Selamlar dostlarımm^^
Yeni bir bölüme karşınızdayım. Umarım bölümü seversiniz.
Oy vermeyi ve satır arası yorumlar yapmayı unutmayın.
Herkese iyi okumalar.
Elçin: Sana söyleyecek tek kelimem yok
Pars: Bu kadar iddialı konuşursak pişman olabiliriz değil mi Elçin?
Elçin: Pişman olacağımı sanmıyorum
Pars: Ders başlıyor Elçin. Sınıfa gelmezsen yok yazılırsın.
Elçin: Sana ne
Pars: Ben seni düşünüyorum, kendin bilirsin
Elçin’in Anlatımıyla;
Pars’la olan mesajlaşmamızı bitirir bitirmez sınıfa doğru yürüdüm. Yok yazılmak istemiyordum, zaten okul bu konuda hiç acımıyordu.
Kapıyı çalıp sınıfa girdiğimde hoca çoktan gelmiş ve masasına oturmuştu. İlk kez geç kaldığım için bir şey dememişti ama bunu tekrarlarsam hoş olmayan sözler duyacağımı biliyordum, daha önceki örneklerde olduğu gibi.
Cam kenarındaki sırama geçerken Pars’ın benim sıramın arkasındaki sıraya yerleştiğini fark ettim. Gerçekten kafayı yemiş gibi davranıyordu.
Basit bir deneme sonucundan nerelere kadar gelmiştik ve bu durum hiç hoşuma gitmiyordu. Sırama oturduğumda Pars’ın da öne doğru eğildiğini hissettim.
“Bence bana bir teşekkür borçlusun,” kulağıma doğru fısıldayarak kurduğu cümleyle kaşlarımı çattım ve konuşmadan önce arkama yaslanarak aramızdaki mesafeyi daha da daralttım.
“Nedenmiş o?” güldü.
“Senin biraz geç kalacağını söyleyerek Elif Hoca’nın seni yok yazmasına izin vermedim. Hadi ama bir teşekkürü de çok görmezsin değil mi?” bu kez gülen bendim.
“Çocukmuş gibi her hareketinden sonra aferin bekliyorsun. Alnına yıldızlı sticker yapıştırmamı da ister misin?” ikimiz de gülmemiştik.
“Bu süslü cümlelerin yerine teşekkürü tercih ederdim.”
“Rüyanda görürsün.”
“Çok kaba bir kızsın,” nefesini vererek arkasına yaslandı. Bu sanırım konuşmamızın bittiği anlamına geliyordu.
Yine ve yine son sözü söyleyerek konuyu o kapatıyordu. Bu tavrı son zamanlarda daha çok gözüme çarpar olmuştu.
Arkamı dönüp onunla konuşmak istemediğim için çantamdan telefonumu çıkarıp Pars’ın mesaj sayfasını açmak istediğimde aslında hiç kapatmadığımı fark ettim.
Elçin: Yine aynı şeyi yapıyorsun
Pars: Ne yapıyorum?
Elçin: Son sözü söyleyip çekiliyorsun. Belki ben de konuşacağım?
Pars: Söyleyecek bir şeyin varsa arkanı dönebilirsin.
Elçin: Bunu yapmam
Pars: Nedenmiş o?
“Elçin?” başımı kaldırdığımda Elif Hoca’nın yanımda durduğunu gördüm. Ne açıklama yapacağımı bilemez bir şekilde telefonu kaldırmaya çalıştım.
Ders esnasında telefonumuzu kullanmamız kesinlikle yasaktı. Bu sebepten ötürü tutanak tutulan onlarca öğrenci vardı ve bu listeye benim de adım eklenmek üzereydi.
“Ne yapıyorsun Elçin?” yalan söylemeyecektim. Elif Hoca çoktan elimdeki telefonu görmüştü fakat görmemiş olsaydı bile telefona baktığımı inkar etmezdim.
“Özür dilerim,” tüm sınıf buraya dönmüş ve beni izliyordu. Kendimi fena bir şekilde batırmıştım. Elif Hoca okulun en disiplinli hocalarından biriydi ve disiplin kurulundaydı.
Sınıftaki fısıldaşmalar sinirimi bozuyordu. Pars’tan ses yoktu, arkamda olduğu için tavrını ve yüzünü görmem mümkün değildi.
“Elçin müdürün odasına gitsen iyi olur. Telefonunu alabilir miyim?” telefonumu verip sınıftan hızlıca çıktım. Kapıyı kapatır kapatmaz gözlerim doldu, sinirden…
Kendime küfürler ederken arada Pars’ı da dahil ediyordum. Suçlu değildi belki ama suç ortağımdı. Benim mesajıma bakması onu benim suçuma ortak ederdi.
Müdürün odasına geldiğimde Elif Hoca çoktan haber vermiş ve telefon konusunu açmıştı. Müdür bana hayal kırıklığı ve ayıplama ifadesiyle dolu gözlerle bakıyordu.
“Elçin sence bu sana yakıştı mı?” başımı öne eğdim. Suçluydum, savunmasız bir suçluydum. Sessizliğimle de bunu belli ediyordum.
“Okulda yeni olduğun için ve denemedeki başarından ötürü tutanak yazarak sicilini kirletmeyeceğim ama telefonuna el koyacağım. Birkaç gün burada kalacak. Dersine dönebilirsin,” başımı sallayarak cezamı kabul etmiş ve boyun eğmiştim. Aksi mümkün değildi.
Müdür derse dönebileceğimi söylese bile oraya dönmek istemiyordum. Ne bakışlarla yüzleşecek takatim ne de fısıltıları dinleyecek sabrım vardı.
Lavaboya gidip kendimi saatlerce kabinlerden birine kilitleyerek küfür etmek istiyordum. Sinirliydim ama sinirim kime ve neyeydi?
Lavabonun önüne geldiğimde Yağız’ı da koridorda buldum. Bana doğru geldi ve dizlerinin üzerine doğru eğildi. Yorulmuş gibi bir hali vardı.
“Ne yapıyorsun burada?” kaşlarımı çatıp ona doğru konuştum.
“Sana bakmak istedim,” Yağız’la konuşurken Pars’ın onun hakkında söyledikleri aklımdan çıkmıyordu. Pars’ın cümlelerinin neden bu kadar etkisi altında kaldığımı da bilmiyordum. Yağız’ı istem dışı bir şekilde tersledim. Pars beni kusursuz bir şekilde manipüle etmişti.
“Gerek yoktu,” yüzüm asık, sesim buz gibiydi.
“Niye böyle davranıyorsun? Seninle konuşmaya çalışıyorum diğerlerinin aksine iyi bir niyetle yapıyorum üstelik bunu,” haksızlık edip etmediğimden emin değildim ama bu okulun her öğrencisi hatta tuvaletteki bakterilerinin bile beni tedirgin ettiği yadsınamaz bir gerçekti.
Teneffüs zili çalmıştı ve öğrenciler bir bir sınıflardan dışarı dağılıyordu. Yağız’la daha fazla muhatap olmamak için burayı terk ederek kendimi tuvalete kilitleme fikrini ertelemiş oldum.
“Benim gitmem gerekiyor,” Yağız’a konuşma hakkı vermeden yanından ayrılıp kütüphaneye gittim.
Kütüphane boştu. Bunun için sayfalarca şükür yazısı yazabilirdim. Kitaplıkların önünde dolaşıp biraz sonra bir sandalyeyi iki kitaplığın arasında kalan bir yere çekip oturdum.
Derslere girmeyecektim. Son dersler yaklaştığı için kütüphaneye kimsenin geleceğini düşünmüyordum. Kütüphanenin girişi cam olduğu için en uygun yer bu aralıktı.
Kimseyi görmek istemiyordum. En azından bir süre yalnız kalıp sakinleşmeye ihtiyacım vardı. Öğretmenlerin hepsi beni yok yazabilirdi, hiçbiri zerre umrumda değildi.
Tekrar zil çaldı ve öğrencilerin koridorda sesleri duyulmaya başladı. Sınıflara girildiğinde sesler azaldı. Tek başıma burada sonsuza kadar oturabilirdim.
Yalnızlığımın tahminen on beşinci dakikasında kütüphanenin kapısı açıldı. Adım seslerinden bu kişinin bakıp geçmediğini içeri girdiğini anladım.
Beni görmemesi için dua ediyor ve nefesimi tutuyordum. Sandalyede hafif kaymış ve bacaklarımı çapraz bir şekilde uzatıp kollarımı bağlayarak oturmuş bir şekilde içerideki kişinin gitmesini bekliyordum.
Birisi bana yaklaşarak solumda kalan kitaplığa iki kere tıklattıktan sonra “Şşşt,” dedi.
Beklemediğim bir anda gelen bu sesle sesli bir şekilde küfür ederek oturuşumu düzelttim. Tüm bunlar iki saniye içinde gerçekleştiği için en saf ve savunmasız beyin hücrelerim tepki vermişti.
“Sen yanına gelenleri küfür ederek mi karşılarsın?”
Tekrar selam dostlarım
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz neler?
Yağız hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yağız'ın Elçin'e olan yaklaşımı sizce masum mu?
Ve son olarak szice kütüphaneye gelen kim?
Yeni bölümde görüşmek üzere. Umarım bu bölümü sevmişsinizdir.
Bölümü oylamayı ve beni takip etmeyi unutmayın^^
Kendinize cici bakın, hoşça kalın.
