Günaydın dostlarr^^
Günün ikinci bölümüyle geldim. Umarım bölümü svsersiniz.
Herkese iyi okumalar
Elçin: Günaydın
Feyza: Günaydın, nasılsın?
Elçin: İyiyim. Sen?
Feyza: Ben de iyiyim.
Elçin: Neredesin?
Feyza: Kütüphanedeyim.
Elçin: Ben şimdi kantine geçiyorum. Gelirsen konuşuruz.
Feyza: Hemen geliyorum.
Elçin’in Anlatımıyla;
Yaklaşık 5 dakikadır Feyza’yı bekliyordum. Benimle konuşmak istediği konuyu merak etmediğimi söylesem yalan olurdu.
Aynı zamanda duyacağım şeyleri düşünmek bile beni geriyordu. Okula adım attığım günden itibaren herkesin rahatsızlık duyduğu birine dönüşmüştüm.
Garip bir şekilde Pars’la kıyaslanıp bin bir farklı eleştiriye ve dedikoduya maruz kalıyordum. Başarım, emeğim sorgulanıyor ve haksız bulunuyordu. Kaldı ki bu benim asla tahammül edemeyeceğim tek şeydi.
Hayatımın en güzel yıllarını sadece derslere adamıştım. Tek gayem başarılı olup kendimi kurtarmaktı, her anlamda.
12. sınıf olduğum halde yersiz ve zamansız okulumu değiştirmek zorunda kalmıştım. Her şeyin düzeleceği umuduyla geldiğim bu okulda sadece kitaplarda ve dizilerde olduğuna inandığım zorbalıkla tanışmıştım.
Okulda bana ithafen söylenen tek şey Duru’dan duyduğum “Günaydın.” cümlesiydi. Duru herkese olduğu gibi bana da sıcak yaklaşıyordu. Belki de önceki okulumda olsam samimiyetsizlikten başka bir isim koymayacağım bu tavır şu an, tam burada çok samimi ve sıcak geliyordu.
Feyza’nın bana yaklaşımı ise asla samimi gelmeyen tek şeydi. Pars bile beni bu kadar huzursuz etmemişti. Aslında Feyza’nın Pars’ın yancısı olduğunu düşünürsek dolaylı olarak olsa bile beni huzursuz eden de Pars’tı.
“Selam,” duyduğum sesle kafamı sağ tarafa çevirdiğimde Feyza’yla göz göze geldik. Garip olan şey ise Feyza’nın sesini ilk defa duyuyormuş gibi tanıyamayışımdı.
Elinde iki bardak kahveyle yanıma gelmiş ve bardakları masanın üzerine bırakmıştı. Sandalyeyi çekip karşıma oturdu ve ellerini birleştirdi.
“Muhtelemen merak ediyorsun seninle ne konuşmak istediğimi.” başımı sallayarak onu onayladım. Biraz soğuk bir tavır olarak görünüyor olabilirdi ama kendimi güvende hissetmek istiyorsam gardımı indirmemem lazımdı.
“Konuşmayı düşünüyor musun?” ifademi değiştirmeden onu izlemeye devam ettim. Konuşmamakta kararlı olduğumu anlayınca kendisi devam etti.
“Pekala. Şu an bu tavrım ve seninle konuşma isteğim seni rahatsız etmiş olabilir.”
“Evet, etti.” onu bölerek araya girip söylediğim cümle afallamasına neden olmuştu.
“Bu kadar açık sözlü olmanı beklemezdim.” dedi samimi olmayan küçük bir kahkaha eşliğinde. Ya gerçekten samimiyetsiz bir gülüştü ya da ben fazla kurulmuştum, her şeyi anlamak istediğim gibi anlıyordum.
“Her neyse. Madem öyle, içini rahatlatacaksa gerçekten samimi olduğumu söylemek isterim.” üslubu adeta bir makale yazısı gibi sıkıcı ve ciddiydi. Kendimi eski filmlerdeki karanlık işlerle uğraşan iki adamdan biriymiş gibi hissettiriyordu bu konuşma şekli.
“Pars’ın tarafında olduğumu düşündüğünü söyledin ama öyle değil Elçin. Ortada herhangi bir taraflaşma da yok. Sen Pars’la rekabet ediyorsun diye tüm okul senden nefret etmiyor. Sana kötü davranan insanlar Pars’ın yakın çevresi farkındaysan ve onların seni savunmasını bekleyemezsin. Sen de olsan sen de arkadaşının itibarını toparlamaya çalışırdın.” dedikleri haklı olma ihtimali benim hissettiklerime, bana hissettirilenlere bakınca sıfırlanıyordu.
“Feyza, Adnan Hoca seni çağırıyor. Acilmiş,” daha önce görmediğim birisi yanımıza gelip konuşmamızı bölünce Feyza kalkmak zorunda kaldı. Feyza’nın gidişinin ardından ben oturmaya devam ettim.
Feyza kantinden ayrılır ayrılmaz sağımdaki sandalye çekildi ve biri oraya oturdu. Başımı çevirmemle Pars’la göz göze geldim. Derin bir nefes alıp konuştum.
“Güzel taktik,” Feyza’yı çağıran biri yoktu.
“Gitmesi gerekiyordu ve öyle oldu,” elimdeki kahve bardağını alıp kenara koydu. Sanırım ona değil de kahve bardağına bakıyor olmam hoşuna gitmemişti.
“Feyza… Sağlam kale. Doğru kişiyi yanına çekmeye çalışıyorsun ama yanlış yol,” parmaklarımla oynarken güldüm.
“Kimseyi yanıma çekmeye çalışmıyorum. Kahve içtik o kadar. Ayrıca bunu neden sana inat olsun diye yapayım Pars?” ona dönüp biraz ukala ve küçümseyici bir tavırla karşılık verdim.
“Elçin bana meydan okumanı anlarım, rekabet etmek istemeni anlarım ama bırak sadece o çizgide kalsın. Çirkinleştirme aramızdaki rekabeti.”
“Biz aynı konudan mı bahsediyoruz? Aramızdaki şey rekabet değil ve çoktan çirkinleşebileceği kadar çirkinleşti zaten.” beni şoke ediyordu her cümlesiyle.
“Feyza’ya çok güvenme Elçin. Kafası bu aralar fazla karışık ve karışmaya devam edecek. Ve emin ol son hamlesi senin hiç hoşuna gitmeyecek.” nefes vererek güldüm.
“Ne demek bu?”
“Akıllı kızsın biraz gözlem yaparsan her şeyi görebilirsin. Gözlerin benimkilerin aksine gayet sağlam diye hatırlıyorum,” ona sürekli gözlük önermemden bahsediyordu.
Pars masadan kalktı ve arkasını dönüp gitti.
Elçin: Saçmalıklarını kendine sakla Pars
Elçin: Ayrıca son sözü söyleme sevdandan da vazgeç. Sıkıldım senin ego tatmini çabandan.
Pars: Duydukları birinin hoşuna gitmemiş anlaşılan
Pars: Söylemek istediğin daha ağır şeyler varsa söyleyebilirsin. Söz veriyorum karşılık vermeyeceğim.
Tekrar selam dostlarım^^
Bölümü nasıl buldunuz?
Sizce Feyza'nın Elçin'e yaklaşımı nasıl?
Feyza'yı iyi niyetli buluyor musunuz?
Pars Feyza hakkında söylediklerinde haklı olabilir mi?
Umarım bölümü sevmişsinizdir çiçeklerim.
Oy vermeyi unutmayınn
Yeni bölümde görüşmek üzere...
Kendinize çok iyi bakın hoşça kalınn :)

