. Arkamdan bir el belime sarıldı. Bu beni istemsizce ürküttü.
"Korkma Ayça. Benim, Melek." Dedi yanımda beliren silueti ile. Gözleri üzerimde gezindi.
"Vay, bu değişimin daha güzel olmuş. Kesin Murat bakışlarını senden alamayacak." Dedi gülerek. Beni nasıl tanıdı bilmiyorum. Büyük ihtimal buradakilerin hepsini tanıdığı icin yeni bir beden dikkatini çekmiştir. Yerine girdiğim kadın Ayça Güzel. Melek en yakın arkadaşı. Büyük şansım burda başlıyor. İstediğim an bana telefonunun şifresini verebilir ama banka hesabının şifresi... Onu kesinlikle vermez. Murat ise Ayça'dan gizlice hoşlandığını düşündüğü ama aslında herkesin bildiği iş insanı. Ayça ise kesinlikle ona yüz vermiyor. Ki bence kadın haklı çünkü bu yaşına kadar kimse -parası olsa bile- adam ile evlenmek hatta onun yanında olmak istemedi. Yanındaki kadınlar hep kaçtı zaten.
Gülümsedim. "Melekcim, sende kötü gözükmüyorsun şekerim." Dedim yanaklarına dudaklarımı degdirmeden öpücük atarken.
"Hepsi Burak için. Adamda hala tık yok be Ayça." Dedi dertlenerek.
"Az bekle, kesinlikle sana karşı koyamayacaktır." İkimizde saçma bir şekilde güldük.
"Ayh, illa bakacak. Etrafındaki tüm kadınlar şimdi nerede sanıyorsun?" Dedi gülerek. Bende gülümsedim. Hepsine yalan söylemişti.
"Var ya sen çok fenasın." Dedim hafifçe omuzuna vurarak. Gülümsedi.
"Sen beni ne sandın?" Dedi alayla. Ancak biri onu çağırınca gitti. Bende içimden oh çekerek etrafıma baktım.
Gözüm bir çift yeşil göze denk geldi. Alayla beni izliyordu. Gülümsedim ve başım ile selam verdim. Gülümsemesi genişledi. Oradaydı ve beni izliyordu Çağatay. Kumral saçları hafif dalgalıydı. Teni esmerdi ve bu çok güzeldi. Esmerleri severdim. Çene haltları sert duruyordu. Aşırı seksiydi. İçimden bir "ah" çektim bununla düşman olmak yerine birbirine aşık iki insan olmak isterdim. Sert çehresi bana garip bir huzur vermişti. Yanında hiç kadın yoktu. Kendisi de kadınlara asık biri değildi. Konuştuğu tek bir kadın bile kimse görmemişti. İnsanlara korkutucu gelen bu adam bana çok seksi geliyordu. Bakışlarım istemsizce koluna ilerledi. Kaslı kollar hep hoşuma giderdi. Bu adam da fazlasıyla vardı. Aşırı hoşuma gitti. Tam benim tipimdi.
Kaşlarımı kaldırdım ve tekrar gülümseyerek geri döndüm masama. Keşke şuan aptal bir kavga çıksaydı. Büyük ihtimal sadece izlerdim. Yada bende katılırdım. Bu parti fazla sıkıcıydı. O an bir kaç gözün bana döndüğünü fark ettim. Sonra ise arkama baktılar. İzlediğim kişinin bakışları şaşkınlık ile doldu ve yanındaki kişiye döndü. O an arkama baktım. Omuzuma çarparak biri yanımda durdu. Sesli bir nefes verdim. O aptal neden buraya gelmişti? Arkamı tekrar döndüm ve içkime yöneldim.
"Ne vardı kuzum?" Diye sordum bir anne edasıyla. Ayça hep böyleydi. İstemiyorsa bir erkeği kuzum diye seslenirdi anne edasıyla.
"Kuzum mu?" Gülerek dedi. Şah bir gülüş ile ona baktım.
"Evet, kuzum. Neden geldin kuzum?" Gülüşünü kesti ve bana baktı. Bişey demeden sadece izledi. Sonra ise yaklaştı yüzüme. Kulağıma nefesi değene kadar yaklaştı ve fısıldadı.
"Neden bunu dışarda kimsenin olmadığı bir yerde konuşmuyoruz?" Diye sordu ve cevabını almadan ilerledi. Buda bir soruydu ve ben arkasından giderek " evet" dedim. Peşinden giderken bir yerde adımı duydum. Ayça adını değil Hilal adımı. Neyi konuşuyorlardı kesinlikle bilmiyordum.
Bir süre yürüdükten sonra bahçeye çıktık. Kimse bahçede yoktu. Bir çift vardi sadece, ışıklı alanda dans ediyorlardı. Masalları mutlu sona ulaşmış olmalıydı. Bizi fark etmediler tabi. Bizde karanlık bir alana geçtik ve oturduk. İkimizde birbirlerine aşk ile bakan çiftleri izledik. O kadar mutlulardı ki sanki masal kahramanıydılar. Aşırı imrendim.
"Masallara inanır mısın"?" Diye sorarak başladı konuşmaya.
"Masallara inansaydım şuan burda bu şekilde olmazdım. Aptal bir kadın olurdum. Prenseslerin hepsi aptaldır çünkü." Güldü sözlerime.
"Nerden çıkardın aptal olduklarını?"
"Rapunzel mesela, safın tekiydi. Yeni tanıştığı bir hırsıza asık oldu. Sonuç..." saçlarımı elime aldım "kesilen saçları." Bakışlarımı hala dans eden çiftten çektim ve ona baktım. "Hepsi bir erkeğe muhtaçtı. Buda aptallık."
Oda çevirdi bakışlarını bana. Devam etmemi istiyordu.
"Su denizkızı olan bir prenses vardı. İlk defa gördüğü bir erkek için sesini kaybetti. Hemde kendi isteği ile. Buda aptallıktır." Tekrar güldü ve basını salladı.
"Ama hepsinin bir sebebi vardı." Dedi ve elini kendi kalbinin olduğu tarafa götürdü. "Hepsi aşktandı. Şu anda imrenerek izlediğin çift bile bu aptal dediğin şeylerden gecmistir."
Biraz düşündü sonra. "Yalanlara inanır mısın peki?" Diye sordu.
"İnanmam." Dedim kararlılıkla.
"Bu bile yalanken bende sana İnanmam Hilal." Dediğinde asla şaşırmamıştım.
"Bende ne zaman söyliyeceksin diye bekliyordum." Dedim bakışlarımı çifte çevirirken. Müzik durmuştu onlarda dans etmeyi bırakmıştı. Artık ne kadar dik bakıyorsam beni fark ettiler. Kadın utanarak dans ettiği adama yakınlaştı. Adam ise kadının bu haline gülerek kolunu omuzuna sardı ve içeri geçtiler.
"N'oldu neden Ayça'nın yerine geçtin? Yoksa yine birinden para mı çalacaksın?" Göz devirdim ve ayağa kalkarak ona baktım.
"Sen napacaksın asıl bu bilgi ile? Bana bak sakın buna karışma. Yoksa olayı sana sıçratırım. Anladın mı beni?" Kaşlarını kaldırdı ve ayağa kalktı. "Çokta umurumda senin insanlara maddi zararın. Eger bana ihtiyacın olursa gelip ayağıma kapan ve "bana yardım et" de.Belki yardım ederim o zaman." Dedi alayla.
"Haha çok komiksin. Bunu kesinlikle yaparım." Dedim ve geldiğimiz binaya yürümeye başladım. Oda peşimden geliyordu.
"Kim olduğumu söylemen için bu kadar yol ilerlemeye gerek yoktu Çağatay bey"
"Daha havalı olur demiştim."
Göz devirdim ama yinede dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı. Canı sıkılmadıkca söylemezdi. Bugün olacaklardan sonra zaten canı sıkılmayacaktı. Yeterli paramı alıp gidecektim. Bu aptal kadın aileme düşman olacak kadar güçlü değildi. Ailemi umursadığını bile düşünmüyorum. Azıcık para alıp gidecektim. Kadının iflas edeceği kadar değil tabi. Alacağım parayı sonra başka bir zengin erkekten alırdı. Plan kolaydı.
Çağatay içeri girdi ben ise Melek'in yanına. O adam yine burdaydı. Uzaktan bizi izliyordu. Melek ise bar tarafındaki tabureye oturmuş içkisini içerek yeni kurbanını izliyordu Yanındaki tabureye oturup Melek'e yaklaştım. Oda merak ile kulağını bana doğru çevirdi.
"Melek, senin şu koruman ne kadar seksi. Onunla konuşabilme şansım var mı?" Diye sordum merakla. Melek ise başını geri çekti ve sadece salladı.
"Konuş tabi niye bana diyorsun?" Hafifçe gülümsedim
"Onu biraz çalacağım, sıkıntı olmaz değil mi?"
"Ay, ne sıkıntısı istediğin gibi kullan." Teşekkür edercesine gülümsedim ve tabureden kalktım. Konuşma sürecinde bizi soluksuz izleyen adama doğru yürüdüm. Asker traşı olmuştu ve simsiyahtı saçları. Kaşları çatık burnu biraz eğriydi. Beyaz ten rengi vardı ve gözleri yeşildi. Uzaktan bile belli olacak bir yeşildi. Boynunda bıçak izi vardı. Yüzünde kirpikleri kısaydı gözleri ise hafifçe çekik. Kalın kırmızı dudakları vardı. Yakışıklıydı, inkar edemezdim. Sert bir çehresi vardı. Üzerindeki tişört kaslı bedenine yapışmıştı adeta. Kaslı kollarını birbirine dolamıştı. Korku salmak istiyordu karşıdakine. Kesinlikle kusursuzdu. Ama maalesef onunla uğraşacaktım. Bu çok üzücüydü. Yanına dikildim ulaşınca.
"Gözlerinin yeşili çok güzelmiş." Diye girdim söze. Egosunu kabartmak istiyordum.
"Sizinde güzel, efendim. Birşey mi istemiştiniz?" Bu mükemmel bir soruydu.
"Sadece biraz konuşmak istiyorum. Sıkıntı olur mu senin için?" Dönüp Melek'e baktı. Melek umursamazca omuz silkince bana döndü.
"Olur efe-"
"Lütfen sadece Ayça de." Dedim. Bizi izleyen bir çift gözden habersiz.
"Peki Ayça." Kaşlarını kaldırdı bunu derken. Garip gelmişti.
"Dışarıda konuşalım mı? Burda çok insan var da" dedim. O ise sadece başını salladı.
Elini belime yerleştirdi. Beraber bahçeye doğru yürüyecekken bize doğru gelen bedeni gördüm. Acayip sinirliydi ve bana bakmak yerine yanımdaki adama bakıyordu. Siktir, işlerimi batırmaya geliyordu. Hemen bacağımdaki silahı çıkarıp bize gelen adama doğrulttum. Bazı kadınlardan çığlık sesi duydum o an.
"Sakın..." dedim tetiği çekerken "sakın bana karışma, Murat. Sakın!" Murat yumruğunu cekerken birkaç adım geri gitti. Kimse bunu neden yaptığımı bilmiyordu. Bir kişi hariç. Gülerek izliyordu bu anı. Murat ise sinirle geri çekildi ve gitti. Bende silahımı yerine taktım ve dimdik ilerlemeye devam ettim. Bir ara arkamı döndüm ve adam peşimden geliyor mu diye baktım. Şaşkın ama etkilenmiş bir şekilde izliyordu beni. Belindeki elini çekti. Silahını alacakti buyuk ihtimal. Gülümsedim ve önden ilerlemeye devam ettim.
Alandan onların aracı ile çıktık. Yol boyunca rolümdem asla çıkmadım. En küçük bir açık vermem ile beni kursun yatağına dizebilirdi. Bu akşam peşime birini daha takmıştım. Ancak şanslıydım ki Çağatay işime burnunu sokmamıştı. Ama biraz aksiyon olsa daha iyi olurdu.
Araba yavaşlayınca gizlice telefonumdan asistanıma konumumuzu attım. Bu iste tek çalışmıyordum. Asistanım bana lâzım olan kişilerin veya yerin bilgilerini alıyor ve beni hazırlıyordu gideceğim alana. Asistanım çocukluktan beri kimsenin bilmediği oyun arkadaşımdı. Herkesten gizliyordum onu. Kendisi de zaten herkesten kaçıyordu. Onu goren herkesi öldürmek zorunda kalmıştım. Onunla anlaşmamız böyleydi. Anında çevrimiçi oldu ve bana baş parmağını kaldıran emoji gonderdi. Sinirlenmek yerine telefonu kapattım ve duran arabadan indim. Nerede olduğumuz hakkında herhangi bir bilgim yoktu. Etrafı tarayınca ormanlarla dolu bir parkın girişinde olduğumuzu fark ettim.
"Daha sakin bir yere getirdim sizi Ayça hanım. Burada konuşabiliriz." Nazikçe gülümsedim
"Teşekkür ederim. Senin adın neydi bu arada?" Birlikte yürümeye başlamıştık
"Ulaş, Ayça hanım." Şah bir kahkaha attım.
"Hanım demene gerek yok Ulaş" oda gülümsedi.
"Peki Ayça." Gülümsemem yüzümde kalırken etrafımı izledim. O an belime sarılan bir kol hissettim. Kola şaşkınca baktım ve sonra sahibine döndüm. Ne ara bu kadar samimi olmuştuk bu adamla ?
Çıkan silah sesiyle yanımdaki adamdan çıkan çığlık çok yüksekti. Belimi saran kolunun omzundan vurmuşlardı. "Sonunda be!" Adam yere düşmüştü ve omuzu ile uğraşıyorken bende bana doğru gelen asistanıma döndüm. Kendisi ve abisi bana doğru geliyorlardı. "Pars, bana söyler misin adamın neden omzundan vurdun?" Dedim onu sorgular bir sesle. Pars asistanimin abisiydi. Asistanım ise adam bize doğru çevirdi. "Sıyrılmış" dedi sadece ve ipini alıp adamın ellerini bağladı. "Gel de eserini taşı Pars!" Dedi kızarak. Pars ise umursamadan adamı yerden kaldırdı ve bana baktı. "Araba nerede?" Sadece parmağımla arabayı işaret ettim ve asistanıma döndüm. "İyi işti purcik" duygusuzca kardeşinin arkasından ilerlemeye devam ederken "Par" diye düzeltti söylediğimi. Güldüm ve zıplaya zıplaya arabaya gittim. Adı Paris'ti ama o kendine Par diyordu.
"Tuh ya, bende anahtar yok!" Dedim alayla. Pars adamı yanımıza getirmişti ve arama görevi ondaydı. Her tarafını arayıp anahtarı buldu ve adami arkaya attı. Adamın yanına oturup kapıyı kapattı. Ben sürücü koltuğuna gecerken Paris'te yanımdakı sürücü koltuğuna oturdu. İkiside bukadar ciddiyken ben asla ciddi olamiyordum. Bizi biz yapanda buydu.
Gazı körükleyip gideceğimiz yere yol aldım. Arabayı sürerken boş yolda diğer elimle radyoyu açtım. Manifest'in snap şarkısı çalıyordu. Paris hiç sevmezdi bu tür şarkıları. Pars ise tam tersine kardeşi sevmiyor diye sürekli dinlerdi. Yanımızda adam olmasaydı bana eşlik edeceğini biliyordum. Bağırarak şarkıya eşlik ederken karşıma çıkan arabaları dikkatle geçiyordum. "Şunu keser misin artık? Kulaklarım ağrıyor." Pars ise derin bir nefes verdi.
"Sesini biraz düşürebilirsin. Deli gibi davranıyorsun Hilal." Müziğin sesini kısıp ters bir şekilde ikisine baktım. "Deli olan sizsiniz. Eğlence sevmediğinizi unutmuşum!" Önüme dönüp saçımı savurabildiğim kadar savurdum.
"Sevmediğimiz şey eğlence değil. İmajını biraz umursa bence." Omuz silktim ve yola bakmaya devam ettim. "Neyse, bu adam ile planımız nedir?"
"Her zamanki yerimize götüreceğiz. Paraya nasıl ulaşacağımıza bir bakacağız. Sen partidekiler halledeceksin bizde şu adamın yönlendirmesi ile yeterli miktar parayı çalacağız." Dedi Paris adamın telefonunu kurcalarken. İçimde kötü bir his vardı. "B planınız falanda var değil mi?" Başını salladı Pars. "Evet, olabilecek tüm kötü ihtimalleri düşündük. Adamları indirmeden sakın Melek'in karşısına çıkma." Başımı salladım sadece. İçimde çok kötü hisler vardı.
Bir on dakika sonra geleceğimiz yere gelmiştik. Adama çok iyi davranıcağımızdan emin olabilirsiniz. Sonuçta sadece biraz para ve o aptal kadına birazcık olay çıkarmak. Onlar arabadan indiler ve ben tekrar partinin olduğu otele sürmeye başladım. 15 dakika süren sessiz bir yolculuktan sonra öncekinden daha az insanin olduğu partiye ulaştım. Simdi sıra burayı dağıtmaktı. Partiden içeri girmedim. Kimsenin göremediği bir köşeye geçip silahımı çıkardım. Derin bir nefes aldım. Ne kadar eğlenceli olsa da bu kısmı neredeyse hic sevmezdim. Silahımı dikkatlice Melek'in en güçlü adamına doğrulttum. Öldürebilir miydim bilmiyorum ama etkisiz hale gelmesi bile yeterliydi. Silahımı kolu ile gögüsü arası bir yere nişan alarak tetiğe bastım. Silah sesiyle salon içindeki herkes çığlık atarak kaçarken adamın koluna girmişti mermi. Vakit kaybetmeden diğer adamlarında kafalarına sıktım. Melek'in adamları azalırken benim silahımı dogrultmadığım adamlarında öldüğünü fark ettim. "Kahretsin!" Güya bana yardım etmeyecekti. Kahrolasın Çağatay!
Melek adamlarının tek tek devrilmesini izlerken gözlerinde şaşkınlık baya fazlaydı. Adamlar devrilince gülerek olduğum karanlıktan çıktım. Melek beni görünce gözleri daha fazla açıldı. Kaşları yavaşça çatılırken dilini yutmuş gibiydi. "Hey, bana oyle bakma. Bu ikimiz için de en iyi olandı." Dedim alayla. Tam Melek'in karşısına geçince Melek sonunda ağzını açtı.
"Sen..."
"Ha, bak bunu unutmuştum." Kafamdaki sarı peruğu çıkarak yere attım. Melek'in kaşları sanki daha fazla çatılabilirmiş gibi çatıldı.
"Hilal! Demek sendin. Han sıradaki hedefin benim olduğunu söylemişti." Şaşkınlığı ve kızgınlığı yüzünden dağılırken sadece gülümsedi Melek. Han nereden biliyordu? Kaşlarını çatma sırası bu sefer bendeydi. Arkamdan biri elini omuzuma koyarak bana yaklaştı. Bakışlarımı ele ardından elin sahibine çevirdiğimde gördüğüm tek kisi Han'ın kendisiydi.
"Benim kim olduğumu iyice unuttun bakıyorum. Ah Hilal, kaderde biz her zaman birlikteyiz. Yeni odan ve o küçük bölme çok tatlıydı. Azıcık gezmiş olabilirim." Adımlarım bir adım geri ilerlediğinde omuzumu daha sıkı tuttu Han. Hayır, hayır evimi bulmuş olamaz!
"Sen... neden bahsediyorsun?" Büyük bir kahkaha attı Han.
"Silahların da çok güzelmiş. Birazını bana hediye etsene." Kahretsin. Bakışlarım istemsizce etrafı taradıgında kimseyi göremedim. Çağatay bile yoktu.
"Benden ne istiyorsun? Paranı mı? Sana misli ile geri vereceğim, beni rahat bırak artık." Alayla basını sağa sola salladı Han.
"Para falan istemiyorum, sadece eskilerimizi sevgilim." Daha ne kadar kendimi yerin dibine sokmak isteyebilirdim ki?
"Sevgilim deme bana! Aramızdaki bitti bizim. Ne istediğini söyle dolandırmadan." Melek olanları büyük bir zevk ile izliyordu.
"Benimle evleneceksin Hilal. Ailemize bir çocuk vereceksin." Sinirli bir şekilde burnumdan nefes vererek Han'ın karnına sertçe dirseğimi geçirdim.
"Siktir be, sırf para çaldım diye seninle evlenmem ben!" Gülme sırası bu sefer Melek'teydi.
"Üzgünüm Han ama bu büyük süprizi söylemeden duramayacağım. Sadece para çalman ile seni tehdit etmiyor. Aileni çok seviyorsun degil mi? Hele baban, hic bir zaman zengin olmayı haketmiyordu." Önümden geçerek etrafımda yürüyordu Melek. "Ailemi ağızına alma seni pis kaltak! Tek yaptığın aptal erkekleri ayartıp onların paralarını çalmak, benden hic bir farkın yok!" Gülüşü bıçak gibi kesildi Melek'in. Yüzüme sert bir tokat geçirdi. "Eğer Han'ın dediklerine uymazsan seni pis fakir, ailenin evi gizlediğimiz bomba ile patlayacak ve hastanedeki güzel kardeşinin o iğrenç kalbi duracak. Tabi nasıl öleceğini sen seçeceksin." Han tüm olanları gülerek dinliyordu. Bir adım geriledim. Hayatım tekrardan birilerinin eline düşecekti ve bu sefer sonu ölüm olacaktı hissedebiliyordum. Kendimi en yalnız hissettiğim vakit bu andı. Seçimlerimin sonunda birileri ölecekti ve kimin ölmesini istediğimi biliyordum. Ailem için herşeyimi vermiştim hep, şimdi de kendimi feda etsem hiç birşey olmazdı. Neden korkuyordum ki? Bana ne oluyordu? Hiç birşeyden korkmayan ben neden şuan ölesiye korkuyordum? İlk defa farklı birşey hissettim, ben ölmek istemiyordum.
"Hadi be, çabuk ol seni pis budala" dedi Melek iğrenen sesiyle. Bakışlarım dalgınlaşırken kafamı bir kaç kez iki yana salladım. Neden kendi hayatım olamıyordu? Bu... bunlar bana fazla geliyordu artık. İlk defa bende yorulmuştum. Hani Melek fazla kolaydı? Aptal Hilal! Aptal, aptal, aptal!
"Aileme zarar veremezsiniz." Sesim korkudan çok kısık çıkıyordu. Biliyordum çünkü istese verirlerdi. Telefonum çaldı o an. Titreyen ellerim ile cebimdeki telefonu elime aldım. Arayan Paris'ti. Han ve Melek'in ne tepki vereceğini umursamadan hemen açarak kulağıma götürdüm. "Alo, Paris..." sessizlik "Orada mısınız?" Sessizlik. Çağrı devam ediyor mu diye baktım, evet ediyordu. Tekrar kulağıma yasladım. "Paris, orada isen lütfen ses ver." Diye neredeyse yalvardım. Bir şeyler ters gidiyordu. "Sonunda tanışacağız Hilal." Dedi sesi fazlasıyla kalın olan bir adam. Bu bizim kaçırdığımız adamin sesine benzemiyordu. "Pars ve Paris nerede? Sen kimsin ve onlara ne yaptın?" Gülme sesi geldi telefonun ucundan. Bugün de herkes fazla gülüyordu.
"Ben Pars ve Paris'in babasıyım. Gerçek adları ne kadar bunlar olmasa bile." Telefon elimden kayarak yere düştü. Kırılmıştı galiba. "Ama babaları ölmüştü." Dedim neredeyse mırıldanarak. Tabi duymuşlardı. Hayır, her şey bu kadar çabuk bitemezdi. Paris'in babası o çok küçükken fazlasıyla şiddet uygulayıp neredeyse kızı öldürüyordu. Sonra Paris oradan kaçtığında biz karşılaştık ve herkesten koruyup saklayacağıma söz verdim. Sonra öğrendik ki Paris'in birde küçük kardeşi varmış. Babamdan da yardım alarak kardeşini yanımıza getirdik. Pars'ta başta babasından şiddet görüyordu. Sonra öğrendik ki babaları kaza geçirerek ölmüş.
"Ölmedi." Dedi Han sanki düşüncelerimi duyarak. "Kendisi ölü gibi gösterdi çünkü fazlasıyla suç kaydı vardı ve aranırken çocuklarını arayamazdı. Şimdi, seçim sırası sende. Ya benimle evlenirsin ve kendini bana satarsın yada ailen sadece bir sözümle yok olur." Şuan ağlamamalıydım. Hayır, hiç bir zaman ağlamamalıydım. Yenilmiştim. Tamamen bitmiştim. Ailem için namussuz olmak mı yoksa namuslu ama ailesiz kalmak mı? Seçimim fazlasıyla belli oluyordu ama kendimi neden ölmüş gibi hissediyordum. Duygularım gitmişti, hislerim solmuştu. İçimde kalan son sinirle Han'ın üzerine dogru yürüyerek o çirkin yüzüne sertçe yumruğumu geçirdim. Han birkaç adım geri giderken yerimde durmayarak karnına tekmemi geçirdim. Han yere düşünce onun karnına oturarak yüzüne sertçe yumruklarımı geçirdim. Hala ağlamıyordum. Biz daha çok küçükken Pars yere düşüp ayağım çizildi diye ağlarken -yara ayağımda kötü duracak diye ağlıyordum çokta acımıyordu- "Masal kahramanları her ne olursa olsun ağlamazlardı. Ağlarlarsa artık kahraman olmazlardı" demişti. O kadar da önemli olmayan bu cümle kalbimin tam ortasına oturmuştu. Ağlarsam kötü birisi olacağıma inanıyordum.
Gözüm dönmüş bir şekilde Han'ı yumruklarken birileri beni onun üzerinden alarak yere fırlattı. Sırtım duvara sertçe çarptığında acıyla inledim. Tekrar birileri beni ayağa kaldırırken ağzımda kan tadı vardı. Bilincimi kaybetmişim gibi bilincim yerine gelince Han'ın yerden kalkarak üzerime ilerlediğini fark ettim. Psikopat gibi duruyordu. Yumruğunu karnıma geçirdiğinde Kollarımı tutan eller olmasa düşecektim. Ancak Han durmak bilmeden yumruklarını karnıma vuruyordu. En sonunda ağzımdan kan akmaya başlayınca durdu. Öksürerek ağızıma dolan tüm kanları yere tükürdüm. Siktir, ışıkları kim kapattı? Karnımdaki organlarım sanki yer değiştirmişlerdi. Melek ise hem gülerek hemde acıyarak beni izliyordu. Görüşüm arada kesilse de bunu görebilmiştim. Adamlar kollarımı bırakınca ayakta duramayarak yere düştüm. Bir elim yerde bir elim ise karnımda öksürürken omuzuma sert bir tekme yedim. Sırt üstü yere düşerken yine o aptalın suratını gördüm. Ellerini bir beze siliyordu.
"Üzgünüm Hilal, o guzel yüzünü mahvedemezdim. Sonuçta yakında düğünümüz olacak." Görüşüm kesilirken agızımdan çıkan kan yanaklarımda geziniyordu. Salonu başka bir kahkaha daha doldurdu. Bu sesi tanıyordum. Hani gitmişti? Bayılmadan önce duyduğum son ses Melek'e aitti
"Sizi eğlendirdiysek ne mutlu bize Çağatay bey."
