İçeriğe geç

KOR ATEŞ

Bölüm 1 · 10 dk okuma

KOR ATEŞ

Bölüm 1

Hilal ve Dolunay

Çitlerin üzerinden hızla atlarken ayak bileğim çizilmişti ama umursamak için vaktim yoktu. Hızla arkama dönüp iki el ateş ettim ve koşmaya devam ettim. Arkadan gelen çığlık ile bir adam vurduğumu anladım. Silahı belime takıp telefonu elime aldım. Bankaya girip gelen para hala yerinde mi diye baktım. Yerindeydi. Arkamdaki son kişiyide vurup taksiye atladım. Peşime takılacaklarını biliyordum. Adama rastgele bir yerin konumunu verip kardeşimi aradım. İkinci çağrıda açtı.

"Alo..." dedi nefes nefese. Hastaydı kardeşim. Doktorlar yaşamasının bile mucize olduğunu söylüyordu. Kalp hastasıydı. Kalbi artık yaşamasının karşıydı. Onun için çok uğraşıyorum."Alo, nasılsın miniğim?" diye sordum tatlı bir sesle. Bir elim telefonu tutarken diğer elim çantamdan minik el vantilatörünü çıkardı. Düğmeye basıp yüzüme tutarken kardeşimin yumuşak sesini duydum.

"İyiyim, sanırım. Abla burdaki doktorlar bir anda bana iyi davranmaya başladı. Neden böyle davranıyorlar, anlamıyorum." duyduklarımla gözlerim irice açıldı. O ise konuşmaya devam etti. "Kalbim iyiye dönüyormuş, öyle dediler bana." derin bir nefes verdim. Peşimde adamlar vardı ve kardeşim beni duyuyordu. Ağlayamazdım.

"Seni sevmişlerdir. Onun için bukadar iyidirler. Belki daha hızlı iyleşmen içindir. Benim miniğim çok güçlü." Kardeşimin gülüş sesini işittim.

Kardeşim daha sekiz yaşındaydı. Doğduğundan beri hastaneden çıkmamıştı ve babam ona sıkılmasın diye telefon almıştı. Biz iflas etmeden önce almıştı telefonu. Tam iki yıl önce iflas etmiştik. Bende tam iki yıldır bu işteyim. Hırsızdım, katildim,dolandırıcı ve hackerdım. Ailem için tonlarca kan akıtmıştım. Elbette benimde kanım akmıştı ama becermiştim, Ailem yaşıyordu ve eskisi kadar olmasada geçimimizi sağlayabiliyorduk. Bugün çaldığım para sayesinde artık daha rahat olabilirdik. Ancak peşimizdekilerden kurtulmam için daha fazla paraya ihtiyacım vardı. Yani hırsızlığa devam etmeliydim. Şuana kadar ailem için tek kendimi satmamistim. Geriye ne kaldıysa hepsini yapmıştım.

"Abla, orda mısın?" diyen kardeşim sayesinde dikkatim dağılmıştı. "Ah, evet evet. hat gitmiş olmalı. Ben seni sonra ararım." kaşlarımı kaldırdım aklıma gelen fikirle "hatta, yanına geleceğim. Seni özledim." onun gülümsediğini hissediyordum. Neşeli sesini duydum

"Tamamm, ben daha çok özledim senii." dedi ve telefonu kapattı. Buruk bir şekilde gülümsedim o an. "ben daha fazla özledim" dememem için kapatmıştı. El vantilatörünü kapatıp çantama attım.

Kardeşim ölüyordu. Doktorlar bunun için ona iyi davranmaya başlamıştı anlayabiliyordum. Arkadaki arabadan silah sesini duyunca kafamı hızla arkadaki arabaya çevirdim. Ve yine onun sesini duydum. "Seni yakalayacağım Hilal, bu sefer kaçamayacaksın!" sözlerine göz devirdim ve korkmuş şoföre döndüm. Bakışları aynadan bana dönünce mahcupca gülümsedim. "Özür dilerim amca, senide korkuttular. Bunun bedelini alırlar merak etme." dedim.

Belimdeki silahı çıkarıp kabzası ile adamın kafasına geçirdim. Adamın yanındaki kapıyı açıp adama tekme atarak onu dışarı attım. Kendimi ön koltuğa alıp kapıyı kapattım. "Özür dilerim amca, bu arabaya ihtiyacım vardı." diye arkasından bağırmayı unutmadım.

Ben Hilal Aksoy. 26 yaşındayım ve 24 yaşımdan beri bu işi yapıyorum. Hepsi arkamdaki yaşatmaya çalıştığım ailem içindi.

Arkamdaki araba bana daha fazla yaklaşınca direksiyonu sağa kırdım. O hızla buraya dönerlerse kaza kaçınılmaz olurdu. Gaza daha fazla yüklendim. Çok susamiştım. Tekrar sağa döndüm. Nerdeyse 500 metre sonra tekrar sağa döndüm. Geldiğim yola çıkınca bu sefer sola dönerek hızla uzaklaşmaya başladım. Arkama baktım aynadan hala pesimdeydiler. Bir sekilde onlardan kurtuldum. Çok acıkmıştım. Bir kilometre sonra gördüğüm benzincide durdum. Görevliler taksiye benzin doldururken bende büfeye uğradım. Cips, kola, çikolata gibi abur cubur aldım. Parasını ödemek için kasaya gidince tanıdık bir çift turkuaz gözle karşılaştım. Birbirimize şaşkınlıkla bakarken bir yandan istemsizce tebessüm etmiştim.

"Maya! sen misin bu?" dedim heyecanla. Maya benim üniversiteden arkadaşımdı. Onu çok severdim ancak iflasla birlikte okuluda bırakmıştım. Okulumu dondurup bu işlere kendimi atmıştım. Maya'nın turkuaz gözleri vardı. Kirpikleri fazla uzun değildi çünkü kesmişti, pişmandı tabii, ancak sürdüğü rimel kirpiklerini fazlasıyla belli ediyordu. Kesinlikle markasını sormaylıydım. Sarı saçlarının ucunu maviye boyatmıştı. Burnunun üzerinde hafif çilleri vardı ve çenesinde fazlasıyla belli olan gamzesi vardı. Gözleri çekikti, aynı bir Kore'liye benziyordu. Anne ve babası Kore'liydi ancak kendisi Türkiye'de doğmuştu. Dolgun şeftali turuncusu dudakları vardı veya ruj kullanıyordu, emin değildim çünkü onun dudaklarına hep böyleydi. Benden sadece bir yaş büyüktü.

"Hilal!" diye bağırdı oda heyecanla ve kasadan çıkıp bana sarıldı. İkimizde aynı boydaydık. Ellerim hemen onun belini sararak sarılmasına karşılık verdim. "Ne kadarda değişmişsin." dedi kendini bir adım geri çekerken. Sarılmayı sonlandırmıştı yüzümü görmek için. Yüzümde ne gördüyse kaşları çatılmıştı. "sen kendine ne yaptın böyle? Gözlerinin altı... Bu ne hal? Makyaj yapmanı da bırakmışsın. Sen makyaj yapmadan hiç biryere gitmezdin ki. Makyaj yapmayı çok severdin..." yüzüme acıyarak bakıyordu. Ben makyaj yapmaya aşıktım, dışarı çıkmasam bile makyaj yapardım. Şimdi makyaj yapmaya vaktim olmuyordu. Çoğu zamanda unutuyordum.

"Boşver sen beni, sen ne kadarda güzelleşmişsin." Gözlerimi yüzünde dolanmayı kesip kirpiklerine çevirdim. "bu arada rimelinden bende istiyorum. Markasını versene bana." güldü sonunda. "Veririm, veririm de. Seni buraya ne attı"

Kardeşime geç kalacaktım. Küçük bir sohbete daldık yinede. Gözlerime kullandığı rimeli sürmeye başladı sonra.

"Ee, okulun bitti şimdi senin. Yinede kasiyer mi oldun?" Güldü sözlerime.

"Burası babama ait, bende yardım ediyorum kendisine. Sen naptın okulu? Devam ediyor musun?" Kirpiklerime rimel sürmesi bitince geri çekildi.

"Yok ya, okula gitmiyorum ben. Öyle işte falanda çalışmıyorum." Kaşlarını kaldırdı Maya.

"O zaman evde boş oturuyorsun. Sizin evde buraya uzaktı. Niye geldin ki buraya?" Omuz silktim.

"Öyle geziyordum arabanın benzini bitince buraya geldim."

"Ailen iflas etmiş, haberlerde görmüştüm. Daha iyi misin? Bir şeye ihtiyacın falan olursa ara ha beni" Güldüm ona.

"Numaran yok bende. Değiştirdin galiba." Oda güldü ve telefonunu cebinden çıkarıp bana uzattı. Numaramı girip bir kere kendimi çaldırdım. Kendi telefonumdan da Maya'yı kaydettikten sonra telefonunu ona uzattım.

Dışarıdan silah sesleri duyduk o an. Sadece iki kurşun. Maya çığlık atıp kasanın arkasına saklandı. Silahımı belimden çıkardım ve çantamdaki biber gazını çıkarıp Maya'ya verdim, illaki lazım olurdu. Sensörlü kapının yanındaki duvara gizlendim. Maya'ya sessiz olmasını işaret ettim.Bi'beş dakika sonra kapı iki yana açıldı ve o içeri girdi. Han Yıldız. Babamın eski düşmanının oğlu. Ona bulaşmamam gerektiğini söylerdi babam ve çaldığım para onlarındı. Silahı onun anlına nişan alıp tetiğe parmağımı götürdüm. Tetiğe basacağım an arkamdan biri bileğimden tutarak silahın yönünü değiştirdi. Kahretsin, onu yine vuramadım! Arkamdaki kişiye dirseğimi geçirdim. Arkamdaki adam benden uzun olunca dirseğim malum yerine gelmişti. Aslında benden uzun olduğu için değil, eğildiğim içindi oraya denk gelmesi. Adam geriye kaçarken arkamı dönüp onu başından vurdum ve o an boğazımı saran sert bir kolu hissettim.

Boğazımı kendine doğru çekerek beni boğmaya başladı. Ayağımı onun ayak bileğine vurdum ancak yinede beni bırakmadan geriye kaçtı. Nasıl kurtulacağımı düşünürken arkamdan cılız bir çığlık koptu. Boğazımdan kol geri giderken hızla arkamı dönüp karşımdaki adamın gögüsüne tekme attım. Gözlerim turkuaz gözleri görünce şaşırdım ancak yinede gülümsedim. Maya, Han'ın yüzüne biber gazını sıkmıştı. Silahın kabzasını yere düşmüş yüzünü tutan adamın başına geçirdim ve bayılttım. Geçmişimiz onu öldürmeme izin vermedi yine. Yiyecek poşetlerimi ve Maya'yı yanıma alıp büfeden çıktık

Önümden geçen kurşunun beni korkutmak için yapıldığını biliyordum. Şuan beni öldüremezlerdi çünkü paranın nerde olduğunu bilmiyorlardı. Kurşunu atan kişiye dönüp onu başından vurdum. Önüme çıkan kişileri yok ederken bir yandanda Maya'yı korumaya çalışıyordum. Petrolde bizden başka kimse kalmamıştı. Birkaç kişiyi daha devirdim. Hepsini yok edemezdim. "Patronunuza baksanız iyi olur sizi şapşallar, ayrıca bir kadına birden fazla kişiyle dalmak mi? Lütfen, bu hiç adaletli değil!" diye bağırdım. Şuan rastgele bir arabanın arkasındaydık. Bağırmamın ardından beni yakalamaya çalışan on beş kişinin onu büfeden içeri girdi. Bende hemen beş kişiyi gebertip Maya'nın kolunu tutarak arabaya koştum. O taksinin arkasına binerken bende şoför koltuğuna oturup poşetleri yanımdaki koltuğa bıraktım. Neyseki benzin tamamen dolmuştu. Gaza sertçe basıp yola çıktık. Maya'nın yüzü bembeyaz olmuştu korkudan.

"Özür dilerim Maya, böyle bir olayda olmanı istemezdim."

Sesimi duyunca dalgın bakışları bana döndü. Alışkın değildir ki o silahlara. Hatta çok korktuğunu söylemişti bana. Silahları boş ver onun gözünün önünde adam öldürmüştüm. Acaba nasıl hissediyordu? Umarım benim ilk günüm gibi hissetmiyordur. O günden nefret ediyordum.

"Sen... orda... Ne... Ne oldu orda, Hilal?" dedi zorlukla. Böyle birşeyin içinde olduğumu bile bilmiyordu. "ben... Ailem için bunu yapmak zorundaydım Maya. Onlar, ailem peşindeler ve biz iflas ettik. Babam artık uğraşamıyor. Annem zaten yok olmuş bir psikolojiye sahip.Ben sadece on-" Sözümü kesen Maya'nın bir anda arkamdan bana sarılmasıydı. Bakışlarımı ona çevirmedim, yolu izlemeye devam ettim. önüme çıkan arabayı sollayıp yoluma devam ederken ifadesizdim.Bu hayatı ben istemedim ki, zorunda bırakılmıştım. Ancak şuan hiçte kötü hissettirmiyordu. Oldukça eğlenceliydi. Kendimi çok güçlü hissediyordum.

"Nasıl yapıyorsun bunu?" Dedi uzun bir süre sonra.

"Neyi?" Diye sordum merakla.

"Duygusuzca birilerini öldürmeyi? Gördüm seni, o adamları öldürürken bir gram bile birşey hissetmedin. Onların ailelerini bile mi hiç düşünmedin? Kendin için, ailen için belki bir başkasının ailesi olan birilerini öldürmeye değer miydi?" Hiç birşey demedim. Sadece donup kaldım. Haklıydı. Bunu düşünmeyeli aylar belkide yıllar olmuştu. Son dediklerini umursamamaya çalışarak Maya'ya cevap verdim.

"Alıştım artık birilerini vurmaya. Hislerimde gitti her birini vurduğumda."

"Anlayamıyorum. Sen hi-"

"Anlayamazsın. Seni evine bırakacağım sonra kardeşimin yanına gideceğim" dikiz aynasından gözlerine baktım. Gözlerini hemen kaçırdı ama başını salladı. Benden korkuyordu. Zaten bende benden korkuyordum.

Sessiz geçen bir yolculuk sonunda Maya'yı eve bırakıp aldığım cipsi yiyerek hastaneye sürdüm arabayı. Kardeşime geç kalmıştım. Merak ve korku duyguları bedenimi sarmalamıştı. Hastaneye ulaşınca ani bir fren ile arabayı durdurup hızlı ve aceleci adımlarla girişe yürüdüm. Kardeşimin odasına girecekken onun doktorunu gördüm. Yanına gidip "Ömer Bey..." diye seslendim. Ömer doktor arkasını dönüp bana baktı. Her zamanki minik, samimi bir gülüşü dudaklarındaydı. Siyah saçları asker trası olmuştu ve yeşil gözleriyle çok güzel görünüyordu. Sert bir çehresi yoktu. Daha çok tatlı biriydi. Yüzüde yakışıklı değil güzeldi. Burnunu saran bıçak izi bile onun şirin ifadesini önleyememişti.

"Ah, Hilal hanım. Eylül için gelmiştin, değil mi? Onu-"

"O nasıl, neden ona iyi davranmaya başladınız? Lütfen düşündüğüm sebepten olmasın, lütfen!" diyerek sözünü kestim. Korkuyordum. Hemde fazlasıyla. Ancak doktorun verdiği sesli nefes korkumun doğruluğunu arttırıyordu.

"Maalesef, kalbi artık tamamen karşı yaşamaya. Elimizden daha fazla bişey gelmiyor maalesef. Üzgünüm." sözleri kalbime inen bıçak gibiydi. Kardeşim ölecekti. Kardeşim mi ölecekti? Benim kardeşim ölecekti. Ne hissedeceğimi bilmeksizin doktorun yakasına yapıştım.

"Ne demek elinizden hiç birşey gelmiyor? Nasıl gelmiyor? Eğer kardeşime birşe olursa sizide gebertirim! O ölmeyecek! O ölemez!" dedim çığlık çığlığa. Doktorun yakasını tuttuğumu gören güvenlik görevlileri beni kolumdan tutarak geriye çekmeye çalıştılar. Ben ise çırpınmaya başladım.

"O ölmeyecek, o ölürse hepinizi gebertirim! Acımam, öldürürüm hepinizi." çırpınmaya devam ettim. "Bırakın beni! onu yaşatacaksınız! o ölem-"

"Abla..." diyen yumuşak sesle tüm zamanlarım, tüm sözlerim, tüm hislerim donmuştu. Eylül burdaydı. Beni mi görmüştü? Bakışlarım donuklaşırken ona döndürdüm. Gözleri doluydu. Ne hissediyordu anlayamıyordum. Ben hiç birseyi anlayamıyordum. Görevliler kolumu bırakınca dizlerim kendini taşıyamayarak yere düştü. "Eylül..." diye fısıldadım. Dilim neredeydi? Kelimeler neydi? Herşeyi unutmuştum.

"Abla, ben ölecek miyim?" diye sordu korku dolu bir sesle. Ayağa kalkıp yanına gittim ve yine diz çöküp onunla aynı boya geldim. Ona sarılıp saçlarını okşadım, öptüm. "Hayır.. hayır, hayır. Ölmeyeceksin. Ölemezsin. Buna izin vermem, hem sen çok güçlüsün. Ölmezsin dimi?" Diye sordum, içim o ölecek diye sayıklarken. Ölemezdi, ölmeyecekti. Son bir defa daha başını öptüm ve ayağa kalktım. "Sen odana geç, miniğim. Bende geliyorum hemen." Beni dinleyip baş sallayarak odasına doğru ilerlemeye başladı. Sinirle ayağa kalkıp ne yaptığımı bilmez bir şekilde belimdeki silahı çıkarıp karşımdaki doktoru namlunun ucuna aldım.

"O yaşayacak, o yaşamazsa sende yaşamazsın." Yaşayacaktı doktor. Bu sadece tehditti. Bunu yapmayacaktım biliyordum. Ama doktor yüzümde ne bulduysa korku tenini beyazlatmıştı. Hızla başını salladı. Kolumda hissettiğim el ile ne olduğunu anlayamadan kendimi yerde buldum. Elimdeki silah yere düşmüştü. Korumalar silahımı almadan hemen aldım. Belime geri taktım ve ayağa kalktım. Birazdan şimdi olanlar için kendimi bok gibi hissedeceğimi biliyordum. Bende böyle biriydim yani. Ölümcül bir ateş taşıyan gözlerle doktora baktım. "Elinden geleni yap, doktor! Bu ikinci kez olmayacak. O acı bana ulaşmayacak. Anladın mı?" Diye fısıldadım. Doktor hemen başını salladı ve başka bir yere ilerlemeye başladı. Bende son kez güvenlik görevlilerine bakış attım ve kardeşimin odasına ilerledim. Devlet adamı olmasaydılar beni yere düşürdükleri için hepsi ölürdü. Keşke öldürseydim. Şaka(:

Kardeşimin odasına girdiğimde onun donuk bakışlarla parmaklarını izlediğini fark ettim. Ne hissediyordu acaba? Gözlerime dolacak olan yaşlardan hemen kurtukup ağlamaklı halden çıkıp onun yanındaki sandalyeye oturdum. Ağlayamazdım, onun için yapamazdım. Kendim için hiç yapamazdım.

"Miniğim? Ne düşünüyorsun?" Diye sordum titretmemeye çalıştığım sesimle.

"Abla... ben aslında ölmekten korkmuyorum. Ama, neden ölüyorum ben?" Ne diyeceğimi bilemedim o an. Ne demeliydim? "Ben ölürsem sakin üzülme, seni bekleyeceğim cennette. Anneme sakin söyleme, o çok kötü zaten. Babamda bilmesin, o çok yorgun." Kardeşime sarıldım.

"Korkma benim güzel miniğim, bu ikinci kez olmayacak."

*biraz kısa bir bölüm oldu ancak hikaye akışı için daha fazla uzatmadım, üzgünüm😞

​

Bölüm sonu

3 yorum